Türkiye'de mizah türünün tarihçesi kısaca

'Sorun Cevaplayalım' forumunda EyLüL tarafından 14 Ocak 2012 tarihinde açılan konu


  1. Mizah eğlendiren; gülme nedeni olan, insanın hoşça vakit geçirmesini sağlayan her şeydir. Zamanla teknolojinin gelişmesine paralel olarak mizah anlayışı da değişiklik göstermiştir. Giderek yaşama şartlarının değişmesi mizah çeşitliliğini de beraberinde getirmiştir. Yazılı basının ortaya çıkması ile sözlü basın eski önemini kaybetmeye başlamıştır. Böylece taklitçi tipler, güldürmeye dayalı hareketlilik ifade eden mizah tiplemeleri yerini yeni bir anlayışa bırakmıştır. Mizahçılar yazar ve çizer tipler olarak iki grup şeklinde ayrılmışlardır. Karikatür yeni bir mizah anlayışı olarak benimsenmiştir.

    Yazılı mizah ise içinde bulunduğu zamana ve mekâna göre değişirken görsel mizah türleri de giderek önem kazanmıştır.

    Bu farklılıklar çağlara bağlı olarak görsel sanatlarda çeşitliliği ortaya çıkarmıştır. Bunlar; görsel mizah türleri olarak karikatür, heykel, resim ve grafik sanatlarını etkilemiştir.

    Mizah; birçok düşünür tarafından tartışılıp tanımlanmaya çalışılmış bir kavramdır. Descartes, Hobbes, Twain, Platon, Freud ve Darvin gibi düşünürler mizah üzerinde kafa yormuşlardır. Bir başka kaynağa göre mizah dilimize Arapçadan girmiş bir sözcüktür. Buna göre mizah olayların gülünç, ilk bakışta görülmeyen yönlerini fark ettiren, söz konusu olaylar üzerinde insanları düşünmeye çağıran, düşündürürken güldüren bir sanattır.

    Bir başka deyişle; olaylar üzerinde insanları düşündürürken diğer taraftan hemen anlaşılmayan farklılıkları incelikle güldürü sanatı ile gösterme, işaret etme sanatıdır.

    Mizahın Türkçe karşılığı “Güldürü”dür.

    İnsanlar ise mizahı kendini güldüren şey olarak tanımlar. Buna göre mizah komik bir dürtü ile başlayan, hoşa giden güldüren her şeydir.

    Diğer taraftan mizah anlayışı içinde ince bir tavrı da barındırmalıdır. Çünkü içinde incelik bulunmayan mizah kırıcı olabilir. Temelinde karşısındakini kırmadan eğlendirme fikri bulundurmalıdır.

    Tarihte toplumlar, ancak bu şekilde ince bir mizah anlayışı geliştirerek olgunlaşmışlardır. Toplumların tarihsel gelişimlerine baktığımızda milli ve manevi değerlerinin yanı sıra biriktirdikleri kültürel birikimlerde o toplumlarda mizah anlayışının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

    MİZAHIN TARİHÇESİ;

    Batı kaynaklarına göre; mizahın kökeninin M.Ö 4ve 5yy.’da Yunanistan’a kadar uzandığı söylenir. Mizah toplumsal sevinçlerin dışa vuruş şeklidir. Buna göre; eski Yunanda Dionysos şenlikleri Hititlerde ise Purilli ayinleri içinde; mizah bulunduran eğlencelerdir. Tarihte toplumlara baktığımız zaman iyi ile kötünün hep yan yana savaştıklarını görürüz öyle ki bu durum destanlara, masallara ve çeşitli halk hikâyelerine de yansımıştır.

    Bir bakıma bu iki zıt kavram aslında Kura’n i temel fikirleri de barındırırlar. İslam dininin yaygınlaşması ile toplumların gelişmesinde ahlaken iyi bir düzeye ulaşmasında Kura’n i kavramların esas alınması etkili olmuştur. Bu bir ihtiyaçtır. Zaten Hz. Allah varlığın temeline bu iki kavramı yerleştirmiştir. Buna göre de eski toplumlarda iyinin kötüye galip gelmesinin sonunda eğlenceler düzenlenmiştir. Böylece kötünün alaya alınması mizahı doğuran bir sebep olmuştur.

    Eski Yunan da kötünün sembolü olarak görülen yılana şarap içirilerek onun deliğine girememesi mizah olarak görülmüştür.

    Anadolu’da ise halk arasında yüz yıllarca bu ve buna benzer hikâyeler anlatıla gelmiştir. Örneğin; Farenin peyniri yiyerek şişmanlaması sonucu deliğine girememesi ve ev sahibine yakalanması mizah konusu olmuştur (Öngören: 1998.17). Ayrıca bilgiye ulaşma ve onu anlamaya yönelik bir araç olarak da kullanılmıştır.

    İnsanları ikna etmenin bir yolu olarak da bilmeceler ortaya çıkmıştır (Williams 1997: 54). Tarihsel süreç içinde baktığımızda mizah Rönesans ile birlikte çeşitlilik kazanmıştır. Papazlara ve Kiliseye yönelik zengin bir mizah anlayışı gelişmiştir. Mizahın gelişme dönemi ortaçağdır. Bunun sonucunda gelişen mizah anlayışı halkın desteğini alarak soyluları ve belirli kişileri hedef almıştır.

    Bu dönemde Cervantes ve Moliere’nin eserleri o dönem için çok etkili olmuştur. Temelinde hoşgörü bulunduran bu mizah anlayışı sosyal, ekonomik ve politik problemleri sözlü ya da yazılı olarak ince bir alayla vermeye çalışmıştır.

    Bütün bu süreçlerden sonra mizah bu günkü durumuna ulaşmıştır. Mizahın psikolojik olarak iyileştirici gücünün olduğu da gözlemlenmiştir. Böylece mizahın önemi sanatsal ve edebi metinlerde yer almasının yanı sıra sağlık alanında ve psikolojide de anlaşılmış ve çeşitli hastalıkların tedavisinde de kullanılmıştır.

    Ortaçağda mizahın iyi bir sindirim etkisi gösterdiği düşünülüp saray soytarıları yemeklerden sonra soyluları eğlendirme ile görevlendirilmişlerdir.(Hefferin.1996:42.).

    II. Dünya savaşından sonra radyo ve televizyonun (Philips ve Tomlinson 1992-16) giderek gelişmesi toplumlar üzerinde büyük etkiler meydana getirmiştir. . Bundan sonra televizyon evlerde önemli bir eğlence aracı olarak yerini almıştır. Daha sonraları; sese görüntüde eklenerek olaylar görüntüsel olarak da anlatılmış böylece görsel mizah da gelişmiştir.

    TÜRK TOPLUMUNDA MİZAH;

    Mizah Türk toplumunda oldukça eskiye dayanır.. Türk mizah dönemini çeşitli bölümlerde incelemek mümkündür. Ancak bunun için farklı görüşler ortaya atılmıştır.( Özcan.2002.21) Buna göre; Antik Anadolu mizahi dönem, Selçuklu dönemi mizahı, Osmanlı dönemi mizahı ve Cumhuriyet dönemi öncesi Anadolu mizahıdır.

    Yaşadığımız dönem önemli mizahçılarımızdan; Aziz Nesin’e göre ise bu dönemler; Eski Türk mizahı dönemi, Nasrettin Hoca dönemi; Divan edebiyatı ve Halk edebiyatında mizah, 2. Meşrutiyet dönemi ve son dönem olarak ayrılmıştır.

    Aziz Nesin mizahın çeşitli dönemlere ayrılmasının nedenini farklı siyasal, sosyal ve ekonomik gelişmelere göre değerlendirme olarak açıklamıştır.

    Bütün bunları sonuca vardırdığımızda; mizahın aslında hükümran güçlerin toplum üzerindeki baskısı ile doğmuş olduğunu görürüz. Hâkim güçler mizahı yapanları ve eleştirenleri yok saymaya çalışsalar da sonunda yine kazanan mizah olmuştur.

    O halde güçlüler karşısında mizahın kazanmasını toplumsal bir güç olarak değerlendirebiliriz.

    Daha öncede belirttiğimiz gibi iyi ve kötünün savaşması; tarih boyunca toplumların düzensizliğe ve adaletsiz bir yönetime karşı; hâkim olan güçlerin karşısında toplumun bir tepkisi olarak mizahı doğurmuştur.

    Tarihsel süreç içinde değerlendirdiğimizde ünü tüm dünyayı salmış Anadolu da doğmuş Ezop masalları, batıya kaynaklık etmişlerdir.(Özcan; 2002,20). Antik Anadolu medeniyeti içinde bulunan Ezop masallarına daha sonra Selçuklular döneminde rastlanmamaktadır. Fakat batı mizahının temelini oluşturmuştur.

    Nasrettin Hoca mizahı ile Ezop mizah anlayışı arasında bir benzerlik yoktur. Çünkü toplumların Sosyo - Ekonomik yapısının gelişimine paralel olarak burada da etkileri görülmektedir. Antik Anadolu kültürü bağcılık ve çiftçilik yaparken; Selçuklu kültürü çobanlığa dayanmakta idi. İşte; bu farklılıklar toplumlara yansıdığı için kültürel mizah da ona göre değişkenlik arz etmektedir.

    Selçuklu mizah anlayışı başka hiçbir toplumlardan etkilenmemiş ve kendi mizah kültürünü geliştirmiştir (Öngören.1998,43).

    Keloğlan masalları, Dede Korkut hikâyeleri ve Nasrettin Hoca fıkraları Selçuklu dönemi mizah örnekleridir. Keloğlanın padişahın kızını istemesi, Nasrettin Hocanın göle maya çalması, Karagöz ile Hacivat’ın saflığı ve dürüstlüğü Türk halkının dürüstlük, saflık ve mizah anlayışını belirler.

    Osmanlı Dönemi Mizahı ise; durağan, değişmez bir yapı özelliği gösterir. Pişekâr, Kavuklu, Karagöz ve Hacivat Halk ve Divan Edebiyatı olarak bu dönemin içinde görülür.(Öngören; 1998; 51-52). Biz Osmanlının mizah konusunda İslam geleneğinin bir sonucu olarak; İslami estetiği ve tavrını esas aldıklarını görüyoruz. Mizah kelimesi içinde yer alan sözcüklerin çoğu Arap-Fars kökenlidir. 1830’larda matbaanın yaygınlaşması mizah türlerinin gelişmesinde etkili olmuştur.

    Bunun sonucunda; mizah yazılı olarak kendini göstermeye başlayınca da güçlü olmuştur.1908’ de İkinci Meşrutiyetin ilanı ile çok sayıda mizah dergisi çıkmaya başlamıştır.Bunlar Cingöz, Boşboğaz, Karagöz ve Hacivat’tır. Bu yayınlar daha çok saraya Sultan Abdülhamit’in yaşadığı döneme ve önceki dönemlere ince sataşmalar şeklindedir (Yardım:2002;20).

    Cumhuriyet Dönemi; mizahı yeni harflerin kabulü ile birlikte Serbest Fırkanın kurulması sonucu farklı bir mizahi yapı ortaya çıkmıştır. Böylece; II. Dünya savaşının başlamasına paralel olarak; egemen kesime karşıt bir hareket niteliğinde(Nesin.2001.55). Marko Paşa siyasal mizah gazetesi olarak 25 Kasım 1946’ da çıkmıştır. Marko Paşa siyasal mizah türünün bir temsilcisi olarak çıkan ilk gazetedir. Hatta halk arasında o yıllarda adeta kalıplaşmış bir söz haline gelen mizahi anlamda değer kazanmış yaygın bir sözcük olarak da “Marko Paşa” kullanılmıştır. “Git derdini Marko Paşa’ya anlat”. Bu espritüellik kazanmış bir sözcüktür o dönemlerde.

    Diğer taraftan İttihatçılar döneminde Kalem ve Cem adında iki mizah dergisi daha çıkar. Marko Paşa gazetesi o dönem siyasi hayatı için Türkiye’nin Amerika ile siyasal ilişkilerini mizah yolu ile bir eleştiri aracı olarak kullanılmıştır (İnuğur 1992.215). 1950 yılında siyasal değişikliklere paralel olarak yeni bir mizah anlayışı görülmektedir.60’lı ve 70’li yıllar ise Türkiye; siyasal değişiklilerin sonucu olarak askeri darbe ve anayasa değişiklikleri ile sarsıntılar geçirmiş ve mizah bu dönemde en durgun devrini yaşamıştır.

    70’li ve 80’li yıllarda ise Akbaba Dergisi eski önemini kaybetmeye başlamış onun yerine Gırgır Dergisi çıkmaya başlamıştır.(Öngören; 1998;74). Bu sırada Türkiye Karikatürcüler Derneği kurulmuştur. B u dönem karikatürcülerin altın çağıdır. Karikatür müzesi kurulmuş ve ona paralel olarak Nasrettin Hoca adına birde uluslar arası karikatür yarışması düzenlenmiştir. Bu dönem görüldüğü gibi Türk mizahının en olgun dönemidir.

    1990’lı ve 2000’li yıllarda mizahçıları etkileyen kitle iletişim araçları olmuştur. Renkli televizyonların hayata geçirilmesi ve çok kanallı televizyonlar Türkiye’yi ve mizahçıları önemli ölçüde bu değişimin içinde değiştirmiştir (Öngören;1998.74).