Teşkilat-ı mahsusa nedir kısaca

'Osmanlı Tarihi' forumunda Dark tarafından 4 Nisan 2010 tarihinde açılan konu


  1. Teşkilat-ı mahsusa nedir kısaca

    XIX. yüzyıl sonlarında, Osmanlı Devleti'ne karşı ayrılıkçı hareketlerin yoğunluk kazanması ve isyanların genişlemesi, istihbarat ve espiyonaj çabalarını da artırmıştır.

    Balkan Savaşı (1912-1913)'nın sonuna kadar, Osmanlı Devleti'nde geniş olarak istihbarat yapan gizli bir teşkilata rastlanılmamaktadır. Balkan Savaşı'nın getirdiği kötü sonuçlardan sonra, Osmanlı İmparatorluğu gibi üç kıtaya hükmetmiş, çeşitli ırk ve mezhepte çeşitli milletleri idare etmiş bir devlet için gizli modern bir İstihbarat Teşkilatı'na mutlak surette ihtiyaç olduğu artık anlaşılmıştır. Böyle bir teşkilata sahip olma zaruretini düşünen, Harbiye Nazırı Enver Paşa olmuştur]. İşte Enver Paşa tarafından, Osmanlı Devleti'nin siyasi birliğinin korunmasını sağlamak, ayrılıkçı hareketleri önlemek ve yabancı devletlerin Orta Doğu'daki istihbarat ve gerilla faaliyetlerine karşı koymak amacıyla kurulan İstihbarat Teşkilatı'na, "Teşkilatı Mahsusa" veya "Umuru Şarkiye Dairesi" adı verilmiştir.

    Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATASE) arşiv belgelerine göre yapılan bir çalışmada, Teşkilatı Mahsusa'nın 17 Kasım 1913 tarihinde resmi olarak kurulduğu anlaşılmaktadır. Teşkilat'ın ilk başkanının Kurmay Binbaşı (bilahare Yarbay) Süleyman Askeri Bey, ikinci başkanının Ali Bey Başhampa ve son başkanının da Hüsamettin Ertürk olduğu bilinmektedir.
    Teşkilat-ı Mahsusa, modern tarzda kurulmuş ve nev-i şahsına münhasır bir örgüt olarak karşımıza çıkmaktadır. Teşkilat, direkt olarak Osmanlı Harbiye Nezareti'ne bağlı idi ve üyelerinin ifadelerine göre, özel bir şifresi bulunmuyordu.

    Teşkilat-ı Mahsusa tarafından, özellikle Kafkasya ve Yakın Doğu'da görev yapan ve gerilla tipi bir çalışma yöntemini benimsemiş küçük askeri birlikler (müfrezeler) ve taburlar kurulmuştur. Orta Doğu'daki eylemlerin içerisinde dikkati çekenler arasında, propaganda yapmak üzere Bingazi'ye gönderilen Bingazi Milletvekili Yusuf Şetvan Bey ile Şeyh Esseyid Şerif Ahmed Es-Sünusi'nin bir Alman denizaltısı ile İstanbul'a kaçırılması ve İngiliz ajanı Thomas Edward Lawrence'e karşı girişilen hareketler sayılabilir.

    Kafkasya bölgesi, Orta Asya seferlerinin atlama tahtası olarak Teşkilat-ı Mahsusa'yı fazlasıyla ilgilendirmiştir. Kafkasya seferleri Trabzon'dan yönetilmiştir. Trabzon, Hopa ve Artvin kıyılarından Kafkasya içlerine denizden ajanlar sokularak, Ruslar'ın askeri durumu öğrenildiği gibi, Osmanlı ordusu oraya girdiği zaman yardımcı olacak geniş bir teşkilat kurulmuştur.

    Teşkilat'ın Orta Asya'ya yönelik faaliyetlerinin en önemlisi, Rauf (Orbay) Bey ile Ömer Naci Bey'in gerçekleştirdikleri İran Seferi'dir. Rauf Bey, İran üzerinden Afganistan ve Hindistan'a kadar uzanarak buralarda İngilizler'e karşı koyma görevini üstlenmiştir. Ancak, bu grubun harekatı Almanlar tarafından engellenmiş, Rauf Bey'e geri dön emri verilmiştir. Rauf Bey'in geri dönerken İran'da bıraktığı müfreze Afganistan'a girmiş, bazı elemanları ise Hindistan'a giderek buralarda istihbari nitelikli çalışmalarda bulunmuştur. Mesela, Kuşçubaşı Eşref ve arkadaşları, İngiltere 'ye karşı şiddetli bir propaganda kampanyası başlatmak, eğer mümkün olursa bu kampanyayı Orta Asya'da da yürütmek için Hindistan'a gittiler. Ancak bu sırada Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine, Enver Paşa'dan emir alan Kuşçubaşı Eşref hemen İstanbul'a dönmüş ve az sonra da Teşkilat'ın Arabistan Bölge Sorumluluğu'na getirilmiştir. Ömer Naci Bey kumandasındaki gönüllü birlikleri ise, 12 Ocak 1915 tarihinde Tebriz'e girmişler ve Ahraz'a ulaşarak petrol boru hatlarını tahrip etmişlerdir.

    Teşkilat-ı Mahsusa'nın Makedonya ve Trakya bölgelerinde de Sırplar'a ve Yunanlılar'a karşı istihbari nitelikli faaliyetleri olmuştur. Teşkilat'ın kurucuları arasında yer alan subaylar tarafından 1913 yılında Batı Trakya Türk Cumhuriyeti'nin kurulması ve Kuşçubaşı Eşref Bey'in Şubat 1915'de Mısır'da kanal bölgesindeki çalışmaları kayda değer.

    Birinci Dünya Savaşı (1914-1918), Osmanlı İmparatorluğu için 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi ile resmen sona erdi. Özellikle İngilizler'in, Afrika'da ve Orta Doğu'da kendilerine karşı şiddetli bir mücadele yürüten Teşkilat-ı Mahsusa'yı cezalandıracakları beklenen bir durumdu. Bu sebeple, onlardan önce harekete geçerek Teşkilat'ı en az zarara uğramasını sağlayacak şekilde yeniden örgütlemek gerekiyordu. İşte, İttihad ve Terakki Hükümeti'nin ileri gelenleri Mütareke görüşmelerinin yapıldığı günlerde, Teşkilat-ı Mahsusa'nın geleceği hakkında kararlar alacaklardır. Mütareke'den az sonra 5 Aralık 1918 tarihinde, Teşkilat'ın başına getirilecek olan Hüsamettin Ertürk, İttihad ve Terakki'nin üst düzey yöneticilerinin İstanbul'u terketmelerinden birkaç gün önce Enver Paşa'nın Kuruçeşme'deki yalısında gerçekleştiğini belirttiği bir görüşmede, Enver Paşa'nın konuya ilişkin talimatını şöyle nakletmektedir:

    "Şimdiye kadar vekaleten bakmakta olduğun Teşkilat-ı Mahsusa'ya bundan sonra riyaset edeceksiniz...Teşkilat-ı Mahsusa'yı resmen lağvedeceksiniz, fakat hakikatte bu teşkilat asla ortadan kalkmayacaktır...Teşkilat-ı Mahsusa'nın bundan sonraki ismi "Umum alem-i İslam İhtilal Teşkilatı" olacaktır. Muhaberelerimiz hep bu titr üzerine cereyan edecektir. Siz Türkiye'de bu teşkilatın İstanbul Şubesi Reisisiniz. O'nu kuran benim, sizi seçen benim, yakında bu teşkilatın heyet-i merkeziyesi Berlin'de toplanacaktır."

    Enver Paşa'nın Hüsamettin Ertürk'e adını verdiği yeni örgütün yurt içinde herhangi bir çalışmasına rastlanmadı. Enver Paşa ve arkadaşlarının bir Alman denizaltısı ile yurt dışına çıkmalarını müteakip, Bahriye Nazırı Müşir İzzet Paşa'nın isteği doğrultusunda Teşkilat-ı Mahsusa, Hüsamettin Ertürk tarafından tasfiye edildi. Ancak, Teşkilat'ın depolarındaki silahlar ve cephane saklanarak, Anadolu'ya sevki için çareler aranmaya başlanmıştı.
     



  2. teşekkürler