Uzun ve Güzel Çanakkale Şiirleri

'En Güzel Şiirler' forumunda Wish tarafından 13 Mart 2011 tarihinde açılan konu


  1. Çanakkale savaşı şiirleri

    ÇANAKKALE GEÇİLMEZ


    Gazi şehirlerimden , geçilmez Çanakkale ,
    Nice şehitler verdik , fakat düşmedik dile ,
    Bizi vuramazlardı , yaptılar birçok hile ,
    Ne mutlu Türkiye’me yıkmadı onlar bile.

    Ulaşamaz hiçbir güç , onun şeref şanına ,
    Güçlü askerlerini topladı hep yanına ,
    Çanakkale’yi seçti , kıydı soylu kanına ,
    Ne mutlu Türkiye’me , sahipti vatanına.

    Kana kan , dişe diş , savaşa koşuyorduk ,
    Atlıyorduk ileri , tesadüf yaşıyorduk…
    Sanki savaş değil , cennete koşuyorduk,
    Ne mutlu Türkiye’me , sığmıyor taşıyorduk…

    Bir bitiş miydi bu ? Yoksa diriliş mi ?
    Yoksa bir hasat mıydı , ya da biçiş mi ?
    Canlardan bir can alış , yoksa veriş mi ?
    Ne mutlu Türkiye’me , ona verilen iş mi ?

    Yaşanan bu depremin ölçülmedi şiddeti ,
    Kimindi belli değil , kemiği ve de eti,
    Yine de hep direndi , yıkmadı büyük seti ,
    Ne mutlu Türkiye’me , solmadı benzi beti …

    Milletim inanmıştı , yarış büyük olsa da ,
    Biliyordu sonucu , onlar güçlü olsa da ,
    Önüne düşman değil , yanan korlar dolsa da ,
    Ne mutlu Türkiye’me “ dirilecek” solsa da …

    ( Hatice ÖLKE )

    İSTİKLÂL ORDUSU ŞEHİTLERİNE


    Düne kadar en vakur ölümlere güldünüz,
    Bugün bütün milletin gönlüne gömüldünüz,
    Rahat uyuyun son aşiyanınızda…

    Artık ne gözünüzde köye dönmek emeli,
    Ne yaranızı saran ince bir kadın eli,
    Belki arkanızda yok bir ağlayanınız da…

    Varsın dolu bulunsun bin elemle göğsünüz;
    Siz Tanrı’nın övdüğü kullardan büyüksünüz;
    Zemzem kutsiyeti var her damla kanınızda…

    ( Kemaleddin KAMU )

    ZAFER TÜRKÜSÜ


    Yaşamaz ölümü göze almayan,
    Zafer, göz yummadan koşana gider.
    Bayrağa kanının alı çalmayan,
    Gözyaşı boşana boşana gider!

    Kazanmak istersen sen de zaferi,
    Gürleyen sesinle doldur gökleri,
    Zafer dedikleri kahraman peri,
    Susandan kaçar da coşana gider.

    Bu yolda herkes bir, ey delikanlı,
    Diriler şerefli, ölüler şanlı!
    Yurt için dövüşen başı dumanlı,
    Her zaman bu şandan, o şana gider.

    Faruk Nafiz ÇAMLIBEL
     



  2. Cevap: Çanakkale Şiirleri

    Çanakkale Şehitlerine

    Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
    -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
    Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
    Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
    Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
    Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
    Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
    Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
    Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
    Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
    Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
    Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
    Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
    Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
    Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
    Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
    Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
    Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

    Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
    Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
    O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
    Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
    Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
    Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

    Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
    Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
    'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
    Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
    Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
    Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
    Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
    Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
    'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
    Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
    'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
    Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
    Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
    Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
    Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
    Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
    Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
    Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
    Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
    Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
    Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.


    Mehmet Akif Ersoy
     



  3. Cevap: Çanakkale Şiirleri

    Çanakkale Destanı

    Bir destan yazılmıştı, Çanakkale isminde,
    Bin dokuz yüz on beşin, Mart'ın on sekizinde.
    O bir destan değildi, masal sayılır destan,
    Ölüm kalım savaşı, kurtuluştu kaostan.
    Bu savaş milletimin, varlık yokluk savaşı,
    Savaşan Mehmetçiğin, koltuğundaydı başı.
    Üşüştü başımıza, dünyanın yabanisi,
    Her birisi sanki de, cehennem zebanisi.
    Mahşeri aratmıştı, o günde Çanakkale,
    Kurdular her cephede, etten, yürekten kale.
    Haçlı haçın altında, hedef almış hilali
    Geldiyse de top yekun, yaşadı izmihlali.
    Bir mühür basılmıştı, dünyanın tarihine
    Kim ki şehit düşmezse, küserdi talihine.
    Düğüne gider gibi, gittiler şahadete,
    Koştular seve seve, en büyük ibadete.
    Vatan uğrunda canlar, fedadır birer birer
    Şehittir o yiğitler, ölmezler diridirler,
    Cephedeydi neferi, duadaydı hastalar,
    Kimi yetmiş den fazla, kimi çocuk yaştalar.
    Semadan yağmur gibi, yağıyorken kurşunlar,
    Sevindiler giderken, Allah�a kavuşanlar.
    Nerde mal mülk sevdası, canlarından geçtiler
    Kurşun kurşun, şehadet şerbetini içtiler.
    Ne Yâr var akıllarda, nede çocuk hayali,
    Hedef tek, canı verip, yüceltmekti hilali.
    Birkaç gazisi kalan, tek savaştır cihanda,
    Kanatlanıp uçtular, cennete hep bir anda.
    Toprak kan kustu o gün, denizler demir yuttu,
    Şehitleri O Nebi, kucağında uyuttu.
    Ne gerek mezar taşı, ne gerek ona mezar
    Bugün tarih onları, altın harflerle yazar.
    Namazsız ve Kur'an sız, düşse de bir yanına,
    Kefensiz, kanlı yelek, şahittir imanına.
    Bir damla şehit kanı, bütün dünyaya değer,
    Bir toprak parçasıdır, vatan değilse eğer.
    Kurtarıp boğazları, şehadete erdiler,
    Dünyaya yiğitliğin, bir dersini verdiler.
    Gafiller ucuz sandı,oysa paha biçilmez
    Sonunda anladılar, Çanakkale geçilmez.
    Vatana göz dikenler, azdırdıkça azdılar,
    Aslanlar savunmanın, destanını yazdılar.
    Okusun bütün dünya, oturup ezberlesin,
    Artık ininden çıkıp,yurduma göz dikmesin
    Bu vatanın evladı, kurbandır toprağına,
    Çakallar rüzgar olsa, değemez yaprağına.
    Bir Hilal ki bağrında, yaşatır bu milleti,
    Binlerce güneş feda, yaşasın Türk Devleti.
     



  4. Cevap: Çanakkale Şiirleri

    Çanakkale Geçilmez

    Çanakkale dediğin manasızdır sanma sen
    Ordaki şehitlerdir tarihlere şan veren
    Vatan toprağı için can ile serden geçen
    Korkuyor bu kafirler tüyleri diken diken

    Su üstü mayın dolu nusret toplar mayını
    Bir yandan Elizabeth düşünüyor canını
    Komayacağız yerde şehitlerin kanını
    Korku bilmez bu millet artıracak şanını

    Mehmedoğlu Seyyid'in mermiyi kaldırışı
    Dünya durdu, dönmüyor seyreyliyor yarışı
    Anlayacak kafirler bucağı ve karışı
    Türküm başkaldırdı ki zaferdir haykırışı

    Gaza, cihad nasib et Türk milletine ya Rab!
    Anzak, Hindu, İngiliz... Hepsi harab ve bitab
    Her renk, her dil, her kıta bilsin ki bu kutlu ab
    Çanakkale suyu bu ne Rum dinler ne Arab

    Anafarta, Dardanos, Boğalı, Seddülbahir
    Türktedir bu topraklar dünyada evvel ahir
    Kayboldu İngilizler bilinmiyor nerdedir
    'Çanakkale Geçilmez' bu da açık gerçektir

    Samet Mehmet Bora
     



  5. Cevap: Çanakkale Şiirleri

    Çanakkalede otuzbin şehit

    Çanakkalede otuzbin şehit,
    Hepsi bir birbirinden yiğit,
    Bundan sonrasını tarihler yazar,
    Çanakkale de analar ağlar.

    Derdim derdim garip halim,
    Kanı içmiş dağlar sanki düşmanım,
    Ne analar ne bacılar,
    Çanakkalede zaferler yatar.

    Düşman pusu atmış çanakkale yollarına,
    Yol vermiyor dağlar nice yiğit aslanlara,
    Yol vermesen küserim yara,
    Deli gönlüm gitmek ister şanıyla.

    Mermiler yağıyordu yağmur gibi yiğitlerimizin üstüne,
    Ay yıldızlı bir bayrak dalgalanıyordu gök yüzünde,
    Mekanınız cennet olsun ebediyetde,
    Çanakkalede şehitler yatar diz dize.


    Haydar Turan


    Mehmetçik Çanakkalede

    Şahittir boğazın iki yakası,
    Cihandan hesabı sordu Mehmetçik.
    Sırla dolu,binbir ibret vakası,
    Kanıyla,canıyla vardı Mehmetçik.

    Gelenler İstanbul düşüyle gezer,
    Nusretim,demirkap mayını dizer,
    Zırhlı gemileri parçalar,ezer,
    Zalimin aczini gördü Mehmetçik.

    Toplar,ölüm saçan gülleler atar,
    Şehit gençler,koyun koyuna yatar,
    Etrafta Cennetin kokusu tüter,
    Şehitlik düşüne erdi Mehmetçik.

    Allah Allah diyen aşkı dillerde,
    Süngü bellerinde,tüfek ellerde,
    Can pazarında,can kalır yollarda,
    İmanı yürekte kordu Mehmetçik.

    Ayağını örten çul ile çaput,
    Soğuktan korumaz yamalı kaput,
    Mezarı siperi,gerekmez tabut,
    Gül bahçesi gibi girdi Mehmetçik.

    Onyedi yaşında yedek subaylar,
    Hayatın baharı.selvidir boylar,
    Bu günü bekledi seneler,aylar,
    Sabırla,metanet serdi Mehmetçik.

    Bir yudum umutdu yürekte atan,
    Anafartalarda sevindi vatan,
    İşte ön sezgili,cesur komutan,
    Mustafa Kemalim derdi Mehmetçik.

    Yarbay Nail,Teğmen Arif coşunca,
    Binbaşım Mahmutla,Sabrim koşunca,
    Askerimde mangal yürek taşınca,
    İşgale geleni kırdı Mehmetçik.

    Cesarete simge Hakkı Binbaşı,
    Sırada Nazmiyle,Tahsin Yüzbaşı,
    İsmi gizli kalmış nice adaşı,
    Zulmün çemberini yardı Mehmetcik.

    Tefekkürle oldu ruhun bakımı,
    Sadakatin kalbe nurlu akımı,
    Destan yazdı,Yahya Çavuş takımı,
    Savaş alanında sırdı Mehmetçik.

    Mangası şehitti,kalmadı asker,
    Topun mermisini kaldırmak ister,
    Allahım bu gücü Seyitte göster,
    Düşmanı denizde vurdu Mehmetçik.

    Şahlandı askerim değmesin nazar,
    Gerçeği bilenler Almana kızar,
    Kadir,bu savaşta zerreyi yazar,
    Hepsini anlatmak zordu Mehmetçik.

    Kadir Kaya