yardımlaşma ve dayanışma nedir neden önemlidir

'Okulistik' forumunda Misafir tarafından 19 Aralık 2010 tarihinde açılan konu


  1. yardımlaşma ve dayanışmanın önemi nedir?

    Kur'an–ı Kerim'de muhtaçlara (fakir, yetim, miskin ve esirlere) yemek yedirmeyle ilgili birçok âyet–i kerîme bulunmaktadır. Bu âyetlerden bazıları yemek yedirmemenin ve buna teşvik etmemenin kâfir alameti olduğunu, bazıları da yemek yedirmemenin cehenneme girmeye sebep olacak kadar büyük günahlardan olduğunu belirtir. Mü'minlerin ise sadece Allah'ın rızasını kazanmak için muhtaçlara yemek yedirdiğini bildirir. Ayrıca âyetlerde, işlenen bazı suçlar için keffâret olarak fakirleri doyurma cezasının olduğunun bildirilmesi de, fakirlere yemek yedirmenin önemini gösterir.

    İnsanın hep kendisini düşünmesi, mala düşkün olması çok çirkin bir şeydir. Elinde imkan varken fakiri düşünmeyen, yetime ikrâm etmeyen insanın, Allah'tan ikrâm beklemeye hakkı yoktur. Allah verdiği nimetlerle kulunu imtihân eder. Onun, Allah'ın verdiği nimetlerden başkasına da yardım edip etmediğine bakar. İşte insan bunu düşünmelidir ki, yoksul iken kendisi nasıl sızlanır, Allah kendisine az nimet verince nasıl gücenir, üzülürse; zenginlik zamanında ihtiyaç sahiplerine yardım etmeyince o âcizler, yetimler, yoksullar da kendisine gücenirler. Malının içinde onların gözleri kalır. O halde insan, Allah'ın âciz, yoksul kullarına ikrâm etmeli, onları kollamalıdır ki Allah da kendisine ikrâm edip onu kollasın. Çünkü Allah, kullarının hareketlerini görüp gözetlemektedir. Servet, nimet ve mevki bulunca başkalarını hiç düşünmeyen insanlar, bir gün kendileri de aynı şekilde muhtaç duruma düşebileceklerini akıllarından çıkarmamalıdırlar.

    Kur'an sosyal yardımlaşmaya teşvik eder

    İslâm hukukunda mükelleflerin yapması gerektiği halde yapmamaları veya yapmaması gerektiği halde yaptığı bazı suçlarından dolayı belli cezaları vardır. Bu cezalardan birisi de fakirlere yemek yedirmedir. Çok değişik cezalar verilebilecekken, fakirlere yemek yedirme cezasının verilmesi yemek yedirmenin ve fakiri gözetmenin önemini gösterir.

    "... Oruç tutamayanlara fidye gerekir. Fidye bir fakiri doyuracak miktardır. Her kim de, kendi hayrına olarak fidye miktarını artırırsa bu, kendisi hakkında elbette daha hayırlıdır..." (Bakara, 2/184).

    "... Allah sizi kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutmaz, ama bilerek yaptığınız yeminlerden ötürü sorumlu tutar. Böyle bir yemini bozarsanız onun keffâreti, çoluk çocuğunuza yedirdiğiniz orta halli yemek çeşidinden on fakir doyurmak, yahut on fakiri giydirmek veya bir köleyi hürriyetine kavuşturmaktır..." (Mâide, 5/89).

    "Ey iman edenler! Siz ihramlı iken av öldürmeyin. İçinizden kim onu bilerek öldürürse kendisine bir ceza vardır. O ceza da, öldürdüğüne benzer bir davar olup, öldürülenin emsali olduğuna içinizden iki âdil kişinin karar vermesi gerekir. Ceza, Kâbe'ye ulaşıp orada kesilecek bir kurbanlıktır. Yahut fakirleri doyurmak,..." (Mâide, 5/95).

    "Eşlerine zıhar yaparak onlardan ayrılmaya kalkıp da sonra söylediklerinden dönenlerin, eşleriyle temastan önce bir köleyi hürriyetine kavuşturmaları gerekir. İşte size emredilen budur. Allah yaptığınız her şeyden haberdardır. Buna imkân bulamayan kimse, temaslarından önce, iki ay ara vermeksizin oruç tutmalıdır. Buna da gücü yetmeyen altmış fakiri doyurmalıdır." (Mücâdile, 58/34).

    Talebeye burs vermek neden önemli?

    İşlenen suçun cezası olarak belli sayıdaki fakiri doyurmada, İslam hukukçularına göre bizzat yemek yedirilebileceği gibi, yemeğin parası da verilebilir. (Vehbe Zuhaylî, el–Fıkhu'l–İslamî ve Edilletüh, Dımeşk 1989, VII, 616). Dolayısıyla bugün böyle bir suçu işleyen Müslümanlar, talebelere bunun parasını burs olarak takdim edebilirler. Sadece böyle bir suçun cezası (keffâreti) olan bir para (burs) değil, Kur'an'ın (yukarıda zikrettiğimiz) yemek yedirmeyi emreden âyetlerinden hareketle bu emri yerine getirmek için de talebeye burs verilebilir. Hatta zekatlar da verebilirler. Zira yine İslam hukukçularına göre talebe zengin bile olsa ona zekat verilir. (V. Zuhaylî, age, II, 876)

    Vatanını milletini seven herkesin ilim tahsilinde bulunan neslimize zekatlarıyla, sadakalarıyla, burslarıyla himmet etmesi gerekmektedir. Her ne kadar talebenin, ihtiyacı olduğu halde izzetinefsi başkalarından istemesine engel olsa bile, varlıklı Müslümanların, ihtiyacı olanları tespit edip burs vermesi gerekir. Dinimizin ilme ve ilim tahsiline verdiği önemi bilen kişiler olarak, ilim tâlibi neslimize sahip çıkmakla, ilme verdiğimiz önemi göstermeliyiz.

    Burada şöyle bir soru akla gelebilir: Gerek zekât, gerekse diğer yardımlar bir fonda toplanıp talebelere verilebilir mi?

    Zekatın bir fonda toplanması, akla bir organizeyi getiriyor. Aslında devr–i saadet ve onu takip eden dönemlerde zekatın devlet tarafından yapılan bir organize eşliğinde toplandığı hemen herkesin bildiği bir gerçektir. Zaten zekatın verileceği yerlerin anlatıldığı âyette, Kur'an'ın zekat toplayan görevliler anlamına gelen "âmilin" demesi de bunu gösteriyor.

    Günümüzde devlet çapında böyle bir organizeden bahsetmek mümkün değildir. Fakat orta ve yüksek okul seviyesinde talebeleri okutma, barındırma, burs verme gibi düşüncelerle dernek ve vakıf bünyesinde hizmet eden insanlar böyle bir fon oluşturabilir. Ve bu fonda toplanan zekat paraları, talebelere verilebilir. Hatta bunun, zekatın farz kılınmasındaki sebep ve zekat emrinin altında yatan hikmetlere daha uygun olduğu rahatlıkla söylenebilir.

    Ayetler bize ne anlatıyor?

    Kur'an'da fakir, yetim, miskin ve esirlere yemek yedirme ile ilgili bazı âyetlerin mealleri şöyledir:


    "... Kendileri de ihtiyaç duydukları halde yiyeceklerini, sırf Allah'ın rızasına ermek için fakire, yetime ve esire ikram ederler. Ve derler ki: "Biz size sırf Allah rızası için ikram ediyoruz, yoksa sizden karşılık istemediğimiz gibi bir teşekkür bile beklemiyoruz." (İnsan, 76/89).

    Ayette anlatılanlar; Rahmetle taşan ince ve yüksek kalpli kimselerdir. Allah'a yönelmiş onun rızasını aramaktadırlar. Halktan bir teşekkür ve bir karşılık da beklememektedirler. Muhtaç ve yoksullara karşı bir üstünlük de taslamazlar.

    * * *

    "Onlar mutlaka cennetlerde mücrimlerin hallerini hatırlarını soracaklar: Neydi bu cehenneme sizi sürükleyen? Onlar şöyle cevap verecekler: Biz namaz kılanlardan değildik. Fakirleri doyurmaz, onların ihtiyaçlarıyla ilgilenmezdik..." (Müddessir, 74/4044).

    Bu âyetlerde de yoksulu doyurmama, namazı terkten sonra, cehenneme girmeye sebep olan büyük suçlardan birisi olarak zikrediliyor.

    * * *

    "Baksana şu dini, mahşer ve hesabı yalan sayana! O, yetimi şiddetle itip kakar. Muhtacı doyurmayı hiç teşvik etmez..."(Mâûn, 107/13).

    Âyette, kâfirin dini yalanlamadan sonra en büyük suçu olarak yoksulu doyurmaya teşvik etmemesi gösteriliyor. Demek ki, âhiret hesap ve cezasına inanan kimse, yetime acır, yoksula yardım eder ve muhtaçlara sahip çıkma hususunda teşvikçi olur.


    "... Sarp yokuş, bilir misin nedir? Sarp yokuş; bir köleyi, bir esiri hürriyetine kavuşturmaktır. Kıtlık zamanında yemek yedirmektir. Yakınlığı olan bir yetimi, ya da yeri yatak, (göğü yorgan yapan, barınacak hiçbir yeri olmayan) fakiri doyurmaktır." (Beled, 90/1216).

    "Hayır! Siz Allah'tan hep ikramı devam ettirmesini istersiniz ama, yetime değer vermezsiniz! Muhtaçları doyurmaya teşvik etmezsiniz. Mirasları helâl haram demeden ne gelse yersiniz." (Fecr, 89/1718).

    Bu âyetlerde anlatılanlar ise; Allah'ın kendilerine imtihan için verdiği nimetlere karşılık, üzerlerine düşen vazifeyi yapmıyorlar.. Yetime iyilik yapıp ihsanda bulunmak suretiyle ikram etmiyorlar.. Böyle kimseler, nasıl olur da Rabbilerinin katından ikrama layık olabilirler? Ve bu kimseler, düşkünü yedirmeye, yani yoksul fakirlerin karnını doyurmaya, bakımlarını sağlayacak yollara birbirlerini teşvik etmiyor, özendirmiyorlar. Bu hususta birbirleriyle yarışmaları gerekirken, aksine ondan kaçınıyor ve bunu yapanların ümidini kırıyorlar.

    * * *

    "...Sonra da cehenneme fırlatın! Sonra da onu, yetmiş arşın uzunluğundaki zincire vurun!" Çünkü o, büyükler büyüğü Allah'a inanmazdı. Çünkü o, fakiri doyurmayı teşvik etmezdi." (Hâkka, 69/3134).

    Bu âyetle, yoksulun gözetilmemesi ve onun haline hiç aldırış edilmemesi, Allah'a iman etmemenin hemen akabinde büyük günah olarak zikredilmektedir. Bu da İslâm'da yemek yedirmenin ne kadar önemli olduğunu ve yedirmemenin cezasının da ne kadar ağır olduğunu göstermektedir.