Tevfik Fikret'in Tek Yapıtı

'Güncel Bilgiler' forumunda EyLüL tarafından 7 Temmuz 2011 tarihinde açılan konu


  1. Tevfik Fikret'in Tek Yapıtı
    Tevfik Fikret Aşiyan Yapıtı
    Tevfik Fikret Aşiyan



    Mimar Tevfik Fikret'in Tek Yapıtı Aşiyan: Bir Yeni Çağ Habercisinin Gözetleme Kulesi
    [​IMG]
    “Her iki metin türü de bugün anlaşılandan oldukça özel bir tarihsellik bilinci sergiler. Değerlendirmeler her zaman var olan, aşkın, ezelî ve ebedî doğru bir sistem oluşturan ontolojik bir gerçekliğe gönderme yaparak gerçekleştirilir. Bilgi kaynakları arasında göndergeleri ise, yazarın kendi ustasından başlayarak ve olanaklı ise değerlendirilen yazara ya da esere dek uzanan bir silsile içinde gerçekleşen, bir tür yaşantı sahiciliği ile kurulmaktadır. (…) Anlamın yetkinliği, zamanın doğrusal ilerlemesine dayalı gelişim paradigmasına değil, zamandışı değişmez bir yetkinlik paradigmasına bağımlıdır.



    (…)

    Bütün üretim biçimleri her türlü yeniliğe, değişime, başkalaşmaya mümkün olduğunca kapalıdır. Zanaat ve meslek “âdâbı” aynı kaldığı gibi, üretimin teknik araçları ve süreçlerinde “olagelmiş”in dışında en küçük sapma, tüm sisteme (“nizam-ı âlem”) bir tehdit olarak algılanmaktadır. (…) Üretim biçimine, araçlarına ve tekniğine meşruluk kazandıran, tezkire ve şerh örneğinde değinilen bilgi göndergelerini tanımlayan silsileye benzer şekilde, ustadan ustaya ve giderek ontolojik gerçekliğe en yakın olan pratiğin pîrine dayanmalarıdır.”[Bülent Tanju, Osmanlı’da Mekanlar/Zamanlar/İnsanlar, s. 3,5]

    Tevfik Fikret, divan şiirinin köhne kalıpları son demlerini yaşarken ve Batı dünyası ile teknolojik ve askeri anlamda artık yarışamayacak durumdaki Osmanlı ülkesinin baştan aşağı değişeceği bir çağda, bu çağın habercisiydi.

    “Bu memlekette de bir gün sabah olursa Halûk,

    (…) - o gün benden

    Ümidi kes, beni kötürüm ve boş muhitimde

    Meraretimle unut; çünkü leng ü pejmürde

    Nazarlarım seni maziye çekmek ister; sen

    Bütün hüviyet ü uzviyetinle atisin:

    Terennüm eyliyor el’an kulaklarımda sesin!
    [​IMG]
    Diyebilen şairdir Fikret… Geleceğe bu kadar yürekten inandı. Geleceğe inanmak, şimdiki zamanı olumsuzlamayı içerir, ama bu özgün değil.. On dokuzuncu yüzyılda her Osmanlı aydını içinde bulundukları durumdan yakınıyor. Ama pek azı, köklü bir değişimi samimiyetle isteyebiliyor.

    Tevfik Fikret, bir şair olduğu kadar, tarih içinde bir kopuşu simgeleyen insan olabildiği için de önemli oldu.Tevfik Fikret, içinde yaşadığı zamana, onu aşan bir noktadan bakabildi.

    Siyasi düşüncesi, gündelik politkanın sınırlarına hapsolmadı. Yıllar içinde, ödün vereceğine, tam tersine yaşamının sonuna doğru; etkisi ve etkinliği artmamış olsa da; siyasi tavrı inceldi, duruşu keskinleşti. Kuşkusuz bu bakış açısının temelinde, bir yanıyla kırılgan ve içe dönük bir yanıyla tavizsiz, sert bir mizaç ve modern bir duyarlılık vardı.



    “Tanıyanlar ve beraber çalışanlar bir peygamber yakını kişiliğe sahip olduğunda birleşiyorlar. Hüseyin Cahit bunu açıkça belirtiyor; “çok eski zamanlarda yaşasaydı adı bir peygamber diye art kuşaklara geçerdi” diye yazıyor.[Hüseyin Cahit Yalçın, Edebiyat Anıları, İstanbul, 1975, s. 115] Halit Ziya kişiliğinin güçlü yanını daha eski zamanlara uzatıyor: “Ben onun daha küçük yaşında iken Galatasaray’da büyüklere bile kendini tanıtan bir hükmü olduğuna, bir benzerine pek az rastlanan pazılarının kuvvetiyle küçüklerin hakkını koruduğuna, ilk sınıflardan başlayarak gittikçe pekleşen bir saygı ile onun âdeta isteği dinlenir bir kuvvet tanındığını biliyorum [Halit Ziya Uşaklıgil, Kırk Yıl, İstanbul, 1969, s. 375]. Karaosmanoğlu “sert bir ahlâk hocası” olarak niteliyor [Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, Ankara, 1969, 1969, s.21]. Servet-i Fünun’un sahibi Ahmet ihsan, bunu pek canlı bir biçimde doğruluyor: “Bütün Edebiyat-ı Cedide Ailesi evlâtları onun, Tevfik Fikret’in şahsiyeti önünde kendimizi ufak görürdük; Fikret’i karşımıza çıkmış ilâhi ve çok adil bir hâkim gibi bulurduk; Tevfik Fikret’in ufak bir tenkidine, küçücük bir imasına uğramak istemezdik ve içimizden birini vicdanıyla mahkûm eyleyiverir korkusu ile titrerdik”[Ahmet İhsan, Matbuat Hatıralarım 1908-1914, İkinci Cilt, İstanbul, 1931, s.97-98]. Her peygamberin çevresinde olanların yaptıklarını Servet’-i Fünun Ailesi de yapıyor: “Gençlik ve delikanlılık sevkiyle tabiî olarak işlediğimiz ufak kabahatlerin hepsini ondan gizlerdik.

    (…)

    “Fikret hem bir “ahlâklı adam” ve hem de bir şair olarak bir tohumdur.” [Yalçın Küçük, Aydın Üzerine Tezler, Cilt 2, s. 539]
    [​IMG]
    1867 yılında dünyaya gelen Fikret’in edebiyat hayatında attığı ilk önemli adımlar Servet-i Fünun Dergisi’nde 1896’dan 1900’e kadar yürüttüğü yöneticilik görevi oldu. Tam bu sırada inşa edilen Aşiyan’daki evine çekilen Fikret, şiir ve edebiyat üzerine düşünür ve Edebiyat-ı Cedide hareketinin içe dönük boyutunu aşacak bir edebiyat tavrına doğru yol alır. Toplumsal düzenin karşısına çıkardıklarıyla bazen yüz yüze bezense içten içe didişen Fikret, II. Meşrutiyet ’in ilanına kadar da hiçbir şiir yayımlamaz. II. Meşrutiyet’in ilanını büyük umutlarla karşılayan Fikret, “Yiyin efendiler yiyin/ bu han-ı yağma sizin” dizeleriyle özetlenecek bir ruh haline girer; önce Tanin gazetesini, sonra Galatasaray Lisesi’ndeki müdürlük görevini bırakır ve ömrünün sonuna kadar evinin yanı başındaki Robert Kolej’de öğretmenlik yapar.



    Tevfik Fikret, karakterine dair ipuçları şiirlerinde olduğu kadar, kendi tasarladığı ve yıllarca içinde yaşadığı Aşiyan sırtlarındaki evinde de bulunabilir. Öncelikle, geleceğe bu kadar umut besleyebilen ve klasik Osmanlı aydınından büyük oranda farklılaşabilmiş olan Fikret, döneminin aksine, hak etmediği parayı geri iade edecek, işine karışıldığı an istifa edecek, ilkeli ve bu ilkeleri konusunda çok titiz bir eğitimci ve sanatçı olarak yaşamış. Fikret’in bu yaşamı kendi döneminde yakın çevresini etkilemiş, ama belki daha çok da ölümünden sonra pek çok tartışmanın konusu yapmıştır onu.

    evfik Fikret’in mimar ve şair yönleri birlikte düşünülüğünde, iki alanda da birbirini bütünleyen bir üretim yaptığından söz edilebilir.



    Fikret’in hayatı, durağan bir çizgi izlemedi. Siyasi olarak da, poetik olarak da, kişisel yaşam tercihleri açısından da, birbirini tetikleyen dönüşümler geçirdi. İşte bu zincirleme reaksiyonlar, bazen şiirde, bazen Aşiyan’da mimari olarak anlamlandırılabilecek yaşantısında gerçekleşti. Bu anlamda Aşiyan, tüm biçimsel verilerin ötesinde, yaşam konusunda bambaşka bir tavır almış bir insanın kendini ifade edebilmesinin olmazsa olmaz araçlarından biriydi. Tam tersi de geçerli. Ancak Aşiyan sayesinde, Tevfik Fikret, kendi ütopik değerler dünyasının devinebileceği bir yaşam kaynağı yaratabilmiştir.

    Bu anlamda, Can Baba’nın şairler için dediğini, şair Fikret’in mimarlığı için söyleyemez miyiz? En güzel yapıtı, onun kendi hayatıydı.