Türkiye'nin Gizemleri...

'Güncel Bilgiler' forumunda Pardus tarafından 17 Şubat 2009 tarihinde açılan konu


  1. Binlerce yıldır toprağında yüzlerce uygarlığın yaşamış olduğu bir yerde yaşıyoruz biz. Türkiye´nin her karesinde bir gizem, bir soru işareti var. Açıklanamayan konforlu mağaralar, derin kuyular, eski mezarlıklar ve kimbilir daha keşfedemediğimiz neler neler... Eski uygarlıklardan kalma bir çok mitoloji kahramanı bizim ülkemizde yaşamış. Tarihin bir sır perdesi altına sakladığı bu eşsiz kalıntılar için çeşitli buluntular ve söylenceler var. Bunlardan bir kısmını konumuz içine dahil ettik.

    Anadolu´nun Altı Oyuk mu?

    Yeraltı kentlerini kim, neden yaptı? 85 m. derinlik, çağdaş bir havalandırma sistemi, binlerce kişinin yaşayabileceği bir kompleks, mükemmel bir savunma sistemi; Ve bunların ne zaman, niçin yapıldığı belli değil. Orta Anadolu´da Nevşehir, Niğde Aksaray yörelerinde yüze yakın yeraltı kenti, tüneller ve mağralar bulunmaktadır yani bu yöremizin altı karıncaların yuvalarına benzer. Cevabı hala bulunamayan bir gizemle karşı karşıyamıyız? Gözümüz hep uzaya dönük ama dünyamızın içindeki bilinmeyenler de hala uzay kadar karanlık ve çözümsüz. Cevap hala bulunamadı, bir gün birileri ciddi maliyetleri göze alıncaya kadar... Ne garip değil mi? Neredeyse Orta Anadolu´nun yarısına yakın bir bölümünün altında dev yeraltı kentlerinin bulunduğu ancak 1960´ların başında farkedildi. Söylencelere göre, yeraltı kentlerinin bulunmasının nedeni bir deliğe girip kaybolan bir tavuktur, bir diğerine göre Demir adındaki bir köylüdür veya meraklı turistlerdir. Bu garip yerlerin birer mühendislik şaheseri olduğunu söylersek abartmış olmayız, bir kere havalandırma sistemi ve mantığı mükemmeldir, evet kayaların normalin altında bir kırılganlığa sahip oldukları doğrudur ama yeraltı kentlerini gördüğünüzde bunun yeterli bir açıklamadan çok uzak olduğunu görürsünüz çünkü modern araçlar gerekmektedir. Günümüzdeki modern teknolojinin çizgisinde olan maden ocaklarının hiçbirisi böylesine mükemmel ve hatta konforlu değildir... Peki Nevşehir civarındaki bu yeraltı kentlerinin amacı nedir?

    4000 yıl önce varolan yeraltı kentleri
    Temel neden tartışılmaz olarak korkudur çünkü yeraltı kentleri içine girilmesi çok zor olsun diye yapılmışlardır, bu yüzden de uzun zaman fark edilmediler. Derinkuyu, Kaymaklı ve Özkonak´da bulunan yeraltı kentlerinde, değirmen taşı şeklinde insan boyunda taşlar girişleri kapatmak amacıyla kullanılmıştır ama bu taşlar ancak içerden açılabilmektedir. Kimler, kimlerden kaçıyorlardı? Bunu bilmiyoruz. Yunanlı tarihçi-asker Xenephon "Anabasis" adlı kitabında Pers Kralı Kiros´un emrindeki Hellenler´in bu yeraltı kentlerinde bir zaman konakladıklarını söyler. Öyleyse, yeraltı kentlerini yapanlar bazı tarihçilerin ve arkeologların iddia ettikleri gibi Roma´nın şerrinden kaçan ilk Hıristiyanlar değildirler ama buraları bulmuşlar ve sığınmışlardır, daha sonraları da aynı amaçla Bizans ve Selçuklu dönemlerinde de kullanılmıştır. Katlara inildikçe geç Hitit döneminden birkaç kalıntının bulunduğu da belirtilmektedir. Anabasis, MÖ 4. Yüzyılı anlatır, Hititler ise MÖ 2.000-1.200 arasında etkindiler. Yeraltı kentlerinin geçmişini iyi niyetli bir tahminle buralara kadar götürürsek, kentlerin yaklaşık 4.000 yıllık olduklarını belirlemiş oluruz. Buna karşın bilinen Hitit tarihinde Kapadokya´daki yeraltı mağaraları veya kentleri ile ciddi bir referansa raslanmaz ve sonuç olarak bu aşama işimiz söylencelere kalacaktır; ilginç bir yöresel örnek vardır.

    Melekler Derinkuyu´damı?

    Kaymaklı ve Derinkuyu köylülerinin yaşlıları dedelerinin anlattıklarına göre çok eski zamanlarda yeraltı kentlerinde meleklerin yaşadıklarını anlatıyorlar. Göklerden gelen bu melekler, yöreyi çok sevmişler ve yerleşmişler ama uzun zaman sonra yine göklerden gelen kötü cinler. melekleri yok etmeye niyetliymişler. Büyük bir savaş çıkmış, cinleri yenemeyen melekler büyü yaparak yeraltı kentlerini oluşturmuşlar, buradan dünyanın içine girerek cinlerden uzaklaşmışlar ve hala dünyanın içinde yaşıyorlarmış. Köylü dedeler, meleklerin nurdan ışıklar halinde göğe yükseldiklerini görenlerin olduğunu da söylüyorlar. Bizim köylülerin Daniken´den ve UFO´lardan hiç haberleri yok ama bu şirin söylence ister istemez akla çizgi dışı düşünceleri getiriyor. Herşey bir yana günümüzün nükleer savaş tehlikesine karşı, yeraltı kentlerinden daha mükemmel, daha uygun bir sığınak sistemi düşünülemez, hele bir de tamamı ortaya çıkarılırsa... Bir kez daha söylemeden edemiyoruz; şu kralın, bu imparatorun veya bir padişahın ya da tarihsel kişiliğin yazdırdığı tarihleri bir yana atarak, kendi tarihimizi kendimiz öğrenmeye karar verip, bir sürü siyasi saçmalığa harcadığımız paraları buralara yönlendirsek? O zaman, kimbilir neler bulacağız...

    Strabo´ya göre Kapadokya

    "Kapadokya, çeşitli kısımları olan bir ülkedir ve birçok değişiklikler geçirmiştir. Eskiler Kapadokyalılar´ı ayrı bir kabile olarak kabul ettiklerinden Katonialılar´ı (Bügünkü Malatya bölgesi) bunlardan ayırmışlardır. Herhalde vaktiyle ayrı bir kabileydiler, Kapadokyalılar´ın ilk kralının Ariarathes olarak kabul edilir. Galatia´da ise, kristal ve onix madenlerinin bulunduğu söylenir, ayrıca belli bir yerde de renk olarak fildişine benzeyen beyaz bir taş yapılır ve bundan küçük hançerler için sap yapılır. Başka bir yerde de saydam taş parçaları vardır ve bunlar ihraç edilir." (Strabo-Coğrafya/Anadolu MÖ 64-21)

    Erich Von Daniken´e göre Kapadokya

    "Kapadokya´nın asıl heyecan uyandıran yanı yerin altında saklıdır. Toprağın altında kurulmuş çok büyük kentler vardır, binlerce ve binlerce insanın barındırmış dev boyutlu kentlerdir bunlar. En ünlüsü de bugün Derinkuyu kentinde olanıdır... burada 52 havalandırma bacası, ayrıca 15.000 kadar da daha küçük çapta kuyu vardır, en büyüğü 85 m. derinliğe inmektedir... bu arazide keşfedilen yeraltı kentlerinin sayısı 36 kadar... Kaymaklı ile Derinkuyu yeraltı kentleri arasındaki bağlantıı sağlayan galeri on km. uzunluğundadır... Peki ama kim kurmuş bu kentleri? Ne zaman kazmış yerin altını?... Burası 2. ve 3. Yüzyıllar´da ilk Hıristiyanların saklandıkları yerdir... Ne var ki, buranın asıl yapımcıları Hıristiyanlar değildi, onlar burayı hazır buldular... Kimi yerde kentler 13 kattır, alta katlarda Hitit çağından kalma öteberi bulunmuştur... Bir düşman ordusunun geldiğini varsayalım ama bu ordu eğer yerde olsaydı yani karadan gelseydi, yeraltı kentlerinde yaşayanların izlerini, bacalardan gelen yemek kokularını farkedebilirlerdi.... Bu nedenle diyorum ki, yeraltına gizlenen bu insanlar yalnızca dünyalı düşmanlardan değil, uçan düşmanlardan korkuyorlardı... Bu bir teori ama savunabilirim... Habeşlerin kutsal kitabı Kebra Negest´de, Tevrat ve Kuran´daki Hz. Süleyman bölümlerinde ve Hint Destanları´nda sayısız örnek vardır..." (Erich von Daniken/Yüce Tanrı´nın İzinde-Cep Kitapları 1995)

    Bilime göre Kapadokya

    "Kapadokya Bölgesi geçmişte sık sık saldırılara uğradığından yeraltı kentlerinin yapılış amacı daha çok tehlike anında halkın geçici olarak sığınmasıdır. Yeraltı kentleri aynı zamanda yörede bulunan hemen her eve gizli geçitlerle bağlıdır. Burada yaşayanlar kendilerini güvenceye almak için kayadan evlerin içlerine girilmesi zor odalar açmışlar ve ihtiyaç arttıkça da odaları kayaları oyarak odaları çoğaltmışlardır ve böylece yeraltı kentleri meydana gelmiştir... Bölgede tarih öncesi döneme ait izler bulunmasına karşın, yeraltı kentleriyle bağlantısı olup olmadığı bilinmemektedir. En eski yazılı kaynak Xenephon´un ´Anabasis´ adlı kitabıdır, bu kitapta Hellenler´in Derinkuyu ve Kaymaklı´daki yeraltı kentlerinde konakladıklarından söz edilir. Bu şekilde de, yeraltı kentlerinin MÖ 4. Yüzyıl´da varoldukları kesin olarak tarıhlenmektedir... Hitit kentlerindeki savunma sistemlerinde ´Potern´ denen yeraltı geçitlerine raslanması ve ustaca yapılması nedeniyle buraların yapımında ve genişletilmesinde Hititler´in rolü olduğu düşünülebilir... Bulgular MS 5.-10. Yüzyıllar arasına yani Bizans dönemine aittir, önceki izler yok edilmiş olabilirler..." (Arkeolog Ertuğrul Gülyaz/Kapadokya-Nevşehir)

    Kapadokya´daki önemli yeraltı kentleri

    Kaymaklı yeraltı kenti; 1964 yılında açıldı, henüz dört katı ziyaret edilebiliyor, oturma mekanları havalandırma bacalarının çevresindedir. İçerde bakır cevherinin ergitilmesi için kullanılan delikli baharat taşları vardır. Derinkuyu yeraltı kenti; Derinliği 85 km.´dir, olağanüstü bir yapı olarak dikkat çeker; içinde ahır, kiler, yemekhane, kilise, depolar ve şaraphane gibi bölümler vardır. Hava bacası 55 m. derinliğindedir ve aynı zamanda da su kuyusudur, özellikle de suların düşmanlar tarafından zehirlenmemesi için bazı kuyuların ağızları yeryüzüne kapatılmıştır. 1965´de ziyarete açılan Derinkuyu´nun ancak % 15-20´si gezilebilmektedir." Özkonak yeraltı kenti; Avanos´dadır, katlararası iletişim amacıyla ötekilerden farklı olarak, 5-8 cm. çapında, uzun bacalar veya delikler yapılmıştır. Derinkuyu ve Kaymaklı´da kapılar sürgü taşı denen dev yuvarlak taşlarla kapatılıyordu. Özkonak´da ise farklı olarak bir de düşmana taş, ok, mızrak atmak veya kızgın yağ dökebilmek amacıyla özel delikler de açılmıştır.

    Alıntı...
     



  2. Cevap: Türkiye'nin Gizemleri...

    Canım Türkiyem her köşesi ayrı bir gizem her köşesi ayrı bir efsane.
    Bir kaç tanede benden olsan.

    Nemrut dağının gizemi

    Tarihin neresine bakarsanız bakın, muhakkak dünyanın bir yerinde, özgün bir inanç veya mistik ya da okült bir yaşam biçimi karşınıza çıkacaktır Bu tür grupların ana ilkesi kardeşliktir, kardeşlik adayı belli bir eğitim, öğrenim ve sınav aşamasını yaşadıktan sonra ezoterik gizemlerle beraber yaşamaya başlar ama bunları dışarıya taşıması yasaktır çünkü bilgi özeldir ve yeterince eğitilmemiş, amacını bilmeyen ve meraktan öteye geçemeyen yani hak etmeyen kişilere verilemez Yüzyılın sonuna doğru, çoğunluğu Rus olan bir grup okültist veya ezoterist gizemci peşpeşe ortaya çıktı; aralarında Madam HPBlavatsky, Alexandra David-Neale, PD Ouspensky ve GIGurdjieff gibi çok önemli isimler bulunuyordu Doğunun tanımıyla bunlar; "Bilgeliğin Ustaları" ydılar Tümü, uzak geçmişin ezoterik ve gizemci mantığı doğrultusundaydı, kurdukları gizem örgütleri günümüzde milyonlarca insanı yönlendiriyor, yani "Kardeşlik" hala yaşıyor

    Hristiyanlık kalıntıları ve Urfa

    Kral´ın doğumu ve Mısır´a uzanan yol

    Hıristiyanlığın ilk yıllarında Urfa, çok önemli bir eğitim merkeziydi ve kutsal kalıntılar hala orada görülür Haçlılar´ın yıkımlarından sonra bölge, 1145´de İslam Komutanı Zengi tarafından ele geçirilmiş ve 1146´da da Zengi´nin oğlu Nureddin, Haçlıları tamamen uzaklaştırmıştı Gilbert, araştırmalarında kayıp Kardeşlik Örgütü´nün izlerinin Urfa´da da bulunduğu belirtiyor ve Matta İncili´ndeki "Maji Öyküsü" nü hatırlatıyor Mesih´in yani İsa´nın doğumu yani Christmas Günü sandığımız gibi 25 Aralık değildir, bu tarih aslında antik bir Pagan festivalini simgeler (Mitralar´ın Doğum Kutlamaları) Gerçek Christmas Milattan önceki 7 yılın 29 Temmuz´udur yani İsa milattan 7 yıl önce doğmuştur ve o gün gök konumu çok özeldir; Güneş her yıl aynı tarihte, "Kral´ın Doğumu" konumuna girer Aslan Burcu´ndaki "Küçük Aslan" veya "Aslan Yürek" de denen Regulus´la buluşur Bu aynı zamanda da, göğün en parlak yıldızı olan Sirius´un yükseliş döneminin hemen sonrasıdır yani Sirius özgün periyodundaki görünmezlik dönemini bitirerek, yükselmeye başlar Mısır Mitolojisi´nde Sirius yıldızı, Tanrıça Isis´in özel yıldızıdır, görülmediği dönemde Tanrıça hamiledir, yükseldiğinde yani parlamaya başladığında oğlu Horus doğar, bu da Güneş-Regulus buluşmasıyla simgelenir

    Nemrut dağı ve sırları


    Adrian Gilbert, tüm öykünün anlamının farklı olduğu görüşünde, bizlere bu şekilde İsa´nın doğum horoskobunun yani yıldız haritasının anlatılmak istendiğini düşünüyor, eğer okuma doğru yapılırsa kesin zaman belirlenecektir İsa´da Horus gibi bir kral olarak doğmuştur, gezegenlere uygun armağanlar onun doğumunu simgelerler, Matta İncili´nde armağanların baştan çıkarıcı oldukları ve egosal amaçlarla kullanılabilecekleri vurgulanır Yani üç gezegenin negatif yönleri vurgulanır, negatif yönler pratik Maji´nin reddedilmesi (Merkür), ölümsüzlük arzusu (Satürn) ve krallık yani iktidar hırsıdır (Jüpiter) Daha sonraki olaylarda benzer anlamlar içerirler, Yahya Peygamber Ürdün Irmağı´nda İsa´yı vaftiz ederken cennetten gelen bir güvercin simgeselliğinde İsa´ya en yüksek armağan verilir, bunun anlamı gezegendeki en yüksek krallığın onaylanmasıdır Artık o, Logos´un yani Varoluş´un aracı olmuştur Yani Vaftiz´in simgeselliği ve 6 Ocak kutlamalarının anlamı göksel buluşmanın gerçekleşmesi daha da ötede İsa´nın göksel doğumudur Ama daha sonra bu tarih değişecek, 25 Aralık´a kayarak, antik Roma´nın Satürn şenlikleri Mitralar´ın doğumu ile karışacaktır

    Bütün bunlardan anlaşılan şey, Kayıp Kardeşlik Örgütü´nün içeriğidir, Horus´dan, İsa´ya oradan da Kral I Antiochus´a uzanan gizemin ezoterik anlamı ve bunun astrolojik metodla, Hermetik Bilgelik düzeyinde simgeselleştirilmesidir fakat tüm anlatılar ve Gilbert´in iddiaları yine de asıl gizemi açıklayamıyor; yıldızların ve gezegenlerin etkinliği ya da önemi acaba kutsallık düzeyinde ezoterik simgesellik midir? Yoksa, dünya dışındaki bir yerler mi ima edilmektedir? Sır, Orion ve Sirius´da saklı gibidir; birgün bunu da öğreneceğiz; ne zaman mı? Kimbilir, belki de Nemrut Dağı´nın altında yatan sırrı çözdüğümüz zaman
     



  3. Cevap: Türkiye'nin Gizemleri...

    Bilgiler İçin Teşekkürler Pardus abi Ve WisH Ablacım..:f118:
     



  4. Cevap: Türkiye'nin Gizemleri...

    Kapadokya benide büyülemiştir gizemli farklı bir havası var tarih öncesine taşıyor insanı..
    Çok ilginç gerçekten ve değerli bilgiler içeren bir paylaşım olmuş emeklerinize sağlık Pardus & WisH teşekkürler:f40:
     



  5. Cevap: Türkiye'nin Gizemleri...

    bilgiler için tesekkürler ben kapadokyaya gitmedim ama nemruta gittim çok güzel ha birde dinlerin buluştuğu dillerin konuştuğu şehir mardin herkese tavsiye ederim gitmeyenler için
     



  6. Cevap: Türkiye'nin Gizemleri...

    teşekkürler pardus ve wish,im emeğinize sağlık şu an hepsini okuyamadım ama her yerin kendine özgü bir gizemi varmış bilmiyordum ben bunları ;) :