Yaratılış Efsaneleri

'Genel Türk Tarihi' forumunda Ezlem tarafından 6 Mayıs 2011 tarihinde açılan konu


  1. Yaratılış hikayesi
    Yaratılış destanı
    Yaratılış destanı ile ilgili
    türeyiş destanı

    Yaratılış Efsaneleri


    Orta Asya'da yaşayan Türk toplulukları arasında dünya ve insanın yaratılışı hakkında birçok efsane saptanmıştır Bu efsaneler yakın çağlarda derlendikleri için İslamlık, Hıristiyanlık, Budizm, Maniheizm gibi dinlerden etkiler taşımaktadırlar Ancak bunlar genel yapısıyla erken dönem Türk mitolojisinin izlerinin görüldüğü önemli ürünlerdir
    Aşağıda, Altay Türkleri'ne ait iki yaratılış efsanesi verilmiştir Bu iki efsane temel olarak birbirlerine benzerler; ama ayrıldıkları noktalar da vardır; aralarındaki farkları, okuyunca anlayacaksınız İlk efsane W Radloff tarafından saptanmıştır; ikinci efsane ise V Verbitskiy tarafından saptanmış olup ilk efsaneden daha değişik bir söyleyişe sahiptir İki efsanede de tek bir yaratıcı Tanrı vardır Birinci efsanede Tanrı; Kayra Kan, Kuday ve Kurbustan adlarını taşırken, ikinci efsanede Ülgen, Bay-Ülgen adlarına sahiptir İki efsane de dış etki (Çin ve İran) taşırlar

    Bu yaratılış efsanelerinde İran mitolojisinin ile Mani dininin etkisinin olduğu görülmektedir İkili düşünce ilkesi (dualizm) İran mitolojisinin en önemli özelliğidir İran mitolojisinde Hürmüz, iyilik ilahıdır ve gökte oturur; Ehrimen ise yeraltında karanlıkların ilahıdır Aynı durum Altay Türkleri'nin yaratılış destanlarında da vardır Altay yaratılış destanlarında da Tanrı Kuday gökte oturur, Şeytan Erlik ise yer altında Ama Erlik, Tanrı değildir; yalnızca güçlü bir körmös'tür (şeytan) Türk Tanrı düşüncesi, İran mitolojisindeki ikili ilah sistemini tek ilahlı sisteme çevirmiştir

    İran mitolojisinde Hürmüz, birçok yaratık yaratır ve Ehrimen de bunların bir bölümünü kendisine vermesini ister; ama olumsuz yanıt alır Aynı durum Altay yaratılış efsanesinde de söz konusudur Tanrı Kuday (Ülgen) da birçok yaratık yaratır ve Erlik bunların bir kısmını kendine ister ama Tanrı bunu reddeder

    Altay yaratılış destanlarında, herşeye gücü yeten ve günümüzdeki Tanrı inancının aynısı olan bir inanış yoktur Altay yaratılış destanlarında Tanrı'ya yaratma eyleminde kimi varlıklar yardım eder (mesela Ak Ene ve Kişi yani Erlik) Bu yüzden bu efsanelerde her şeye kaadir bir Tanrı imajı yerine, yaratma eyleminde çeşitli varlık ve nesnelere başvuran bir ilah portresi çizilmiştir

    Verbitskiy'in saptamış olduğu yaratılış efsanesinde (aşağıdaki ikinci efsane) balığın dünya ile ilgili simgeselliğine yer verilmiştir Bu efsaneye göre dünyanın altındaki üç balığın, dünyanın dengesini sağlamada rolü vardır Burada balığa kutsallık verilmiş ve dünyanın dengede durmasının simgesi olmuştur Bu özellik eski Hint mitolojisinde de vardır Balığın burada kullanılması aynı zamanda onun insanın yaratılışının, yaşamın yeniden doğuşunun, bolluk ve bereketin simgesi olmasından ileri gelmiştir Kimi araştırmacılar göre Kırım Türkleri de benzer biçimde, dünya okyanusunda büyük bir balık bulunduğunu ve balığın üzerinde boynuzlarıyla dünyayı taşıyan bir boğa olduğunu ileri sürerlerdi

    Altay yaratılış efsanelerinin bazı kahramanları yabancı adlar taşırlar; mesela Mangdaşire, Şal-Yime, May-Tere vb Bu efsanelerin bazı motifleri de Eski Türk kültüründe bulunmamaktadır Mesela Tanrı'nın gökte oturması, yaratma eyleminde nesne ve kişilere başvurması, Ak-Ana, Tanrı'nın insanlarla doğrudan konuşması gibi Altay yaratılış efsanelerinde, Türk destanlarındaki güçlü yapı ve görkem de yoktur Ergenekon Destanı ile karşılaştırılmaları bile bunu kolayca gözler önüne serer

    Aşağıda iki yaratılış efsanesi de yer almaktadır


    Yeriding Pütkeni (Yerin Yaratılışı)

    Herşeyden önce su vardı Yer, ay, gök, güneş yoktu Tanrı (Kuday) ile Kişi vardı İkisi de birer kara kaz gibi su üzerinde uçuyorlardı

    Tanrı bir şey düşünmüyordu Kişi, yel çıkarıp suyu dalgalandırdı; Tanrı'nın yüzüne su sıçrattı Bunu yapınca da kendisinin Tanrı'dan güçlü olduğunu sandı; daha yüksekte uçmak istedi Ama uçamadı; suya düşüp dibe battı Boğulmak üzereydi "Bana yardım et!" diye bağırıp Tanrı'dan yardım istedi

    Tanrı "Yukarı çık!" dedi, o da sudan çıkıverdi Sonra Tanrı, "Sağlam bir taş olsun!" dedi Suyun dibinden bir taş yükseldi Tanrı ile Kişi, taşın üzerine oturdular Tanrı, Kişi'ye "Suya dal, suyun dibinden toprak çıkar!" diye buyruk verdi Kişi, Tanrı'nın buyruğunu yerine getirdi Suyun dibinden çıkardığı toprağı Tanrı'ya götürdü

    Tanrı, Kişi'nin getirdiği toprağı suyun üzerine serperken "Yer olsun !" diye buyurdu Buyruk yerine geldi, yeryüzü yaratıldı Tanrı, yine Kişi'ye "Suya dal, suyun dibindeki topraktan çıkar !" diye buyruk verdi Kişi, suya daldığında, bu kez kendim için de toprak alayım diye düşündü İki avucuna da toprak doldurdu; bir avucundakini Tanrı'dan gizlemek için ağzına attı Dileği, Tanrı'dan gizli kendine göre bir yer yaratmaktı Avucundaki toprağı getirip Tanrı'ya uzattı Tanrı, toprağı suyun üzerine serpip genişlemesini buyurdu O'nun suya serptiği toprak gibi, Kişi'nin ağzındaki toprak da büyüyüp genişlemeğe başladı Kişi korktu; soluğu kesildi, öleyazdı Kaçmağa başladı Ancak, nereye kaçsa yanı başında Tanrı'yı buluyordu O'ndan kaçamıyordu Çaresiz kaldı, Tanrı'ya yalvarmağa başladı: "Tanrı! Gerçek Tanrı! Bana yardım et"


    Tanrı, Kişi'ye "Ağzındaki toprağı ne için sakladın" dedi Kişi, "Kendime yer yaratmak için saklamıştım" diye yanıt verdi Tanrı da, "Öyleyse at ağzından ve kurtul" dedi Kişi'nin ağzındaki toprak yere dökülürken küçük tepeler oluştu Tanrı, "Artık sen günahlı oldun" dedi, "Bana karşı geldin Kötülük düşündün Bundan sonra sana uyanlar, senin gibi kötülük düşünenler senin gibi kötü kişi olacak; bana uyanlar ise iyi ve pak kişiler olacak, güneş ve aydınlık yüzü görecek Ben, gerçek Kurbustan adını almışımdır; bundan sonra senin adın da Erlik olsun Günahlarını benden saklayanlar senin adamın olsun, günahlarını senden saklayanlar benim adamım olsun"

    Yeryüzünde, dalsız budaksız bir ağaç yeşerdi Tanrı, bu dalsız budaksız ağaçtan hoşlanmadı "Dalları, yaprakları olmayan ağaca bakmak güzel değil Bu ağacın dokuz dalı olsun!" dedi Dalsız budaksız ağaç birden dokuz dallı oldu Tanrı, "Dokuz dalın herbirinin kökünden, birerden dokuz kişi türesin; bunlar dokuz ulus olsun!" dedi

    Erlik, bunlar olurken büyük bir gürültü duydu Nedir acaba diye düşündü Tanrı'ya gürültünün nedenini sordu Tanrı, "Ben bir kaganım, sen de kendince bir kagansın İşittiğin gürültüyü yapanlar benim ulusumdur!" dedi Erlik, Tanrı'dan bu ulusu kendisine vermesini istedi Tanrı, "Olmaz!" diye karşıladı; "Sen git kendi işine bak!"

    Erlik'in canı sıkıldı Hele bir gidip şu insanları göreyim diyerek kalabalığın yanına vardı Orada insanlardan başka yaban hayvanları, kuşlar ve daha nice yaratıklar vardı Erlik, Tanrı bunları nasıl yarattı acaba, bunlar ne yer, ne içerler diye düşündü O düşüne dursun, insanlar ağacın yemişlerinden yemeğe başlamışlardı Erlik baktı ki, insanlar ağacın yalnızca bir yanındaki yemişleri yiyorlar, öte yandakilere ellerini sürmüyorlar İnsanlara bunun nedenini sordu İnsanlar, şu yanıtı verdiler: "Tanrı bize şu yandaki dört dalın yemişini yemeği yasakladı Biz yalnızca Tanrı'nın izin verdiği, ağacın gündoğusundaki yemişlerden yiyoruz Şu gördüğün yılan ile köpek, yasak yandaki yemişleri yemememiz için bekçilik ediyor Bundan sonra Tanrı göğe çıktı Beş dalın yemişi de bizim aşımız oldu"


    Bu yanıt, Erlik'i sevindirdi Erlik Körmös, insanlardan Törüngey denilen erkeğe yaklaştı Ona "Tanrı size yalan söylemiş Asıl, yasakladığı yemişlerden yemeniz gerekir Onlar daha tatlıdır Bir deneyin; göreceksiniz" dedi Erlik, uyumakta olan yılanın ağzına girdi; ağaca çıkmasını söyledi Yılan, ağaca çıkıp yasak yemişlerden yedi Doğanay'ın karısı Eje, yanlarına geldi Erlik, Törüngey ile Eje'ye de yasak yemişlerden yemelerini söyledi Törüngey, Tanrı'nın sözünü tutarak yasak yemişlerden yemedi Karısı Eje dayanamadı, yedi Yemiş çok tatlı idi Alıp kocasının ağzına sürdü Törüngey ile Eje'nin tüyleri birden döküldü Utandılar Kaçıp, herbiri bir ağacın ardına saklandılar

    Derken Tanrı geldi Bütün ulus, kaçışıp bir köşeye gizlendi Tanrı, "Törüngey! Törüngey! Eje! Eje! Neredesiniz" diye haykırdı Törüngey ile Eje "Ağaçların arkasındayız" dediler, "Karşına çıkamıyoruz, utanıyoruz" Sonra, olanları bir bir anlattılar Tanrı, bildiği şeyleri duymanın öfkesi içinde herbirine ayrı cezalar verdi "Şimdi sen de Körmös'ten (Şeytan'dan) bir parça oldun" diyerek yılana verdi ilk cezayı "İnsanlar sana düşman olsun; seni görünce vurup, ezip öldürsünler!" dedi Eje'ye döndü, "Sen, Körmös'ün sözüne uydun Yasak yemişi yedin Cezanı çekeceksin Çocuk doğuracaksın Doğururken de acı çekeceksin Sonunda öleceksin, ölümü tadacaksın" Törüngey'e de şöyle diyerek cezasını verdi: "Körmös'ün aşını yedin Benim sözümü dinlemedin, Körmös Erlik'in sözüne uydun Onun adamları onun dünyasında yaşar, karanlıklar dünyasında bulunur Benim ışığımdan yoksun kalır Körmös bana düşman oldu; sen de ona düşman olacaksın Benim sözümü dinleseydin, benim gibi olacaktın Dinlemediğin için dokuz oğlun, dokuz da kızın olacak Bundan sonra ben, insan yaratmayacağım Artık, insanlar senden türeyecek"


    Tanrı, Erlik'e de kızdı "Benim adamlarımı niçin aldattın ?" diye sordu öfkeyle Erlik "Ben istedim, sen vermedin" dedi, "Ben de senden çaldım Artık, hep çalacağım Atla kaçarlar ise düşürüp çalacağım İçip içip esrirler (sarhoş olurlar) ise birbirlerine düşürüp döğüştüreceğim Suya girseler, ağaçlara çıksalar bile yine çalacağım" Tanrı da, "Öyleyse; dokuz kat yerin altında ayı, güneşi olmayan karanlık bir dünya vardır Seni oraya atıyorum" diyerek Erlik'i cezalandırdı Her şey bitince, bütün insanlara birden şöyle dedi: "Bundan sonra kendi yemeğinizi kendiniz kazanacak, gücünüzle elde edeceksiniz; benim yemeğimden yemek yok Artık, yüz yüze gelip sizinle konuşmayacağım Bundan sonra size May-Tere'yi göndereceğim"

    May-Tere, insanlara birçok şey öğretti Arabayı da May-Tere yaptı Ot köklerini, yenilebilecek otları insanlara öğretti Erlik, May-Tere'ye yalvardı: "Ey Gök Oğul, bana yardım et Tanrı'dan izin dile Yanına çıkmak istediğimi söyle Yardım et bana" May-Tere, Erlik'in dileğini Tanrı'ya iletti Tanrı aldırış etmedi May-Tere, altmış yıl yalvardı Sonunda Tanrı, Erlik'e haber gönderdi: "Düşmanlıktan vazgeçersen, insanlara kötülük etmezsen sana izin veririm, yanıma gelirsin!" Erlik, söz verdi Tanrı'nın katına çıktı Baş eğdi "Beni kutsa Bana izin ver, ben de kendime gökler yapayım" diye yalvardı Tanrı, izin verdi Erlik, kendisi için gökler yaptı Adamlarını topladı, yaptığı göklere yerleştirdi; kendisi de başlarına geçti Çok kalabalık oldular Tanrı'nın en sevgili kullarından olan Mangdaşire, bu duruma çok üzüldü Üzüntü içinde düşündü: "Bizim öz kişilerimiz yeryüzünde sıkıntı çekip yoruluyor Erlik'in adamları ise, göklerde keyfedip duruyor" Mangdaşire, bu üzüntü içinde Erlik'e savaş açtı Erlik, daha güçlü çıktı Ateş ile vurup Mangdaşire'yi kaçırdı Mangdaşire, Tanrı'nın katına çıktı Tanrı, "Nereden geliyorsun?" dedi Mangdaşire, "Erlik'in adamlarının gökte oturması, bizim adamlarımızın ise yeryüzünde binbir güçlük içinde yaşamaları ağırıma gitti Erlik'in yandaşlarını yere indirmek, göklerini başına yıkmak için Erlik'le savaştım Gücüm yetmedi, o beni kaçırdı" diye yanıt verdi Tanrı, üzülmemesini söyledi "Erlik'e benden başka kimsenin gücü yetmez" dedi, "Erlik'in gücü senden çoktur Ama gün gelecek, senin gücün Erlik'in gücünden üstün olacak" Mangdaşire'nin yüreği serinledi, rahat rahat uyudu


    Gün geldi, Mangdaşire güçleneceğini anladı O gün Tanrı, Mangdaşire'yi yanına çağırdı "Var git Güçlendin artık Erlik'in göklerini başına yıkacak güce kavuşturdum seni Dileğine ereceksin" dedi, "Sana, kendi gücümden güç verdim" Mangdaşire şaşırdı: "Yayım yok, okum yok Kargım yok, kılıcım yok Kupkuru bir bileğim var Yalnız bilek gücüyle Erlik'i nasıl yok edebilirim?" Tanrı, Mangdaşire'ye bir kargı verdi Mangdaşire, kargıyı alıp Erlik'in göklerine gitti Erlik'i yendi, kaçırdı; göklerini kırdı geçirdi Erlik'in gökleri parça parça oldu, yeryüzüne döküldü O güne değin dümdüz olan yeryüzü, o günden sonra kayalıklarla, sivri dağlarla doldu Görklü Tanrı'nın özene bezene yarattığı güzelim yeryüzü eğri büğrü oldu Erlik'in bütün yandaşları yere döküldü; suya düşenler boğuldu, ağaca çarpanlar sakatlanıp can verdi, sivri kayaların üstüne düşenler öldü, hayvanlara çarpanlar hayvanların ayakları altında kaldılar

    <>Erlik, varıp Tanrı'dan kendine yeni bir yer istedi "Benim göklerimin yıkılmasına sen izin verdin; barınacak yerim kalmadı" dedi Tanrı, Erlik'i yerin altındaki karanlıklar ülkesine sürdü Üzerine yedi kat kilit vurdu "Burada gün ışığı, ay ışığı görmeyesin Üzerinde sönmez ateşler olsun İyi olursan yanıma alır, kötü olursan daha derinlere sürerim" dedi Bunun üzerine Erlik, "Öyleyse ölmüş kişilerin canlarını bana ver; gövdeleri senin olsun, canları benim" dedi Tanrı, "Yo, onları sana vermeyeceğim" dedi, "İstiyorsan kendin yarat" Erlik eline çekiç, körük ve örs aldı Vurmağa başladı Bir vurdu, kurbağa çıktı Bir vurdu, yılan çıktı Bir vurdu, ayı çıktı Bir vurdu, domuz çıktı Bir vurdu, Albıs (kötü ruh) çıktı Bir vurdu, Şulmus (kötü ruh) çıktı Sonunda Tanrı, Erlik'in elinden çekici, örsü, körüğü aldı; ateşe attı Körük bir kadın, çekiç bir erkek oldu Tanrı, kadını tutup yüzüne tükürdü Kadın bir kuş olup uçtu Bu kuş, eti yenmez, tüyü yelek olmaz Kurday denilen kuştur Tanrı, erkeği de tutup yüzüne tükürdü O da bir kuş olup uçtu; adına Yalban kuşu dediler

    Bu olanlardan sonra Tanrı, insanlara "Ben size mal verdim, aş verdim Yeryüzünde iyi, güzel, pak olan ne varsa verdim Yardımcınız oldum Siz de iyilik yapın Ben, göklerime çekileceğim, tez dönmeyeceğim" dedi

    Yardımcı ruhlarına döndü: "Şal-Yime; sen, rakı içip aklını yitirenleri, körpe çocukları, tayları, buzağıları koru Onlara kötülük gelmesin Sağlığında iyilik yapmış olanların ruhlarını yanına al; kendini öldürenlerinkini alma Zenginlerin malına göz dikenleri, hırsızları, başkalarına kötülük edenleri de alma Benim için, bir de kaganları için savaşıp ölenlerin ruhlarını da yanına al, benim yanıma getir

    İnsanlar ! Size yardım ettim Kötü ruhları (körmösler) sizden uzaklaştırdım Körmösler size yaklaşırsa, onlara yiyecek verin, ama onların yiyeceklerinden yemeyin; yerseniz, onlardan olursunuz Benim adımı söylerseniz korumam altında olcakasınız Şimdi ben aranızdan ayrılıyorum, ama yine geleceğim Beni unutmayın, geri gelmez sanmayın Geri döndüğümde iyiliklerinizin, kötülüklerinizin hesabını göreceğim Şimdilik benim yerimde Yapkara, Mangdaşire ve Şal-Yime kalacaklar; size yardımcı olacaklar

    Yapkara! Gözlerini dört aç Erlik senin elinden ölenlerin canlarını çalmak isterse, Mangdaşire'ye söyle; o güçlüdür

    Şal-Yime! Sen de iyi dinle Albıs, Şulbus yeraltındaki karanlıklar ülkesinden çıkmasınlar Çıkarlarsa, hemen May-Tere'ye bildir Ona güç verdim O, kötü ruhları koğar

    Podo-Sünku, Ay'ı ve Güneş'i bekleyecek Mangdaşire, yeryüzünü ve gökyüzünü koruyacak May-Tere, kötüleri iyilerden uzaklaştıracak

    Mangdaşire, sen de kötü ruhlarla savaş Güç gelirse benim adımı çağır İnsanlara iyi şeyleri, iyi işleri öğret Oltayla balık avlamayı, tiyin (sincap) vurmayı, hayvan beslemeyi öğret"

    Sonra, Tanrı uzaklaştı Mangdaşire, Tanrı'nın sözlerini yerine getirdi Olta yaptı, balık avladı Barutu buldu, sincap vurdu Gün geldi, Mangdaşire kendi kendine mırıldandı: "Bugün beni yel uçuracak, alıp götürecek" Bir yel geldi, Mangdaşire'yi uçurup götürdü Bunun üzerine Yapkara insanlara "Mangdaşire'yi Tanrı yanına aldı Artık, onu bulamazsınız Gün gelecek, beni de yanına çağıracak Nereye isterse oraya gideceğim Öğrendiklerinizi unutmayın Tanrı'nın yargısı budur" dedi

    İnsanları kendi haline bırakıp o da gitti



    İkinci Yaratılış Destanı


    Gök yoktu, yer yoktu Yalnızca, sonu olmayan bir deniz vardı Tanrı Ülgen (Aakay, Kurbustan), bu denizin üzerinde uçuyordu Konacak sert bir yer arıyordu, bulamıyordu Böyle uçarken gönlüne doğdu Bir ses "Önündeki nesneyi yakala" diye fısıldadı Ülgen, bu fısıltıyı yineledi Ellerini öne doğru uzattı O sırada su yüzüne bir taş çıkmıştı Ülgen, taşı yakaladı, üzerine kondu Taşın üstünde ne yapacağını düşündü Uçsuz bucaksız suyun içinden Ak Ene (Ak Ana), süzülüp Ülgen'in karşısına çıktı ve "Yarat" dedi; üç kez yineledi Ülgen "Nasıl?" diye sordu Ak Ene "Yaptım oldu de, yaptım olmadı deme" dedi Sonra, Ak Ene kayboldu Bir daha da görünmedi Ülgen, insanlara şu buyruğu verdi "Var olana yok demeyin; vara yok diyen de yok olur!"

    Ülgen, "Yer yaratılsın!" dedi; yer yaratıldı "Gökler yaratılsın!" diye buyurdu; gökler yaratıldı Böylece bütün dünyayı yarattı Sonra, üç büyük balık yaratıp, yeri onların üzerine yerleştirdi Balıklardan ikisini yerin kenarına, üçüncüsünü ortasına temel yaptı Ortada bulunan balığın başı kuzey yönündedir Bu balık başını eğerse, kuzeyden yayık (tufan) olur Başını daha aşağı eğerse, yeryüzünde su basmadık bir avuç yer kalmaz Onun için bu balık, büyük bir zincirle bir direğe bağlanmıştır Onu, Mangda-Şire yönetir

    Ülgen, dünyayı yaratırken ay ve gün ışığının dokunduğu Altın Dağ'da oturdu Bu dağ, gök ile yer arasında idi Dünya'nın yaratılışı altı gün sürdü Yedinci gün Ülgen yatıp uyudu; sekizin gün kalktı

    Bizim Ay ve Güneş'imizin dünyasından başka, doksan dokuz dünya daha vardır Bunların hepsinde birer uçmag (cennet), birer tamu (cehennem) vardır Herbirinde insanlar bulunur En büyük dünya, Han Kurbustan Tengere'dir Bay-Ülgen, bu âlemin yönetimini yardımcılarından olan Mangızın Matmas Burkan adlı ruha vermiştir Bu dünyanın yerinin adı Altın Telegey'dir Cehennemi, Mangız Toçiri Tamu'dur Bu tamuyu, Matman Kara adlı bir zebani yönetir

    Doksan dokuz âlemin ortancası, Ezre Kurbustan Tengere'dir Ezre Tengere'yi, Belgein Keratlu Türün Musıkay Burkan'a verilmiştir Yerinin adı, Altın Şarka'dır Cehennemi, Tüpken Kara Tamu'dur Bu cehennemi Matman Karakçı yönetir

    Kişioğullarının bulunduğu bizim dünyamız, en küçük dünyadır Adına, Kara Tengere Dünyası denilir Bu dünyayı, May-Tere yönetir Cehenneminin adı, Kara Teş'tir Bu cehennemi, Kerey Han yönetir Bizim dünyamızın üzerinde otuz üç kat gök vardır

    Bay-Ülgen, birgün denize bakarken, suyun üstünde bir toprak parçasının yüzdüğünü gördü Toprağın üzeri, insan gövdesine benzeyen bir kil tabakası ile kaplıydı Ülgen, "Bu cansız toprak, kişi olsun!" diye buyurdu Toprak, kişi oldu Ülgen, ona Erlik adını verdi; olduğu yere bıraktı Erlik, giderek Ülgen'i buldu Ülgen de onu yanına aldı; kendisine küçük kardeş yaptı Bir zaman sonra Erlik, Ülgen'i kıskandı Ondan daha güçlü olmak istedi Ülgen'e imrendi, "Ben de onun gibi olmalıyım" diye düşündü Düşüne düşüne Ülgen'e düşman oldu Ülgen bunun yerine, Mangdaşire'yi yarattı Sonra da, bizim dünyamızda yedi kişi yarattı Bunların kemikleri kamıştan, etleri topraktan oldu Kulaklarına üfledi, can verdi burunlarına üfledi, akıl verdi En sonra da, yine bir kişi yarattı ve May-Tere adını verdi Ona "Bu insanları sen yönet" diye buyurdu