Uçurum - Can Dündar

'Masallar ve Hikayeler' forumunda Oylesine tarafından 12 Temmuz 2008 tarihinde açılan konu


  1. Gece yarısıydı. Arabadaydım. Radyo Maydonoz'da Selim gazete köşelerinden internete
    yayılmış bir öykü*yü anlatıyordu. Kulak kesildim:

    "Bir sonbahar günü Londra'daki doktor muayenehanesinin bekleme odasında otu*ran adam,
    yaprakların dökülmesini hüzün*lü bir gülümsemeyle seyrediyordu. Biraz sonra muayene
    odasında doktor, teşhisi açıkladı kendisine:

    '- Bay Winkelman, beyninizde bir ur var. Hemen ameliyat olmalısınız.'

    Yüz hatları gerildi Winkelman'ın:

    '- İngiltere'de bu ameliyatı yapabi*lecek doktor var mı' diye sordu.

    '- Amerika'da yaşadığınıza göre orada olmanızı öneririm' dedi doktor; 'Zaten sizi ameliyat
    edebilecek tek operatör olan Charles Wronkow da orada yaşıyor.

    Winkelman teşekkür edip ayrıldı. Ote*le giderken derin derin düşünüyor ve yere dökülen
    yaprakları ayaklarıyla yavaşça iti*yordu.

    Birkaç gün sonra gazeteler tanınmış Amerikalı operatör Charles Wronkow'un İngiltere'de
    tatilini geçirirken intihar ettiği haberini verdiler.

    Polis, böyle tanınmış bir doktorun ne*den Wilkelman adı altında, Londra'nın yoksul bir
    mahallesindeki otelde kaldığını merak ediyordu."

    * * *
    Bu öyküyü dinlediğim gecenin sabahın*da gazeteler Reve Favaloro'nun intihar haberini
    duyurmuşlardı.

    Favaloro, 1967'de bulduğu by-pass yöntemiyle kalp ameliyatlarında bir çığır açan ve
    milyonlarca hastayı kurtaran Ar*jantinli cerrahtı. Buenos Aires'teki muhte*şem villasında
    kalbine sıktığı tek kurşunla son vermişti hayatına...

    Milyonların kalbine giden kanalları açan bir insanın, kendi yüreğindeki tıkanmaya deva
    bulamaması ve sonunda onu kurşun*layarak susturması ne trajik bir final!..

    Bütün bir salonu gülmekten kırıp geçir*dikten sonra çekildiği makyaj odasında ses*sizce
    ağlayan bir palyaço gibi... Çevremize yaydığımız ışıktan biz nasiplenemeyiz çoğu zaman...
    insanın sözü geçmez, gücü yetmez ba*zen kendine...

    En güzel aşk filmlerinde oynayan kadın, alabildiğine mutsuzdur bakarsanız...

    Diline doladığı herkesin iç dünyasını ka*lemiyle didikleyen yazar, kendi içindeki keş*mekeşi
    tariften acizdir.

    Cemaate iman telkin ederken içten içe Tanrı'yı sorgulamaya başlamış bir din ada*mı kadar
    çaresiz, kıvranır insan...

    Yalnızlık korkusunu bastırmak için ömrü boyunca sayısız kadına tutulmuş bir Kazanova'nın
    sonunda anavatanı yalnızlığa dönmesi,

    ...ya da cehennemi bir cephede gün bo*yu askerlerine cesaret aşılayan kumandanın gece
    karargahta korkudan titremesi gibi,

    ...en yakından tanıdığı zaafı, en güven*diği yanına yakıştıramaz insan:

    ...ve kendini en bildiği yerinden vurur: Kalpse kalp; beyinse beyin...

    ...bir kurşunla durur.

    * * *

    Çünkü en beteridir kendisiyle savaşan*ların, kendine yenilmesi...

    İnanmadan din adamı olarak kalamaz*sınız; sevmeden aşık rolü oynayamaz, cesa*retsiz
    savaşamazsınız; beyninizde bir urla beyinlere deva, kalbinizde kanayan bir ya*rayla
    kalplere şifa taşıyamazsınız.

    Bu kuşatmayı yarmak için o "zaaf”ları*nızı yok etmek zorundasınızdır; çoğu kez kendinizden
    vazgeçmek pahasına...

    insan, kendine rağmen gider o zaman...gençliğinde nice cana kıydığı kılıcının üzerine
    karnıyla yatıveren yaşlı bir Samuray savaşçısı ya da intihar için artık hükmedemediği
    tanıdık bir mikrofonu seçen Zeki Müren gibi, ölümü beklemeden onun kol*larına koşar.

    Bazen uluorta, bazen yapayalnız,

    ...uçsuz bucaksız bir boşluğa akar...

    Malum; "uzun süre uçuruma bakar*san, uçurum da senin içine bakar."


    Can DÜNDAR