Türklerin İslamiyeti kabulünden sonra kurulan devletler

'Genel Türk Tarihi' forumunda ZeuS tarafından 2 Ağustos 2011 tarihinde açılan konu


  1. İslamiyetten Sonra Türk Devletleri

    Türklerin İslamiyeti kabulünden sonra kurulan devletler şunlardır;

    AKKOYUNLU DEVLETİ

    Akkoyunlu Türkmenleri Oğuzlar' ın Bayındır kolundandır. Gerek bunların, gerek Karakoyunlular' ın bayraklarında koyun resmi bulunması ve mezarlarında koyun heykellerinden taş diktirmeleri, bunların eski Hunlar'dan kalma oldukları fikrini veriyor. Anadolu' ya ne zaman geldikleri pek belli değildir; İlhanlılar' dan Argun Han zamanında gelmiş oldukları rivayet edilir. Bunlar önceleri Diyarbekir bölgesine hakim olan Soyatoğulları' nın hizmetinde bulundular, onların çekilmesi üzerine Artukoğulları ile çalıştılar.

    Akkoyunlular tarih sahnesinde ilk defa Ondördüncü Yüzyıl ortasına doğru Tur Ali Beğ' in idaresi altında çıkmışlardır. Tur Ali Bey civarda fetih ve yağma hareketlerine girişip başarı gösterdikçe Bayat, Döğer, çepni, İnallı, özerli boy ve oymaklarını, daha sonra Avşar, Kaçar ve Ağaçeri boylarından bazı oymakları da etrafında topladı. Fakat merkezleri önce Diyarbekir iken sonradan Tebriz' e taşımaları pekçok Türk boy ve oymağının da batıdan tekrar doğuya göçmesine sebep olmuş, böylece Kakoyunlular gibi Akkoyunlular da Doğu Anadolu' da Türk nüfus yoğunluğunun zayıflamasına yol açmışlardır.

    Tur Ali Beğ 1348' de yanında başka bazı Türk beyleri de olduğu halde Trabzon' u kuşatmış, fakat şehri almadan Rumlar' la anlaşmıştır. Bu anlaşmada oğlu Kutlu Beğ' e Trabzon prensesi Despina' yı aldığını biliyoruz.

    Kutlu Beğ babasından sonra Akkoyunlular' ın başına geçti. Akrabası olan Trabzon Rum İmparatoru ile iyi geçiniyor ve dostluklarını yeni akrabalıklarla perçinliyordu. Onun Hüseyin, Ahmed, Pir Ali ve Karayülük Osman adlarındaki oğullarının herbiri bir şehir veya kasabada hüküm sürüyorlardı. Fakat bu devirde Akkoyunlular devlet olmaktan ziyade, daha kuvvetli devlet ve beyliklere bağlanarak onlara hizmet etme durumundadırlar. Bu arada onları Karaoyunlular' a karşı Kadı Burhaneddin' in hizmetinde görüyoruz. Kutlu Beğ' in 1389' da ölümünden sonra bir müddet oğlu Ahmed Beğ Akkoyunlular' ın başında bulundu. Gerek o,gerek kardeşi Karayülük Osman uzun müddet Kadı Burhaneddin' e hizmet ettiler, fakat sonraları Karayülük Osman kendi durumunu güvenli görmeyerek Kadı Burhaneddin' den ayrıldı. Kadı' nın kendisini takip ettiği sırada ise birgece baskını ile yakalayıp onu öldürttü. Ancak Akkoyunlular bu hadiseden faydalanamadılar. Kadı Burhaneddin' in merkezi olan Sivas' ı kuşattıkları zaman halk, Burhaneddin' in oğlu Ali çelebi' yi hükümdar yaptı ve Karayülük Osman' a karşı direndi. Bu direnişin sebebi korku idi. çünkü Akkoyunlular devlet ve ordu sahibi insanlar değillerdi; başlarına topladıkları göçebe Türkmenler' le bir çeşit paralı asker gibi çalışıyorlar ve asıl geçimlerini yağmadan sağlıyorlardı. Sivas' ı alsalardı elbette şehirde ne bulursa yağmalayacak, karşılarına çıkanları öldüreceklerdi. Sivas halkı Yıldırım B?yezid' e haber salarak şehri ona vermek istediklerini bildirdiler. Böylece Yıldırm' ın oğlu Süleyman çelebi, yanında Osmanlı askeriyle gelip Karayülük' ün kuvvetlerini dağıttı, Sivas' ı teslim aldı.

    Karayülük Osman Bey bu taraflarda yapacak bir işi kalmayınca Mısır Sultanı Berkuk' a müracaat ederek onun hizmetine girdi ve kabul edildi. Ama Berkuk kısa bir zaman sonra ölünce, Karayülük kendine bir başka koruyucu arayarak yeni maceralara başladı; o sırada Batı seferine çıkarak Karabağ' da kışlayan Timur' un yanına gidip onun hizmetine girdi. Timur buları ciddi bir rakip olan Karakoyunlular' a karşı kullanmak niyetindeydi. Timur Anadolu' ya girince yanındaki askerleriyle birlikte ona iltihak etti. Sivas' ın Osmanlılar' dan alınması ve şehirdeki asker ve halkın toptan öldürülmesinde ona yardımcı oldu. Timur Malatya' yı, daha sonra da Diyerbekir' i alınca Karayülük' e verdi.

    Timur' un Anadolu' ya tekrar gelişinde Karayülük yine onun hizmetine girerek Ankara savaşında Osmanlı ordusuna karşı çarpıştı. Timur o yıl Anadolu şehirlerinin zenginliklerini toplayıp kendi memleketine gönderirken, Akkoyunlular da ne buldularsa yağma etmekten geri durmadılar. Fakat bu mallar kervanlar halinde giderken pay konusunda aralarında anlaşmazlıklar çıkıyor, birbirleriyle kavga ediyorlardı.

    Akkoyunlular Timur' un Diyerbekir' i kendilerine vermesi üzerine artık belli bir yer-yurt sahibi olmuşlar ve eski yağmacılıklarından yavaş yavaş vazgeçerek muntazam bir devlet hayatı yaşamaya başlamışlardır. Bu devirde onlar, gerek Osmanlılar' la gerek Mısır Memlukleriyle iyi geçindiler; esas itibariyle Karakoyunlular' la mücadele ediyorlardı. Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf ve oğlu İskender zamanında Karakoyunlular' ın düşmanı şahruh tarafını tutarak çeşitli savaşlara girdiler, fakat çok defa yenildiler. Nihayet Karayülük Osman Bey bir defasında Karakoyunlu İskender' in şahruh' tan aldığı emirle önünü kesmeye kalktığı zaman yenildi ve iki oğlu ile birlikte savaşta öldü. Başı kesilerek Mısır sultanına gönderildi.

    Karayülük Osman Bey' in ölümü üzerine oğulları ülkenin çeşitli yerlerinde hüküm sürmeye başladılar. Bunlardan Ali Bey kısa bir zaman babasının yerine hükümdar oldu. Onun yerine gelen Hamza daha başarılı oldu ve memleketin birliğini sağladı. Hamza Bey'in yerine gelen Cihangir ise küçük kardeşi Hasan Bey tarafından bertaraf edildi.

    Akkoyunlular' ın en önemli hükümdarı işte bu Hasan Bey' dir. Uzun Hasan diye tanınan Hasan Bey kendilerinin en yakın ve büyük hasmı olan Karakoyunlular' a karşı çok başarılı savaşlar verdikten sonra, gerek onların elindeki, gerek Anadolu' nun Gerger, Koyulhisar, Harput gibi yerlerini Akkoyunlu ülkesine kattı. Gürcistan' a arka arkaya seferler seferler yaptı, Karakoyulular' ı kesin şekilde yenip onların bütün topraklarını eline geçirdi.Timurlular' la anlaşma yaptı ve böylece Doğu tarafını güven altına aldıktan sonra gözünü Mısır ve Osmanlı ülkesine dikti.

    Hasan Bey böylece kuvvetli bir imparatorluk kurmuş bulunuyordu. Hem asker, hem devlet adamı olarak fevkalade yüksek meziyetlere sahipti. Doğuya dönerek Karakoyunlular' ın düştüğü hataya kapılmamış, istikbalini Batı' da aramak suretiyle gerçekten ileri görüşlü bir cihangir olduğunu ispat etmiştir. Fakat tarih ona burada gülmedi. Suriye üzerinde giriştiği askeri harekat başarısız kaldığı gibi, Osmanlılar' a karşı da varlık gösteremedi.1473' te Fatih Sultan Mehmed' e karşı Otlukbeli' nde yaptığı meydan savaşı mağlubiyetle sonuçlandı. Bundan sonra talihini Doğu' da aramaya kalkan Uzun Hasan, devlet merkezini Diyarbekir' den (o zamanki adıyla Amid) Tebriz' e taşıyınca, Akkoyunlu birliğine bağlı pekçok Türkmen oymağını da o tarafa götürdü, böylece kalabalık bir Türk nüfusu o bölgeyi boş bırakarak Tebriz ve havalisinde daha sonra kurulacak olan şii hakimiyetinin temel unsurunu teşkil etmiş oldu.

    Tebriz' e yerleştikten sonra medeniyet, ilim ve sanat yolunda pek değerli çalışmaların teşvikçisi ve dayanağı olan Uzun Hasan 1478' de öldü. Onun ölümüyle oğulları arasında saltanat kavgası başladı. Bunlardan Yakup Bey bir müddet devleti eski gücüyle devam ettirmeyi başardıysa da, Akkoyunlu Devleti siyasi ve sosyal teşkilatının yetersizliği yüzünden çökmeye yüz tuttu. İktidar kargaşalıkları içinde sarsılan ülkeye Erdebil şiileri'nin başına geçen Safevi şah İsmail hakim oldu.

    KAYNAK: Tarihte Türkler-Prof.Dr.Erol Güngör
    Sayfa:149-153, ötüken Yayınları

    ANADOLU BEYLİKLERİ

    Anadolu Selçuklu Sultanlığı Ondördüncü Yüzyıl' ın başında dağıldığı zaman, onun toprakları üzerinde beylikler hüküm sürüyordu. Bu beyliklerin bir kısmı daha devlet dağılmadan önce kurulmuş, iç işlerinde bağımsız birer eyalet manzarası almıştı. Fakat devlet ortadan kalktıktan sonra her bölgede nüfuz sahibi vali veya kumandanlar oralarda hükümdar olmuşlar, hükümdarlıkları kendilerinden sonra evlatlarına geçmeye başlamıştır. İşte Karamanoğulları, Dulkadiroğluları, Candaroğulları ilh. dediğimiz beylikler böyle birer devletçik halinde teşekkül ettiler.

    Selçuklu Sultanlığı son zamanlarda İran' daki İlhanlı Devleti' ne iyice bağlanmış, hatta en sonunda doğrudan doğruya oradan gönderilen valilerle idare edilir olmuştu. Anadolu'daki beylikler de İlhanlı Devleti' ne bağlı oldular. Fakat 1335' te son İlhanlı Hükümdarı Muhammed Hud?bende Han ölünce İlhanlı Devleti de dağılmaya yüz tuttu ve böylece beylikler istiklal kazandılar. İlk müstakil beylik ise İlhanlı valilerinin idaresindeki bölgede kuruldu.

    KAYNAK: Tarihte Türkler- Prof.Dr.Erol Güngör
    Sayfa:214-140-ötüken Yayınları

    ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ

    Türkler' e Anadolu' nun kapılarını kesin olarak açan hadise Malazgirt' teki zafer olmuştur. Fakat Türk akıncı birlikleri daha önceden Anadolu' da adeta serbest dolaşır hale gelmişlerdi. Diogenes iki yüz bin kişiyle Malazgirt' e gelirken bile ordunun gerisini güvenlik altına alamamıştı. çünkü Türk akıncıları her yerde görünüyor, hiçbir zaman yakalanamıyorlardı.

    Diogenes' le yapılan anlaşmanın yeni Bizans İmparatoru tarafından tanınması üzerine Sultan Alp Arslan, Kutalmışoğlu Süleyman şah' ı Anadolu' nun fethine gönderdi. Süleyman şah' ın emrinde Artuk, Afşın, Porsuk, Danişmend, Saltuk gibi pek meşhur Türk kumandanları vardı. Bunlar kısa zamanda Sivas ötesine geçerek üzerlerine gelen bir Bizans ordusunun Kayseri yakınında yendiler, Bizans kumandanını esir aldılar. İzmit civarında Bizanslılar tekrar bir orduyla göründüler, bu orduyu Artuk Bey bozguna uğrattı. Ardından güney bölgelerine sarkan Süleyman şah' ı durdurmak üzere büyük bir ordu gönderdiler, bu orduyu da Kutalmışoğlu 1074' te yapılan bir meydan savaşında dağıttı. Bu savaşlar sonunda Bizans' ın artık Türkler' e askerle karşı koyması pek zorlaşmıştı. Kutalmışoğlu' nun beyleri bunun üzerine Anadolu şehirlerini, yerleşmek üzere tek tek fethetmeye başladılar. 1084 yılına gelindiği zaman Marmara' ya kadar olan Anadolu toprakları Türkler' in eline geçmiş bulunuyordu.

    1077' de Büyük Sultan Melikşah, Kutalmışoğlu Süleyman' a bir ferman göndererek kendisini "Anadolu Hükümdarı" ilan etti, ardından Abbasi Halifesi de Kutalmışoğlu' nu hükümdar olarak tanıdı. Ma' mafih Süleyman şah 1075' te devleti kurmuş durumdaydı. Yeni Türk Devleti' nin merkezi İznik şehri oldu. Erzurum' dan İznik' e kadar Türk hakimiyeti kurulmakla birlikte, bazı şehirler ve kaleler hala Bizanslılar' ın elide idi; buralar birer birer temizlendi. 1085' te Kutalmışoğlu Antakya' yı fethetti. Beylerinden Buldacı Maraş bölgesini, çubuk ve Mehmed Beyler Elazığ bölgesini, Karatekin Bey Sinop' u çaka Bey İzmir' i fethettiler. Süleyman şah, her kumandan fethettiği bölgenin idaresini veriyordu. Böylece Anadolu beylikler halinde idare edilmeye başlanmıştı.

    Bu fetihler olurken bir yandan da Doğudan Batı' ya büyük kitleler halinde bir Oğuz akını oluyordu. Yüz binlerce insan, atları ve koyun sürüleriyle birlikte yeni açılan ülkelerde yurt tutmak üzere üç büyük koldan Anadolu' ya girmeye başlamıştı. Süleyman şah bunları sistemli bir şekilde yerleştirmeye çalıştı, ordusunu da esas itibariyle bunlardan teşkil ediyordu. Halbuki o tarihte Büyük Sultanlığın ordusu, Türkmen süvarileri hariç, bir devşirme ordusu halinde teşkilanmıştı.

    Süleyman şah, devletinin her teşkilatında Türkler' e dayandı. Zaten Anadolu fethedildiği zaman orada yaşayan Rum halkın büyük bir kısmı, kalabalık kitleler halinde Trakya' ya geçerek Balkanlar' a gitmiş, orada yerleşmişlerdi. çünkü adeta karınca sürüleri halinde Anadolu' yu istila eden Oğuz kitlelerinden bunlara nefes alacak yer kalmıyordu. Yerli halktan pek azı Müslüman oldular, Süleyman şah bütün Türk hükümdarları gibi herkesi kendi dininde serbest bırakıyor, kimseyi zorlamıyordu. Hıristiyan halk devlete cizye vermek suretiyle barış içinde rahat yaşamaya başladı.

    O yıllarda Anadolu kaynayan bir kazan gibiydi. Türkmenler (Oğuzlar) boylar halinde gelerek yurt tutuyor ve Orta Asya' daki sosyal-iktisadi düzenlerini aynı şekilde devam ettirmeye çalışıyorlardı. Bir taraflarında kendi soylarından fakat başka kabilelerden insanlar, bir taraflarında ilk defa karşılaştıkları ve bambaşka hayat tarzına, dine sahip olan insanlar vardı. Yeni gelenler fatih millet olarak geldikleri için, kendilerini üstün görüyorlar ve inanç konusunda yerlilerden hiçbirşey almıyorlardı. Buna karşılık yerleşik hayata aid bazı kültür unsurlarının (kap kacak, yapı biçimi vs.) Müslümanlık bakımından da oldukça karışık bir durumdaydılar. Büyük Selçuklu Sultanlığı' nda İslamiyet' in Hanefi mazhebi hakimdi, devletin ileri gelenleri bu hususta eğitim görüyorlar ve hiç değilse üst tabaka arasında inanç ve ibadet birliği sağlanmış oluyordu. Anadolu' ya gelen ve çoğu göçebe olan Oğuzlar' da Müslümanlık eski dinleriyle karma karışık bir haldeydi, üstelik kabileler halinde yaşadıkça aralarında bu konuda bir birlik kurulması da çok zordu.

    Anadolu' da Türk birliğinin kurulması veya Anadolu' nun Türkleşmesi herşeyden önce arınmış bir İslam inancının ve kültürünün her tarafa yayılması, insanları bu konularda birbirine benzetmesiyle mümkün olmuştur. İşte bizim vatanımızın maddi kurucuları Süleyman şah ve onun beyleri ise, manevi kurucuları da Mevlana Celaleddin, Yunus Emre, Hacı bektaş, Ahi evren, aşık Paşa, Süleyman Türkmani ve daha pekçokları gibi İslam kültürünün ulularıdır. Bunları ileride ayrıca anlatacağız.

    şunu da belirtelim ki, bizim vatanımız buraya gelen Türkler' le yerli halkların kaynaşmasından meydana gelmiş, yani melez bir halk değildir. Yukarıda söylediğimiz gibi, biz Anadolu' ya geldiğimiz zaman burada Etiler, Sümerler vs. gibi Milad öncesi kavimler yoktu; rumlar, Ermeniler, Süryaniler vs. vardı. Bunların pek azı Müslüman olarak bize karıştı, geri kalanların çoğu (Rumlar) Balkanlar' a geçti; gitmeyenler ise Cumhuriyet devrine kadar yerlerinde kaldılar. Bugün bile Türkiye' de Rum, Ermeni ve Süryani aslından Hıristiyan vatandaşlarımız yaşıyorlar.

    Anadolu Fatihi Kutalmışoğlu Süleyman şah kendi yanında bulunan bazı beylere anlaşmazlığa düşmüştü. özellikle Artuk Bey onun durumunu Büyük Sultan melikşah' a bildirmiş ve kendisini Anadolu' dan uzaklaştırmıştı. Artuk bey Umman ordusu komutanlığına tayin edildi, oradan da Suriye Sultanı Melik-tutuş' un yanına geldi. Daha sonra Afşin Bey gibi bazı büyük kumandanlar, Süleyman şah' ın sert tutumundan şikayet edip onlarda Tutuş' un yanına gitti. Tutuş, Melikşah' ın kardeşi idi ve Atsız Bey' den sonra Suriye valiliğine gönderilerek Mısır' ın fethi ile görevlendirilmişti. Suriye' de Kutalmışoğlu' nun Anadolu' da yaptığı gibi bir devlet kuran Tutuş onun güneye doğru daha fazla ilerlemesinden çekindiği için, bu kumandanları da yanına alarak Kutalmışoğlu' na karşı çıktı. O sırada Süleyman şah Haleb' i muhasara ediyordu.

    Selçuklu ailesinin iki değerli avladı, iki Türk ordusunun başında birbirleriyle Haleb civarında savaşa tutuştular. Nice Yıllar hep birlikte kafir ülkelerinde gaza yapıp İslam' ın ve Türklüğün hakimiyeti için vuruşan bu insanların birbirlerini yemeleri tatsız bir olaydı. Süleyman şah Tutuş' un ordusuna taarruz etti. Fakat bu orduda Süleyman şah' ın savaş taktiklerini ve Anadolu ordusunu iyi bilen büyük kumandanlar vardı. Bu yüzden hücum başarılı olamadı. Tutuş' un safında bulunan Artuk Bey karşı hücuma geçti. Artuk Bey bütün ömrünü savaşlarda geçirmiş dahi denecek kadar üstün bir askerdi. Süleyman şah' ın ordusunu bozguna uğrattı. Bu bozgun Kutalmışoğlu' nun da sonu oldu. Anadolu Türk Devleti' nin, yani bizim devletimizin kurucusu olan büyük kumandan ve sultan, hyatında ilk defa yeniliyordu. Mağlubiyete dayanamadığı için, kaçıp kurtulmaktansa kendini öldürmeyi tercih etti.

    Melikşah bu olanları duyunca Tutuş' u cezalandırmak için üzerine yürüdü, fakat onun af dileyip ayaklarına kapanması üzerine dokunmadı. Süleyman şah' ın küçül çocuklarını Isfahan' daki Selçuklu Devleti' nin başına geçici olarak Süleyman şah' ın kardeşlerinden Davud' u getirdi. (1086)

    Süleyman şah' ın büyük oğlu şehzade Kılıç Arslan Büyük Sultan' ın sarayında mükemmel bir eğitim gördü. 1096 yılında Isfahan' dan çıkarak İznik' e geldi ve büyük merasimle Selçuklu tahtına oturdu. Fakat o sırada Anadolu Türklüğünü ve İslam Dünyası' nı büyük bir tehlike bekliyordu: Hıristiyan dünyası Boğazlar' dan ötesinin artık tamamen kaybolduğunu görmüştü; üstelik Hıristiyanlar için mukaddes sayılan topraklar (kudüs ve civarı) Müslümanlar' ın elinde idi. Papazların kışkırttığı Hıristiyan halk birçok Avrupa ülkesinde hükümdarları kutsal bir savaş için zorlamaya başladı. Avrupa o tarihlerde sefalet içinde idi. İslam ülkelerinde tıpkı masallardaki gibi bir hayat yaşandığını düşünüyorlar, bu serveti yağmalamak için fırsat arıyorlardı. Nitekim işte bu kutsal savaşa katılanların büyük çoğunluğu yağma ve çapul niyetiyle gelmiş insanlardı.

    Tarihlerde Haçlı Seferleri diye bilinen (çünkü haç, Hıristiyanlığın sembolüdür) bu seferlerden birincisi 1096 yılında başladı. Bir taraftan Avrupa kralları ve derebeyleri ordularını toplarken, bir yandan mutaassıp papazların topladığı yüz bin kişilik bir serseri çapulcu ordusu meydana gelmişti. Sefil, perişan insanlardan meydana gelen ve bütün emeli mal yağmalamak olan bu yüz bin kişilik ordu İstanbul' a gelerek oradan Yalova' ya geçti ve Türk başşehri İznik' e doğru yürüdü. Sultan Kılıç Arslan 1096 Eylülü' nde bunların İznik yakınında önlerine çıkarak tamamına yakın bir kısmını yok etti, geri kalan pek azı da esir edildi. Bunların ardından asıl Haçlı ordusu, yarım milyonu aşkın bir kalabalık halinde ilerliyordu.

    Haçlılar İznik' i muhasara ettiler. Sultan Kılıç Arslan İznik' te küçük bir garnizon bırakarak ordusuyla birlikte çekilmişti. Muhasara sırasında Haçlı ordusunun üzerine hücum etti. Fakat Türk ordusunun bütün mevcudu elli-altmış bini geçmiyordu. 600.00 kişilik Haçlı kuvveti karşısında bunlar çölde bir avuç kum gibi kalmışlardı. Haçlılar' ın hepsini birden tek bir savaşta yok edemeyeceklerini anlayınca çete harbi yapmaya karar verdiler. iznik, Haçlılar' a göre çok medeni olan Bizanslılar' a teslim edildi ve böylece oradaki Türkler katliamdan kurtuldu.

    Haçlı Ordusu Eskişehir Konya üzerinden Antakya' ya ve oradan Kudüs' e inmek üzere yola çıktı. Kılıç Arslan ordusunu kumandanları arasında bölerek bunları takip etmeye başladı. Türkler yol boyunca büyük Haçlı sürüsünün yan ve arkalarına dalıyorlar, güçleri tükenene kadar Haçlı ordusu Antakya' ya geldiği zaman yüz bine indi, yani beş yüz bin kişi Türk kılıçları ve okları ile Anadolu bozkırında toprağa karışığ kayboldu.

    Türk ordusunun onlarla uğraşmasını fırsat bilen Anadolu Hıristiyanları yer yer ayaklanmaya başladılar. Ermeniler Kilikya' da bir krallık kurdular; Bizans İmparatoru İzmir' i geri aldı. Haçlı ordusu Antakya kalesini yedi ay kuşattığı halde alamadı, tam çekilmek üzere iken Kale Kumandanı Yağıbasan Bey' e yerli Hıristiyanlar' ın ihanet etmesi üzerine Antakya düştü. Oradan Kudüs' e gittiler. Kudüs Türkler' de değil, Mısır Fatımileri' nin elinde idi. fatımiler şehri savunamadılar. Haçlı ordusu şehirdeki bütün Müslüman ve Yahudiler' i, kadın ve çocuklar olmak dahil olmak üzere, öldürdüler. Bunların sayısı yetmiş bini buluyordu.

    Kılıç Arslan binlere şehid vererek yarım milyon Haçlı askerini imha etmiş, geri kalan sürüyü de Anadolu' dan uzaklaştırmıştı. fakat henüz taze olan Anadolu Selçuklu Devleti uzun süren bu savaşlardan yorgun düştü. Bazı topraklar Bizanslılar' a geri kaptırıldı, devletin kendi beylikleri üzerindeki otoritesi de zayıfladı. danışmendiler, Mengücekoğulları ve Saltukoğulları artık Konya' yı merkez yapmış olan Sultan' a boyun eğmeyecek kadar kuvvetlendiler. Kılıç Arslan devleti yeniden eski kudretine ulaştırmak için gece gündüz çalışıyordu. Türk tarihinin en büyük devlet reislerinden biri olan bu Selçuklu Sultanı, yüksek bir diplomatlık kaabiliyetine sahip olduğu gibi aynı zamanda büyük bir savaş ustası, emsalsiz bir kahramandı. fakat ömrü yetmedi. 1107 yılında Musul ve civarına yaptığı bir seferden dönerken Habur Irmağı' nı geçtikleri sırada atı ile birlikte bir anarofa kapılarak boğuldu.

    Kılıç Arslan' ın yerine oğlu 2. Melikşah geçti. Onun 1116' da yirmi yaşında iken ölümü üzerine de kardeşi Mes' ud, Selçuklu tahtına oturdu.

    Sultan Mes' ud' un hükümdarlık devri Anadolu' daki Haçlılar ve Danişmendiler' le mücadeleyle geçti. Danişmendiler Selçuk Sultanlığı ile rekabet halindeydiler ve her fırsatta kendi beylik topraklarını onların aleyhine genişletiyorlardı. Mes' ud bunların elinden Elbistan ve havalisini aldı. O sırada Avrupa' da yeni bir Haçlı seferi tertiplenmişti. Alman imparatoru üçüncü Konrad, büyük bir ordu ile Eskişehir üzerinden Konya' ya kadar gelmek üzereydi. Mes' ud sayısı 70-80 bin civarında olan bu orduyu Eskişehir' de karşıladı ve yapılan meydan savaşında (1147) Haçlılar' ın tamamına yakın kısmını orada yoketi. Alman İmparatoru zor kaçıp kurtulmuş, İznik' e gelmişti. Burada Fransa Kralı' nın getirdiği 150 bin kişilik yeni bir Haçlı ordusu ile birleşip tekrar Selçuklular' ın üzerine geldi. Sultan Mes' ud bu kadar kalabalık bir orduya karşı meydan savaşına girmeyi uygun bulmayarak yıpratma yoluna gitti. Haçlı, Toroslar' ı aştıkları zaman artık yola bile devam edemeyecek haldeydiler. Antalya' ya sığınıp canlarını kurtardılar. Sultan Mes' ud bundan sonra Maraş' ı, arkasından Behısını ve havalisini Haçlılar' dan kurtardı. urfa haçlı Kontu tehlikeyi görünce Sultan' a bağlılığını arzetti.

    Sultan Mes' ud, ölümüne yakın bir zamanda eski Türk ve Selçuklu geleneğine uyarak devletin topraklarını oğulları arasında paylaştırdı. Konya' da yapılan bir merasimle büyük oğlu 2. Kılıç Arslan' a taç giydirdi ve onu "Konya Sultanı" ilan etti, diğer iki oğluna da Konya' ya bağlı olmak üzere iki eyalet verdi. 1155' te öldü.

    KAYNAK: Tarihte Türkler-Prof.Dr. Erol Güngör
    Sayfa:91,92,93,94,95,96,97,98-ötüken Yayınları
     



  2. Cevap: İslamiyetten Sonraki Türk Devletleri

    BÜYÜK SELÇUKLU İMPARATORLUĞU

    " Bugün Türkiye' de yaşayan Türkler' in doğrudan doğruya dedeleri Büyük Selçuklu İmparatorluğu' nu kuran Oğuz Türkleri' dir."

    Oğuzlar Göktürkler zamanında onların idaresine bağlı olarak Selenge Irmağı boylarında yaşıyorlardı. Bütün Türk boyları içinde Göktürk iktidarına en çok baş kaldıranlardan biri de Oğuzlar' dı. En sonunda Uygurlar' la birlikte Göktürk ailesinin saltanatını yıktılar ve Türk Devleti' ne hakim oldular. Sonraları Kırgız boyundan Türkler' in baskısıyla oğuzlar daha batıya, Seyhun Nehri civarına göçmek zorunda kaldılar ve oraya yerleştiler. İçlerinde büyük bir bölümü Kuzey Karadeniz üzerinden Ukrayna ve Balkanlar' a gitti. Avrupalalıların "Uz" dedikleri bu Oğuz kitlesi zamanla Hıristiyan olarak kayboldu, bir kısmı Bizans ordusunda hizmet ederken Malazgirt savaşında akrabaları olan Selçuklu Oğuzları' nın tarafına geçtiler.

    Asya' da Oğuzlar' ın büyük çoğunlu Aral Gölü ile Hazar Denizi arasında yaşıyordu. Bunlar Onuncu Yüzyıl' da Hazar Kağanlığı' na bağlı bir yabguluk halinde idi. Oğuz Yabgulugu güneyde Müslüman ülkelerle çevrili idi ve oğuzlar güneye doğru geldikçe Müslüman oluyorlardı. Oğuzlar Müslüman olduktan sonra bunlara "Türkmen" adı verilmiştir.

    Oğuzlar 24 boydan meydana geliyordu. Bu yirmi dört boyun Oğuz Han' ın Gün, Ay, Yıldız; Gök, Dağ ve Deniz adlarındaki altı oğlundan ve bu altı oğlun herbirinin dörder oğlundan (24) türediğine inanılıyordu. Gerçekten 24 boyun on ikisine Bozoklar, on ikisinene üçoklar denirdi. Oğuz Destanı' nda gördüğümüz gibi, Oğuz' un üç oğluna yay, öbür üç oğluna da ok verdiği inancı vardı.

    Bugünkü Türkiye' de yaşayan bizlerin herbiri işte bu yirmi dört Oğuz Boyu' ndan birinden gelmişiz. Türkiye' de birçok yer isimleri ve bugün buralarda yaşayanların isimleri Oğuz boylarının isimleridir. Hepimiz ailemizin soyunu ve bölgemizi biraz araştırırsak hangi Oğuz boyu' na mensup olduğumuzu bulabilriz. Bu boyların isimleri şöyledir.

    Bozoklar, Kayılar, Bayatlar, Alkaevliler, Karaevliler, Yazırlar, odurgular, Dögerler, Yaparlılar, Avşarlar, Beğdililer, Kızıklar, Karkınlar. Bu on iki boy Oğuz Han' ın Gün Han, Ay Han ve Yıldız Han adlı oğullarından türemiştir.

    üçoklar: Bayındılar, Peçenekler, çavuldurlar, çepniler, Salurlar, Eymürler, Alayuntlular, Yüregirler, İğdirler, büğdüzler, Yıvalar ve Kınıklar. Bunlar da Oğuz Han' ın Gök Han, dağ Han, ve Deniz Han adlı oğullarından türemiştir.

    üçoklar ve Bozoklar arasında iktidar kavgası vardı, herbiri kendi kolunun daha üstün olduğunu iddia eder ve beyliğin kendisinde olmasını isterdi. Bazı boylar diğerlerinden daha kalabalık ve güçlü oldukları için onlar fazla saygı görürlerdi. Kayılar, Kınıklar, Bayatlar en ileri gelen Oğuz boylarıydı. Selçukoğulları ailesi Oğuz' un Kınık boyundandı, Osmanoğulları ise Kayı boyundandır.

    Kınık Boyu Oğuzları, Onuncu Yüzyıl' da seyhun Nehri civarında yaşıyordu. Dukak Bey adlı bir boy beyleri vardı. Dukak ölünce yerine oğlu Selçuk Bey geçti. Selçuk Bey' in oğuz Yabgusu ile arası açılınca Kınıklar büyük Oğuz kitlesinden ayrılarak Cend şehrine gelio yerleştiler ve burada hepsi Müslüman oldular.

    Selçuklu Hanedanı' na adını veren Selçuk Bey' in beş oğlu oldu. Bunların adlarıyla sırasıyla Mikail Bey ve Yunus beydir. Bunlardan İsrail Arslan, Oğuz Yabguluğu' nu eline geçirerek Oğuzlar üzerinde Selçuklu hakimiyetini kuran kumandandır.

    Onuncu Yüzyıl' ın sonlarında Oğuzlar, Karahanlı Devleti' ne bağlı bir ybguluk durumunda idiler. O tarihlerde Oğuzlar' a sınır, iki büyük Türk Devleti' nden biri de Gazneliler' di. Karahanlılar ve Gazneliler İran' daki Smanoğlu Devleti' ni yıkıp topraklarını paylaşmışlardı. Gazneliler daha da kuvvetlenerek Karahanlılar' ın Batı' ya doğru sarkmak üzere yaptıkları bütün teşebbüsleri kırdılar. Fakat o sırada iki devleti birden tehdid eden bir tehlike vardı: Oğuzlar. oğuzlar büyük hayvan sürüleri peşinde göçebe yaşayan, ve bu yüden çok geniş bir sahayı hükümleri altında tutan savaşçı bir kitle idi. üstelik kendilerinin Türk kağanlığı tahtının asıl sahibi olduklarını iddia ediyorlardı. Hem Karahanlılar' dan hem Gazneliler' den kendileri ve sürüleri için çok geniş topraklar istiyorlardı.

    Karahanlılar daha fazla zayıf oldukları için en büyük tehlike onları bekliyordu. Bunun üzerine Karahanlı hakan Kadir Han, gazneli Sultan Mahmud' u Oğuzlar aleyhine kışkırttı. Gazneli Mahmud, her yıl Hindistan' a sefere gidiyor ve o sırada kendi ülkesine yapılacak herhangi bir taarruzdan kuşku duyuyordu. Oğuz tehlikesini önlemek için emir Arslan Yabgu' yu sarayına davet etti, sonra hile ile onu esir edip Hindistan tarafında bir kaleye hapsetti. Oğuzlar yabgularını kurtarmak için Mahmud' a çok ricacılar gönderdiler, ama hiçbir sonuç alamadılar. Bunun üzerine iki taraf arasında açık bir mücadele başladı.

    Sultan Mahmud, tam Oğuzlar Horasan bölgesine nüfuz edip oralara yerleşmek üzereyken bir sefer açtı ve İran' ın geri kalan bölgelerini de istila ederek mutlak bir hakimiyet kurdu. Oğuzlar çok zor durumda kalmışlardı. Arslan Yabgu' nun yerine geçen İnanç Yabgu da Karahanlılar tarafından öldürülmüştü. Oğuzlar' ın başında Selçuk' un torunu ve Mikail' in oğulları olan tuğrul ve çağrı Beyler bulunuyordu. Bunlar Gazneliler' e saldırmak için fırsat kollamaya başladılar. 1030 yılında Gazneli Sultan Mahmud ölünce bu fırsat ellerine geçti. Mahmud' un iki oğlu taht kavgasına girişmişti. Halbuki Tuğrul ve çağrı Beyler tam bir dayanışma içindeydiler. Tıpkı Bilge Kağan ve Kül Tigin gibi, Tuğrul Bey devletin başına, çağrı Bey ordunun başına geçmişlerdi.

    Gazne tahtını Sultan Mes' ud ele geçirdi, fakat babası kadar büyük bir devlet adamı omadığı için Oğuz tehlikesini göremedi. 1031' den başlayarak 1037' ye kadar Oğuzlar gazne topraklarına devamlı hücum ettiler. Nihayet çağrı Bey 1037' de Merv şehrini aldı ve kendi adına hutbe okuttu. Selçuklu Devleti resmen kurulmuştu. Bir yıl sonra Nişabur fethedildi, Tuğrul Bey "Sultan" ilan edildi. Neden sonra Sultan Mes' ud tehlikeyi görerek çok büyük bir ordu ile Selçuklular' ın üzerine yürüdü. Selçuklu ordusu henüz böyle büyük bir İmparatorluk ordusu ile başa çıkacak güçte değildi. Bunun üzerine Tuğrul ve çağrı Bey' ler Türkmen taktiği ile mücadeleye karar verdiler. Gazne ordusu ile karşılaşmaktan kaçıp, onu yıpratmak niyetinde idiler. çok sür' atli birliklerle Gazneliler' in gerisine, ilerisine hücum edip kaçıyorlar, koca orduyu peşlerinden yüzlerce, binlerce kilometrelik bir takip harekatına zorluyorlardı. Bu arada Gazne şehirlerini işgal etmeye başladılar. şehirler önce bu göçebe ve savaşçı kalabalıktan çok korkuyor, onlara yüz vermiyorlar ve Gazne ordusunun gelmesini istiyorlardı. Ama Selçuklular' ı kendilerine çok iyi davrandığını görünce onlarla iş birliği etmeye başladılar. öbür yandan Gazne ordusu yetişince bu şehirleri tekrar ele geçiriyor ve halka onlarla işbirliği ettiklerinden dolayı ağır cezalar veriyordu. Böylece Selçuklular bütün halkın gönlünü kazanmış, gazneliler' e karşı bir hoşnudsuzluk havası yaratmaya muvaffak olmuşlardı.

    Bir yıl kadar süren bu kovalamacadan sonra iki ordu Merv şehri yakınındaki Dandenakan çölünde karşılaştı. Gazne ordusu bitkin bir halde idi, kumandanları arasında anlaşmazlık vardı ve Sultan Mes' ud herşeye hakim olamıyordu. Oğuzlar' ın yıldırım gibi saldırmaları üzerine gaznesaflarında bozgun başladı. Oğuz okçuları ordunun ileri kanatlarını ok yağmuruyla şaşkına çevirmiş, sonra dağılan akerin üzerine kılıç ve kargı ile hücuma başlamıştı. Sultan Mes' ud ordusunun yok edileceğini anlayınca geri çekildi, bütün ağırlıkları Selçuklular' ın eline geçti. 1040 yılında yapılan bu Dandenakan Meydan Savaşı işte bizim bugünlü Türk Devletimizin temelinin atıldığı savaştır. Büyük Selçuklu Devleti ve dolayısiyle Türkiye Türk Devleti bu savaşta kuruldu. Demek ki, 1988 yılı, devletimizin kuruluşunun 948.nci yıl dönümüdür.

    Selçuklular bu zaferden sonra büyük bir hızla İran' ın tamamını fethedip oradan Doğu Anadolu' ya, Irak ve Suriye' ye sarktılar. Devletin merkezi Nişabur' dan rey (şimdiki Tahran bölgesi) şehrine taşındı. Tuğrul Bey Büyük Sultan olmuş, çağrı Bey yine başkomutanlığa devam ediyordu. Tuğrul Sultan' ın oğlu yoktu. Bu yüzden Selçuklu sultanlığı çağrı Bey' in oğullarıyla devam etti. Büyük Sultan Alp Arslan işte bu çağrı Bey' in oğludur.

    Selçuklu zaferinden sonra Gazneliler birkaç defa toparlanarak hücum denemesine kalkıştılarsa da fayda vermedi, en sonunda Hindukuş dağları' nı sınır yaparak güneye çekildiler. Karahanlılar' la da barış yapıldı, her iki hükümdar ailesi arasında akrabalıklar kuruldu.



    KAYNAK: Tarihte Türkler-Prof.Dr.Erol Güngör
    Sayfa:76,77,78,79,80,81,82-ötüken Yayınları


    ÇAĞATAY HANLIĞI ve TİMURLULAR
    Moğollar 1220 yılında Harezmşahlar' ı mağlub ettikten sonra onların ülkesini baştanbaşa zaptetmişlerdi. Cengiz' in ölümü üzerine ülkesi oğulları arasında paylaşılınca bu bölge ikinci oğlu çağatay' a kaldı ve burası merkezi önce Almalık, sonra Kaşgar olan çağatay Hanlığı' nın toprakları arasına girdi.

    Cengiz Han, Moğol soyundandı, fakat kurduğu imparatorlukta nüfusun büyük bir kısmını Türkler meydana getiriyordu ve devlet teşkilatının pekçok kademelerinde Türkler vardı. Hatta bu yüzden bazı tarihçiler Cengiz' i ilk defa bütün Türkler' i tek devlet halinde toplayan hükümdar olarak görürler. Onun ölümünden sonra Türkler devlete daha çok hakim olmaya başladılar ve Cengiz İmparatorluğu kısa bir zaman içinde hem Müslümanlaştı hem Türkleşti.

    İşte bu değişmenin en belirgin örneklerinden biri, çağatay Hanlığı' nın Timurlular eline geçmesi ve devletin Moğol karakterini tamamen kaybetmesidir.

    Tarihte görülmüş cihangirlerin en büyüklerinden biri olan ,aynı zamanda zekası ve teşkilatçılığı ile parlak bir şahsiyet olarak bilinen Timur Gürgan 1336 yılında Türkistan' da dünyaya geldi. Babası Barlas oymağı beyi Turgay Barlas'tı. 1361 yılında büyük bir maceraya atılarak şahsi dehası sayesinde tek başına yükseldi ve nihayet çağatay Hanlığı' nın idaresini eline geçirdi 1370 yılında fiilen çağatay Hanı olmuştu; fakat hem Moğollarda, hem Türkler' de devlet başkanı ancak belli sülalelerden gelebildiği için kendini sultan ilan edemedi, ancak son çağatay Hanı'nı ömrü boyunca yanında kukla gibi gezdirerek kendisini onun "Emir" i gibi gösterdi.

    Timur onbeş yıl kadar bir zamanda ardı ardına açtığı seferlerle Tebriz' den Doğu Türkistan'a kadar bütün ülkeleri fethetti ve büyük, güçlü bir devlet kurdu. Cengiz İmparatorluğu' nun Batı kanadı olan Altınordu Hanlığı'nı da kendisine bağlamıştı, fakat Altınordu Hanı Toktamış' ın ihaneti üzerine, bu devlete büyük bir darbe indirdi ve Altınordu bir daha kuvvet bulamadı. Timur' un dehası ve kahramanlığının çok kötü sonuçlara yol açtığı iki meseleden biri bu Altınordu seferi, diğeri ise Anadolu seferidir. Altınordu' nun yediği darbe ileride o topraklar üzerinde Rusya'nın gelişmesine yaramış ve bundan İslam-Türk alemi kadar bütün dünya büyük zarar görmüştür.

    Timur 1391' de Altınordu' yu çökerttikten sonra 1392' den 96' ya kadar dört yıl süren bir güneybatı seferine çıktı. Bağdad' a kadar ilerledi ve şehri zaptetti, sonra bazı Güneydoğu Anadolu vilayetlerini, Güney Azerbaycan' ı aldı, bölgedeki bazı beylikleri ve özellikle Osmanoğlu hakimiyetinden korkanları kendisine tabi kıldı. Başkenti Semerkant' a döndükten sonra kısa bir hazırlıkla bu defa Hindistan üzerine yürüdü, oradaki Türk Sultanlığı' nı yarı-müstakil Hind emirlerini kendine bağladı.

    Timur' un karşısında rakib olacak iki devlet kalmıştı: Osmanlılar ve Mısır Memlukleri. Hind seferinden döner dönmez tekrar Batı'ya yöneldi. İlk hedefi Osmanlılar'dı. Daha önceki Bağdad seferi sırasında Celayiroğulalrı' nın ve Akkoyunlular' ın ülkelerini ellerinden almış, bu iki hanedanın hükümdarları ise kendilerini Timur'a karşı koruyacak bir devlet aramaya kalkmışlardı. Bu iki hükümdar, Karakoyunlu Kara Yusuf ve Celayiroğlu Ahmed kah Yıldırım' a, kah Mısır Memlukleri'ne sığınıyorlardı. öbür yandan Yıldırım'ın ortadan kaldırdığı bazı Anadolu beyliklerinin hükümdarları da Timur'a sığınmışlardı. Bunların iki tarafı kışkırtmaları savaş için bahane olduysa da, Timur'un asıl gayesi İslam Dünyası' nın tamamına hakim olmak, yani Osmanlılar' ı ve Memklukleri de kendine bağladıktan sonra tekrar Hindistan-çin üzerine yürümekti. 1400 yılında Anadolu' ya girdi, fakat Yıldırım' la karşılaşmadan Azerbaycan' a döndü. Ertesi yıl tekrar geldi, Ankara' ya kadar Türk şehirlerini yakıp yıktıktan sonra Yıldırım' ın kendini metbu tanımadığını görünce, iş artık muharebeye kalmıştı. 1402' deki çubuk Savaşı' nda Osmanlı ordusu mağlub olunca bütün Anadolu' ya istila etti ve daha önce Osmanlı ülkesine katılmış olan Anadolu Beylikleri' nin hafızalarından hiç silinmeyen kötü hatıralar bıraktı ve Anadolu Türklüğü kendilerini fillerle ezen bu cihangiri Nasreddin Hoca' nın nükteleriyle gülünç hale düşürerek manevi bir intikam aldı.

    Timur Osmanlılar' ı, Anadolu Beyleri'ni, Mısır Memlukleri' ni, hatta Bizans' ı kendine bağlı birer devlet haline getirdikten sonra memleketine döndü. 1405 yılında çin tarafına sefer hazırlanmış ve yola çıkmıştı, fakat Otrar' da ölümü üzerine bütün planları suya düştü. Zaten o Yakındoğu' dan çekilir çekilmez eski siyasi statü yeniden kurulmuştu.

    Timur' un Cihangir Mirza, ömer şeyh Mirza, Miranşah ve şahruh Mirza adlarında dört oğlu vardı. Kendisinden sonra ülkesinin çeşitli yerlerinde bunlar ve oğulları hüküm sürdüler. ülke eski Türk geleneğine göre şehzadeler arasında paylaştırılıyor, sonra bunlardan bir tanesi diğerlerine hakim sayılıyordu. Fakat Semerkand' da hüküm süren Sultan Halil ile Herat' taki şahruh geçinemediler. Halil' den sonra devlete hakim olan şahruh, Semerkand bölgesini oğlu ve veliahdı Uluğ Bey'in idaresine terketti.

    şahruh, Uluğ Bey ve ebu Said Mirza gibi çok büyük devlet adamları sayesinde devletin Herat kolu öbürüne göre daha fazla gelişti, ilim, sanat ve edebiyatta büyük isim yapmış kimseler yetişti. özellikle Sultan Hüseyin Baykara zamanında Herat Sultanlığı parlak zamanını yaşamıştır. Semerkand kolunda en parlak şahsiyet ömer şeyh Mirza' nın oğlu Babür' dür. Timuroğulları' nın saltanatına şeybani ailesinin idaresi altındaki özbekler son vermişlerdir. Babür Mirza bularla epey mücadele ettikten sonra Hindistan'a çekilmek zorunda kaldı ve oradan yüzlerce yıl sürecek olan Babürlüler Hanedanı'nın saltanatını kurdu.

    KAYNAK: Tarihte Türkler-Prof.Dr.Erol Güngör
    Sayfa:161-164-ötüken Yayınları

    CELAYİRLİLER
    Celayirliler aslen Moğol olup türkleşmişlerdir. Bunların adı Moğollar' ın Cel?yır kabilesinden gelir; Cengiz' in askeri harekatında önemli yeri olan sol cenah kumandanı Mukan Noyan bu kabiledendi. Bunar Moğol orduları içinde çeşitli bölgelere dağılmışlar, gittikleri yerde hakim olan kalabalık içinde erimişlerdi. İşte Türkistan ve Kıpçak ülkesine gidenler de Türkleştiler, İlhanlılar' ın devlet hizmetinde önemli mevkiler almışlardı. Celayir Devleti' ni kuran Emir Hasan' ın, babası Emir Hüseyin Ulcaytu Han' ın valilerindendi. Onun babası Ak Buga ve dedesi İlken Noyan yine İlhanlı Devleti' nde büyük makamlarda bulunmuşlardı.

    Emir (veya şeyh) Hasan İlhanlılar' ın Nadolu valisi iken, 1336' da bu görevden ayrılarak İlhanlılar arasındaki saltanat mücadelelarine karışmış, 1340'da Bağdad' a yerleşerek orada ayrı bir devlet kurmuştur. Kısa bir zaman İlhanlılar' a bağlı kalan şeyh Hasan daha sonra müstakil oldu ve 1356' ya kadar hüküm sürdü. Yerine oğullarından üveys' in oğlu Hüseyin zamanında Karakoyunlular' la sonuçsuz mücadeleler oldu. Hüseyin' in 1382' de ölümü üzerine devlet, kuzey ve güney bölgeleri halinde iki oğlu arasında paylaşıldı, ancak bunlardan Ahmed Sultan öbür kardeşi B?yezid' i esir ederek gözlerine mil çektirdi.

    Cel?yirli Sultan Ahmed, ülkesinin Timur tarafından istila edilmesi üzerine önce Mısır Memluk Sultanı' na, sonra Osmanlı Sultanı Yıldırım B?yezid' e sığındı. Timur'un 1405' te ölmesi üzerine ülkesine yeniden sahip olduysa da,daha önce dostu olan Karakoyunlu Kara Yusuf'un ülkesine saldırdığı için, onun tarafından yenildi ve oğullarıyla birlikte esir düşerek idam edildi (1410).bundan sonra Karakoyunlular Bağdad' ı aldılar ve Celayir Devleti' ne son verdiler (1414). Hille' de hüküm süren Celayirli Hüseyin' in Karakoyunlu şah Muhammed tarafından öldürülmesiyle de bu sülale sona erdi.

    KAYNAK: Tarihte Türkler-Prof.Dr.Erol Güngör

    Sayfa:142,143-ötüken Yayınları

    GAZNELİLER DEVLETİ
    "Gazneliler Devleti' nin asıl kurucusu, Piri Tigin' den sonra gelen Sebuk Tigin' dir. Sebuk Tigin, Alp Tigin' in yanına evladlık olarak girmiş Isık Göl' lü bir Türk' tü."

    Gazneliler Devleti' ni kuran ve devam ettiren sülale, İran bölgesindeki Samanoğulları Devleti hizmetinde çalışıyordu. Bunlardan Alp Tigin, Samanoğulları' nın Herat valisi iken 962 tarihinde Horasan bölgesinde kendi hükümdarlığını ilan etmiş, Samani hükümdarına da bağlılığını bildirmişti. Ondan sonra gelen İbrahim Bilge Tigin ve Piri Tigin zamanlarında bu devlet, yine Samanoğulları' na (Samanoğulları Türk değildir) bağlı olarak devam etti.

    Gazneliler Devleti' nin asıl kurucusu, Piri Tigin' den sonra gelen Sebuk Tigin' dir. Sebuk Tigin, Alp Tigin' in yanına evladlık olarak girmiş Isık Göl' lü bir Türk' tü. Samani Devleti ile bağını kopardı ve müstakil devlet haline geldi. 977-997 arasındaki yirmi yıllık hükümdarlığı zamanında komşu devletlerle doğrudan ilişkiler kurmuştu. Fakat Samanoğulları yine bunlar üzerinde hak iddia ediyorlardı. Nihayet Karahanlılar 999 tarihinde Samanoğulları' nın merkezini işgal edip saltanatlarına son verince, Gazneliler devleti kısa zamanda o zamanın en büyük devleti (imparatorluk) oldu.

    Sebük Tigin' in 997' de ölümü üzerine yerine büyük oğlu Mahmud geçmişti. Gazneli Mahmud adıyla şöhret bulan bu hükümdar Türk ve İslam tarihinin en büyük sultanlarından biridir. şiiler' e karşı Sünni Müslümanlığın hakimiyetini sağladığı için Bağdad' daki Halife de kendisini destekliyor ve ona "Sultan" ünvanını veriyordu.

    İslam tarihinde adeta bir efsane kahramanı haline gelen Gazneli Sultan Mahmud, otuz yılı aşan hükümdarlık zamanında devamlı seferlere Kuzey Hindistan' ı ele geçirmiş, böylece Hindistan' da İslamiyet' in kökleşmesini sağlamıştır. Bugünkü Pakistan bir bakıma onun eseri sayılır.

    Gazneli Mahmud İran' dan Hindistan' ın kuzey eyaletlerine kadar bütün ülkeleri zaptetip kendisine bağladı. Alimleri ve san' atkarları koruyan, kültürün gelişmesine büyük hizmetleri dokunan bir hükümdardı. öldüğü zaman (1030) kurduğu devlet, göçebe Oğuz kitleleri tarafından tehdid edilmeye başlamıştı. Oğlu Sultan Mes' ud bunlarla uzun zaman mücadele ettiyse de sonunda, 1040 yılında Tuğrul ve çağrı Beyler' in komutasında ki oğuz kuvvetlerine yenildi. Gazneliler' in hakimiyet sahası Hindistan bölgesi hariç Selçuklular' a geçti. Gazneli Sultan Ailesi 1191 yılına kadar ayakta kalmış olmakla birlikte, tamamen Selçuklu sultanlarına bağlı olarak yaşadılar.

    KAYNAK: Tarihte Türkler-Prof.Dr.Erol Güngör
    Sayfa:74,75-ötüken Yayınları
     



  3. Cevap: İslamiyetten Sonraki Türk Devletleri

    HAREZMŞAHLAR DEVLETİ

    Harezm, Aral Gölü'nün güneyinde bir ülkedir. Melikş?h zamanında bu bölgeye Oğuzlar' ın Beydili boyundan Anuş Tigin v?li olarak görevlendirilmişti. Onun 1097' de ölümü üzerine yerine oğlu Kutbüddin Muhammed tayin edildi. Böylece Harezm idaresinin babadan oğula geçme geleneği doğuyordu. Nitekim Kutbüddin Muhammed, ş?h ünvanını aldı ve sadece dışişlerinde Selçuklu Sultanı' na bağlı bir hükümdar oldu. Harezmşahlar' ın ilk hükümdarı odur. 1128' de öldüğü zaman yerine oğlu G?zi Atsız Bey ş?h oldu. Harezmşah Atsız, elindeki eyaleti bir devlet halinde geliştirmek üzere tedbiri alıyordu. Zaten o sırada Selçuklu Büyük Sultanlığı büyük bir buhran içindeydi, nitekim Sultan Sancar son yıllarını Türkmenler elinde esarette geçirdikten kısa zaman sonra, 1157 yılında ölmüş ve devlet başsız kalmıştı. Sancar' ın öldüğü zaman Harezm'de Atsız' ın oğlu İl Arslan hüküm sürüyordu. İl Arslan bağımsızlığını ilan etti.

    Harezmşah Devleti' nin gelişme ve parlama devresi İl Arslan' ın oğlu Alaeddin Tekeş (veya Töküş) zamanına rastlar. Alaeddin Töküş önce babasının yerine tahta geçen küçük kardeşi Sultanşah ile onun arkasındaki asıl kuvvet olan annesi Terken Hatun' u kaçmaya mecbur bırakarak Horasan bölgesinde kuvvetini kabul ettirdi. Sonra civarındaki devletlerle temasa geçti. O sırada artık son günlerini yaşayan Selçuklu Devleti' nin topraklarını ele geçirmek üzere yaptığı bir savaşta Selçuklu Sultanı İkinci Tuğrul' u yendi ve öldürdü. İran'ın batı tarafları hariç, bütününe hakim oldu. Bağdad'daki Abbasi Halifesi' ne kendini Selçuklular' ın mirasçısı ve zamanın sultanı olarak tanıtmak için çok çalıştı ve sonunda başardı.

    Al?eddin Töküş 1200 yılında öldüğü zaman yerine Kutbüddin Muhammed, Al?eddin Muhammed unvanı ile hükümdar oldu. Onun zamanında Harezmşah Devleti genişlemeye ve kuvvetlenmeye devam etti.özellikle kendi topraklarında gözü olan başka bir Türk Sultanlığına, G?rlular'a karşı başarılı bir mücadele verdi ve onların elinde bulunan bazı mühim şehirleri aldı. O sıralarda devletin en kuvvetli hasmı doğudaki Karahıtaylar idi; Karahıtaylar Karahanlılar' ı da kendilerine bağlamışlar, Maveraünnehr havalisine hakim olmuşlardı. Sultan Al?eddin bunlara karşı tertiblediği bir seferde zafer kazandı ve ondan sonra "İskender-i S?ni" (İkinci İskender) ve "Sancar" lakaplarını kullanmaya başladı. Karahıtaylar o sırada yeni gelişmeye başlayan Moğol Devleti'nin ülkesinden sürüp çıkardığı Naymanlar'a karşı mağlup olmuş ve iyice zayıflamıştı. Al?eddin onların elinden Semerkan' ı alarak bu şehri ikinci bir merkez yaptı.1215'te Gazne ve havalisini tamamiyle devlete kattı ve buralara oğlu Cel?leddin'i vali yaptı. Kudreti arttıkça Bağdad' daki Hilafet makamı üzerinde baskı yapmaya çalışıyordu. Halife En-N?sır' ın kendisi aleyhinde birtakım fitneler karıştırdığı iddiasıyla onun makamından alınması gerektiğini, esasen Halifeliğin Hazreti Ali sülalesine aid bulunduğunu iddia etti ve bu aileden birini Halife olarak tanıdı. Fakat Türk ülkelerinde çoğunluğun sünni olması ve sünni alimlerin hep Bağdad Halifesini tutmaları yüzünden, Sultan'ın aleyhinde büyük bir cereyan başladı

    Muhaliferin başında kendi annesi Terken Hatun vardı. Oğuzlar'ın Bayat boyundan bir beyin kızı olan Terken hatun, devletin pekçok önemli mevkiine hep kendi akrabalarını getirmiş, Al?eddin adeta bir gölge hükümdar haline gelmişti. Harezmşahlar Devleti' nin yıkılmasına kadar varacak olaylar zincirinin başında yine onu ve akrabalarını görüyoruz. Başlangıçta Harezmşahlar ile Moğollar iyi geçinmişler, aralarında bir ticaret anlaşması da yapmışlardı. Fakat Terken Hatun' un yeğeni Otrar Valisi İnalcık Han, Otrar' a gelen bir Moğol kervanındaki tüccarları casus diye yakalayarak öldürdü, mallarını da müsadere etti. Cengiz Han bunun üzerine olaydan sorumlu saydığı İnalcık (Kayır Han)' ın kendisine teslim edilmesini istedi. Al?eddin bu teklife karşı hakaret dolu cevaplar verdi, ve aslında doğu sınırındaki bir sürü gaile ile uğraşan Cengiz' i kendi üzerine çekmiş oldu.

    Cengiz ordusunu toplayıp Harezm ülkesine yöneldiği zaman Al?eddin ona karşı bir savunma savaşı yapmayı kararlaştırdı. Beyleri ve bu arada oğlu Cel?leddin, Moğollar' ı Seyhun kıyısında karşılamak fikrindeydiler. Sultan bu fikri kabul etmedi, ordusunu parçalara bölerek her birini bir şehrin savunmasına ayırıp kendisi Horasan' a gitti.

    Moğollar Harezm şehirlerini, uzun savunmalardan sonra da olsa, birer birer zaptederek içindeki halkın büyük kısmını kılıçtan geçirdiler, rastladıkları bütün medeniyet eserlerini, özellikle kitapları yaktılar.

    Sultan Al?eddin, olu Rükneddin'in otuzbin kişilik bir kuvvetle Devlet?b?d' da Moğollara karşı çıktığı savaşta yenildi ve Hazar Denizi' nde bir adaya sığındı. Daha evvel annesi Terken Hatun' un baskısıyla, oğlu Uzlug'u veliahd yapmıştı, Fakat sığındığı yerde son günlerini geçirirken annesinin nefret ettiği diğer oğlu Cel?leddin'e boyun eğmeleri için tek tek yemin ettirdi.

    şimdi artık Harezmşahlar Devleti, sultanı bulunan fakat ülkesi olmayan bir devlet haline gelmişti: Harezmşahlar Devleti' nin bundan sonraki tarihi Cel?leddin' in macera dolu şahsi hayatı halinde devam etti.

    Bizim tarihlerimizde Cel?leddin Harezmş?h diye meşhur olan Cel?leddin Mengüberdi, Sultan Al?eddin'in Ayçiçek adlı bir Hindli cariyeden doğan oğlu idi. Mengüberdi onun adı ("Mengü", çağatay Türkçesi'nde "Tanrı" demektir, "Berdi" ise bugünkü "Verdi" sözünün eski halidir, yani "Mengüberdi", "Allah verdi" demektir), Cel?leddin'in ise lakabı idi. Türk-İslam tarihinde devlet adamı olmaktan ziyade kahraman olarak şöhret yapmış bulunan Cel?leddin'in Moğollar'a karşı mücadeleleri, onu bir destan şahsiyeti haline getirmiş, yüzlerce yıl sonra büyük edib Namık Kemal' e onun hakkında hamasi bir eser yazdıracak kadar derin izler bırakmıştır.

    Cel?leddin 1220 yılında Harezm Sultanı oldu. Moğollar henüz bütün ülkeyi istila etmemişlerdi, fakat onlara karşı duracak bir kuvvet yoktu. Kalelerde savunma taktiği Harezmşah Devleti'nin sonu oldu, çünkü Moğollar köylerde yaşayan halkı sürüler halinde esir ettikten sonra bunların eline bayraklar vererek ön safta kalelere hücum ettiriyorlar, kaleden gelen ok yağmuru ile bu zavallılar ölünce, asıl Moğol ordusu bu zavallıların cesetleri üstünden saldırıyorlardı. Böylece Türkistan' ın Müslüman halkının büyük bir kısmı da İslam askerinin oklarıyla öldü. Nihayet 1221' de Harezmşah merkezi olan Gürg?nc Moğollar tarafından zaptedildi.

    Cel?leddin bir taraftan saltanatı elinden almak isteyen kardeşleri ve onları tutan kumandanlarla, bir taraftan Moğollar'la karşı karşıya gelmiş ve iki yandan sıkıştırılmıştı. Moğollar onun kardeşleri Uzlug ş?h ve Ak ş?h' ı yakalayarak öldürdüler, fakat Cel?leddin kendi ardından gelen Moğol kuvvetini bozguna uğratarak kurtuldu. Gazne' ye geldi, burada yanına asker topladıktan sonra tekrar Moğollar' a döndü. Parvan' da karşısına çıkan bir Moğol ordusunu şiddetli bir bozguna uğrattı. Halbuki Moğollar Harezm seferinin başından beri hiç yenilgiye uğramamışlardı.Cel?leddin' in küçük kuvvetlerle ve kendi yiğitliği sayesinde başarı kazanması derhal şöhretinin yayılmasına yol açtı. Nihayet bu işi bir an önce bitirmek üzere, Moğol ordusunun başında Cengiz Han harekete geçti. Celaleddin' in yanındaki kuvvetler mahalli beylere aid olup bunlar devamlı bir mücadeleyi göze alamadıkları için kendisinden ayrılmışlardı. Bunun üzerine Hindistan' a geçmeye karar verdi, fakat Cengiz' in ordusu onu İndüs Nehri kenarında çevirdi. Cel?leddin etrafındaki bir kaç yüz askerle Moğol ordusunun bir yanından öbür yanına akın ederek onları şaşkına çeviriyor, koca ordu onun yıldırım hızına erişemiyordu. Savaşı tapadan seyreden Cengiz, onun bu yiğitliği karşısında hayranlığını gizleyememiş, "şöyle bir evladım olsaydı" demişti. Bunun üzerine gururlarını korumak isteyen oğulları bizzat savaşa girip Cel?leddin'in üzerine yürüdüler, ama hiçbir şey yapamadılar. Cengiz onun yakalanmasını istiyor, bu yüzden uzaktan üzerine ok atamıyorlardı. Yakın kavgada ise kimse onunla baş edemiyordu. Nihayet yakındakiler birer-ikişer vurulup düşünce, karısı ve çocuklarına nehire atlayarak Moğollardan kaçmalarını emretti, ama bunların hepsi de sulara kapılarak öldüler. Sultan tek başına kalmıştı. Birden atı ile İndüs Nehri' ne atladı, Cengiz' in ve kumandanlarının şaşkın bakışları önünde öbür sahile çıktı ve kayboldu.

    Hindistan'da o zaman Türk hanedanları hüküm sürüyordu .Cel?leddin oralarda bir ülke sahibi olup sonra oradan Moğollar' la mücadeleye devam etmek istedi, fakat üç yıllık bir maceradan sonra geri dönmek zorunda kaldı. İran' a geldi. Girdiği her şehri kendisine bağlayarak İran-Irak sınırına geldi. Halife onun Bağdad'a gelmesinden korkarak üzerine bir ordu gönderdiyse de Cel?leddin bu orduyu dağıttı ve Bağdad yakınlarına kadar bütün bölgeyi yağmaladıktan sonra, Azerbaycan tarafına, Meraga'ya geldi. 1225 yılında Azerbaycan atabeği özbek' in elinden Tebriz'i alıp, orayı kendisine merkez yaptı. Bir yandan Mısır' a kadar ortak savaş (cihad) yapmalarını teklif ediyor, bir yandan Batı İran ve Güney Kafkasya'yı kendi idaresinde toplamaya çalışıyordu. Gürcistan Krallığı üzerine yaptığı iki seferde Tiflis dahil olmak üzere bir çok yerleri fethetti. Azerbaycan Atabeyleri' nin elinden Gence' yi aldı. Gürcistan' ı zaptettiği sırada Kirman Meliki Barak Hacib'in isyan ettiğini haber verdiler. Ordusunu orada bırakıp yanına birkaç yüz atlı alarak, isyancılar daha toparlanmadan Kirman' a girdi ve hepsini itaat altına aldı. Sonra Ahlat' ı kuşattı. Ahlat o tarihte Eyyübiler' in elinden idi. Kuşatma sırasında Yıva boyundan Oğuzlar' ın Azerbaycan bölgesini karıştırdıkları haberi geldi, bunun üzerine Ahlat' tan ayrılıp Yıvalı Türkmenler üzerine yürüdü ve hepsini bozup dağıttı. Gürcüler' in Tiflis' i geri aldıkları söylenince, bu defa onların üzerine vardı, Gürcüler sür' atle kaçıp kurtuldular. Gence Valisi Emin Orhan' ın İsmaili suikastçılar tarafından öldürüldüğünü öğrenince, onların ülkesine akın edip hepsini bir yana sinmeye mecbur etti.

    Cel?leddin' in bu başarılarının haberi Moğollar'a ulaşınca büyük bir telaş uyandırdı. çünkü her tarafta onun kahramanlıklarına dair haberler dolaşıyor, halk Moğollar' a karşı böyle bir kurtarıcı ile birleşmek üzere hazır bekliyordu. Sultan tekrar Ahlat kuşatmasına gideceği sırada, Bir Moğol ordusu Ceyhun' u geçip Batı İran'a yürümüştü. Cel?leddin derhal hareket edip onları Isfahan yakınlarında karşıladı. O güne kadar Türk şehirlerini masum halkı önde yürütmek suretiyle zaptetmeye alışmış olan Moğollar bu sefer meydan savaşına girince iyice zorlandılar. üstelik karşılarında kendi yüreklerine korku salmış olan müthiş bir kumandan vardı. Cel?leddin, Moğollar ordusunu sıkıştırınca Moğollar onun sağ kanat kumandanı olan şehzade Gıy?seddin'e haber gönderip kendisini Harezm' e sultan yapacaklarını vadettiler. Gıy?seddin savaşı bırakıp oradan uzaklaştı. Buna rağmen Cel?leddin orada meydana gelen boşluğu derhal kapatarak hücuma devam etti Moğollar' ı bozguna uğrattı. Bu defa Moğollar geride pusuda beklettikleri bir ordu ile Cel?leddin' e tekrar saldırdılar. Sultan' ın sol cenahı bozulduğu için geri çekilmek zorunda kaldı, ama Moğollar'a öyle telefat verdirmişti ki onlar da geri çekildiler. Böylece yenilmez diye bilinen Moğol ordusu bir defa daha hezimete uğruyordu.

    Moğollar halkın isyan duygularını öldürmek için hep Cel?leddin' in öldüğüne dair haberler çıkarıyorlar, ama o masal kahramanları gibi her an her yede görünüyor ve bu dedikoduları boşa çıkarıyordu. Onun yokluğundan faydalanarak isyana kalkan bütün mahalli hükümdarlar sonunda ona baş eğdiler, çünkü onlar Sultan' ın çok uzaklarda olduğunu bildikleri bir zaman , göz açıp kapayıncaya kadar tepelerine ineceğini hiç tahmin edemiyorlardı. O Moğollarla boğuşurken, Azerbaycan'da bıraktığı veziri şerefülkmülk bütün düşman taarruzlarını püskürttü.

    Sultan,Moğol çatışmasından Azerbaycan'a döndüğü zaman Gürcü Kraliçesi ve onun başkumandanı, kuzeydeki Kıpçak Türkleri' ni de yanlarına alarak Azerbaycan' a hücuma hazırlanmışlardı. 1229 kışında üzerine üzerine gelen bu büyük orduyu karşıladı. Gürcü ordusu içinde Kıpçak Türkleri bulunduğunu öğrenince, savaştan önce onlara tuz ve ekmek gönderdi; Türkler arasında tuz-ekmek hakkı kutsal olduğu için Kıpçaklar Gürcü ordusundan ayrıldılar. Bundan sonra Cel?leddin Gürcü ordusuna hücum etti. Daha saflar birbirine yeni kavuşmuşlardı ki, Sultan, yanında bire bölük suvari ile yıldırım gibi Gürcü ordusunun içlerine daldı, merkezde savaşı idare etmekte olan Gürcü başkumandanıyla yanındaki öbür kumandanlara hücum etti; bizzat başkumandan İvani' yi bir kılıç darbesiyle yere serdi. O sırada kanatlardaki Gürcü birlikleri de perişan olmuş kaçıyorlardı. Sultan onları takip ederek daha pekçok Gürcü kalelerini ele geçirdi; Beçni yakınında Gürcüler bir defa daha toparlanarak ordu çıkardılar, ama Sultan onu da darmadağın etti.

    Cel?leddin'in bu başarıalrı civardaki küçük Türk deevletleri üzerinde önemli te' sir yaptı. Selçuklular'ın Erzurum Valisi ve Al?eddin Keykubad' ın amcazadesi olan Tuğrulşah oğlu Cihanşah onun karargahına giderek her türlü yardıma hazır olduğunu bildirdi. Gerek Eyyübiler' den, gerek Konya Selçukluları' ndan şikayetçi olan Artukoğlu beyleri ona bağlılıklarını arz ettiler. O zamana kadar kendisine sadece "Hakan" diyen Abb?si Halifesi bile nihayet onun "Sultan"lığını kabul etti. Cel?leddin' in en parlak devri idi; daha evvel yarım bıraktığı Ahlat kuşatmasına tekrar döndü. Fakat Ahlat kuşatması ve zaptı onun şöhretinin de, kudretinin de sonu oldu.

    Ahlat o çağda İslam Dünyası'nın büyük merkezlerinden biriydi. Halkının zenginliği ve medeniyet seviyesi herkesi kıskandırdı. Bu güzel Türk beldesinde Mısır Sultanı adına İzzeddin Aybeğ adında bir vali ve kumandan bulunuyordu. Aybeğ,şehri büyük bir kudret ve cesaretle savundu. Aylar geçtiği halde Cel?leddin Ahlat' ı alamamıştı. şehirde açlık baş gösterdi, halk kedi ve köpek eti yemeye başladı. En sonunda içeride bazı adamlara haber salarak onları avlamaya çalıştılar. Bir hain bulundu ve onun sayesinde Cel?leddin'in ordusu Ahlat surlarını aşıp şehre girdi.Türk-İslam Dünyasını bu muazzam ilim ve kültür şehri baştanbaşa yağmalandı, kuşatmadaki mancınık darbelerinden kurtulan binalar da yakılıp yıkıldı. Sultan şehrin yeniden imarı için emir verdiyse de, Ahlat'ta olup bitenler ona bütün İslam Dünyası'nın nefretini kazandırmaktan başka işe yaramadı. Moğollar ve Gürcüler karşısındaki başarıları yüzünden her tarafta mücahid olarak tanınmış, hele Moğol sürülerini durdurmayı başaran tek Türk Sultanı olmak itibariyle bütün Müslümanlar'ın gönlünü kazanmış olan Sultan, şimdi artık Moğol vahşileriyle bir tutuluyordu. Her yanda İslam hükümdarları ona karşı anlaşmaya girdiler. Mısır Sultanı ile Konya Selçuklu Sultanı ortak harekata karar verdiler.

    Cel?leddin, birleşen iki ülkenin kendi üzerine ortak hücumlarına fırsat vermemek için, hemen Anadolu Selçukluları'nın üzerine yürüdü. Belki de asıl niyeti Selçuklu Devleti' ni ele geçirmek, sonra bu devletin gücü ile Moğollar üzerine yeniden yürümekti. Ahlat'ın zaptından üç ay sonraydı ki (Ağustos 11230) Erzincan civarındaki Yassıçimen' de Selçuklu ordusuyla karşılaştı ve taarruz etti, ama feci bir mağlubiyete uğradı. Ordusunun büyük bir kısmı savaş meydanında ve daha sonra kaçarken uçurumlara düşmek suretiyle mahvoldu. Mısır Sultanı Ahlat' ı hemen geri aldı. Cel?leddin bu mağlubiyeti kendine yedirememişti, yeniden saldırmayı planlıyordu.Ama Moğollar' ın yeni bir ordu hazırlayarak kendisine hücum etmek üzere olduklarını öğrenince, barış anlaşması yapmaya mecbur oldu.

    Moğollar'a karşı asker toplamaya çalışıyor, bir yandan İslam hükümdarlarına mektuplar göndererek herkes için büyük tehlike olan Moğollar' a karşı birlikte hareket etmeyi teklif ediyordu. Ama Ahlat ve Yassıçimen olayları, onun sevgisini söndürmüştü; Moğollar'dan farksız görülüyordu. Mugan'da asker toplarken Moğollar' ın baskınına uğradı. Nereye gitse takip ediliyor, toparlanmaya fırsat bulamıyordu. Mahan' dan kalkarak Diyarbekir önlerine kadar geldi, oradan Elcezire' ye geçmeyi ve Mısır Sultanı' ndan yardım almayı ümit ediyordu. 1231 yılı Ağustos ayında Dicle kenarında Moğollar onu bularak gece baskınıyla yanındaki herkesi öldürdüler. Cel?leddin şahsi cesareti ve kahramanlığıyla üzerine gelen Moğollar' ın kimini öldürüp kimini atlatarak oradan kurtuldu, atını dağlara doğru sürdü. Dağlarda yol kesip hırsızlık yapan bir grup kürt bunu soymak üzere hücum ettilerse de kendisini tanıtınca bir eve hapsettiler, sonra Silvan Emiri Melik Muzaffer Gazi'ye giderek para karşılığında serbest bırakmayı teklif ettiler. Fakat o sırada Ahlat kuşatması sırasında akrabaları ölen ve intikam peşinde olan biri, onun Harezmli olduğunu görünce mızrakla hücum etti ve öldürdü. Ertesi gün getirip merasimle Silvan' da toprağa verdiler.

    Cel?leddin, tarihte eşi az bulunan kahramanlardan biriydi, ama iyi bir diplomat ve devlet idarecisi olamadı. Er meydanlarında kazandığı zaferleri iyi bir politika ile pekiştirmeyi bilemedi. özellikle katı yürekliliği yüzünden halkı kendine düşman etmişti. Fakat bütün İslam Dünyası' nı alt-üst eden Moğollar' ın öyle uykularını kaçırmış ve onlara karşı başarıları kendisini halkın gözünde öyle bir masal haline getirmişti ki, ölümünden sonra çeşitli yerlerde bir çok kişi kendisinin Cel?leddin olduğunu ilan etmiş, Moğollar da bu iddia sahiplerini büyük bir dikkatle takip ederek efsaneyi söndürmek üzere hayli emek sarf etmişlerdir.

    Cel?leddin uzun müddet Moğollar' ı İran' dan uzak tutmak itibariyle, felaketi elden geldiğince geciktirmiş ve bu bakımdan büyük bir hizmet görmüştür. Gürcistan' a karşı seferleri yine onun hayırla anılmasına yarayacak işlerdendir.

    Harezmşahlar Devleti, alında on yıl önce tarihe karışmıştı. Cel?leddin'in bahtsız ölümüyle bütün dirilme ümitleri de ortadan kalktı ve o ülkede artık çağatay Hanedanı' nın saltanatı başladı.

    KAYNAK: Tarihte Türkler-Prof.Dr.Erol Güngör
    Sayfa:114-124, ötüken Yayınları
     



  4. Cevap: İslamiyetten Sonraki Türk Devletleri

    HİND MEMLUKLERİ
    "Memluk" kelimesi köle demektir. Ortaçağ İslam Dünyası' nda hükümdarlar ve büyük devlet adamları işgal ettikleri yerlerde esir edilen çocuk ve gençlerden kabiliyetli gördüklerini kendi hizmetlerine alırlar ve onları manevi evlad olarak yetiştirir, sonra devlet hizmetinde kullanırlardı. İşte son Gur Sultanı Muhammed, yanında yetiştirdiği kabiliyetli bir Türk genci olan Aybek' i kendisine veliahd tayin etmişti. Büyük bir askeri dehaya sahip olan Aybek, Hindistan' da Türk-İslam fetihlerinin geniş safhalara yayılması ve büyük Hindli kitlelerinin Müslüman olmasında gösterdiği muazzam başarılarla ün kazanmıştı. Sultan Muhammed bir suikasdde öldürülünce yerine "Hindistan Padişahi" oldu. Fakat bu büyük insan saltanatının dördüncü yılında bir polo oyununda kaza sonucu öldü. Yerine damadlarından İltutmuş' un damadı Balaban Delhi' de Sultan olarak kendi hanedanının saltanatını başlattı.

    Balaban şah 1286 yılına kadar Hind tahtında kaldı ve bu müddet içinde devletin sivil ve askeri teşkilatı üzerinde önemli düzenlemeler yaptı. Ordusunda işe yaramaz sadığı yabancı unsurların sayısını asgariye indirerek esas Türk unsuruna dayandı. Moğol akınlarına karşı Hindistan' ı başarı ile savundu. Bu savaşlardan birinde büyük oğlu Kağan Muhammed Sultan şehid düşmüştü. Diğer oğlu Buğra Han' ın oğlu Keykubad, kendisinden sonra Hind Sultanı oldu. Keykubad dört hükümdarlıktan sonra öldürülünce de Hindistan Türk Sultanlığı Kalaç Türkleri' nden bir hanedanın eline geçti.

    HİNDİSTAN TÜRK DEVLETİ
    Hindistan ilk defa Gazneli Sultan Mahmud' un yıllarca devam eden seferleriyle Türk hakimiyeti altına girmeye başladı, hatta Selçukoğulları Gazne Devleti' ni ortadan kaldırınca, Gazneliler Kuzey-batı Hindistan' a çekilerek orada hüküm sürdüler. Gurlular denilen hanedan, önce Samaniler, sonra Gazneliler zamanında Doğu Herat (Gur) bölgesinin beyleri idiler. Onbirinci Yüzyıl'ın sonunda Gazneliler' den Hindistan hakimiyetini aldılar.

    Gurlular' ın hangi kökten geldikleri İzzeddin Hüseyin (1099)' dir. öldükten sonra devlet uzun müddet oğulları tarafından idare edildi; bunlar bazen ortak hükümdarlık yapıyorlardı. Devletin en parlak zamanı şıhabettin Muhammed' in hükümdarlık devridir (1187-1206). Bu devirde Gurlular Devleti' nin sınırları en geniş halini almıştır. Bu büyük başarılarından dolayı "Sulta-nu'l- Muazzam" unvanını takınan şıhabeddin Muhammed' den sonra Hindistan tahtı, onun evladlığı olan Aybek' e kaldı ve böylece Hindistan' da Memlukler devri başladı (1210).

    KALAÇLAR
    Kalaç boyu beylerinden Yuğruş' un oğlu Firuz-şah, Kalaç Sultanları' nın ilkidir. 1290-1296 yılları arasında hükümdarlık yapmış, kendisinden sonra yerine oğlu İbrahim, ondan sonra da yeğeni (şıhabeddin Yuğruş' un oğlu) Alaeddin şah geçmişlerdir. Alaeddin şah (1296-1316) Kalaç Hanedanı' nın en önemli şahsiyeti, Hind Türk Sultanları' nın da en büyüklerinden biridir. Onun zamanında Hindistan' ın hemen hemen tamamı Türkler tarafından fethedilmiştir.

    Kalaç Hanedanı' nın saltanatı 1320 yılında Sultan Mübarek şah zamanında sona erdi. Onun yerine bir Hindu Müslümanı olan Nasırüddin Husrev geçtiyse de, Tuğlukoğulları müdahale ederek tekrar Türk hakimiyetini kurdular.

    KARAKOYUNLU DEVLETİ
    Bir çeşit imparatorluk olan bu devleti kuranlar Onüçncü Yüzyıl' ın sonlarında Türkistan' dan Irak ve İran taraflarına gelen Yıva boyundan Türkmen oymaklarıdır. İlk hükümdarları Bayram Hoca' dır.Bayram Hoca zamanında İlhanlı Devleti dağılmaya başlamış, Bağdad ve havalisinde Cel?yiroğulları Devleti kurulmuştu. Bayram Hoca esas bunlarla ve Mardin Artukoğulları ile mücadele etti. Erciş merkez olmak üzere Erzurum' dan Musul' a kadar Türkmenler' i biraraya toplayıp hakimiyet kurdu. 1380 yılında onun ölümü üzerine oğlu Kara Mehmed hükümdar oldu. Kara Mehmed zamanında Karakoyunlular bir yandan Timur' un doğuya doğru ileri yürüyüşünü durdurmuşlardı. Bu dönemde Tebriz' i alarak başşehir yaptılar.

    1387 yılında Doğu İran ve Azerbaycan' ı istila etmek üzere gelen Timur' un kalabalık ordusu Karakoyunlu ülkesine girince, Kara Mehmed onunla doğrudan doğruya çarpışmaktansa dağ geçitlerini tutarak Timur' u durdurmayı denemiş ve gerçekten Timur' un yolları açmak üzere gönderdiği bütün kumandanlarını yenmiştir. Fakat bu arada Karakoyunlu hükümdarı Kara Mehmed, kardeşinin oğlu olan Pir Hasan (veya Kara Hasan) ile yaptığı bir muharebede öldü (1389). Fakat Karakoyunlu Türkmenleri Pir Hasan' ın hükümdarlığını kabul etmeyip, ona karşı önce Kara Mehmed' in oğlu Mısır Hoca' nın, hemen ardından da diğer oğlu Kara Yusuf' un etrafında birleştiler. Kara Yusuf ülkesinde birliği sağladıktan sonra Timur tehlikesi yeniden belirdi. Bağdad' a giren Timur, oradan Karakoyunlu Hükümdarı' na kendisini tanıması için emirler göndermiş, gönderdiği bir ordu ile de Karakoyunlu askerinin bozguna uğratmıştı. Kara Yusuf itaat etmedi ve Timur' un tekrar Anadolu' dan uzaklaşmasını fırsat bilerek, ona kaptırmış olduğu yerleri geri aldı.

    Timur yeniden Anadolu' ya yöneldiği zaman gerek Celayirli Sultan Ahmed, gerek Karakoyunlu Kara Yusuf telaşa kapıldılar. İkisi birleşerek Timur' a karşı kendilerini koruması için Mısır Memluk Sultanı' na iltica etmek üzere yola çıktılar. Yolda Haleb Valisi Demirtaş bunların geçişine mani olunca, Demirtaş'ın ordusuyla savaşmak zorunda kaldılar ve onu bozguna uğrattılar. Artık Mısır' a gitmelerine imkan kalmamıştı. Bu defa Bursa' ya, Osmanlı Sultanı Yıldırım'a gidip sığındılar. Yıldırım Karakoyunlu hükümdarına iyi muamele etti. Timur'un bütün ısrarlarına rağmen onu teslim etmedi, memleketine geri gönderdi. Ankara Muharebesi' nden sonra Timur tekrar Celayir ve Karakoyunlu hükümdarlarının peşine düşmüştü. Timur' un bütün ısrarlarına rağmen onu teslim etmedi, memleketine geri gönderdi. Ankara Muharebesi' nden sonra Timur tekrar Celayir ve Karakoyunlu hükümdarlarının peşine düşmüştü. Timur' un gönderdiği Emirzade Rüstem ile Miranşah oğlu Ebu Bekir, Hille civarında Kara Yusuf' u ağır bir mağlubiyete uğrattılar. Kendi canını güçlükle kurtaran Kara Yusuf, Mısır Sultanı' na iltica etti.şam' da Celayirli Sultanı Ahmed' le birlikte hapsedildi. Bir yıl hapiste kaldıktan sonra Doğu Anadolu bölgesini yeniden hakimiyeti altına almaya başladı. Azerbaycan'da hüküm süren ve Hille' de Kara Yusuf'u mağlub etmiş olan Timurlular' dan Miranşah oğlu Ebu Bekir ona karşı tekrar ordu çıkardıysa da, Aras kenarındaki muharebede Kara Yusuf onu feci bir bozguna uğrattı.Ertesi yıl yeniden asker çeken Ebu Bekir yine yenildi.

    Bu başarılardan sonra kudretini ve ülkesinin sınırlarını genişletmeye devam eden Kara Yusuf, Tebriz' in Celayirli Sultan Ahmed tarafından zaptedildiğini duyunca derhal oraya koştu. Sultan Ahmed' le birlikte hapiste iken anlaşma yapmışlardı. Tebriz hadisesi bu anlaşmaya bir ihanet oluyordu. 1410 yılında Tebriz civarında Ahmed Celayir' i yenerek esir etti, sonra da kumandanlarının ısrarları karşısında idam ettirmek zorunda kaldı.Kendisinin hapiste iken doğan oğlu Pir budak o sırada Ahmed Celayir tarafından manevi evlad edinilmiş olduğu için, Pir Budak' ın vasisi sıfatıyla Celayir ülkesinde hak iddia etti ve ordu gönderip Bağdad' ı aldı. Bir taraftan yeni bir tehlike hainde gelişmeye başlayan Akkoyunlular' ı yenerek safdışı bıraktı, bir taraftan Herat hükümdarı şahruh' a aid olan bazı İran vilayetlerini eline geçirdi. Böylece Karakoyunlu Devleti çok geniş sınırlara ulaşmış oluyordu. Osmanoğulları şehzadeler kavgasından daha yeni çıkmış oldukları için, o sırada Karakoyunlar, Mısır Memlukleri ve Timurlular'dan sonra üçüncü büyük devlet idi.

    şahruh elinden çıkan vilayetleri almak üzere Herat' tan büyük bir ordu ile Kara Yusuf' un üzerine doğru yola çıkınca, Kara Yusuf da ordu toplayıp savaşa karar verdi. O sırada çok hasta bulunuyordu ama kendisini taşıtmak suretiyle yine de ordusunun başına geçti ve Tebriz' den çıktı. Hastalığı şiddetlendi ve yolda öldü. Oğulları o sırada orduda bulunmadığı için, ordu kumandanları ve Kara Yusuf' un karısı kimin hükümdar olacağı hususunda anlaşamadılar, koca ordu dağılıp gitti.şahruh kolaylıkla Azerbaycan'a girdi, hatta daha ileri harekata geçti.

    Kara Yusuf' un oğullarından herbiri bir vilayette hüküm sürüyorlardı. Bunlardan İskender hükümdar ilan edildi. İskender ilk iş olarak Mardin' e tecavüz eden Akkoyunlu Karayülük Osman Bey' i mağlub etti. Sonra Eleşkird civarında şahruh' un ordusunu karşıladı. Yanında kardeşi İspend Mirza da bulunuyordu. şahruh' un içinde filler de bulunan muazzam ordusuna karşı iki gün büyük bir cesaret ve kahramanlıkla çarpıştılar. İskender bizzat ordusunun en ileri safında savaşa katılıyor, şahruh' un fillerine kılıcı ile hücum ederek, onların hortumlarını kesiyordu. Fakat Timur' un ordusu karşısında çölde birkaç kum tanesi gibi kalıyorlardı. Sonunda bu sayı üstünlüğünü kıra kıra bitiremeyince, savaşı bırakıp Mardin tarafına çekildiler. şahruh Azerbaycan' a hakim olamadı ve geri döndü.

    İskender bu mağlubiyetten sonra yeniden toparlandı, babasının ölümü üzerine artık Karakoyunlu iktidarını tanımaya Doğu Anadolu beylerini itaat altına aldı. Tebriz' i tekrar eline geçirdi. şahruh' un Irak' ı Acem valisini mağlub etti. Bunun üzerine şahruh tekrar büyük ordu ile gelerek Selmas' ta İskender ve kardeşi Cihanşah' ın kumanda ettikleri Karakoyunlu ordusunu bozdu. İskender tekrar maceralı bir hayata başladı. Bu arada kardeşi İspend, yanında bulunduğu şah Mehmed' e isyan ederek onun topraklarına hücum etti, Celayirli Hanedanı' nın son temsilcisi Hille hakimini de öldürdükten sonra, baskınla Bağdad' ı ele geçirdi. İskender oğlu Yar Ali' yi yakalayıp şahruh' a gönderen şirvanşah' ın üzerine yürüyüp onun ülkesini yağma etti. şirvanşah' ın ısrarlı yalvarmaları üzerine, şahruh tekrar ordusuyla Azerbaycan seferine çıktı. İskender'in beylerinden bir çoğu şahruh' a bağlılıklarını arzedince, Karakoyunlu hükümdarı savaşa cesaret edemedi. Kendisini yakalaması için üzerine gönderilen Akkoyunlu Karayülük Osman Bey' i pek az kuvvetiyle müdhiş bir bozguna uğratarak Osmanlı ülkesine sığındı (1435).şahruh Azerbaycan'dan ayrılınca tekrar Tebriz' e döndü. Fakat kardeşi Cihanşah onu bertaraf Karakoyunlu tahtına oturdu.

    İskender çok cesur bir hükümdar ve iyi bir kumanda olmakla birlikte zayıf bir politikacı idi, bu yüzden savaşlar dışında başarı gösteremedi. Cihanşah hem asker, hem politikacı olarak Karakoyunlu Devleti' ne parlak bir hayat yaşattı. önceleri şahruh' la anlaşarak onun hakimiyetini kabul etti, bu suretle büyük bir tehlikeden kurtulmuş oldu. Gürcistan ve Bağdad üzerine yaptığı başarılı seferlerle kuvvetini perçinledi, şahruh' un ölümüyle Timurlular arasında başlayan mücadeleden faydalanarak, birçok İran vilayetlerinin kendi topraklarına kattı. Fakat Karakoyunlular' ın daha önce birkaç defa mağlub ettikleri Akkoyunlular umulmadık bir tehlike teşkil etmeye başlamışlardı. Akkoyunlu hakimiyetini ele geçirerek birliği sağlayan Uzun Hasan günden güne kuvvetleniyordu. Cihanşah'ın gönderdiği ordu 1457' de Uzun Hasan tarafından mağlub ve imha edildi. Cihanşah uzun zaman oğlu Pir Budak' ın isyanı ve Horasan' daki işlerle meşgul olduğu için Uzun Hasan' ı ihmal etmişti. Nihayet 1467' de onun üzerine bizzat yürüdüyse de Uzun Hasan' ın baskınına uğrayıp bozuldu, kaçarken öldürüldü.

    Cihanşah' ın yerine olu Hasan Ali' yi geçirdiler. Hasan Ali Akkoyunlular' a karşı büyük bir ordu toplamışsa da kumandanlara yaptığı kötü muamele ve uyandırdığı güvensizlik yüzünden bu ordu Uzun Hasan karısında kolayca dağıldı. Hasan Ali' nin daha sonra intiharı ve öbür kardeşi Ebu Yusuf' un Akkoyunlu Uğurlu Mehmed Bey tarafından idam edilmesi üzerine Karakoyunlu Devleti son buldu.

    KAYNAK: Tarihte Türkler-Prof.Dr.Erol Güngör
    Sayfa:144-148, ötüken Yayınları

    MISIR MEMLUKLERİ
    Mısır' da ilk Türk hanedanları Abbasiler' in Mısır valileri olan Tolunoğulları ve İhşidler' dir. Bunlardan sonra Mısır şii Fatmiler' in eline geçmiş,Fatımileri' i de Selçuklu Atabeği Nureddin Zengi' nin bir kumandanı olan Selahaddin Eyyübi ortadan kaldırmıştı. Eyyübiler zamanında da, daha önce olduğu gibi, Mısır' ın devlet reisleri ve yüksek dereceden devlet memurları Kıpçak ülkesinden çocuk yaştaki Türkler' i memluk olarak Sultanlığı' nın kurucusu Aybeğ, bu şekilde getirilmiş ve en son Eyyübi Sultanı'nın memlükü olmuştu. Aybeğ, Eyyübi Sultanı ölünce onun yerine naib eline geçirmiş (1250), birkaç yıl sonra da müstakil hükümdar olmuştur.

    Memlukler' de saltanat bazen babadan oğula da geçmekle birlikte, esas itibariyle seçime bağlıydı; hepsi de memlük olarak yetişmiş büyük kumandanlar bir araya gelir ve aralarından birini Sultan seçerlerdi. Aybeğ' den sonra kısa bir müddet oğlu Nureddin Ali sultan oldu, sora onun yerine 1259' da Sultan Kutuz geldi.

    Fatimiler' den sonra gelen Eyyübiler gibi, Türk Memlük Sultanları da Sünni Müslüman' dı ve Bağdad' daki Abbasi Halifesi' ni dini lider olarak tanıyorlardı. Moğol Hakanı Hulagu Bağdad' ı zaptederek oradaki halkın pek çoğuyla birlikte Müslümanlar' ın Halifesi' ni de öldürünce bu hadise, Memlük Sultanlığı için hem manevi, hem maddi bakımdan büyük bir felaket olmuştu. Memlük Sultanlığı artık doğu tarafından her an büyük bir tehdid altında bulunuyordu. Nitekim Moğol ordusu Bağdad' ı geçerek Suriye üzerinden Filistin' e doğru yürümeye başlamıştı.

    Sultan Kutuz ordusunu toplayarak bunları Filistin' de Ayn-Calut denilen yerde karşıladı. Ketbuğa Nuyan kumandasındaki büyük Moğol ordusu alışagelmiş Orta Asya savaş taktikleriyle Kutuz' a saldırdı ve başlangıçta onu sarsar gibi göründü. Fakat Moğollar' ın karşılarında bu taktiklerin hiç yabancısı olmayan büyük bit Türk kumandanı vardı. Kutuz onların tam zaferi kazanmakta olduklarını sandıkları bir sırada doğrudan doğruya kendi emrindeki birliklerle hücuma geçti ve Moğollar' ı darmadağın etti. O zamana kadar başlarına hiç böyle felaket gelmemiş olan Moğol sürüleri perişan bir şekilde kaçmaya başlamıştı. Kutuz bunları süratle takip etti ve hiçbirinin kurtulmasına imkan vermedi. Moğol başkumandanı Ketbuğa Nuyan bile canını kurtaramadı, Türk kılıçları altında kızgın kumlara serilip kaldı. Türk ordusu Moğollar' ı imha ederken, Suriye ve Filistin' deki Müslüman halk da Yahudi ve Hıristiyan Latinler, katletti, çünkü bunlar Müslümanlar' a karşı kafir Moğollar' la işbirliği yapıyor ve hep birlikte Müslümanlar' ı yok etmeyi planlıyorlardı.

    Ayn-Calut zaferinin kazanılmasında önemli rol oynayan kumandanlardan biri de Baybars idi. Baybars aynı yıl Sultan Kutuz' la siyasi mücadeleye girişti ve onun devinip kendisi Memluk Sultanı oldu. Kıpçak Türkleri' nden olan Baybars daha önce Haçlılar' la yapılan savaşlarda büyük başarı göstermişti. İlk iş olarak Bağdad' ı işgal eden Moğollar' ın oradan sürüp çıkardığı Abbasi ailesini Kahire' ye getirdi ve Kahire' yi Hilafet merkezi yaptı, böylece İslam Dünyası' nın büyük minnettarlığını kazandı. Ondan sonra Suriye' deki Haçlı artıklarını ve Güney Anadolu' daki Hıristiyan kalıntıları temizlemeye başladı. Ardı ardına yaptığı seferlerle Antakya' ya kadar bütün Haçlı sığınaklarını ortadan kaldırdı. Antakya Haçlı Prensliği' ne son verdi. Kilikya' daki Ermeni Krallığı' nın topraklarını zaptedip kralı esir etti.

    Anadolu Selçuklu Devleti İlhanlı nüfuzu altına girdiği için kudretini tamamen kaybetmişti; Memlük Sultanlığı için sadece İran' daki İlhanlılar ciddi bir rakib idiler. Baybars, İlhanlılar' la arası iyi olmayan diğer bir Cengizli Devleti ile; Altınordu Hanlarıyla anlaştı. İlhanlılar' ın taarruzlarını arka arkaya boşa çıkardı.

    Onun Kafir Moğollar' a karşı Sünni İslam Alemi' nin reisi durumuna gelmesi Anadolu' da Moğol tahakkümünden yakınan Türk beylikleri için bir ümit doğurmuştu. Baybars' ı Anadolu' ya çağırdılar, bu suretle Moğollar' dan ve onların gölgesi haline giren Konya Sultanlığı' ndan kurtulmak istiyorlardı. Baybars ordusu ile 1227 yılında Anadolu' ya girdi. Moğollar' dan derhal ordu toplayarak onun karşısına çıktılarsa da Baybars Elbistan' da Moğol ordusunu bozguna uğrattı. Oradan Kayseri' ye kadar geldikten sonra ülkesine geri döndü ve aynı yıl öldü.

    Baybars bütün Türk tarihinin sayılı büyük devlet adamlarından biridir. Onun askerlik ve siyasetteki dehası Kanuni ve Yavuz' la mukayese edilebilir. Onun zamanında Memluk Devleti en büyük İslam devleti idi, hatta Moğollar' ı mağlub ettiğine bakarak dünyanın en büyük devleti de denebilir.

    Baybars' dan sonra yerine oğlu Berke geçti; Baybars' ın bu oğlu Altınordu hükümdarı Berke Han' ın kızından olmuştu. Berke' nin kısa süren saltanatından sonra taht Sülemiş geçti, fakat aynı yıl Mısır sultanlarının en mühimlerinden biri olan Kalavun iktidarı eline geçirdi. Kalavun, Baybars' ın damadı idi. Kendisinden sonra tahta onu ailesi hakim olmuş ve hanedan sistemi kurulmuştur. önce sırasıyla oğulları Halil, Muhammed, Ketbuğa, Laçın ve İkinci Baybars, sonra da Muhammed' in oğullarıyla devam eden şehzadeler geçtiler.

    1382' de Mısır Türk Memlukleri' nin yerine çerkes Memlukleri geçti. Bunlar da Kuzey Kafkasya' dan tıpkı Türkler gibi memluk olarak getirilip yetiştirilen kimselerdi. Fakat Mısır'da uzun süren Türk idaresi çerkesler' i de Türkleştirmiş ve böylece devlet yine Türk karakterini kaybetmeden devam etmiştir. İlk çerkes Memluk Sultanı Betkuk idi.

    çerkes Memlukleri evvelkiler kadar başarılı olamadılar bir ara Timur' u metbu tanımak zorunda kaldılar. Sık sık hanedan değişiklikleriyle meydana çıkan siyasi istikrarsızlık da devleti sarsıyordu. Bütün bunlara rağmen Mısır Memluk Sultanlığı çok sağlam bir devlet teşkilatına sahip olması ve elinde bulundurduğu toprakların stratejik önemi dolayısıyle büyük bir güç halinde Onaltıncı Yüzyıl başına kadar devam etmiş, ancak Osmanlılar gibi büyük bir cihan devletine yenilmiştir.

    Son Memluk Sultanı Kansu Guri, Yavuz' la yaptığı Mercidabık Meydan Savaşı' nda öldü; kısa bir zaman için yerine geçen İkinci Tumanbay ise Yavuz tarafından yakalanarak Kahire' de idam edildi (1517).

    KAYNAK: Tarihte Türkler-Prof.Dr.Erol Güngör
    Sayfa:157-160, ötüken Yayınları

    TUĞLUKOĞULLARI
    Delhi' de Tuğluk iktidarının kurucusu Gazi Tuğlukşah' tır. Tuğluklar Hindistan' ın idaresinde Kalaçlar kadar başarılı olamamış, bazı yerleri kaybetmişlerdir. Timur 1398' te Hindistan seferine çıkıp Delhi'ye kadar girdiği zaman Tuğlukoğulları ona bağlı olarak hüküm sürmeye başladılar.

    1413' te Tuğlukoğulları' nın yerine Hızır şah' la başlamak üzere Seyyidler Hanedanı hakim oldu. Bu ailenin dördüncü hükümdarı Alaeddin Alemşah'tan sonra ise (1451) Türkler Hindistan Sultanlığı' nı Afganlı bir aile olan Ludi' lere kaptırdılar. Fakat 1526 yılında Hindistan tekrar Türkler'e geçti ve Ondokuzuncu Yüzyıl ortalarına kadar Türkler' e geçti ve ondokuzuncu Yüzyıl ortalarına kadar devam edecek olan büyük bir Türk Devleti kuruldu.

    KAYNAK: Tarihte Türkler-Prof.Dr.Erol Güngör
    Sayfa:154?156, ötüken Yayınları