Unesco'nun Hoşgörüye Dair İlkeleri

Konusu 'Güncel Bilgiler' forumundadır ve ZeuS tarafından 12 Kasım 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeuS Üye

    unesco'nun hoşgörüye dair ilkeler bildirgesi,
    unesco'nun hoşgörü maddeleri,
    unesco'nun hoşgörü ilkeleri


    Birleşmiş Milletler 1995 yılını Hoşgörü Yılı olarak ilan etti. UNESCO da 16 Kasım 1995 tarihinde Hoşgörünün İlkeleri Bildirgesini yayınladı, bildirgenin 1. maddesinde hoşgörünün anlamı vurgulanıyor.
    Unesco'nun Hoşgörüye Dair İlkeleri

    Hoşgörü, dünyamızdaki kültürlerin zengin çeşitliliğini, ifade biçimlerini ve insan olmanın yollarını kabul etmek, bunlara saygı göstermek bunların değerini bilmektir. Hoşgörü, bilgiyle, açıklıkla, iletişimle ve düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğüyle beslenir. Hoşgörü çeşitlilik içindeki uyumdur. Hoşgörü, yalnızca ahlaki bir görev değil, aynı zamanda siyasi ve hukuki bir gerekliliktir. Barışı olanaklı kılan erdem, yani hoşgörü, barış kültürünün savaş kültürüyle yer değiştirmesine katkıda bulunur.

    Hoşgörü, kabullenme, lütfetme veya göz yumma değildir. Hoşgörü, hepsinin üzerinde, başkalarının evrensel insan haklarının ve temel özgürlüklerinin tanınmasıyla teşvik edilen etken bir tavırdır. Hoşgörü hiçbir koşulda, bu evrensel değerlerin ihlal edilmesini meşrulaştırmak için kullanılamaz. Hoşgörü, bireyler, gruplar ve Devletler tarafından uygulanır.

    Hoşgörü, insan haklarını, çoğulculuğu (kültürel çoğulculuğu da içine alan), demokrasiyi ve hukuk devletini destekleyen sorumluluktur. Hoşgörü, dogmatizmi ve mutlakçılığı reddetmeyi içerir ve uluslararası insan hakları mevzuatına yerleştirilmiş standartları onaylar.

    İnsan haklarına saygıyla tutarlı olarak, hoşgörü uygulaması, toplumsal adaletsizliğin hoş görülmesi veya inançların terk edilmesi veya zayıflatılması anlamına gelmez. Hoşgörü, kişinin kendi inançlarına bağlı olmakta özgür olması ve başkalarının da kendilerine ait inançlara bağlı olduğunu kabul etmesi demektir. Hoşgörü, görünüşü, durumu, konuşması, davranışı ve değerleri doğal olarak farklı olan insanların barış içinde ve oldukları gibi yaşama hakkına sahip oldukları gerçeğini kabul etmek demektir. Hoşgörü, aynı zamanda, birisinin görüşlerinin zorla başkalarına kabul ettirilmemesi demektir.



    Bu bildirgede Birleşmiş Milletler'in birçok sözleşme ve belgesine gönderme yapılmış bulunuyor. Bu sözleşme ve belgelerin hepsine değinmemiz süre nedeniyle olanaksız, ama, örnek olarak ikisini kısaca analım. Bunlardan birisi "Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Sözleşmesi"dir. Bu sözleşmenin başlangıç bölümünde, "Irk ayrımına dayalı üstünlük öğretileri bilimsel bakımdan yanlıştır, ahlakça kınanması gerekir, toplumsal bakımdan haksız ve tehlikelidir ve herhangi bir kuram ve uygulamada ırk ayrımcılığını haklı gösterecek hiçbir dayanak yoktur" anlamındaki sözlerle ırkçılık, açık ve kesin bir dille reddedildi.

    Dünyada barış, adalet ve özgürlük için en ciddi tehditlerden biri de din ve inanca dayalı hoşgörüsüzlüktür. Bunu göz önüne alan Birleşmiş Milletler, "Din ya da İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Kaldırılması" konusunda da bir bildirge kabul etti. Bildirge din ve inanç özgürlüğüne ilişkin konularda anlayış, hoşgörü ve saygıyı geliştirmeyi ve bu konuda ortaya çıkan hoşgörüsüzlüğü her biçim ve görünüşüyle ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Özetle söylemek gerekirse Birleşmiş Milletler, insanlar, uluslar ve devletler arasındaki ilişkilerin barış, dostluk ve hoşgörü içinde yürütülmesi ve uyuşmazlıkların çözümünde şiddetin hiçbir biçimde araç olarak kullanılmaması için çabalarını sürdürüyor.
  2. sudemelek

    sudemelek Ziyaretçi

    ben çok beğendim çok beğendim teşekkür ederim