Türkiye’nin en yalnız sporcusu

'Spor Gündemi' forumunda aykuta tarafından 16 Kasım 2009 tarihinde açılan konu


  1. Ataşehir’de annesiyle yaşıyor. Ev kiralık. Her gün deniz otobüsüyle Bakırköy’e geçip koçuyla buluşuyor, Yeşilköy’e gidiyorlar. 6 saat antrenman yapacakları kortta.Akşamları annesinin yaptığı yemekleri yiyor. Sonra beraber dizi izliyorlar.

    Düzenli ilişkisi yok. Kızlar turnuvalarda yanıma gelir ama ben kapılmam, ünlü olunca nasılsa o iş kolay, dedi. Geceleri asla çıkmıyor.Yanından ayırmadığı bir iPhone’u var. Enrique Iglesias seviyor. Maçlardan önce de The Final Countdown’ı dinliyor. Ne zaman aldın, dedim. O almamış. Geçen mayıs Turkcell hediye etmiş.

    Yılın 30 haftası dışarıda aslında… Turnuvalar için sene başından beri 15 ülke dolaşmış. Ama gittiği hiçbir yerde gezmiyor. 15 gündür New York’talar. Derviş diye bir Türk lokantası var, düzeni şaşmasın diye başka hiçbir yere gitmemiş.

    [​IMG]

    Şaşırdınız mı!.. Bir Grand Slam turnuvasında ikinci tura çıkan ilk Türk sporcudan daha renkli bir hayat bekliyordunuz değil mi!.. Ama maalesef öyle yürümüyor işte. O başarı denilen izafi durumun her zaman böyle mutlak bir bedeli oluyor.
    Marsel İlhan ve koçu Can Üner’le ABD Açık’ın yapıldığı kortlarda buluştuğumuzda antrenmandan çıkmışlardı. Ve kusursuz bir organizasyonun en ince ayrıntısına kadar tasarlanıp cilalanmış mekanik oyuncuları arasında en amatör halleriyle, etrafa bakarak baş başa oturuyorlardı.

    İki gün geçirdik beraber. Ve perşembe akşamı Marsel’in kaybettiği maça kadar birlikte olduğumuz bütün o süre boyunca, şunu anladım: Üç kişiler.

    Yani bütün bu hikâye… Sizin şimdi gazetelerde okuduğunuz bütün o tenis fatihi yazıları aslında sadece üç kişinin işi.

    Biri; varlıklı bir aileden gelme, eski Türkiye şampiyonlukları olan, Kemer Country gibi yağlı kapılarda tenis öğretmenliği yapmış, sonra hepsini bırakıp kendini Marsel’e adamış 36 yaşında bir maceraperest.

    Biri, Ben çok iyi bir tenisçi olacağım diye inat etmiş, koçu mu abisi mi olduğu anlaşılmayan biriyle dünyayı dolaşmaya başlamış, asık suratlı, hırslı, 22 yaşında bir delikanlı.

    Öteki de, benim tanışamadığım, Türkiye’de olan ama Marsel’i Özbekistan’dan Türkiye’ye getiren annesi Madina Hanım.

    Marsel’in Türkiye vatandaşlığına kabul edilmesi sıkıntı doğurmuş. Ameliyat olmuş kimseden yardım görmemiş. Sponsor aramış, bulamamış. Peki niye devam ettin, dedim. Niye bırakmadın bu işi… Çünkü ben tenis oynamayı seviyorum, dedi.

    Futbolcu Aurelio alışveriş merkezine gitmiş bir gün. Marsel de televizyon izlerken bunun haberini görmüş. “Biliyor musunuz, ben de alışveriş merkezlerine gitmeyi çok severim” dedi. Sonra da “Alışveriş merkezine gittiğimde acaba bir gün beni de haber yaparlar mı” diye sordu.

    Niye hakkında haber çıkmasını bu kadar çok istiyorsun, dedim. Motivasyon oluyor çünkü dedi. “O zaman daha iyi tenis oynuyorum.

    İyi bir antrenman partneri yok. Kondisyoner yok. Tenis konusunda uzman bir masör yok. Sponsor yok. Sadece annesi ve 2 yıldır bir gün bile ayrılmadıkları koçu var.

    Bir de şımarık futbolcuları düşünün… Marsel o yüzden Türkiye’nin en yalnız sporcusu…