Turkiye de Radyoculugun Tarihi

'Bunları biliyormusunuz' forumunda Oylesine tarafından 13 Eylül 2008 tarihinde açılan konu


  1. Turkiye de Radyoculugun Tarihi

    [​IMG]

    Yıl 1927...
    Mayısın altısı...
    “Alo...Alo... Muhterem sâmiîn, burası İstanbul Telsiz Telefonu...”,
    diye başlayan konuşma,ülkemizdeki ilk resmi radyo yayınının ilk konuşması değil de,
    insanoğlunun hayatının akışını değiştirecek yepyeni bir yolculuğun hareket anonsuydu sanki.
    Hareket noktası Sirkeci Büyük Postane, Yolculuk ise, baş döndürücü bir geleceğeydi.
    6 Mayıs 1927’de, dünyayla neredeyse aynı anda başlayan yolculuk
    1 Mayıs 1964’de TRT’nin kurulmasıyla yepyeni bir ivme kazandı..

    İşte radyo yayıncılığının kilometre taşları

    06.05.1927 İstanbul Telsiz Telefonu ilk resmi radyo yayınını gerçekleştirdi.
    01.07.1927 Atatürk’ün İstanbul’a gelişi dolayısıyla İstanbul Telsiz Telefonu ilk naklen yayını yaptı.
    18.11.1927 Ankara Telsiz Telefonu yayına başladı.
    08.09.1936 Ankara ve İstanbul Radyosu’nun işletme yetkisi PTT’ye devredildi.
    22.07.1938 Ankara Radyosu deneme yayınına başladı.
    22.05.1940 İşletme yetkisi Matbuat Umum Müdürlüğü’ne devredildi.
    26.07.1943 Matbuat Umum Müdürlüğü, Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü’ne dönüştürüldü.
    01.09.1949 İstanbul Radyosu deneme yayınlarına başladı.
    24.03.1950 İzmir Belediyesi’nce radyo yayınlarına başlandı. 1965 yılından itibaren İzmir Radyosu adıyla yayınlar devam etti.
    15.12.1960 Erzurum Radyosu yayına başladı.
    27.06.1962 Antalya Radyosu yayına başladı.
    01.01.1963 1937 yılında başlayan yurt dışı radyo yayınları, Türkiye’nin Sesi Radyosu çatısı altında sürdürülmeye başladı.
    01.05.1964 359 sayılı yasayla Türkiye Radyo Televizyon Kurumu kuruldu. Türkiye’de Radyo – TV alanında yeni bir dönem başladı.
    05.10.1964 Van İl Radyosu deneme yayınlarına başladı.
    08.11.1964 GAP Diyarbakır Radyosu yayına başladı.
    03.03.1968 1960 yılında kurulan Adana İl Radyosu, Çukurova Bölge Radyosu olarak Mersin’den yayınlarını sürdürmeye başladı.
    01.12.1968 Trabzon Radyosu yayına başladı.
    24.04.1973 Hakkari Radyosu yayına başladı.
    09.09.1974 Türkiye Radyoları "TRT 1" radyoları adı altında 24 saat kesintisiz ortak yayına başladı.
    01.01.1975 TRT-2 ve TRT-3 radyoları ortak yayınlarına başladılar.
    15.09.1980 TRT Bölge Müdürlükleri kuruldu.
    18 10.1987 Radyo-4 kanalının açılmasıyla diğer üç radyonun adı Radyo-1,
    Radyo-2 ve Radyo-3 olarak değiştirildi.
    09.07.1990 Turizm Radyosu yayına başladı.
    12.05.1993 TRT FM, ulusal radyo kanalı hizmete sokuldu.
    18.03.1996 Hatay İl Radyosu deneme yayınlarına başladı.
    03.01.2000 Radyo-4, Türk Müziği kimliği ile yayın hayatına başladı.
    29.01.2001 Radyo-1’in 07.30-19.00 saatleri arasını kapsayan gündüz kuşağındaki yayın
    formatı değiştirildi, tümüyle söze dayalı programların yapımı ve yayını planlandı.
    Bölge Radyoları’nda 06.00-18.00 saatleri arasında tümüyle bölgesel ve canlı yayın uygulamasına geçildi.
     




  2. Türkiye’de ilk Radyo yayınının tarihi 1927 yılı olarak kabul edilmektedir.
    Türkiye Radyoları’nın tarihi kısaca şöyledir: Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti,
    o günkü haberleşme sistemlerindeki gelişmeleri görmüş ve Türkiye’de de modern bir
    haberleşme sistemini kurmağa karar vermişti. O yıllarda dünyanın hiçbir ülkesinde
    henüz gelişmiş bir radyo istasyonu yoktu;1926 yıllarında büyün dünyada 123 radyo
    istasyonu vardı ve bunların toplam gücü 116 kW idi. İşte bu gerekçe ile İstanbul’un
    Eyüp ilçesine bağlı Osmaniye semtinde, Ankara ‘da Babaharman’da iki “Telsiz-Telefon
    ” istasyonunun yapımı bir Fransız şirketine ihale edilmiş, istasyonların yapılışı sırasında
    şirket iflasın eşiğine gelmişti.

    Yapımına 1925 yılında başlanan bu istasyona Avrupa’nın en güçlü istasyonu gözü ile
    bakılıyordu. Kuruluşun asıl görevine ek olarak, ikisine de 7 KW’lık birer lâmba konmuş,
    radyo difüzyon için modülasyon tertibatı eklenmişti. Yapımı iki yıl sürdüğüne göre, radyo
    yayınlarının 1926 yılında deneme mahiyetinde başlamış olduğu söylenebilir. Bu iki istasyon
    5 KW çıkışlı küçük postalardı.

    Kurucu şirketin malî sıkıntısını gören Türkiye İş Bankası, Anadolu Ajansı ve bazı özel
    kuruluşlar isme yazılı hisse senedi çıkartarak bir anonim şirket kurdular. Daha sonra
    zamanın hükümetine başvurarak, bu radyo-difüzyon istasyonuna talip oldular.

    Durumu inceleyen yetkililer, 8 Eylül 1926 tarihinde “Türk Telsiz-Telefon Anonim Şirketi”
    adındaki bu şirketle on yıllık bir anlaşma imzaladı. Bu şirket böylece iki istasyonu kendi
    ve “Posta-Telgraf-Telefon Genel Müdürlüğü” adına işletecekti. 1927 yılının ortalarına
    doğru ilk stüdyo, Osmaniye’dekinden sonra, İstanbul’daki Büyük Postaneye taşındı.

    Ankara’da ise ilk stüdyoyu aynı şirket, İstanbul’a açılışından bir yıl sonra, 1928 yılında
    açtı. Önce Millî Savunma Bakanlığı’nın yakınında Mûsikî Muallim Mektebi’ne yakın bir
    dairede çalışmaya başladı. Sonra Ankara Palas’ın zemin katına, daha sonra
    Sağlık Bakanlığı’nın arkasında tek kat bir bina kiralanarak oraya taşınıldı. 1929 yılında
    anlaşmanın bazı maddeleri değiştirildi.

    Bunun üzerine İstanbul’daki Büyük Postaneden çıkarılan stüdyo, Beyoğlu’nda kiralanan
    bir apartman dairesine yerleştirildi. Bir süre böylece idare edildikten sonra, gittikçe malî
    durum bozuldu. Abone ücretleri masrafları karşılamıyor, kaçak çalışan alıcılar tesbit
    edilemiyordu. Hükümet ve ortaklarının yardımına rağmen, şirketin durumu 1936 yılında
    daha da bozulmuştu. 1938 yılında süresi dolan anlaşma yenilenmedi;şirket tasfiye
    edilerek her iki istasyonun işletmesini Devlet üzerine aldı. Bu verici sistemin ihtiyacı
    karşılamadığı ve daha güçlü bir istasyon kurulması dikkate alınarak, dünyanın o zamanki
    ünlü firmaları ile temasa geçilip, en uygun olan MARCONI WIRELESS TELEGRAPH Co. Ltd.
    şirketine yeni Ankara Radyosu’nun yapımı ihale edildi. 22 Temmuz 1938 tarihinde
    1.735.710 lira harcanarak bugünkü bina hizmete girmiş oldu.
     




  3. Bu şirket “Telsiz” adında bir dergi çıkartırdı. Telsiz’in 4 Temmuz 1928 tarihli sayısında
    verilen radyo programına bir göz atarsak , şu sanatkârların Türk Mûsikîsi’ne hizmet
    ettiğini görürüz:İzak Elgazi, Udî Cemal Bey, hanende Hikmet Hanım, Artaki Candan,
    Udî Mustafa, Tanburî Dürri Turan, Kemençeci Anastas, Rebabî Eyyubî Mustafa Sunar,
    Neyzen Tevfik, Udî Hayriye Hanım, Kemal Niyazi Seyhun, Mesud Cemil, Ruşen Kam,
    Süheyla Hanım, Nubar Tekyay, Nezahat Hanım, Kemani Reşad Erer, Piyanist Cemal Bey,
    Naime Sipahi, Hadiye Ötügen, Nebile Hanım, Hâfız Burhan(Sesyılmaz), Münir Nureddin
    Selçuk v. b. . .

    Bu konuda Cevdet Kozanoğlu şu bilgileri veriyor:

    “. . . O zamanlar İstanbul Radyosu’nda haftada üç gün Keman, Klârnet, Kânun, Ud ve
    iki okuyucu ile altı kişilik fasıl heyeti çalışırdı. Bu heyetleri piyasadan ben temin ederdim.
    Aynı zamanda hanendelik de yaptığım için, beş kişi ile idare ederdik”.

    Ruşen Kam, Osmaniye’de başlatılan ve daha sonra başka yerlerde yayın yapan radyo
    çalışmalarını şu satırlarla özetliyor:

    “. . . İstanbul Radyosu kurulduğu zaman yayın yeri Osmaniye’deydi. Otobüslerle giderek
    çok iptidai bir stüdyoda yayın yapardık;ancak burada çok kalmadık. Kısa bir süre sonra
    İstanbul’da Büyük Postahane’nin en üst katında işe başladık. Bu bina Türk Telsiz-Telefon
    Şirketi’nin malıydı. Odalardan birine bir mikrofon, yandaki odaya da bir amplifikatör
    yerleştirilmişti. Canlı yayın yapılırdı. Her program arasında spiker”Beş dakika istirahat”der
    ve bir metronom, çalışmaya başlardı. Bu sırada işi biten sanatkârlar dışarı çıkar, dışarıda
    bekleyenler içeri girerdi. ”

    “İstanbul Radyosu’nun , daha doğrusu Türkiye Radyoları’nın ilk spikeri Sadullah Bey’di.
    Sadullah Bey’den sonra hem spiker, hem de saz sanatkârı olarak Mesut Cemil görev aldı,
    senelik izinlerde spikerliğe ben vekalet ederdim. ”

    “Türk Mûsikîsi yayınları her gün öğleden sonra yapılırdı. En çok yarım saatlik programlar
    düzenler ve bir sanatkâra refakat ederdik. Ayrıca Mesut Cemil’in yönetiminde , haftada iki
    kere Klâsik Koro yayınları yapardık. Bu koro programında saz olarak Refik Fersan, Kemanî
    Reşad Erer, Kemal Niyazi Seyhun, Vecihe Daryal gibi seçkin isimler vardı. ”

    “PTT binasından sonra Galatarasay’daki Ambassador adlı, ki hâlâ kullanılmaktadır, bir binaya
    taşındık. Bu binada 1938 yılına kadar kaldık. Aynı yılın yaz aylarına doğru İstanbul Radyosu’nda
    çalışan sanatkârların bir bölümü, yeni açılan Ankara Radyosu’na anlaşarak geçtiler. Ben bu
    sırada Konya Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yapmaktaydım. Görevim Ankara’ya nakledilince,
    ben de Ankara Radyosu’na girmiş oldum. Daha o yıllarda bile Ankara Radyosu’nun teknik
    imkânları çok iyiydi. Üç büyük stüdyosu vardı ve bu geniş imkânlara uygun olarak program
    hazırlamaya başladık. ”

    İstanbul Radyosu daimî sanatkârlar kadrosunda Mesut Cemil, Ruşen Kam ve Vecihe Daryal
    bulunuyordu. O zamanlar piyasada bulunan “İncesaz Toplulukları”ndan da yararlanılmıştır.
    Daha çok kemençeci Anastas’ın topluluğunun program yaptığını , ilk kez Şevkefza faslının icra
    edildiğini Ruşen Kam’dan işitmiştim. Bundan sonrasını Cevdet Kozanoğlu şu satırlarla anlatıyor:

    “. . . Aradan çok seneler geçti. Savaş bittikten sonra bir “Telsiz-Telefon Şirketi”nin kurulduğunu,
    iflas bile ettiğini duymuştuk. İş Bankası ile Philips Şirketi zor kurtarmış. Radyonun Mesut Cemil,
    Ruşen Kam, Vecihe Daryal’dan ibaret ufak bir kadrosu vardı. Vecihe Daryal evlenip ayrılınca
    yerine, Ahmet Yatman alınmış. Ahmet Yatman’la eskiden tanışırdık ve iyi Kânun çalardı. Hâfız
    Burhan Atina’ya konsere giderken Ahmet Yatman’ı da götürmek istemiş. Zamanın Radyo Müdürü
    Hayrettin Hayreden, -Yerine birini bulursan gidebilirsin-demiş. Ben o sırada Sirkeci’nin büyük
    lokallerinden Hilâl Lokantası’nda çalışıyordum. Bir akşam yatman bana gelerek meseleyi anlattı.

    Mesud ve Ruşen’le birlikte saat on sekizden on dokuza kadar , bir saat çalışacağımızı söyledi.
    Ben bu üçlü heyete böylece dahil olmuş oldum. Ahmet Yatman zamanında gelmeyince,
    Hayrettin Bey onu bir daha radyoya almadı ve bu arada Vecihe Daryal tekrar geldi. Bu grup
    (Stüdyo Saz Heyeti) adı altında yetmiş lira aylıkla tatil yapmadan çalışıyordu. . . ”

    Bu konuyu Mesut Cemil daha başka türlü anlatıyor. Kozanoğlu’nun kendisi için hazırlanan bir
    kitapçıkta yer aldığına göre daha doğru olsa gerek. Kozanoğlu’nun anlattığı belki de olayın bir
    başka yönüdür.

    “. . . Tek stüdyomuzun saz heyeti Ruşen, ben ve o zaman çocuk denecek yaşta bulunan
    Vecihe Daryal’dan ibaretti. Radyonun kıt, kanaat, bazen de tamtakır bütçesine uygun düşen
    bir sanatkâr kıtlığı içindeydik. Kuvvetli ve cana yakın, radyo denilen yeni imkânın mihnetleri
    içinde gizli, temiz zevki sezebilen arkadaşlardan mahrumduk. . . ”

    “İşte o sıralarda Ruşen Kam, -Tanıdığım bir udî Cevdet Bey var;çok iyi ve temiz çalıyor,
    mutlaka sana dinleteceğim-diye tutturmuştu. Böylece bir akşam buluşmuş, tanışıp hemen
    ertesi günü üç iken dört olmuştuk. ”

    Ankara Radyosu 1938 yılında bugünkü binasına taşındıktan sonra, ciddî öğretim yapan,
    sanatkâr yetiştiren, Türk Mûsikîsi’nin sorunlarına eğilen, bütün bu işleri sıkı bir disiplin içinde
    yürüten bir öğretim kurumu olmuştu. Hizmet bir bütün olarak ele alınmış, öğretim programı
    hazırlanmış, çalışmalar bunlara göre yönlendirilmişti. 1936 yılında hizmete açılan Ankara Devlet
    Konservatuarı öğretim kadrosundan da yararlanılmıştır. Diğer taraftan Türk Sanat Mûsikîsi
    repertuarı ile ilgili çalışmalar başlatılmış, 1939 yılından itibaren Fahri Kopuz nota kütüphanesini
    kurmakla görevlendirilmiştir. Bugün bile kullanılan pek çok nota Fahri Kopuz’un yazdığı notalardır.
     




  4. Cumhurbaşkanlığı Fasıl Heyeti’nin bazı üyeleri radyoevi kadrolarına aktarılmış,
    eski İstanbul Radyosu sanatkârlarının pek çoğu Ankara’ya davet edilmiştir. Sazlar
    gruplandırılmış, Klâsik Koro, İncesaz ve Küme Faslı gibi toplu programların
    yayınlanmasına başlanmıştır. Piyasa sanatkârlarının elinde yıllarca niteliği bozulmuş
    mûsikî eserleri ele alınarak en doğru şeklinin tesbitine çalışılmıştır. Sınavla alınan stajyerler
    için Türk Mûsikîsi Nazariyatı ve tarihi, edebiyat, diksiyon, solfej, bona, uslûb ve sahne
    dersleri programa alınmıştır. Bayağılaşmağa çok müsait olan Gazel formu ile cünbüş
    adındaki sazın icra edilmesi ve çalınması yasaklanmıştır. O günlerdeki çalışmaları Mesut
    Cemil şu satırlarla anlatıyor:

    “. . . Türk Mûsikîsi’ne bağlı sanatkârların , her gün çalışmaları gereken şu görevleri vardır:
    Klâsik Türk Mûsikîsi kursları, Türk Mûsikîsi’nde makamlar, şedler, usûller, genel mûsikî bilgisi,
    kulak terbiyesi, Türkçe ve metin okuma, ses sağlığı. . . ”

    “Bu konular genç sanatkârlara, klâsik ve millî mûsikîmizin bütün bilgileri ile birlikte, genel
    mûsikînin genel ufuklarını açmak, yeni mûsikî uslûbumuzun muhtaç olduğu ( çokseslilik)
    alanında onları, radyoya düşen yayım işinin şerefli elemanları haline getirmek amacını güdüyor. ”

    Bir saz ve söz arşivi olmadığından, canlı yayınların dışında, plâk yayınları piyasadan sağlanan
    kaliteli plâklarla karşılanırdı. Sanat değerlerine göre sınıflandırılan bu plaklardan zamanla
    büyük bir arşiv meydana gelmişti. Bu değerli arşiv 1960 yıllarında, anlaşılmaz bir sebeple
    hurda fiyatına plâkçılara satılmıştır. Daha sonraki yıllarda bir plâk kayıt stüdyosu açılmış ve
    iyi icra örnekleri arşiv için plâğa alınmıştır. Ankara Radyosu kütüphanesi kurulduktan sonra ,
    ünlü mûsikîşinasların özel koleksiyonları satın alınmıştır. Bu koleksiyonlarda bulunan ve
    Hamparsum Notası ile yazılmış eserler Batı Notasına çevrilmiştir;meselâ Leon Hancıyan’ın
    koleksiyonu, o zamana göre astronomik bir rakam olan yedi bin liraya satın alınmıştır. .

    Zamanın ünlü mûsikîşinasları Ankara Radyosu’nda toplanmıştı:Refik Fersan, Fahire Fersan,
    Mesud Cemil, Ruşen Ferid kam, Cevdet Çağla, Vecihe Daryal, Fahri Kopuz, Zühdü Bardakoğlu,
    Osman Güvenir, Hakkı Derman, Şükrü Tunar, Hayri Tümer, Veli Kanık, Şerif İçli, Suphi Ziya
    Özbekkan, Kemal Niyazi Seyhun, Kemal Altınkaya ve daha pek çok sanatkâr. . .

    Türk Mûsikîsi’ni tanıtmak amacı ile on beş günde bir hazırlanarak yayınlanan “İzahlı Müzik”
    saatleri çok yararlı olmuştur. Bu prgramı sunan Ruşen Ferid kam, makam ve usûlleri tanıttıktan
    ve sabit perdeli bir sazla, perdeleri gösterdikten sonra klâsik repertuarımızın en güzel
    örneklerini icra ettirirdi.

    Bu değerli çalışmalar uzun yıllar sürdürüldükten sonra, 1949 yılında yeni İstanbul Radyosu
    hizmete girdi. Hemen arkasından önceleri deneme yayınları yapan İzmir Radyosu 1951
    yılında çalışmaya başladı. Türkiye Radyoları 1964 yılına Basın ve yayın Genel Müdülüğü’ne
    bağlıydı. Nihayet 2.1.1964 tarihli ve 11 596 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan 359 sayılı
    yasa ile Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu ( TRT ) kurulmuş oldu. Bu yasanın bazı maddeleri
    1568 sayılı yasa ile değiştirildi. En son 1. 1. 1984 tarihinde 2964 sayılı yeni TRT yasası
    yürürlüğe girdi.

    Kaynak:Türk Mûsikîsi Tarihi. . . . . . . . . Dr. Nazmi ÖZÂLP