Türkçe ata sözü ve deyimlerin ingilizcesi

'Atasözleri ve Deyimler' forumunda EyLüL tarafından 8 Temmuz 2011 tarihinde açılan konu


  1. Türkçe ata sözü ve deyimlerin ingilizcesi
    Türkçe ata sözü ve deyimleri ve ingilizcesi
    Türkçe ata sözü ve deyimler

    Türkçe ata sözü ve deyimlerin ingilizcesi


    Give a dog bad name and hang him
    Adamın adı çıkacağına canı çıksın

    A quiet baby gets no suck
    Ağlamayana meme yok

    Better late than never
    Geç olsun güç olmasın

    Easy come, easy go
    Haydan gelen huya gider

    Barking dog never bites
    Havlayan köpek ısırmaz

    It never rains, but pours
    Aksilikler hep üst üste gelir

    Your mother alone will be wail on you
    Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar

    You can't teach an old dog new tricks
    Ağaç yaşken eğilir

    Save up something for a rainy day
    Ak akçe kara gün içindir

    Every cloud has a silver lining
    Her felakette bir hayır vardır

    All that glitters isn't gold
    Her sakallıyı deden sanma
    Man make houses, women make homes
    Yuvayı dişi kuş yapar

    Better lose the saddle than the horse
    Zararın neresinden dönülürse kardır

    A rolling stone gathers no moss
    Yuvarlanan taş yosun tutmaz

    If the cap fits, wear it
    Yarası olan gocunur

    Cheats never prosper
    Yalancının mumu yatsıya kadar yanar

    Too many cooks spoil the broth
    Horozu çok olan köyde sabah erken olur

    Two cunning men will not try to make a dupe of each other
    İki cambaz aynı ipte oynamaz

    Talk of the devil and you'll see his hoofs
    İti an çomağı hazırla

    A friend in need is a friend indeed
    Dost kara günde belli olur

    A change is as good as a rest
    Tebdili mekanda hayır vardır

    Don't teach your grandmother to suck eggs
    Tereciye tere satılmaz

    Cleanliness is next to godliness
    Temizlik imandan gelir

    Do as the Romans do when in Rome
    Ya bu deveyi güdersin, ya bu diyardan gidersin

    Speech is silver, but silence is gold
    Söz gümüşse sükut altındır

    The early bird gets the worm
    Sona kalan dona kalır

    He that laughs last laughs best
    Son gülen iyi güler

    Once burnt twice shy
    Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer

    Good words are worth much, and cost little
    Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır

    Throw out a sprat to catch a mackerel
    Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez

    All his geese are swans
    Karga yavrusunu şahin görür

    As you make your bed, you lie on it
    Kendi düşen ağlamaz

    Spare the rod and spoil the child
    Kızını dövmeyen dizini döver

    The apples on the other side of the wall are the sweetest
    Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür

    Nothing venture, nothing have
    Korkak bezirgan ne kar eder ne ziyan

    Covards die many times before their deaths
    Korkunun ecele faydası yoktur

    The rotten apple injures its neighbours
    Körle yatan şaşı kalkar

    Bad news travels fast
    Kötü haber tez yayılır

    As you sow, so you shall reap
    Ne ekersen onu biçersin

    Christmas come but once a year
    Papaz bir kere pilav yer

    Who pays the piper calls the tune
    Parayı veren düdüğü çalar

    Everything comes to him who waits
    Sabreden derviş muradına ermiş

    All well that ends well
    Sonu iyi biten herşey iyidir

    It's not over until the fat lady sings
    Dereyi görmeden paçaları sıvama

    An apple a day keeps the doctor away
    Elma girmeyen eve doktor girer




    İngilizce------→Türkçe

    I drink cofee once in a blue moon
    Ayda yılda bir kahve içerim

    I am tikcled pink that I have passed the exam
    Sınavı geçtiğim için çok heyecanlıyım

    He eats like a pig
    Çok fazla yemek yer

    He took it like a man
    Olgun bir şekilde kabul etti

    He eats like a bird
    Çok az yemek yer

    He drinks like a fish
    Çok içki içer

    I slept like a dog
    Çok güzel uyudum

    My brother runs like a wind
    Kardeşim çok hızlı koşar

    My father is as bald as an egg
    Babam kabak gibi keldir

    He has a memory like sieve
    Hafızası çok kötüdür

    He came out smelling like a rose
    Çok başarılıydı

    He lives like a king
    Kral gibi yaşar

    She has a memory like an elephant
    Hafızası çok kuvvetlidir

    She took it like a duck to water
    Onun için çok doğaldı

    She looks like death warmed over
    Çok gariban gözüküyor

    He treats me like dirt
    Bana çok kötü davranıyor

    She treats me like a king
    Bana kral gibi davranıyor

    He sticks out like a sore thumb
    Herkes tarafından farkedilen birisi

    He works like a horse
    Çok sıkı çalışır

    He has a mind like a steel trap
    Çok zeki birisi

    He looks like a million
    Harika gözüküyor

    He went on like a broken record
    Kırık plak gibi konuştu

    She has something up her sleeve
    Birşey planlıyor

    He swears like a trooper
    Çok küfür eder

    She tells it like it is
    Herşeyi olduğu gibi söyler

    It works like a charm
    Çok iyi çalışır

    My mother wears the pants in the family
    Evin hakimi annemdir

    The news spread like a wildfire
    Haberler çok hızlı bir şekilde yayıldı

    The kids fought like cats and dogs on the street
    Çocuklar sokakta kedi-köpek gibi kavga ettiler

    My girlfriend is as cute as a button
    Kızarkadaşım çok güzeldir

    The teacher is hot under the collar
    Öğretmen çok kızgındır

    A good friend would give you the shirt off his back
    İyi arkadaş senin için herşeyi yapar

    We must tighten our belts now
    Kemerleri sıkmamız lazım

    I have been hoodwinked
    Aldatıldım

    That idea is old hat
    Bu modası geçmiş bir fikir

    Guests are given the red carpet treatmen in Turkey
    Türkiye'de misafirlere çok iyi davranılır

    Let's go out and paint the town red
    Hadi dışarı çıkıp şehrin altını üstüne getirelim

    I always look at the world through rose coloured glasses
    Dünyaya her zaman pembe gözlüklerle bakarım

    When I bought a summer house she was green with envy
    Yazlık ev aldığımda kıskançlıktan deliye döndü

    Don't look so blue! Try to be optimistic
    O kadar karamsar bakma! Biraz iyimser olmaya çalış

    John is a true blue friend
    John çok sadık bir arkadaştır

    This money is my golden oppurtunity to buy a new car
    Bu para yeni bir araba almak için altın gibi bir fırsat

    I don't have a red cent
    Tek kuruşum bile yok

    Mary talks like a blue streak
    Mary çok konuşkandır

    He sees red whenever he loses the match
    Ne zaman maçı kaybetse kendini kaybeder

    I am in a red
    Boğazıma kadar borca battım