tasavvufun amacı

'Sorularla İslamiyet' forumunda DiScOvErEr tarafından 22 Kasım 2010 tarihinde açılan konu


  1. tasavvufun Gayesi




    [​IMG]
    Necmeddin Kübrâ k.s. şöyle buyuruyor:

    “Tasavvuf yolu, doğru yoldur. Üstelik yolların en yüce ve değerlisidir. Çünkü yollar gayesine göre değer kazanır. Tasavvuf yolunun gayesi ise, Allah Tealâ’yı tanımak ve Hz. Muhammed s.a.v Efendimiz’in bildirdiği bütün hükümleri edeple uygulamaktır. Dolayısıyla bu yolda rehberlik eden kâmil mürşitler diğer yol gösterenlerin efendisi konumundadır. Çünkü kâmil mürşitler, Rasulullah s.a.v Efendimiz’in ilminin vârisidirler. Onlar Kur’an ve Sünnete göre amel eden kimselerdir.” (İmam Şa‘rânî, el-Envârü’l-Kudsiyye)

    Üç Tür Cihat

    Hâtim-i Esam k.s şöyle buyuruyor:

    “Cihat üç türlüdür:

    • Galip gelinceye kadar iç âleminde şeytanla yapılan cihat,

    • Allah Tealâ’nın emrettiği farzları yerine getirmede kişinin açıkça kendisiyle yaptığı cihat,

    • İslâm’ı yüceltmek için Allah’ın düşmanlarıyla yapılan cihat...” (İmam Beyhakî, Zühdü’l-Kebîr)

    Haram Lokmaya Dikkat!

    Yûsuf b. Esbât k.s. şöyle der:

    “Genç bir insan ibadet ettiği vakit, İblis, yardımcılarına:

    - Bunun yiyeceği nereden geliyor bir bakın! der. Şayet yiyeceği kötü ve haram yoldan geliyorsa,

    - Onu kendi haline bırakın, onunla meşgul olmayın. Bırakın çalışsın dursun. Zira sizin bir şey yapmanıza gerek yok, kendi nefsi ona yeter.” der. (Zühdü’l-Kebîr)



    Sözün Gücü

    Sâdât-ı Kirâm’ın büyüklerinden İmam Rabbânî k.s. İslâm’ın ve müslümanların zayıf düşmesinden dolayı duyduğu üzüntü ile yazdığı bir mektupta, müslümanların güçlenmesi arzusunu dile getirir. Önce İslâm’ı yaşayarak ve anlatarak yüceltmeyi teşvik eder ve şu tavsiyede bulunur:

    “Bugün elinizden gelen şey, İslâm’ın güzelliklerini sözle ve kalemle anlatarak düşmanlara karşı mücahede etmektir. Bunu yapmak için de şimdiye dek yaptıklarınızdan fazlasını istemeniz ve yapmanız gerekir. Sözlü mücahedenin, düşmana karşı savaşla mücahededen daha üstün olduğuna inanmanız gerekir. Bizim gibi aciz ve eli ayağı tutmayan kimseler ise şimdi bu nimetten mahrum.” (İmam Rabbânî, Mektûbât)