Yahya Kemal Beyatlı Uzun Şiirleri

'En Güzel Şiirler' forumunda Bella tarafından 10 Mayıs 2012 tarihinde açılan konu


  1. Yahya Kemal Beyatlı Şiirleri,

    SÜLEYMANİYEDE BAYRAM SABAHI

    Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
    Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye'de
    Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
    Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
    Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
    Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.
    Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,
    Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.
    Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garib alem bu!..
    Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu...
    Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
    O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
    Bu sukünette karıştıkca karanlıkla ışık
    Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık;
    Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
    Giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya.
    Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor,
    Bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor.
    Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
    Adamış sevdiği Allah'ına bir böyle yapı.
    En güzel mabedi olsun diye en son dinin
    Budur öz şekli hayal ettiği mimarının.
    Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
    Seçmiş İstanbul'un ufkunda bu kudsi tepeyi;
    Taşımış harcını gazileri, serdarıyle,
    Taşı yenmiş nice bin işcisi, mimarıyle.
    Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
    Uhrevi bir kapı açmiş buradan gökyüzüne,
    Taa ki geçsin ezeli rahmete ruh orduları..
    Bir neferdir bu zafer mabedinin mimari.
    Ulu mabed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
    Ben de bir varisin olmakla bügün mağrurum;
    Bir zaman hendeseden abide zannettimdi;
    Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,
    Senelerden beri ru'yada görüp özlediğim
    Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.
    Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını
    Görüyor varliğının bir yere toplandığını;
    Büyük Allah'ı anarken bir ağızdan herkes
    Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses;
    Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
    Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!
    Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
    Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbir'i
    Ne kadar saf idi siması bu mu'min neferin!
    Kimdi? Banisi mi, mimarı mı ulvi eserin?
    Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
    Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
    Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli,
    Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli;
    Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
    Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
    Vatanın hem yaşıyan varisi hem sahibi o,
    Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,
    Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,
    Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.
    Karşı dağlarda tutuşmus gibi gül bahçeleri,
    Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
    Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
    Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
    Çok yakından mı bu sesler, cok uzaklardan mı?
    Üsküdar'dan mı? Hisar'dan mı? Kavaklar'dan mı?
    Bursa'dan, Konya'dan, İzmir'den, uzaktan uzağa,
    Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
    Şimdi her merhaleden, taa Beyazıd'dan, Van'dan,
    Aynı top sesleri birbir geliyor her yandan.
    Ne kadar duygulu, engin ve mübarek bu seher!
    Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
    Dinliyor hepsi büyük hatıralar rüzgarını,
    Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.
    Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
    Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
    Kosva'dan, Niğbolu'dan, Varna'dan, İstanbul'dan..
    Anıyor her biri bir vak'ayı heybetle bu an;
    Belgrad'dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar'dan mı?
    Son hudutlarda yücelmiş sıra-dağlardan mı?
    Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
    Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
    Adalar'dan mı? Tunus'dan mı, Cezayir'den mi?
    Hür ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi
    Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;
    O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?
    Ulu mabedde karıştım vatanın birliğine.
    Çok sükür Tanrıya, gördüm, bu saatlerde yine
    Yaşıyanlarla beraber bulunan ervahı.
    Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.

    YAHYA KEMAL BEYATLI





    VUSLAT

    Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
    Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,
    Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı,
    Görmezler ufuklarda, şafak söktüğü anı...

    Gördükleri ru'ya ezeli bahçedir aşka;
    Her mevsimi bir yaz ve esen ruzgarı başka.
    Bülbülden o eğlencede feryad işitilmez;
    Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez...

    Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi...
    Zenginler o cennette fakirlerle müsavi;
    Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler,
    Sonsuz gibi, bir fiskiye ahengini dinler.

    Bir ruh, o derin bahçede bir defa yaşarsa
    Boynunda O'nun kolları, koynunda O varsa,
    Dalmışsa O'nun saçlarının rayihasiyle,
    Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle.

    Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık
    Bir mucize halinde o gözlerdendir artık.
    Kanmaz, en uzun buseye, öptükçe susuzdur
    Zira, susatan zevk, o dudaklardakı tuzdur.

    İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan...
    Bir sır gibidir azçok ilah olduğumuzdan.
    Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler.
    Bir gün nereden hangi tesadüfle gelirler?

    Aşk, onları sevkettiği günlerde, kaderden
    Rüzgar gibi bir sevk alır, oldukları yerden.
    Geldikleri yol, ömrün ışıktan yoludur o!
    Alemde bir akşam ne semavi koşudur o!

    Dört atlı o gerdune, gelirken dolu dizgin,
    Sevmiş iki ruh ufku görürler daha engin,
    Simaları her lahza parıldar bu zeferle;
    Gök, her tarafından, donanır meş'alerle!

    Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
    Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar
    Dunyayı unutmuş bulunurken o sularda,
    -Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da-

    Bir an uyanırlarsa leziz uykulardan,
    Baştanbaşa, heryer kesilir kapkara, zindan...
    Bir faciadır böyle bir alemde uyanmak...
    Günden güne, hicranla bunalmış gibi, yanmak...

    Ey tali! Ölümden ne beterdir bu karanlık!
    Ey aşk! O gönüller sana maloldular artık!
    Ey vuslat! O aşıkları efsuna ramet!
    Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!

    YAHYA KEMAL BEYATLI






    MEHLİKA SULTAN

    Mehlika Sultan'a aşık yedi genç
    Gece şehrin kapısından çıktı:
    Mehlika Sultan'a aşık yedi genç
    Kara sevdalı birer aşıktı.

    Bir hayalet gibi dünya güzeli
    Girdiğinden beri rü'yalarına;
    Hepsi meşhur, o muamma güzeli
    Gittiler görmeye Kaf dağlarına.

    Hepsi, sırtında aba, günlerce
    Gittiler içleri hicranla dolu;
    Her günün ufkunu sardıkça gece
    Dediler: ''Belki bu son akşamdır''

    Bu emel gurbetinin yoktur ucu;
    Daima yollar uzar, kalp üzülür:
    Ömrü oldukça yürür her yolcu,
    Varmadan menzile bir yerde ölür.

    Mehlika'nın kara sevdalıları
    Vardılar cikrigi yok bir kuyuya,
    Mehlika'nın kara sevdalıları
    Baktılar korkulu gözlerle suya.

    Gördüler: ''Aynada bir gizli cihan..
    Ufku çepçevre ölüm servileri.....''
    Sandılar doğdu içinden bir an
    O, uzun gözlu, uzun saçlı peri.

    Bu hazin yolcuların en küçüğü
    Bir zaman baktı o viran kuyuya.
    Ve neden sonra gümüş bir yüzüğü
    Parmağından sıyırıp attı suya.

    Su çekilmiş gibi rü'ya oldu!..
    Erdiler yolculuğun son demine;
    Bir hayal alemi peyda oldu
    Göçtüler hep o hayal alemine.

    Mehlika Sultan'a aşık yedi genç
    Seneler geçti, henüz gelmediler;
    Mehlika Sultan'a aşık yedi genç
    Oradan gelmeyecekmiş dediler!..

    YAHYA KEMAL BEYATLI





    MOHAÇ TÜRKÜSÜ

    Bizdik o hücumun bütün aşkıyle kanatlı;
    Bizdik o sabah ilk atılan safta yüz atlı.

    Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle,
    Canlandı o meşhur ova at kişnemesiyle!

    Fethin daha bir ülkeyi parlattığı gündü;
    Biz uğruna can verdiğimiz yerde göründü.

    Gül yüzlü bir afetti ki her pusesi lale;
    Girdik zaferin koynuna, kandık o visale!

    Dünyaya veda ettik, atıldık dolu dizgin;
    En son koşumuzdur bu! Asırlarca bilinsin!

    Bir bir açılırken göğe, son def'a yarıştık;
    Allaha giden yolda meleklerle karıştık.

    Geçtik hepimiz dört nala cennet kapısından;
    Gördük ebedi cedleri bir anda yakından!

    Bir bahçedeyiz şimdi şehitlerle beraber;
    Bizler gibi ölmüş o yiğitlerle beraber.

    Lakin kalacak doğduğumuz toprağa bizden
    Şimşek gibi bir hatıra nal seslerimizden!

    YAHYA KEMAL BEYATLI




    SES

    Günlerce ne gördüm ne de kimseye sordum,
    'Yârab! Hele kalp ağrılarım durdu!' diyordum.
    His var mı bu âlemde nekahat gibi tatlı?
    Gönlüm bu sevincin helecâniyle kanatlı
    Bir tâze bahâr âlemi seyretti felekte,
    Mevsim mütehayyil, vakit akşamdı Bebek'te;
    Akşam!.. Lekesiz, sâf, iyi bir yüz gibi akşam!..
    Tâ karşı bayırlarda tutuşmuş iki üç cam;
    Sâkin koyu, şen cepheli kasriyle Küçüksu,
    Ardında vatan semtinin ormanları kuytu;
    Bir neş'eli hengâmede çepçevre yamaçlar
    Hep aynı tehassüsle meyillenmiş ağaçlar;
    Dalgın duyuyor rüzgârın âhengini dal dal,
    Baktım süzülüp geçti açıktan iki sandal;

    Bir lâhzada bir pancur açılmış gibi yazdan
    Bir bestenin engin sesi yükseldi Boğaz'dan.
    Coşmuş yine bir aşkın uzak hâtırasıyle,
    Aksetti uyanmış tepelerden sırasıyle,
    Dağ dağ o güzel ses bütün etrâfı gezindi:
    Görmüş ve geçirmiş denizin kalbine sindi.
    Âni bir üzüntüyle bu rü'yâdan uyandım.
    Tekrâr o alev gömleği giymiş gibi yandım,
    Her yerden o, hem aynı bakış, aynı emelde,
    Bir kanlı gül ağzında ve mey kâsesi elde;
    Her yerden o, hem aynı güzellikte, göründü,
    Sandım bu biten gün beni râmettiği gündü.

    Yahya Kemal Beyatlı