Tarık b ziyadın ispanyayı Fethi (711)

'Genel Türk Tarihi' forumunda Semerkand tarafından 25 Temmuz 2008 tarihinde açılan konu


  1. müslümanların ispanya’yı fethi ve ardındaki gerçekler
    --------------------------------------------------------------------------------
    Aydın Talay


    Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;
    Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?
    N.F.Kısakürek
    1)Sulandırılan Kavramlar: Fetih ve Mücahede
    Sekülerizmin ahtapot gibi hemen her sahaya dal budak salması ve maddî menfaatin şaha kalkmasının hazin neticesi olarak milletleri diri tutan birçok kavramlar sanki renk ve muhteva değiştirdi. Ya içi boşaltılmış laf salatası haline getirildi veya yerine nefisleri rahatsız etmeyecek basit terimler sokuluyor. İşte bu kavramlardan ikisi fetih ve mücahededir.
    Müslümanların İspanya'ya 1293 yıl önce 711 senesinin Temmuz ayında çıkışı, yurdumuzda başta yıllar önce Milli Eğitim Bakanlığınca yayınlanmış İslam Ansiklopedisinde olmak üzere birçok ansiklopedi, kaynak, vaaz ve programlarda maalesef istila, mücadele ve zorbalık tabirleriyle ele alınmaktadır. Burada bunun dökümüne girecek değiliz. Halbuki değerli okuyucularımızın takdir edeceği gibi istila, bir memleketin bütün değerlerini ayak altına almak ve sırf kuru nefis üstünlüğünü ortaya koymak için ülkeye girmek ve yakıp yıkmaktır. Halbuki fetihte açmak, bir ülkeyi İslâm’ın adaletine kavuşturmak anlamı yatar. Karşı koymamak kaydı ile bütün insanların, inanç sahiplerinin ırzı, malı, canını emniyete alıp, korumak esastır. Tarih sayfaları buna şahittir. Mücadele kelimesi ise hiçbir zaman mücahede kavramının yerini dolduramaz. Zira mücadele kavga esasını taşıyan cidal kökünden türemiştir. Cihaddan gelen mücahedede ise sırf Allah’ın emirleri bütün yaşayanlar için hakim olsun diye gösterilen üstün gayret ve cehd vardır. Birinde nefsin doyumsuz arzularını canının istediği biçimde yapmak, diğerinde ise hiçbir üstünlük taslamadan ve zulüm yapmadan Hakkın emrinin galibiyetini sağlamak esastır. Nefislerin kontrol altına alınması ana prensiptir. Onun için İspanya'ya müslümanların çıkışı bir fetih, fakat Hıristiyan Avrupa Devletlerinin burayı dünyada benzeri görülmemiş bir zulümle geri almaları ise vahşet olmuştur. Bu bölge için kiliseler tarafından hazırlanan ve Batılı yazarlara bol bol kullandırılan, İspanyolca Reconquista (yeniden fetih) kelimesi ise Batının İslam’a karşı hiç değişmeyen şark meselesinin bir parçası, peşin hüküm ve kinlerinin bir kılıfıdır. (1)
    2) Hicret’in Üzerinden Bir Asır Geçmeden İspanya’nın Fethi:
    Allah’ın yüce Resulünün (s.a.v.) Mekke'den Medine'ye hicretinin üzerinden bir insan ömrü kadar kısa bir müddet ancak geçmiş; koca Arabistan, Afrika ve Asya'nın içlerine kadar uzanan fetih eli nihayet hicretin 79. yılında fatihinin adını taşıyan Cebeli Tarık boğazından İspanya'ya uzanmıştır. Fransız yazarı Goye "Muazzam Devletler Karşısında İslam" adlı eserinde Batılıların hepsini temsil etmese de bir gerçeği haykırmaktadır: "Afrikada İslam’ın hızla yayılmasının sebebi zenciyi istedikleri adalet ve eşitliğe kavuşturacak, onları sihirbazların ve kötü ruhların kâbuslarından kurtaracak yegâne kuvvetin İslam olduğuna inanmalarıdır." Bu sebepledir ki, zulüm ve haksızlıkların hükümran olduğu ve her yönden çok geri olan İber Yarımadası'na müslümanların cihadı yapılmasa ve İslamî eserler Batı dillerine çevirilmese Batılılar hâlâ ortaçağın karanlığında kalacaklardı. Onun için İspanya'da o dönemin araştırılması pek mümkün değildir.
    İnsaflı oryantalistlerden John W. Draper Batı ülkelerinin hazin durumuna temas ederken:" 700 sene sonrasında bile Londra'da bir tek sokak lambası bulunmazken, sonraki uzun asırlar boyu Paris'teki evinin eşiğinden yağmurlu bir günde adımını atan bir Paris'li ayak bileklerine kadar çamura batarken, aydınlık ve temiz sokaklarıyla Endülüs kentleri pek ileri ve gelişmiş bir görünüm arz ediyordu."(2) demektedir.
    Avrupanın Rönesans ve Reform silkinme hareketini borçlu olduğu müslümanların 781 yıllık Endülüs dönemi sadece Batıya değil, bütün fikir ve medeniyet âlemine ışık saçmıştır. İnsanı hiçe sayan ve din diye papaz kılıklı birtakım mutaassıp soyguncuların at oynattığı o zamanki ortamda Reform hareketi kaçınılmazdı. Bu bakımdan Endülüs öncesi İspanya'nın üstün medeniyet eserlerinden bahsetmenin ve savunmanın imkânı yoktur. Üzerine güneş batmayan ülke ve kral diye şişirilen Batılı hükümdarlar bile o dönemde yılda birden fazla hamama girince cin çarpacağına inanıyor ve büyük abdestler leğenlerle pencereden sokaklara boşaltılıyordu. İspanya’da hüküm süren Vizigotlar’da taht kavgaları, toplum içi çatışmalar ve yahudileri zorla hıristiyan yapma gibi çok çeşitli problemler vardı (3)Bu sebeple Emevilerin Kuzey Afrika valisi Musa b. Nusayr'ın öncü birlik ve ardından bir yıl sonra da 7000 kişilik Tarık b. Ziyad kumandasındaki orduyu göndermesi gecikmedi. O vali ki müslümanlar arasındaki tefrikaların başgösterdiği Sıffin Savaşına katılmamış ve yaptıkları iyilikleri karşılığı onu harbe zorlayan Muaviye'ye "Bana senden daha fazla faydası dokunan Rabbim bu savaşa katılmama manidir" yürekli cevabını vermiştir. (4)Tarık b. Ziyad ise bütün askerleri cûş u huruşa getiren ve: "Arkanızda deniz, önünüzde düşman ve kaçacak bir yeriniz de yok! Ya sabır ve sebat içinde erkek gibi savaşacak veya denizin dibini boylayacaksınız..." diye başlayan veciz konuşması ile askerinin imanına iman ve canına can katmıştı. Onun kahraman kumandanları halkın da desteği ile Malaga, Elvira ve Kurtuba'yı aşarak başkent Toledo (Tuleytula)’ya varmış ve iki yıl içinde Pireneler aşılmıştı.
    Sekiz asra yakın süren İspanya'daki müslüman idaresi kısa bir fetih döneminin ardından Valiler, Emevi Hilafeti, Mülukü't-Tavaif, Murabıtlar ve Muvahhidler diye dönemler geçirirken serâpa Allah’ın rızası ile başlayan cihad nurunun yerini adım adım dünya sarhoşluğuna bıraktığını görüyoruz. Mal, mülk, ziynet ve bolluk içinde yine de sarsılmayan ve her an kendini nefis muhasebesine çeken bahadır yöneticiler eksik olmamıştır.
    788-796 yılları arasında Endülüs Emevi devleti hükümdarlığı yapan I. Hişam, vali ve memurlarının haksızlığına meydan vermediği gibi, kendi çevresinde de hep ulemaya yer verirdi. Kadı'nın mahkeme kararına hükümdar nezdinde itiraz eden bir yakınına şöyle demişti: "Vallahi, eğer kadı şu tahtta bulunmamı haksız bulsa, hakka boyun eğmek için derhal bu makamı terkederdim."(5) Hükümdar I. Hakem, halktan birinin kendi aleyhine açıp kazandığı dâvaya karar veren Kadı Mus'ab b. İmran'ın vefatında sabaha kadar ağlamış: "Üzerimizde büyük bir musibet var. Allah bana bir kadı lutfetmişti, onun sayesinde müslümanlara zulüm edilemiyordu. Ancak o şimdi vefat etti. Bu gece bana onun gibi bir kadı nasip etmesi için Allah’a dua ettim" diye beyan etmişti.(6)
    Yine bu minvalde olmak üzere II. Abdurrahman 822 yılında tahta çıktığı zaman çevresine devlet erkânı ve akrabalarını toplayarak kısa konuşmasında hamdele ve salvelede bulunduktan sonra: "Allah bize sabır versin. Sizi bize emanet etti. Biz ona verdiğimiz sözden cayacak değiliz" demek basiretini gösterdiği gibi, aynı zamanda şımarmamış ve halkına parlak bir dönem yaşatmıştır. Yerli halk hangi inanca sahip olursa olsun başta miras olmak üzere İslam idaresini zaafa uğratmayacak her türlü hakka sahipti. Kimseyi İslam’a girmeye zorlamadıkları gibi müslüman olmayanlara da asla adaletsizlik yapmadılar. İdare eden ve edilenler sağlıklı, ciddi bir eğitim ve salih amel sayesinde mukaddesâta saygı şuurunu kaybetmedi.
    Gelişen İslam medeniyeti sadece birbirinden değerli devlet adamı ve komutan yetiştirmekle kalmayarak ilmî ve edebî gelişmede büyük hizmet verdi ve imkân hazırladı. Endülüs Emevi denince bütün dünyada en değerli ilim ve teknik adamların ve en iyi ortamın bulunduğu gerçeği dilden dile yüzlerce sene dolaştı.
    Dünyanın küresel olduğu fikrini geliştiren Ebu Ubeyde Müslim el-Balansi, Valensiya’lıdır. Ebu İshak İbrahim ve Zerkali tarafından hazırlanan Toledo Tabloları batı coğrafi bilgilerinin temelidir. Küresel trigonometride El-Battani, sinüsler teorisinde Ebu Nasr silinmez isimlerdir. İşbiliyye'li meşhur Cabir b. Felah cebiri icat etti. Mesleme el Mecriti, Abdurrahman b. İsmail, İbn Sehl Ed-Darir matematikte birer zirvedir. İbnü'l Heysem ve İbn Bacce Mekanik, Dinamik ve Optik biliminde çok hayırlı çalışmalar yaptığı gibi, İbn Rüşd sadece felsefede değil çeşitli fen ilimlerinde de mahirdi. Eczacılık konusunda İbnü'l-Baytar, ziraat dalında Ebu Abdullah Muhammed b. Malik, kimya ve tıpda Abbas b. Firnas, Yunus El-Harrani ve torunları meşhur birer hekim olarak sadece nefsi ve devleti için değil, bütün insanlığa mukaddes ilim emanetinden aldıkları ilhamla hizmet ettiler. (7) Mide kanserini ilk tarif eden Ebu Mervan Abdülmelik b. Zuhr aynı zamanda İbn Rüşd'ün hocasıdır. Botanikte İbn Bassal, İbnu'l-Vafid, tarih ilminde İbn Kutiyye, İbn Hayyan ve benzerleri verimli çalışmalar ortaya koyduğu gibi Avrupa, edebiyat ve şiir güzelliğini Kurtuba'lı İbn Zeydun, İbn Abdi Rabbih ve İbn Hani'den öğrendi. Endülüs’de İslam sanat eserlerinden Kurtuba Ulu Camii, Medinetu'z-Zehra camii, Bib Mardun Camii, El-Hamra ve Caferiyye Sarayı ziyaret edenleri mest eden bir mimari yapı ve estetiğe sahiptir.
    Üstün