Tom Clancy's EndWar

'Oyun Bölümü' forumunda cCasT tarafından 4 Temmuz 2010 tarihinde açılan konu


  1. “Strateji” dediğin PC’de oynanır! Strateji oyununda mikro yapmadan olmaz; mikroyu da geçtim, klavye mouse ile kıyaslarsak en baba konsol kontrolü bile sarhoş bir eşek kadar kontrolsüz kalır. Hedefin çevresinde döner, kontrollerle boğuşur durursunuz. Elbette çok oynayan alışıyor konsolda strateji oynamaya ama yine de o nokta vuruşu hassasiyet yok. Dergideki ve dünyadaki çoğu insanın aksine PES falan da sevmediğimden, benim için konsolun yegane cazibesi PC karşısında oturmaktan yorulduğumda kablosuz kontrol ile uzanarak oyun oynamaya devam edebilmek oluyor. Fakat Tom Clancy’s EndWar beni heyecanlandırıp TV karşısına dikmeyi başardı.

    Konsol için bir strateji oyunu bunu nasıl yapar? Sesle kumanda sistemi sayesinde! Xbox 360’ın yanında gelen mikrofonlu tekli kulaklığını kontrol koluna bağlayıp ordularınıza emir yağdırarak strateji oynuyorsunuz; yok böyle bir keyif! Oyunda “VRS” denilen Voice Recognition System, yani ses tanımlama sistemi var. Bu sistem sayesinde oyuna başlarken joystick ayarlar gibi gereken komutları konuşarak veriyorsunuz. İşin ilginç yanı sağda ses seviyenizi gördüğünüz barın cidden joystick ayarlarındakine benzemesi. Bu ayar esnasında nasıl emir vereceğinizin de mantığını öğrenmiş oluyorsunuz. Oyunun ses komuta sisteminin mantığı gayet basit; kim, ne, kime şeklinde sıralanıyor. “Unit one attack hostile two” dediğinizde bir numaralı slot’taki üniteniz gidip iki numaralı düşmana saldırıyor! İşte bu kadar basit. Ancak özellikle “Alpha”, “One” ve “Three” kelimelerinin telaffuzunu kim, kaç şekilde yaparsa yapsın, oyun bunları karıştırma eğiliminde. Bu ayarlama esnasında oyun bizden istediği telaffuza da örnek verse hiç fena olmazdı. Mesela Alpha, “alfa” değil de “a-fa” şeklinde zikredildiğinde algılanıyor ama bunu keşfedene kadar deneme yaparken insan bir yandan kendi kendine gülmeden edemiyor. Ofiste oynadığım sürece dergi ahalisi haricindeki insanlar da gelip geçerken oyuna kilitlendiler. Farklı bir konsept var ki insanları çekiyor, öyle “Ha oyun oynuyor” diye geçip gidemiyorlar, oyuna devamlı bağırıp çağırmanız kafalarına takılıyor ve durumu anlamaya çalışıyor ve soru soruyorlar. Oyun kadar oyunu anlatması da keyifli çünkü nihayet anlatacak değişik bir şeyler var! Rutini kıran bir oyun ama bakalım ne kadar kıran bir oyun?
    Avrupa süper güç mü? Güldürmeyin beni!

    Tekrar etmekte sakınca görmüyorum: Oyunun kontrolleri süper olmuş. Sesle kumandada ufak tefek hatalar var ama sistem genellikle çatır çatır çalışıyor. Zaten bu sesle komuta sistemi Stick ile birlikte kullanıyor, sağ alt tetiğe basılı tutarken konuşup komut veriyorsunuz. Bazı şeyleri kumandayla çok kolay ve hızlı bazılarını ise sesle daha hızlı hallediyorsunuz. (Sadece gamepad ile de oyunu oynayabilirsiniz ama çok şey kaçırırsınız.) “Unit two camera” diyorsunuz hooop iki numaralı üniteyi third person kamerasına yakın bir bakış açısıyla görüyorsunuz. Kamerayı serbestçe çevirerek sağlam grafiklerin ve efektlerin tadını çıkartabiliyorsunuz.

    Grafikler sanat eseri değil ama çok iyi. Modern savaşın atmosferi içerisinde piyade birliklerinin gerçekçi animasyonlarından zırhlı birliklerin ilerlemelerine, helikopterlerin süzülüp gidişine kadar her şey çok iyi kotarılmış. Çatışmaların gürültüsü, sıcak atmosferi ile oyuna insan kendini çok güzel kaptırıyor.

    Oyunun sesleri de çok iyi; genel çatışma seslerinin gürültüsü bir yana devamlı birimlerin tepkilerini dinleyip savaş alanında olup bitenden haberdar oluyorsunuz. Saçma bir komut verirseniz veya tanımlanmamış bir sözcük söylerseniz kibar bir hanım basitçe “Can’t do that commander” (Bunu yapamam komunatım) falan diyor. İnsan kendini komuta etmeye de kaptırıyor, “All units move to lima” diyip bir gaz ilerliyorsunuz mesela. Ama sonra mikro yapmanız gerekiyor. Tek tek “Unit two attack hostile six”, “Unit five attack hostile four” diye komutlar vererek klasik taş, kağıt, makas mantığıyla ünitelerin karşısında güçlü oldukları düşmanlara saldırtıyorsunuz. Emirleriniz gayet güzel dinleniyor ancak geniş bir haritada üniteler yönlerini çok da iyi bulamayabiliyor; bu durumda işleri biraz daha detaylı yönetmeniz gerekiyor. Ama zaten komutan olarak işiniz ne?Oyunun özellikleri oynayıp görevleri geçtikçe ufak ufak açılıyor. Daha ilk görevden “Kontrolleri kaptım ben artık coştum” deseniz de daha Sitrep’in açılması, sizin oyunun gerektirdiği stratejilere ve ünite geliştirmelere hakim olmanız için birkaç görev daha gerekecektir. Bu görevleri oyunun ana senaryo ekranından, mevcut görevler arasından seçiyorsunuz. Seçenekler kısıtlı ve ana senaryoda sonuç itibariyle görevleri bir bir bitiriyorsunuz. Görevlerde basitçe saldırıp düşmanı yok etmek, düşman saldırılarına göğüs germek ve haritadaki anahtar noktaların çoğunu ele geçirmek için çarpışıyorsunuz. Her görev bu üç türden birine ya da ikisine giriyor. Uplink denilen stratejik noktaları ele geçirmek için piyade kullanmanız gerekiyor. Askerleriniz içeri doluşup ekranın sol üstünde açılan bir ekrandan da görebileceğiniz gibi içeriyi güvenliğe alıyor, bilgisayarları ele geçiriyorlar. Bu uplinkler uydu bağlantı noktaları, haliyle çok önemliler. Uydularla haberleşme sağlıyorlar, ele geçirip ordu mühendisleri ile elden geçirirseniz hava desteği sağlamaktan elektronik muharebeye seçenekleriniz açılıyor. Hava saldırıları bir komuta puanına (Command Point) üniteleriniz tehlikeye atmadan düşman havancısı gibi tehlikeli ve uzak hedefleri tahrip etmenizi sağlıyor.
    Evet, şimdi gelelim oyunun ünitelerine ve kaynak yönetimine. Oyunda üs kurmak falan yok; savaşlar genelde büyük şehirlerin caddelerinde geçiyor ve etraf çok sağlam yıkılıyor. Uplink’leri ele geçirdiğinizde ve düşman yok ettiğinizde bir miktar, normalde de zaman geçtikçe azar azar puan alıyor ve bu puanlar ile takviye kuvvet çağırabiliyorsunuz. “Deploy tanks” diyorsunuz, o görevde kumanda edebileceğiniz slot açıksa hooop dört puana dört tanktan oluşan bir birim geliyor. “Deploy riflemen” diyorsunuz beşer adamlık dört takımdan oluşan bir piyade biriminiz geliyor. Bunlar çatışmada zarar gördükçe sayı olarak azalıyor. Ama ölmeden kaçmalarını sağlayıp savaş alanından çekerseniz sonraki görevde tecrübeli ve sayısı tamamlanmış bir şekilde tekrar kullanabiliyorsunuz. Kendi başlarına da son adam kırılana dek savaşmıyorlar, bir noktada iyice sinip helikopter çağırıyor, koruma bonusu alıp kurtarılmayı bekliyorlar.

    Savaşta saklanmanın yeri ve önemi

    Piyadelerinizi ya binalara sokun ya da beton koruganlar, stratejik noktalar gibi yerlerde korunacakları yerlerde savunmaya sokun; yoksa ateş altında hızla harcanırlar. Oyunun bu noktada ilginç bir sistemi var: Savaşın durumu, pozisyonu gibi koşullara göre üniteler koruma ve hasarlarına bonus’lar alıyor. Ayrıca “Taş, kağıt makas” dedik, helikopterler ile tanklara, tanklar ile piyadelere, piyade taşıyıcılar ile helikopterlere şeklinde bir düzen söz konusu. Bunun biraz fazla basit olmasını upgrade’ler ve pozisyonlar engelliyor.

    Oyunun kamera açısı her ne kadar heyecan katsa da tepeden bakarak komuta etmenin ince kontrolünü oyuncuya vermiyor. “Sitrep’in açılması” demiştik; sahada bir komuta aracınız varsa tepeden stratejik bakışa geçebiliyor ve harita üzerinden rahatlıkla emir verebiliyorsunuz. Ama buradan da savaşın tadını çıkartamıyorsunuz. İnsan “Keşke tamamen serbest kamera açısı da olsaymış” diyor. Hele şehrin içinde küçük bir taktik nükleer silah kullanınca veya hava saldırısı çağırınca, olay biraz uzaktaysa bunu daha rahat izleyebilmek için daha çok istiyor kamera açılarında özgürlüğü. Ama oyunun kendince bir mantığı var; eğer daha tepeden devamlı oynamak mümkün olsaydı belki de hiç yakın kamera açısında geçmez, oyunun atmosferine kendinizi kaptıramazdınız.Upgrade’lere gelince... Oyunun en çok tuttuğum, en bomba özelliklerinden biri tecrübe kazanan ünitelerinizin satın aldığınız geliştirmeleri kullanabilir hale gelmesi oldu. Her görev sonunda bir miktar kredi, yani para kazanıyorsunuz. Bu parayla da ordunuza yatırım yapıyorsunuz. Hem ödüllendirilmenin keyfi var, hem de harcamanın!
    Biraz da ünitelere bakalım; oyunda yedi ünite tipi bulunuyor: Riflemen, grenadiers (ordu mühendisi), combat transport, tank, gunship, artillery ve command vehicle. Her biri için de dört farklı alanda upgrade imkanı var: Attack, defense, mobility ve ability. (Yani saldırı, savunma, hareketlilik ve özel yetenek.) Birkaç görev sonrasında biraz tecrübe kazanmış piyadeleriniz özel kamuflajları, sniper tüfekleri ve hedef belirleyici sistemlerle donanarak terminatör haline gelebiliyorlar. Asker taşıyıcılarınız hava hedeflerine dehşet saçabiliyorlar. Bu geliştirmelerin büyük bir kısmı gerçek askeri teknolojilerden alınma. Özel seramik zırhlardan, geliştirilmiş gatling’lere; hidrojen yakıt hücrelerinden, özel kompozit araç gövdelerine; bina baskın eğitiminden, şehirde çatışma talimlerine...

    Basit gibi duran ve elden geçirilmemiş ordularda tarafların birbirine çok benzediği EndWar, oynadıkça güzelleşen bir oyun. Başta kendini tekrar ediyormuş hissi verse de ordunuzu geliştirdikçe tekrar oyun sizi heyecanlandıracak. Yani anlayacağınız Tom Clancy’s EndWar’un tek numarası sesle kumanda etmek değil. Özellikle multiplayer Theater of War oynarsanız dünya çapında oyuncularla tarafınızı seçip savaş kazana kazana kendi tarafınızı zafere ulaştırmaya çalışıyorsunuz. Haliyle oyunun tekrar oynanma değeri artıyor ve özellikle stratejiye hasret kalan konsol oyuncuları için EndWar çok iyi bir seçenek.


    [​IMG]