Türk tarihine yön veren olayları anlatan şiir ve roman örnekleri

'Merak Ettiklerimiz' forumunda Misafir tarafından 22 Eylül 2011 tarihinde açılan konu


  1. Türk tarihine yön veren olayları anlatan şiir ve roman örnekleri verir misiniz?
    Türk tarihine yön veren olayları anlatan şiir ve roman örnekleri
     



  2. Cevap: Türk tarihine yön veren olayları anlatan şiir ve roman örnekleri

    Türk tarihine yön veren olayları anlatan şiir ve roman örnekleri

    • Çanakkale Destanı - Mehmet Akif Ersoy
    • Yaban - Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    • Şu Çılgın Türkler - Turgut Özakman
    • Alparslan ve Malazgirt Destanı - Mustafa Akgün
    • Ateşten Gömlek - Halide Edip Adıvar
    • Vurun Kah peye - Halide Edip Adıvar
    • Gazi Osman Pasa
    • Tuna Nehri Akmam Diyor
    • Konstantinopolis Düstü


    Şiir

    Mustafa Kemal’in Kağnısı

    Yediyordu Elif kağnısını,
    Kara geceden geceden.
    Sankim elif elif uzuyordu, inceliyordu,
    Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar,
    İnliyordu dağın ardı, yasla,
    Her bir heceden heceden.
    Mustafa Kemal’in kağnısı derdi, kağnısına
    Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı.
    Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifçik,
    Nam salmıştı asker içinde.
    Bu kez yine herkesten evvel almıştı yükünü,
    Doğrulmuştu yola önceden önceden.
    Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif,
    Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar,
    Kocabaş, çok ihtiyardı, çok zayıftı,
    Mahzundu bütün bütün Sarıkız, yanısıra,
    Gecenin ulu ağırlığına karşı,
    Hafiftiler, inceden inceden.
    İriydi Elif, kuvvetliydi kağnı başında.
    Elma elmaydı yanakları, üzüm üzümdü gözleri,
    Kınalı ellerinden rüzgar geçerdi daim;
    Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına.
    Alını, yeşilini kapmıştı, geçirmişti,
    Niceden, niceden.
    Durdu birdenbire Kocabaş, ova bayır durdu,
    Nazar mı değdi göklerden, ne?
    Dah etti, yok. Dahha dedi gitmez,
    Ta gerilerden başka kağnılar yetişti geçti gacur gucur
    Nasıl dururdu Mustafa Kemal’in kağnısı
    Kahroldu Elifçik, düşünceden düşünceden.
    Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş,
    Vur beni, öldür beni, koma yollarda beni.
    Geçer götürür ana, çocuk, mermisini askerciğin,
    Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım.
    Bak hele üzerimden ses seda uzaklaşır,
    Düşerim gerilere, iyceden iyceden.
    Kocabaş yığıldı çamura,
    Büyüdü gözleri, büyüdü yürek kadar,
    Örtüldü gözleri örtüldü hep.
    Kalır mı Mustafa Kemal’in kağnısı, bacım.
    Kocabaşın yerine koştu kendini Elifçik,
    Yürüdü düşman üstüne, yüceden yüceden.

    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA



    Bir Adım Bağımsızlık-Bir Adım Mustafa Kemal

    - ‘İstiklal-i tam
    benim karekterimdir.’
    Mustafa Kemal
    Güç verdi yeniden
    Bitmiş-tükenmiş Türkeli’ne
    Umut verdi
    Işık verdi
    Ses verdi
    Sesimize
    Bir kez daha seslendi
    Amasya’da
    Sivas’ta
    Erzurum’da
    hepimize
    Güveniyordu budun’una
    Güveniyordu kendisine
    Çakınlar çakardı beyninde
    Ve en önde o giderdi
    Komutan değil
    Sanki bir erdi
    Gök gözlü kurt bakışlı
    Bir subay
    Ve bir budun ölüme koştu
    Ardında alay alay
    ‘Ya ölüm dedim ya istiklal
    Bir adım bağımsızlık
    Bir adım Mustafa Kemal.’
    İstiklal-i tam
    Benim karekterimdir
    Kurtuluş benim
    düşüncem
    göz ışığım
    alın terimdir
    Bir tek andımız vardı
    Dağ-taş-orman-arı-çiçek
    Kadın-erkek-genç-yaşlı
    Ya ölüm dedik ya istiklal
    Bir yiğit dikildi karşımıza
    Ben varım dedi
    Ardımda bir budun var
    Geleceği görüyorum ak
    Türkeli’nin geleceği parlak
    Bağımsızlık
    Bir türkü olur dolanır
    Türkün dudaklarında
    Ekitler yeşerir yeniden
    Türkeli topraklarında
    Daha durmaz bu yürüyüş
    Devirir gider çağları
    Dağlar koynunda saklar
    Yıldızlar yolunu çizer
    Bir bağımsızlık türküsü
    Bir anda Türkeli’ni gezer
    Al bayrak dalganır
    Bağımsızlık burçlarında
    Yarın Türkeli’min her burcunda
    Bayrağım dalgalanır al-al
    Bir adım bağımsızlık
    Bir adım Mustafa Kemal


    Nihat Yücel
     



  3. Cevap: Türk tarihine yön veren olayları anlatan şiir ve roman örnekleri

    Çanakkale Şehitlerine

    Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
    -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
    Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
    Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
    Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
    Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
    Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
    Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
    Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
    Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
    Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
    Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
    Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
    Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
    Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
    Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
    Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
    Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

    Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
    Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
    O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
    Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
    Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
    Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

    Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
    Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
    'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
    Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
    Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
    Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
    Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
    Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
    'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
    Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
    'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
    Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
    Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
    Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
    Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
    Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
    Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
    Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
    Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
    Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
    Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

    Mehmet Akif Ersoy

    Tuna Nehri Akmam Diyor

    Tuna nehri akmam diyor
    Etrafımı yıkmam diyor
    Şanlı Gazi Osman Paşa
    Plevne'den çıkmam diyor

    Tuna nehri akar gider
    Etrafını yıkar gider
    Şanlı Gazi Osman Paşa
    Moskofları kırar gider

    Kapandı Plevne'nin yolu
    Düşman sardı sağı solu
    Askerim çok cephanem yok
    Yetiş Süleyman Paşa kolu

    Karadeniz akmam dedi
    Ben Tuna'ya bakmam dedi
    Yüzbin Kazak gelmiş olsa
    Osman Paşa korkmam dedi

    Plevne'nin ardı bayır
    Bizlerde kalmadı hayır
    Yok olası Damat Paşa
    Yaktı bizi cayır cayır

    Kara kazan coştu derler
    Dalga dalga aştı derler
    Osman Paşa'nın askeri
    Gece burdan geçti derler

    Kılıcımı vurdum taşa
    Taş yarıldı baştan başa
    Şanlı Gazi Osman Paşa
    Moskofları kırar gider

    Mehmet Özbek
    Rumeli