Tiyatronun Doğuşu

'Medya Bölümü' forumunda Merve tarafından 5 Mayıs 2012 tarihinde açılan konu


  1. Tiyatronun Doğuşu ve Gelişimi

    Tiyatronun Doğuşu ve Gelişmesi

    Tiyatro Eski Yunanistan’da doğmuştur. Hayatın, maddi, manevi her davranışını bir masala, bir mitolojiye bağlıyan bu insanlar zevk, eğlence, içki konusunda da, bir “tanrı kahraman” düşünmüşlerdi. Dionysos adını verdikleri bu tanrıya, hayatın çetin şartları ortasında, kendilerine, zaman zaman da olsa, saadet, neşe imkanı yarattığı için, minnetlerini, şükranlarını ödemek istediler. Yılda bir defa, belli günlerde “Dionysos Şenlikleri” düzenlediler. Bu eğlenceler sırasında içip keyiflenen bazı kimseler, bulundukları yerden ortaya fırlar, taklitler yapar, güldürücü hikayeler anlatırlardı. Önceleri rasgele kimselerin akıllarına estikçe yaptıkları bu oyunlar, zaman geçtikçe şenliklerin geleneği oldu. Daha sonra bazı kimseler, bu işi kendilerine meslek edindiler. Böylece, oyuncusu tek kişi olan ilk tiyatro doğmuştur.

    Tiyatronun Gelişmesi
    Bir süre böyle giden tiyatroda kişiler ikiye çıktı, anlatmanın yerine “dialogos” (karşılıklı konuşma) geçince konu daha canlı, daha ilgi çekici bir seviyeye yükseldi. “Trialogos” adı verilen üçlü konuşmaların ardından da bu oyunlar bir meslek, bir sanat niteliğine ulaştı.
    O çağdaki tiyatronun henüz edebiyatı yoktu. Oyuncular ya ustalıklarına güvenerek bir tür doğaçlama oyun sergilerlerdi, ya da kendilerinin düzenledikleri oyunları oynarlardı. Piyes yazarlarının ortaya çıkışı, tiyatronun az çok düzenli hale gelişinden sonradır. Tiyatro, Eski Yunanistan’da uzun süre “agora” (alan) adı verilen meydanlarda oynanmıştır. Oyuncular oyunlarını yerden yarım metre kadar yükseltilmiş bir set üzerinde gösterirler, seyirciler de onların çevresinde halka olarak toplanırlardı. Oyunlar rağbet kazanıp tiyatro yazan büyük şairler ortaya çıktıktan sonra “amphitheatron” denilen basamaklı yerler yapılmıştır. Açık hava tiyatrosu olarak 20. yüzyılda yeniden ele alınan bu çeşit tiyatrolara bugün Batı ve Güneydoğu Anadolu’da rastlanır. Bu ilk tiyatrolar, genel olarak bir yamaçta kurulur ve 20,000’e kadar seyirci alabilirdi. Bu tiyatrolarda dipte yer alan taş sahnenin önü koro için, yan ve arka kısımları oyuncular, dekorlar, kostümler için ayrılırdı. Seyirciler basamaklı yerlerde oturur hepsi sahneyi kolaylıkla görürdü. Bu yapılardaki akustik (ses) düzeni çok iyi ayarlanmıştı ve en arkadaki seyircilerin bile sahnedeki sesleri duyması mümkündü.

    Orta Çağ’da Tiyatro
    Eskiçağın Yunanistan’daki birinci devresi kapandıktan sonra ikinci devresi Eski Roma’da açıldı. Eski Yunan uygarlığı, hemen her oluşu ile, bu ülkeye geçti. Ancak güzel sanatlardan çok kuvvete düşkün, katı heyecanlara bağlı olan Romalılarda tiyatro çok çabuk bozuldu. Tiyatroların yerini arenalar, hipodromlar aldı. Bir süre sonra önce Roma’ya buradan da Avrupa’ya yayılan Hıristiyanlık hem eski Yunan tiyatrosunu hem de yeni Roma tiyatrosunu yasak etti. Böylece tiyatro sanatı aşağı yukarı bin yıl süren orta çağda ortadan kalktı. Orta çağ sonunda bazı din adamları Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan önemli konuları canlandırmayı, halk üzerinde etkili olmayı düşündüler. Böylece dini propaganda niteliğinde olan temsiller başladı. Önce kiliselerde oynandı. Bir süre sonrada Dünya ile ilgili tiyatro oyunları doğdu. Bu iki doğuşunda tiyatronun özel bir yeri yoktu. Oyunlar alanlarda, çadırlarda, han avlularında oynanırdı. Bu tiyatronun en belirgin özelliği sözsüz (pandomima)oluşuydu. Ayrıca sözsüz tiyatrolar olağanüstü, esrarlı olaylardan bahseder, mister olarak da adlandırılırdı.

    Günümüz Tiyatrosuna Doğru
    Modern tiyatroya damgasını vuran önemli isimlerden biri belki de Konstantin Stanislavski’dir. 19. yüzyıl’ın sonralarına doğru “sihirli eğer” diye bilinen oyunculuk kuramını geliştiren Stanislavski, gerçekçi akıma yön vermiştir. Bu kuramda, oyunculardan kendilerini, canlandırdıkları karakterlerin yerlerine koymalarını ve bu şekilde seyirciye söz konusu duyguları vermeleri beklenmektedir.

    alıntı