Yahya Kemal Beyatlının Şiirleri

'En Güzel Şiirler' forumunda Sitem tarafından 4 Mayıs 2012 tarihinde açılan konu


  1. Yahya Kemal Beyatlı Şiirleri


    Yahya Kemal Beyatlının En Güzel Şiirleri

    Duyuş ve Düşünüş

    Sevdiklerim göçüp gidiyorlar birer birer
    Ay geçmiyor ki almayayım gamlı bir haber.

    Kalbim zaman zaman bu haberlerle burkulu;
    Zihnim düşünceden dağınık, gözlerim dolu.

    Kaybetti asrımızda ölüm eski hüznünü,
    Lakayd olan muhimsemiyor gamlı bir günü.

    Çok şey bilen diyor:'Gidecek her gelen nesil
    Ey sade-dil Bu bahsi hayatında böyle bil

    Hiç durmadan, hayat öğütür devreden bu çark,
    Ölmek sırayladır, sıralanmakta varsa fark.

    İlmin derin görüşleri, aklın hükümleri
    Doldurmuyor boşalmış olan hisli bir yeri.





    Mehlika Sultan

    Mehlika Sultan'a aşık yedi genç
    Gece şehrin kapısından çıktı.
    Mehlika Sultan'a aşık yedi genç
    Kara sevdalı birer aşıktı.

    Bir hayalet gibi dünya güzeli
    Girdiğinden beri rü'yalarına;
    Hepsi meşhur, o muamma güzeli
    Gittiler görmeye Kaf dağlarına.

    Hepsi, sırtında aba, günlerce
    Gittiler içleri hicranla dolu;
    Her günün ufkunu sardıkça gece
    Dediler: ''Belki bu son akşamdır''

    Bu emel gurbetinin yoktur ucu;
    Daima yollar uzar, kalp üzülür:
    Ömrü oldukça yürür her yolcu,
    Varmadan menzile bir yerde ölür.

    Mehlika'nın kara sevdalıları
    Vardılar çıkrığı yok bir kuyuya,
    Mehlika'nın kara sevdalıları
    Baktılar korkulu gözlerle suya.

    Gördüler: ''Aynada bir gizli cihan...
    Ufku çepçevre ölüm servileri...''
    Sandılar doğdu içinden bir an
    O, uzun gözlu, uzun saçlı peri.

    Bu hazin yolcuların en küçüğü
    Bir zaman baktı o viran kuyuya.
    Ve neden sonra gümüş bir yüzüğü
    Parmağından sıyırıp attı suya.

    Su çekilmiş gibi rü'ya oldu!..
    Erdiler yolculuğun son demine;
    Bir hayal alemi peyda oldu
    Göçtüler hep o hayal alemine.

    Mehlika Sultan'a aşık yedi genç
    Seneler geçti, henüz gelmediler;
    Mehlika Sultan'a aşık yedi genç
    Oradan gelmeyecekmiş dediler!..





    AKINCILAR

    Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
    Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik

    Haykırdı ak tolgalı beylerbeyi "ilerle"
    Bir yaz günü geçtik tunadan kafilelerle

    Şimşek gibi atıldık bir semte yedi koldan
    Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan

    Bir gün yine doludizgin atlarımızla
    Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla

    Cennette bu gün gülleri açmış görürüzde
    Hala o kızıl hatıra gitmez gözümüzde

    Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
    Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik





    BİR BAŞKA TEPEDEN

    Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
    Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
    Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul!
    Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

    Nice revnaklı şehirler görünür dünyada,
    Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
    Yaşamıştır derim en hoş ve uzun rüyada
    Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.





    EYLÜL SONU

    Günler kısaldı. Kanlıca'nın ihtiyarları
    Bir bir hatırlamakta geçen sonbalarları.

    Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa...
    Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa...

    İçtik bu nadir içki'yi yıllarca kanmadık...
    Bir böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!

    Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;
    Lakin vatandan ayrılışın ıztırabı zor.

    Hiç dönmemek ölüm gecesinden bu sahile,
    Bitmez bir özleyiştir, ölümden beter bile.





    GEÇMİŞ YAZ
    Rüya gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle
    Her anını, her rengini, her şiirini hazdan.
    Hala doludur bahçeler en tatlı sesinle!
    Bir gün, bir uzak hatıra özlersen o yazdan

    Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:
    Geçmiş gecelerden biri durmakta derinden;
    Mehtap... iri güller... ve senin en güzel aksin...
    Velhasıl o rüya duruyor yerli yerinde!





    HAZAN BAHÇELERİ

    Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden
    Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
    Yorgun ve kırılmış gibi en ince yerinden
    Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden

    Senden boşalan bağrıma gözyaşları dolmuş
    Gördüm ki yazın bastığımız otları solmuş
    Son demde bu mevsim gibi benzimde kül olmuş
    Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden






    ÖZLEYEN

    Gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde,
    Sen nerdesin, ey sevgili, yaz günleri nerde!
    Dağlar ağarırken konuşmuştuk tepelerde,
    Sen nerde o fecrin ağaran dağları nerde!

    Akşam, güneş artık deniz ufkunda silindi,
    Hulya gibi yalnız gezinenler köye indi
    Ben kaldım, uzaklarda günün sesleri dindi,
    Gönlümle, hayalet gibi, ben kaldım o yerde.





    SES

    Günlerce ne gördüm ne de kimseye sordum,
    'Yarab! hele kalp ağrılarım durdu!' diyordum.
    His var mı bu alemde nekahat gibi tatlı
    Gönlüm bu sevincin heyecanıyla kanatlı
    Bir taze bahar alemi seyretti felekte,
    Mevsim mütehayyil, vakit akşamdı Bebek'te,
    Akşam!.. Lekesiz,,saf, iyi bir yüz gibi akşam!..
    Ta karşı bayırlarda tutuşmuş iki üç cam;
    Sakin koyu,şen cepheli kasrıyle Küçüksu,
    Ardında vatan semtinin ormanları kuytu;
    Bir neşeli hengamede çepçevre yamaçlar
    Hep aynı tehassüsle meyillenmiş ağaçlar
    Dalgın duyuyor rüzgarın ahengini dal dal.
    Baktım süzülüp geçti açıktan iki sandal.
    Bir lahzada bir pancur açılmış gibi yazdan
    Bir bestenin engin sesi yükseldi boğazdan
    Coşmuş yine bir aşkın uzak hatırasıyla,
    Aksetti uyanmış tepelerden sırasıyla,
    Dağ dağ o güzel ses bütün etrafı gezindi:
    Görmüş ve geçirmiş denizin kalbine sindi.
    Ani bir üzüntüyle bu rüyadan uyandım.
    Tekrar o alev gömleği giymiş gibi yandım,
    Her yerden o,hem aynı bakış ,aynı emelde,
    Bir kanlı gül ağzında ve mey kasesi elde;
    Her yerden o, hem aynı güzellikte göründü,
    Sandım bu biten gün beni ram ettiği gündü





    SESSİZ GEMİ

    Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
    Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

    Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
    Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

    Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
    Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

    Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
    Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

    Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
    Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

    Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
    Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden





    TERCİH

    Dünyada ne ikbal ne servet dileriz
    Hattâ ne de ukbâda saadet dileriz
    Aşkın gül açan bülbül öten vaktinde
    Yaranla tarab yâr ile vuslat dileriz.




    VUSLAT

    Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
    Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,
    Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı,
    Görmezler ufuklarda, şafak söktüğü anı...

    Gördükleri ru'ya ezeli bahçedir aşka;
    Her mevsimi bir yaz ve esen ruzgarı başka.
    Bülbülden o eğlencede feryad işitilmez;
    Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez...

    Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi...
    Zenginler o cennette fakirlerle müsavi;
    Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler,
    Sonsuz gibi, bir fiskiye ahengini dinler.

    Bir ruh, o derin bahçede bir defa yaşarsa
    Boynunda O'nun kolları, koynunda O varsa,
    Dalmışsa O'nun saçlarının rayihasiyle,
    Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle.

    Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık
    Bir mucize halinde o gözlerdendir artık.
    Kanmaz, en uzun buseye, öptükçe susuzdur
    Zira, susatan zevk, o dudaklardakı tuzdur.

    İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan...
    Bir sır gibidir azçok ilah olduğumuzdan.
    Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler.
    Bir gün nereden hangi tesadüfle gelirler?

    Aşk, onları sevkettiği günlerde, kaderden
    Rüzgar gibi bir sevk alır, oldukları yerden.
    Geldikleri yol, ömrün ışıktan yoludur o!
    Alemde bir akşam ne semavi koşudur o!

    Dört atlı o gerdune, gelirken dolu dizgin,
    Sevmiş iki ruh ufku görürler daha engin,
    Simaları her lahza parıldar bu zeferle;
    Gök, her tarafından, donanır meş'alerle!

    Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
    Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar
    Dunyayı unutmuş bulunurken o sularda,
    -Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da-

    Bir an uyanırlarsa leziz uykulardan,
    Baştanbaşa, heryer kesilir kapkara, zindan...
    Bir faciadır böyle bir alemde uyanmak...
    Günden güne, hicranla bunalmış gibi, yanmak...

    Ey tali! Ölümden ne beterdir bu karanlık!
    Ey aşk! O gönüller sana maloldular artık!
    Ey vuslat! O aşıkları efsuna ramet!
    Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!