Türkiye de Farklı İş Dallarında İlk Kadın Çalışanlar

'Genel Türk Tarihi' forumunda anniccha tarafından 26 Kasım 2010 tarihinde açılan konu


  1. Farklı İş Dallarında İlk Kadın Çalışanlar Türkiye Cumhuriyeti
    Türkiye'de Farklı İş Dallarında İlk Kadın Çalışanlar
    Türkiyede İlk Kadın Çalışanlar

    Sanayi devriminin 1750’den 1914’e kadar olan gelişim sürecinde, evdeki kadınlar ücretli işçi olarak iş gücü piyasasına girmişlerdir. Bu gelişme, işgücü piyasasında emek arzı ile cinsiyet ilişkisini gündeme getirmiştir. Kadınların ücret karşılığı bir işte çalışması, kadını aile içerisinde özgürleştirirken, cinsiyete uygun yeni ve farklı çalışma alanlarını da beraberinde getirmiştir.

    Kadınların çalışma nedenlerinin başında aileye ikinci bir gelir sağlama amacı vardır. Bunun yanında kadının çalışma talebi eğitim seviyesinden doğrudan etkilenmektedir. Eğitim seviyesi yükselen kadın, meslek edinme, moral, motivasyon, kişisel tatmin, bağımsız bir kişiliğe kavuşma, yeni sosyal ilişkiler içinde olma ve geleceğini güvence altına alma gibi nedenlerle işgücü piyasasına katılmaktadır. Bu bağlamda, yapılan araştırmalar son 20–30 yıllık dönemde özellikle gelişmiş ülkelerde kadınların işgücüne katılmalarında önemli artışlar sağlandığını göstermektedir. Şöyle ki; ABD’de II. Dünya Savaşı sonrası yapılan bir araştırmada erkeklere “evli bir kadının eşi geçimini sağlayabileceği halde piyasada çalışmasını onaylıyor musunuz?” sorusu yöneltilmiş, erkeklerin sadece %18’i buna evet demiştir. 1960’lı yılların sonunda ise bu oran %50’lere yaklaşmıştır.

    Ülkemizde kadın iş gücünün istihdama katılımını; eğitim, teknolojik gelişmeler, mesleki eğitim, ekonomik, sosyo-kültürel faktörler etkilemektedir. Kadınlar annelik, çocuk yetiştirme ve ev hanımlığı gibi bireysel ve sosyal görevleri yanında aile ekonomisine de katkıda bulunmaktadırlar.

    Türkiye’de 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra hızla değişen ve gelişen toplumsal yapı, zayıf olanı korumaya yönelik sosyal hukuk devletinin gerçekleşmesini sağlarken “cinsler arası eşitlik” gibi kavramları gündeme getirmiştir. Bunun sonucu olarak ataerkil aile düzeni yerini, karı- kocanın güç ve otoritesine dayanan aile yapısına dönüştürmüştür. Aile reisi kavramı yerine aile üyeleri kavramı kullanılmaya başlanılmıştır. Böylece kadının ailedeki statüsü değişmiş, sorumluluk ve yetkileri artarak erkeğinkine eşit kılınmış ve kadınlar kendi sosyal güvencelerini kendileri çalışarak kazanmaya başlamışlardır. Buradan hareketle, Türkiye için yapılan bir çalışmada, Türklerin %69’u evlilikte kadın ve erkeğin birlikte çalışması fikrini desteklerken, %29’unun sadece erkeğin çalışmasını istediğini göstermektedir. Bu sonuç, kadının çalışmasına yönelik sosyal tutum ve davranışında ülkemizde artık yavaş yavaş değişmeye başladığının bir işaretidir .
    Nitekim 2001 yılında yeni Türk Medeni Kanunu ile aile reisliği kaldırılmış, “Edinilmiş Mallara Katılım” rejimi kabul edilmiştir. Kadınla erkeğin evlilik birliğini beraberce yönetmeleri ve temsil etme yetkisi eşlerin her ikisine birlikte verilmiştir. Eşlerden birinin meslek seçiminde diğerinin iznini almak zorunda olmadığı hükmü getirilmiştir.

    Her ne kadar kanuni düzenlemelerle kadın işçileri korumaya, cinsiyet farklılıklarını ortadan kaldırmaya ve kadın işçilerin fizyolojik durumlarına uygun işlerde çalıştırılmalarına ilişkin düzenlemeler yapılmış olsa da, maalesef uygulamada kadın işçiler hiçbir sosyal güvenceye sahip olmadan, çok kötü şartlarda çalışmaktadırlar. Çünkü hem kadın olmaları, hem de işçi olmalarından kaynaklanan olumsuzluklar, onları erkek işçilere göre dezavantajlı duruma düşürmektedir.

    AB müktesebatına uyum yasaları çerçevesinde ulusal programımızda yer alan taahhütlerimizden biri de doğum izinleri ve ebeveyn izni müessesinin tesisidir. Kadınların istihdama girişi ve istihdamda kalışlarını çok yakından ilgilendiren gebelik, doğum ve analık (çocuk bakımı, emzirme) gibi hallerde gerekli kolaylıkların sağlanması, ücretsiz izin verilmesi gibi haklar 4857 sayılı yeni İş Kanununda uygulamaya konmuştur. Fakat ebeveyn izni müessesi henüz uygulamaya geçmemiştir. Günümüzde kadınların siyasal, sosyo-kültürel ve ekonomik hayata katılımını sağlayacak tüm haklardan erkeklerle eşit şekilde yararlanmaları insan haklarının da bir gereğidir.

    Dünya’da kadınların işgücüne katılımı 18.yüzyılın ilk yarısında İngiltere’de gerçekleşen ve dünyaya yayılan sanayi devrimiyle başlamıştır. Önceleri evlerde dokuma tezgâhlarında yapılan işler, sanayi devrimiyle beraber fabrikalara taşınmıştır. Kırsal alanlarda özellikle kadınları çalıştırarak geliştirilen “parça başına ödeme” düzeni sayesinde üretim maliyetleri düşürülmüş ve kapitalist sanayiye giden yolun önü açılmıştır . Bu dönemde patronlar, kadınları özellikle savaş zamanlarında başvurulacak yedek ve ucuz işçi olarak görmüşler ve düşük ücretle, günde 16–17 saat sağlıklarını tehdit eden kötü şartlardaki işlerde çalıştırılmışlardır. Sanayi devriminin üzerinden 200 yıl geçmesine ve çalışma şartları, yeni ihdas edilen kanunlarla iyileştirilmesine rağmen; uygulamada, en çok sömürüye maruz kalan, düşük ücretle çalıştırılan, işten ilk çıkarılan ve yedek işgücü olarak görülen kadın işçilerdir.

    Türkiye’de kadınlar 1920’lerde ödenekli kurumsal çalışma alanlarına girmeye başlamış olmalarına rağmen sosyal güvenlik sistemi, Türk kadını için 1940’ların başlarında gerçekleşmiş ve ilk kez bu tarihte kurumsal emeklilik sisteminden faydalanmıştır. Her ne kadar sistem, sınırlı ve dar kapsamlı olsa da birçok araştırmacı bu dönemi cinsiyet eşitliği açısından Türk feminist hareketi için yeni bir çağ olarak nitelendirmiştir. 1920’li yıllarda Atatürk’ün devrimleriyle başlayan kadınların toplum içerisinde erkeklerle eşit statü kazanmaları 1950’lerde hız kaybetmiş ve 1988 yılındaki boşanma ile ilgili değişikliğe kadar herhangi bir ilerleme olmamıştır .

    Türkiye’de 1990’lı yıllarda kırdan kente olan iç göç hareketi çarpık kentleşmeyi kültürel yozluğu ve yoksulluğu beraberinde getirmiştir. Çünkü Türkiye’de 2005 yılı verilerine göre tarım sektöründe yaklaşık 6.5 milyon kişi istihdam edilmektedir; bunlarında 3 milyonu kadındır. Bu kadınların da 2.2 milyonu ücretsiz aile işçisidir. Tarımsal istihdamda okur-yazar olmayanların oranı ise diğer sektörlere oranla çok daha fazladır. Ayrıca tarımda çalışan her 100 kadından 99’u sosyal güvenceden yoksun olarak istihdam edilmektedir . Dolayısıyla, göçle birlikte kırsal alanda ücretsiz tarım işçisi olarak çalışan kadınlar kentlerde ücretli işlerde çalışmaya başlamıştır. Ancak kırdan kente göç eden kadınların eğitim düzeyi düşük olduğundan ucuz ve sosyal güvencesi olmayan nitelik düzeyi düşük vasıfsız emek yoğun ve düşük ücretli dokumacılık, hazır giyim, evde parça başı işlerde çalışmışlardır. Oysa kadınlar dünyanın her yerinde kendi toplumlarının en üretken kesimini teşkil etmektedir.

    Kadınların işgücüne katılım oranını, nüfus artış hızı, köyden kente göç, kadın işgücünün eğitim seviyesinin düşüklüğü ve geleneksel kalıplaşmış değer yargıları etkilemektedir. Yapılan araştırmaya göre, Türk kadınının sadece dörtte biri çalışma hayatında yer almaktadır. Kadın işgücü ucuz emek olarak emek-yoğun iş kolları ile tekstil, gıda, hazır giyim, tütün gibi sanayi dallarında yoğunlaşmıştır.

    Özetle, kadın işgücü açısından gerek dünya koşulları gerekse işgücü piyasaları giderek değişime uğramaktadır. Her şeyden önce, kadınların genel olarak eğitim seviyeleri yükselmektedir. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, eğitim açısından yaratılan bu durumun varlığına rağmen, işgücü piyasalarında halen bir istihdam ve eğitim fırsatları dengesi sağlandığını söylemek de mümkün değildir. Aslında geçmişe nazaran küreselleşen uluslararası ekonomik sistem içerisinde, kadın istihdamında sürekli bir artış trendi yaşanmaktadır. Özellikle hizmetler sektöründe kadın işgücü oranı, kamu sektörünün küçülmesine, işgücü piyasalarının esnek yapılar haline gelmesine paralel olarak sürekli artmaktadır. Diğer yandan teknolojik gelişmeler de; bir yandan kadınlar için yeni istihdam fırsatları yaratırken, bir yandan da halen kadınlara ait olan düşük vasıf gerektiren işlerin de ortadan kaybolması tehlikesini doğurmaktadır .
    alıntı:makale(Ceylan Altun, Yüksel Altun, Ozan Bahar)