Tiyatro Skeci Lazım

'Soru Cevap' forumunda zamaneanne tarafından 8 Ocak 2011 tarihinde açılan konu


  1. Tiyatro skeci kavramı çok geniştir. Ne ile ilgiili skeç aradığınızı belirtmediğinizden aşağıda genel konulara hitap eden bir kaç skeç vermeye çalıştım.


    ANNELER GÜNÜ

    Sınıf ortamı. Teneffüste olan öğrenciler dağınık bir şekilde sınıfta durmaktadırlar. Ön sırada oturan

    iki kız öğrenci kendi aralarında konuşmaktadır.



    SELİN- Neyin var Ayşe? Bugün çok dalgınsın. Seni üzen bir şey mi var?



    AYŞE- Bi’şey yok…



    SELİN- Hadi canım, ben seni bilmez miyim? Bal gibi üzgünsün işte…



    AYŞE- Selin, sen benim en iyi arkadaşımsın değil mi?



    SELİN- Tabi en iyi arkadaşınım. Hadi söyle, ne oldu?



    AYŞE-( Önüne bakarak) Selin, galiba annemle babam ayrılacaklar…



    SELİN-( Heyecanla) Gerçekten mi? Nerden biliyorsun? Annen mi söyledi?



    AYŞE- Hayır, annem söylemedi. Ben dün uyumaya çalışırken onların yüksek sesle konuştuklarını duydum; kavga ediyorlar sandım. Kulak kabarttım. Annem: “ Bizim ayrılmamız Ayşe’yi çok üzecek.

    Bu durumu ona nasıl açıklayacağız?” diye sordu. Babam da: “ Ayşe çok akıllı bir çocuk. Eminim bizi anlayacaktır.” dedi. Sonra annem: “ Yavaş sesle konuş! Ayşe bizi duyabilir “ dedi. Daha sonra ne konuştuklarını duyamadım. Sabaha kadar uyumadım. ( Sıraya başını yan koyarak ) Hem çok üzgünüm hem de uykusuz…



    SELİN- Canım arkadaşım benim. Belki de yanlış anlamışsındır. Üzülme. Hem bu her şeyin sonu değil ki! Anneler ve babalar ayrılsa da çocuklarını çok severler. Hem bak, benim annemle babam da ayrı; ama ben ikisini de görüyorum.



    AYŞE-( Başını sıradan kaldırır) Ama Selin, sen her zaman bana “anneme gidiyorum, babamı özlüyorum; babama gidiyorum, annemi özlüyorum” demez misin? Ben okuldan eve gittiğimde beni annemin karşılamasına, akşam olunca da babamın işten gelip birlikte yemeğe oturmamıza öyle alıştım ki! Ben, ikisini de aynı evde görmek istiyorum.



    SELİN- Haklısın…( Birden sinirlenir) Hiç anlamıyorum şu anne babaları. Madem ayrılacaklar niye çocuk yapıyorlar? Zaten olan bize oluyor.



    AYŞE- Tabi ya, niye masallardaki gibi olmuyor? Anneler, babalar ve çocuklar ömür boyu mutlu mutlu yaşamıyorlar?



    SELİN- Kızım, masal bu masal. Gerçekler başka…



    ( Bu arada yanlarına arkadaşları Didem yaklaşır. Ayşe ve Selin konuşmayı keserler.)



    DİDEM- Hadi koşmaca oynayalım



    AYŞE- Yok Didem. Biz oynamayacağız. Sen başkasıyla oyna…



    DİDEM- Neyiniz var? Bana küstünüz mü?



    AYŞE- Yok canım, niye küselim? Ben biraz yorgunum da…

    1

    DİDEM- İyi, zaten benim de oynamaya isteğim yoktu. Yanınıza oturabilir miyim?



    SELİN- Otur tabi. N’oldu? Niye oynamak istemiyorsun?



    DİDEM- Çocuklar, biliyor musunuz? Yarın Anneler Günü…Ben anneler gününden nefret ediyorum! Niye böyle bir gün yaparlar ki! Annesi olmayan çocukları niye düşünmezler?



    SELİN- Canım benim. Haklısın. Senin annen öldü ama şunu bil ki çok şanslısın; çünkü seni çok seven bir üvey annen var. Sen de onun gününü kutlayabilirsin.



    DİDEM- Evet, aslında doğru; ama ben Serpil annemi çok sevmeme rağmen annemin de hayatta olmasını isterdim.



    AYŞE- Yani annen baban ayrılsalardı bile mi?



    DİDEM- Elbette. O zaman her ikisini de özlediğimde görebilirdim. Ama şimdi annemi görmem imkânsız.



    AYŞE- Haklısın Didem. Aslında benim bu kadar çok üzülmemem gerekiyor.



    DİDEM- Sen neden üzülüyorsun ki? Senin annen de baban da ayrı değiller.



    AYŞE- Boşver( Arkadaşı Didemi öper) Sonra anlatırım. Bak, ben anneme en sevdiği parfümü alacağım Anneler Gününde. Sen de benimle gel. Birlikte Serpil Annene de bir hediye seçelim. Hem annem sana yardımcı olur. En çok ne sever Serpil Annen?



    DİDEM- Kitap…( Gülerek) Tam bir kitap kurdu o… O kadar çok okuyor ki… Eminim gözlükleri bu yüzden takıyor. Çok okumaktan gözleri bozulmuş.



    AYŞE- Akıllım hiç olur mu? Öyle olsaydı Türkiye’de insanların hiç gözlük takmaması gerekirdi. Çünkü Türkiye’de kitap okuyan çok az.



    DİDEM- Doğru… Bak öğretmenimiz de çok kitap okuyor; ama gözlük takmıyor. Yaramaz Ali de hiç kitap okumaz; ama gözlük takıyor.



    ( Hep birlikte gülerler)

    ( Zil çalar. Öğrenciler yerlerine otururlar. Sınıfa öğretmen girer.)



    ÖĞRETMEN- Beslenmelerinizi yediniz mi çocuklar?



    SINIF- Eveeeet !



    ÖĞRETMEN- Aferin size. Pekiii, ellerinizi yıkadınız mı?



    SINIF- Eveeet öğretmenim!



    ÖĞRETMEN- Çocuklar, canlıların hepsi faydalı değildir. Kirli bir el üzerinde veya fırçalanmamış bir ağızda milyonlarca bizim hasta olmamıza yol açan mikroplar vardır. Bu canlılara bakteri, virüs, mikrop gibi adlar verilir.



    ALİ- Öğretmenim, annem bana kızdığı zaman hep “mikrop” der. Onu hasta ettiğim için mi?



    ( Bütün sınıf güler) 2

    ÖĞRETMEN- Bilemem Ali, en iyisi sen bunu annene sor.



    GÖKTUĞ- Öğretmenim, annem bana da “ sen benim ilk gözağrımsın” der. Bu kötü bir şey mi? Ben ağrı mıyım?



    ÖĞRETMEN- ( Güler) Hayır oğlum. Bunun anlamı” ilk değerli varlığımsın “ demektir. Bugün herkes annesinden söz etmek istiyor galiba… Yoksa nedeni yarının Anneler Günü olması mı?



    BURCU- Öğretmenim, babam: “ Anneler Günü para harcamak için uydurulmuş bir gündür. Parası olan da olmayan da bir şeyler almak zorunda kalıyor” diyor. Sizce de doğru mu?



    ÖĞRETMEN- Çocuklar, böyle bir günde parayla hediye almak zorunda değilsiniz ki… Önemli olan bu günde annenizi bir şekilde mutlu etmek. Ne bileyim, mesela o gün babanızla birlikte annenize kahvaltı hazırlayabilirsiniz… Ya da odanızı toplayabilirsiniz… Ya da onu ne kadar sevdiğinizi söyleyip öpebilirsiniz…



    BAŞAK- Öğretmenim, doğru söylüyorsunuz. Arkadaşımız Hasan’ ı gördüm okula gelirken. Söylemeyecektim; ama madem konu açıldı, söyleyeyim. Hasan’ın bugün okula gelmemesinin nedeni, simit satması…



    ÖĞRETMEN- Kızım, simit satmak kötü bir şey değil ki… Hem zaten Hasan okul dönüşü satıyor simitlerini. Bugün niye gelmemiş?



    BAŞAK- Onu anlatıyorum öğretmenim… Hasan bugün her zamankinden daha çok simit satıp, annesine hediye almak istiyormuş… Onun için bugün gelmedi.



    ÖĞRETMEN- Hasan hem çalışkan hem de akıllı bir çocuk. Ama onun simit satması okuluna engel olmamalı. Okul ve eğitim her şeyden önce gelir. Pazartesi onunla konuşurum. Galiba Burcu’nun babasının haklı olduğu yanlar var.



    DİDEM- Öğretmenim, ben anneme kitap alacağım olur mu?



    ÖĞRETMEN- Niye olmasın? Ancak kitap seçimini babanla birlikte yaparsan daha iyi olur.



    BİRCE- Öğretmenim, ben anneme bir şiir yazdım, onu hediye edeceğim!



    ÖĞRETMEN- ( Birce’nin başını okşar) Bu çok güzel bir hediye Birce. Bize de şiirini okur musun?



    BİRCE- Okurum öğretmenim. Ben ilk defa seni görmüşüm anne

    İyi ki görmüşüm

    Ben ilk defa seni sevmişim anne

    İyi ki sevmişim



    Anneler olmasaydı bu dünya

    Ne karanlık ne soğuk olurdu

    Ben sensiz üşürdüm anne

    İyi ki varsın



    ( Bütün sınıf Birce’yi alkışlar)



    ÖĞRETMEN- Aferin benim küçük şairim. Çok güzel bir şiir olmuş… Bence çok anlamlı bir hediye olacak bu.

    3

    PELİN- Öğretmenim! Sizin de Anneler Gününüz kutlu olsun! Siz de bizim annemiz sayılırsınız.



    ÖĞRETMEN- Teşekkür ederim Pelin. Doğru söylüyorsun. Zamanınızın çoğunu benimle geçirdiğinize göre, ben de artık anneniz sayılırım.



    MURAT- Öğretmenim, geçen gün televizyonda bir haber seyrettim. Yavruları yanan bir köpek ağlıyordu ve onları yalayarak iyileştirmeye çalışıyordu. Hayvanlar da ağlar mı öğretmenim?



    ÖĞRETMEN-Hayır Murat, bildiğimiz biçimde ağlayamaz. İnsanlar gibi gözyaşı dökemez; ama onlar da en az bizim kadar üzülürler ya da mutlu olurlar. Canlı olduklarına göre hayvanlara da en az insanlar kadar değer vermeliyiz. Onları korumalıyız değil mi çocuklar?



    SINIF- Evet öğretmenim!



    KARDELEN- Arkadaşlar, hadi hep birlikte “ Annem “ şarkısını söyleyelim! ( Öğretmene döner) Söyleyelim mi öğretmenim?



    ÖĞRETMEN- Tabi Kardelen. Eveeet çocuklar, hadi bakalım, hep birlikte



    Bütün öğrenciler ayağa kalkıp seyircilerin önüne gelirler. Şarkıyı söylerler. Şarkının bitiminde hep birlikte selam verirler.





    SON
     



  2. Cevap: Tiyatro Skeci Lazım





    ÖĞRETMENLER GÜNÜ

    Sahne l

    “Murat ile Cezmi bahçe duvarının kenarında, ayaktadırlar.”

    MURAT — Seni üzgün görüyorum. Ne düşünüyorsun?

    CEZMİ — Yaramı deşme şimdi.

    MURAT — Belki yardımım dokunur. Söyle haydi.

    CEZMİ ¾ Yardımın mı? Sanmam.

    MURAT — Sen anlat bakalım. Elbette bizim de bir düşüncemiz olabilir.

    CEZMİ — Neden bunun üzerinde duruyorsun, anlamıyorum. Üzgünüm, evet. Ama geçer.

    MURAT — Sen bilirsin. Arkadaşlar arasında saklı bir şeyler olmaz bilirdim. Demek yanılmışım. CEZMİ — Peki, peki, anlatacağım.

    MURAT ¾Bak şimdi uslu çocuğa benzedin.

    CEZMİ — Alay edeceksen anlatmayayım.

    MURAT ¾ Sen şakadan anlamaz mısın? Haydi anlat. (Cezmi yere oturur. Ayaklarını uzatır.)

    CEZMİ — Biliyorsun bu yıl benim aynı sınıfta ikinci yılım. Tarih dersinden kırığım var. Eğer bu yıl da sınıfta kalırsam kovulurum. Babam beni evden kovar.

    MURAT— Bunu biliyorsun. O halde sen de çalış.

    CEZMİ — Çalışabilsem iyi. Ama Tarih konulan aklıma girmiyor. Hemen unutuyorum.

    MURAT — Peki, benden nasıl bir yardım istiyorsun?

    CEZMİ — Son yazılı yoklama kâğıdımı, öğretmen görmeden değiştireceğim.

    MURAT — Değiştirecek misin?

    CEZMİ — Evet, sorulan biliyorum. Kitaptan doğrularını yazıp ötekinin yerine koyacağım.

    MURAT — Sen şaşırdın galiba. Bunu yaptığını farz edelim. Öğretmen farkına varmayacak mı?

    CEZMİ — Varmaz. Yetmiş kişilik sınıf. Nereden anlayacak?

    MURAT ¾ Ya yakalanırsan?Bu senin sonun demektir.

    CEZMİ — Sınıfta kalırsam da sonum olmayacak mı?

    MURAT— Elinde bir şans var. Çalışıp kazanmak, başarılı olmak. Neden bu yolu denemiyorsun?

    CEZMİ ¾ Tarih konulan aklımda kalmıyor, anlamadın mı? Unutuyorum.

    MURAT — Ben neden unutmuyorum? Seninki boş söz. İstersen unutmazsın.

    CEZMİ — Bana yardım edecek misin, etmeyecek misin?

    MURAT — Benden istediğin nedir?

    CEZMİ — Ben öğretmeni sınıftan dışarı çağıracağım. Sen gizlice sınıfa girip kâğıdı değiştireceksin.

    MURAT — Ben? Ben kâğıdı değiştireceğim, öyle mi? Sen aklını kaybetmişsin.

    CEZMİ — Yani yapamayacağını söylemek istiyorsun.

    MURAT ¾ Tam üstüne bastın. Yapamayacağım.

    CEZMİ — Ben de seni arkadaş bilirdim.

    MURAT ¾ Yine öyle bil. İyi arkadaş seni tehlikeye atmayan kişidir. Seni kötü sonlardan korumak istiyorum. Bunun için bu düşüncene katılmıyorum.

    CEZMİ — Aklına başka çıkar yol geliyor mu?

    MURAT — Otur, aç kitabı, oku.

    CEZMİ — İyi ama verdiğim boş yazılı kâğıdım ne olacak? Sıfır alacağım. Bunu düzeltmeme imkan yok artık.

    MURAT — Öğretmenle konuşsan.

    CEZMİ — Ne söyleyeceğim?

    MURAT — Anlat durumunu. Dinler seni. Belki de sana nasıl davranacağını anlatır. Kısa konulardan sınav yapar. Ne bileyim, her halde bir yol bulur çalışman için.

    CEZMİ — Hayır, aklıma koydum. Kâğıdımı değiştirmekten başka çarem yok. Sonuca katlanacağım.

    MURAT — Farzet ki kağıdın on aldı. Sonra? Başka yoklama olmayacak mı? Derse kalkıp sözlü olarak yoklanmayacak mısın? Bu on numarayı nasıl aldığını sormayacak mı? Ne diyeceksin? CEZMİ — Ben bir on alayım, yeter. Ortalama beş olur.

    MURAT ¾ Kendini kandırma. Bu yol çıkar yol değil.

    CEZMİ — Öyle ise unut yardım istediğimi.

    MURAT — Korkma. Kimseye söylemem. Ama böyle bir suça da âlet olmam. Kusura bakma.

    “Feza girer.”

    Sahne 2

    FEZA — Ne konuşuyorsunuz?

    MURAT — Öteden beriden. Ne olacak?

    FEZA — Cezmi’nin neden suratı asık? Bir şey mi oldu?

    CEZMİ ¾ Yok bir şey. Can sıkıntısı, o kadar.

    FEZA — Canın bir şeye sıkılmış, belli. Anlatmayacak mısın?

    “Murat ile Cezmi birbirine bakar.”

    CEZMİ — Önemli değil. Anlatmaya değmez.

    MURAT — Öğrencilik yaşamında her şey olur. Bazan yazılıdan kırık not alınabilir. Bu demek değildir ki dünyanın sonudur.

    FEZA — Tarih dersinden mi söz ediyordunuz yoksa?

    “Murat ile Cezmi susarlar.”

    Anlıyorum. Ben de boş verdim kâğıdımı. Baksanıza, üzülüyor muyum? Daha çok yoklama olacağız. Düzeltmek elimde. Bir sıkı çalıştımmı en iyi notlan alırım. Bu kadar basit.

    MURAT ¾ Ben de öyle söylüyorum. Ama dinlemiyor.

    CEZMİ — Madem açıldı, söyleyeyim. Ben o yazılı kâğıdımı değiştirip yerine doğru yanıtlanmış kâğıdı koyacağım.

    FEZA — Olur mu dersin? Yapabilir misin?

    CEZMİ — Denemeye değer sanırım.

    MURAT ¾Yanılıyorsunuz. Böyle başarı olmaz.

    FEZA — Peki, bu işi nasıl başaracağını sanıyorsun?

    CEZMİ — Biliyorsunuz, öğretmenimiz kâğıtları sınıfta, teneffüslerde inceler. Belki de şimdi yine oradadır. Kapıyı vurup gireceğim. Kâğıtları inceleyip incelemediğine bakarım. Bu arada Tarihten bir konuyu anlamadığımı söylerim. Onun hana anlatmasını isterim. Bu yeter bana. Çıkarım. O zaman birine gereksinmem olacak.

    FEZA — Neden?

    CEZMİ — Bayılıp düşecek birine. Numaradan tabii. Koşup haber vereceğim.

    Hemen öğretmen dışarı çıkacak. Ben de o arada kâğıdımı değiştireceğim. Bu

    kadar basit.

    MURAT — O bayılan kişi ne olacak?

    CEZMİ — Ben de arkadan gelip revire kaldırmasına yardım edeceğim.

    MURAT — Demek deminden beri benden bu yardımı istemeye çalışıyordun.

    Şimdi anlıyorum.

    CEZMİ — Zor bir iş olmasa gerek.

    FEZA — Ya öğretmen bayılanın yalandan bayıldığını anlarsa?

    CEZMİ — Nasıl anlasın? Yüzüne azıcık san tebeşir boyası sürmesi yetecek.

    Revirde de numara yapmak zor bir şey mi? Bakarsın hemen iyileşiverir.

    MURAT — Böyle bir şeye âlet olamam.

    FEZA — Ama düşün ki bir arkadaşının sınıf geçmesini sağlamış olacaksın.

    CEZMİ — Ben de bunu anlatmak istiyordum.

    MURAT — Buna siz sınıf geçmek mi dersiniz? Bu bir sahtekârlıktan başka bir

    şey değildir.

    CEZMİ — Ben sınıf geçeyim de ne olursa olsun.

    FEZA — Uzatma işi. Cezmi haklı. Onun derdi ikinci yıl da sınıfta kalmamak,anladın mı?

    “Ayşe girer.”

    Sahne 3

    AYŞE — Duydunuz mu?

    CEZMİ — Neyi duyduk mu?

    AYŞE — Yarın okulumuzda bir tören var.

    MURAT — Tören mi? Ne töreni?

    AYŞE — Yarın 24 Kasım. Anlamadınız mı?

    CEZMİ — 24 Kasımda ne olmuş?

    FEZA — Yarın öğretmenler günü.

    CEZMİ — Öğretmenler günü mü kutlanacak?

    AYŞE — Evet… Öğretmenlerimizin günü kutlanacak. İçimizden birinin konuşması gerekiyormuş. MURAT ¾Bunu kimden duydun.

    AYŞE — Öğretmenimizden. Biraz önce onunla konuşuyordum. Dahası var.

    FEZA — Dahası da ne demek?

    MURAT — Haydi çabuk anlat Ayşe.

    AYŞE — Bu günün şerefine iyi gitmeyen Tarih sınavını yapmamış sayacak.

    CEZMİ — Ne diyorsun? Yaşadık desene.

    FEZA — Şu işe bak.

    MURAT — Şans diye buna derim.

    AYŞE — Bir şey daha ekleyeyim mi?

    MURAT — Umarım bu da onun kadar güzel haberdir.

    AYŞE — Bu haber Cezmi’yi ilgilendiriyor.

    CEZMİ — Beni mi? Boş kağıdım için beni çağırmış olmasın?

    AYŞE — Hayır. Onun için değil.

    FEZA — Ya ne için çağırıyor?

    AYŞE — Yarınki törende, yani öğretmenler gününde çocuklar adına konuşmayı Cezmi yapacak. MURAT — Cezmi mi?

    CEZMİ — İnanmam.

    FEZA — Şu işe bakın.

    AYŞE — Neden şaştınız? Sınıfta edebiyat bilgisi en iyi onun. En güzel o konuşur. Bakmayın tarih dersini sevmez ama, şiirlerini de biliyoruz.

    CEZMÎ — Yoksa bunu öğretmene sen mi söyledin?

    AYŞE — Ben mi söyledim? Bunu da nereden çıkardın? Öğretmen söyledi bunları.

    CEZMİ — Gerçekten mi? inanamıyorum.

    MURAT — Gördün mü? Sen aklından neleri geçiriyorsun? Öğretmen senin için ne güzel şeyler düşünüyor.

    FEZA — Böyle bir öğretmen az bulunur.

    AYŞE — Size katılıyorum. Öğretmenimizin elleri öpülecek öğretmen.

    FEZA — Peki yarınki tören için bizim katkımız ne olabilir?

    MURAT — Evet, bizim de bir şeyler yapmamız gerekmez mi?

    CEZMİ — Ben bir şiir yazarım.

    AYŞE — Ben de öğretmenimize bir demet gül getiririm.

    MURAT — Sınıf arkadaşlarından para toplar, öğretmenimize bir güzel dolmakalem armağan ederiz.

    FEZA — Bizim sınıfta güzel gitar çalan Seyfı’den bir konser vermesini isteriz.

    AYŞE — Neden onun yanında bir sınıf korosunun konserini sunmuyoruz?

    MURAT ¾ Yarına kadar bütün bunlar nasıl olacak?

    CEZMİ — Benim şiirim hazır demektir.

    AYŞE — Ben de gülleri getirebilirim.

    MURAT — Şimdi gider Seyfi’yi bulur, konser için hazırlanmasını isterim.

    FEZA — Bana da koroyu toplamak kalıyor. Biz zaten hazırız demektir. Çünkü son provamızı dün yapmıştık.

    AYŞE — Neden öğretmenler günü için bir skeç yapmıyoruz?

    MURAT — Skeç mi? Onu nereden bulacağız?

    AYŞE — Müzik öğretmenimizden isteriz. Biliyorsunuz Semahat öğretmen iyi bir müzisyen ve iyi bir yazardır.

    FEZA — Müzikli bir oyun mu demek istiyorsun?

    AYŞE — Bak, bu daha iyi. Belki Semahat öğretmen için bu çok kolay olabilir.

    CEZMİ — Sen neden gidip konuşmuyorsun?

    AYŞE — Bu isi bana bırakın. Ben gidip bu gece konuşurum. Yarın üç kişilik küçük bir müzikli oyunu sahneye bile koyabilir.

    MURAT –Bu mümkün mü? Bir gecede bütün bunlar nasıl olabilir?

    AYŞE — Bizden istemesi. Mümkün olamazsa sağlık olsun. Biz bir kere isteyelim.

    MURAT — Okulda yapılacak tören programı nasıl acaba?

    AYŞE — O program saat onda başlayacak. Bizim kutlama programımız da akşam, salonda olur. Ne dersiniz?

    CEZMİ — Bak bu güzel fikir. Bizim programımız akşam olabilir.

    MURAT — Haydi bakalım herkes iş başına. Şimdi özetlersek: Ayşe, sen müzik öğretmeni ile görüşüp küçük müzikli oyunu sağlayacaksın. Ayrıca yarın öğretmenimize sunulacak gülleri getireceksin. Sen Cezmi, öğretmenimiz için bir şiir yazacak ve okuyacaksın. Sen Feza, Seyfi’den bir gitar konseri yapması için yardım m isteyeceksin. Ben de koroyu toplamaya çalışacağım.

    AYŞE — Güzel. Aklımıza başka bir şey gelirse yine bir araya gelelim. Toplanma yeri burası. Tamam mı?

    CEZMİ — Benim bir görevim daha varmış, yarınki okul töreninde konuşmak. Sizden yardım istiyorum. Ne söylememi istersiniz? Bana biraz fikir verin.

    AYŞE — Bir şey söyleyebilir miyim?

    CEZMİ — Tabiî. Söyle.

    AYŞE — Yarınki törende konuşacaksın. Konu, tüm öğretmenler. Bence, öğretmenlerimizin ne kadar büyük uğraş verdiklerini, bizleri yetiştirmek için nasıl Çalıştıklarını belirtmen iyi olur. Aynca, onların sadece öğreten bir kişi değil, aynı zamanda eğiten bir kişi olduklarını da eklemelisin.

    MURAT — Bana göre en önce söylenmesi gereken şey, yeryüzünde yalnız öğretmenin elleri öpülesi olduğudur. Anne, babadan sonra insana yön veren yalnız onlardır. Ben isterdim ki bütün öğretmenlerimiz bu günkü koşullardan daha iyi koşullar içinde yaşasınlar.

    Sonra, onların bizim için en candan birer arkadaş oldukları unutulmamalıdır. Bizi doğru yola yönelten, bize cesaret aşılayan onlardır. Bunları söylemen sanırım iyi olur.

    FEZA — Bana göre öğretmenin en güzel görevi bir ulusa şekil de vermektir. Bir ulus büyükse, uygarsa, çalışkan ve yaratıcı ise bunu öğretmenlerine borçludur.

    Güzel sanatlarda, edebiyatta, resim ve tiyartrodaki basarılarının kaynağı öğretmendir. Öğretmenleri çok iyi yetişmiş, yetişmesi için önüne bütün imkânlar konmuş olan uluslara ne mutlu!

    CEZMİ— Gerçekten hepinize teşekkür ederim. Bana güvenen tarih öğretmenime, bana bu görevi veren o büyük insana karşı utancımdan yere geçmiş gibiyim. Tarih dersinden geçmek için düşündüklerimden utanıyorum. Bu kadar bizi düşünen ve bizim yetişmemiz için gecesini gündüzüne katan bu yüce insanlardan özür diliyorum. Bunu yarınki konuşmada belirteceğim. Bundan böyle çalışmamak için bahaneler uydurmak yerine çalışmanın yollarını arayacağım.
    Sizlere gerçekten, beni uyardığınız için teşekkür ederim. Yarın benim için yeniden doğduğum bir gün olacak. Ve şunu da ekliyorum. Yarından sonra bütün gücümle çalışacak ve ileride öğretmen olacağım. Bunu ilk kez burada size haykırıyorum. Bana yaptığınız bu iyiliği hiç unutmayacağım. Sağolun, varolun…

    ÇOCUKLAR — “Alkışlarlar. Cezmi’yi kutlarlar.”

    Lütfiye AYDIN


    23 NİSAN


    KONU: Köyde gerçekleşen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na ilgisiz kalan muhtar köy kahvesinde oturmaktadır. O sırada oradan geçen Emekli Zabit bunu görünce sebebini öğrenmek ister ve kahveye girer. Muhtarla konuşarak ilgisizliğinin sebebini anlamaya çalışır.

    KİŞİLER: Emekli Zabit, Köy Muhtarı, Kahveci

    YER: Köy Kahvesi

    OYUN

    MUHTAR(Esneyerek): Herkes tutturmuş meclis açıldı. Bugün meclisin açılışının yıl dönümü, kutlama yapılıyor. Sen de katıl. Ne işim olur.

    EMEKLİ ZABİT(Yaklaşarak):Selamün Aleyküm Muhtar. Nasılsın, iyi misin?

    MUHTAR(Dönerek):Eyiyim. Sen nassın?

    EMEKLİ ZABİT: İyiyim şükür.

    MUHTAR(Bağırarak):Kaveci bize iki az şekirli kave.

    KAHVECİ: Buyur mıhtar bol köpüklü kaveleriniz.

    MUHTAR: Bilirim senin bol köpüklü kavelerini. Bol köpüklü diye içtik durduk; ne köpüğü bilemedik.

    ZABİT: Biliyor musun muhtar bugün neyin yıl dönümü?

    MUHTAR: Biliyom Zabit Efendi. Ama bu kutlamaya ne gerek var onu bilmiyom?

    ZABİT(Birden): Ne diyorsun sen muhtar? Bugünün ne olduğu nasıl bilmezsin? Kutlamaya ne gerek var dersin?

    MUHTAR(Gülerek): Ne bağırıyon? Zabit Efendi. Bilmek zorunda mıyım?

    ZABİT EFENDİ(Yüksek Sesle):23 Nisan 1923 Tarihi sana bir şey hatırlatmıyor mu? Çocuk Bayramı bir anlam ifade etmiyor mu?

    MUHTAR(Kısık sesle): Etmiyo. Ben bilmem. 23 Nisan 1923’te ne oldu? Neden çocuklar bugünde bayram yapılır?

    ZABİT EFENDİ: Yazık san muhtar bu köyün başına bir de muhtar olmuşsun. İnsanlar senden iş bekliyor.

    MUHTAR: Zabit Efendi söle bakalım 23 Nisan 1923’te ne oldu? Bugün neden önemlidir?

    ZABİT EFENDİ: Muhtar, 23 Nisan 1923’te Millet kendi sözünün sahibi oldu. Millet ne derse o olur dendi. Ve öyle de oldu. Sen seçilirken seni köylü seçmedi mi? Onlar istese seni seçmezlerdi? Değil mi?

    MUHTAR(Utanarak): Evet. Köylü beni seçmezdi. Ama benden iyisini mi bulacaktı? Ben işlerimi halletmek için konuşmam para ile işlerimi hallederim.

    ZABİT EFENDİ: Sen bu kadar bilirsin seçimle iş başına gelmenin önemini,23 Nisan 1923’ün önemini.

    MUHTAR: Yahu Zabit Efendi sen meclisin bu kadar önemli olduğunu nerden biliyorsun? Hiç gittin mi meclise?

    ZABİT EFENDİ: Ben ordudan emekli olmadan önce Ankara’ya meclisi görmeye gittim. Seçilen insanlar bizi orada nasıl ve ne kadar temsil ediyor diye. Seçimle gelen insanlar bizi en güzel şekilde temsil ediyor. Eskiden böyle miydi? Osmanlı zamanında zengin ve sözü geçen insanlar giderdi. Ama şimdi öyle değil.

    MUHTAR(Utanmış bir şekilde): Haklısın galiba Zabit efendi seçimle gelen insanların sözleri daha bir itibarlı oluyo. Zira onları halk seçiyo. Beni de köylü seçmedi mi? Atatürk milleti kurtardığı gibi onlara söz hakkı da verdi.

    ZABİT EFENDİ: Ha şöyle muhtar yola gel. Hadi kalk okula 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlamaya biz de katılalım. Muhtarsız kutlama olmaz.

    MUHTAR: Tamam. Ama önce bakkala uğrayalım çocuklar için bir şeyler alalım. Madem bugün onların günü öyle değil mi?

    ZABİT EFENDİ: Öyle bugün çocukların bayramı. Onların eğlenmesi, gülmesi lazım. Gelecek
    neslimiz onlar

    MUHTAR(Yüksek sesle): Kaveci hadi sen de kaveyi kapada gel. Bugün mühim bir gün kutlamalara gideceğiz.

    KAHVECİ: Tamam mıhtar. Geleyom.

    Üçü birlikte kutlamalara katılmak için okul meydanına giderler.

    YASİN AYDOĞAN
    TÜKÇE ÖĞRETMEN