Takım Elbise ve Damatlığın Tarihi

'Sosyal Konular' forumunda Blue tarafından 3 Ocak 2009 tarihinde açılan konu


  1. Takım Elbise ve Damatlığın Tarihi

    Erkek giyimi insanın var oluşundan yani M.Ö. devirlere kadar uzanmaktadır. Örtünmek Adem (a.s)'a kadar uzanmaktadır. Türklerin koyun yününden ve ketenden iplik yapmasıyla birlikte erkek giyiminde de ilk değişim başlamıştır. Hayvan derisi giysilerinden dokuma giyisisine doğru yönelmiştir.. Eski Türkler (şimdiki kızılderililer) hayvan derisini terbiyelendirerek deri giyimine farklılık getirmiş, ilk pantolon ve ceket (mont) yaparak yeni bir devir başlatmışlardır. Daha sonraları savaşlar ve tacirler tarafından deri kıyafetleri yapılış tarzıyla birlikte Avrupa'ya taşınmıştır. Avrupa'da kürklü deriyle çıplak deri bir araya getirilerek farklı kıyafetler ortaya çıkartılmıştır. Damatlık elbisesi Türklerde özel bir ilgi alanı olmuştur. Evlenecek erkeğin çok güçlü görünmesi ve kendini kanıtlaması gerekmekteydi. Türklerde yünlü deri yerine daha heybetli ve güçlü gösterecek giyisiler tercih edildiği için koyun yününden yapılan kalın kaşe kıyafetler giydirilerek farklılık teşkil edilmiştir.

    Bey, ağa oğlu, yörük başı ve muhtar oğulları bu giydikleri damatlıklarla kendilerini ön plana çıkartmıştır. Koyun derisiyle birlikte koyun yününü eğriyerek iplik haline getirip erkek elbiseleri ve damatlık yapılmasıyla devlet yöneticilerinin başlıca kıyafetleri arasında yer almıştır. Biliyorsunuz ki kıyafetler devletlerin şekillerini ve yönetim biçimlerini de göstermekteydi. Kesin tarihi bilinmemekle birlikte, ilk damatlıkta keten ve yün ipliğinden yapılan kumaşlarla dikildiği ve Türk erkeklerinin giydiği ileri sürülmektedir. Eski çağlarda dünyanın bir çok ülkesinde evlenecek erkek düğün günü temiz ve günlük kıyafet giyerek kilisede veya yakın çevresinin toplu halde bulunduğu bir eğlence yerinde evlenirlerdi. Türklerde ise erkekliğin 3'üncü ayağı olarak gösterilmekteydi. Erkekliğin birinci ayağı, çocukluktan gençliğe yani kılıç tutma ve avlanma, İkinci ayağı ise evine geçim sağlatmak ve devleti için savaşmaktı.

    İşte üçüncü ayağı da evlenmektir. Erkekliğin bu evreleri yapılırken Türk erkekleri kıyafetleri hep değişik ve özel yapılmaktadır. Kıyafetler ülkeleri, bölgeleri, illeri, obaları ve ailelerin yaşam tarzlarını belli ettiği için olduğundan daha yüksek görünmeye çalışmaktaydılar. Davullu zurnalı yapılan düğünlerde topluluk içinde bulunan damadın kıyafetlerinden dolayı ön planda görünmeliydi. Türklerin yaşadığı bölgelere gelen, Tacirler, macirler, sanatçılar gibi vb. kişiler veya toplulukların bu gelenekleri kendileriyle birlikte Avrupa'ya yayıldığı kaynaklarca gösterilmektedir. Avrupa bu giyim tarzı tekstil sanayisini kurarak geliştirmiştir. Evlenen damatların kıyafetleri de değişmeye başlamıştır. Kısacası Avrupa'da tekstil sanayisi hamleleri atılırken, Türkler de İslamı kabul etmesiyle Arap giyimine doğru yönelmiş ve kılık kıyafetlerinide bulundukları ülkeye sokmuştur. Arap kültürünü kabullenen Türkler daha sonraları, şalvar türü kıyafetlerle birlikte Türk damat kıyafetleri de farklılaşmıştır. Zaman ilerledikçe şalvar ve kadınların çarşafla kapanmış ve Çin'den getirilen ipek vb. pahalı kumaşlara yönelinerek; kaftan, şalvar gibi kıyafetler ağırlıkla kullanılmaya başlanmıştı.

    Osmanlı İmparatorluğu'nun son 200 yılında ise daha da ağırlıklı olmaya başlamış ve Arap giyim kültürü ülke geneline tamamen yayılmış durumdaydı. 1. Dünya savaşından sonra parçalanan Osmanlı İmparatorluğu'nda işgalci güçler Anadolu'yu işgaliyle birlikte yeni bir devletin kurulması ve kıyafet devrimininde adımlarının atılmasına neden olmuştur. Kurtuluş savaşında işgalci güçlerin kaybetmesiyle birlikte yapılan Lozan Antlaşmasıyla kalan Osmanlı toprakları üzerinde Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, kıyafet devriminin atılımının yapılmasının Türkler için aydınlığa giden yolun basamaklarından bir tanesi olduğunu görmüş ve gerekli atılmaları kanunlar çıkartarak yapmaya başlamıştır.

    Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk, 23 Ağustos 1925’te Kastamonu ve İnebolu’ya yaptığı seyahatlerde şapkayı halka göstererek giysi devriminin ilk işaretini verdi. “Biz her nokta-i nazardan medeni insan olmalıyız. Fikrimiz, zihniyetimiz, tepeden tırnağa kadar medeni olacaktır. Medeni ve beynelminel kıyafet milletimiz için layık bir kıyafettir onu giyeceğiz.” diyen Atatürk, 27 Ağustos 1925’te de İnebolu’da “Turan kıyafetini araştırıp ihya eylemeye mahal yoktur.

    Medeni ve beynelmilel kıyafet bizim için, çok cevherli milletimiz için layık bir kıyafettir.” diyerek, medeni yaşayışa uyan kıyafetin kabulü gerekliliğini belirtmiştir.
    Atatürk’ün uyarması üzerine daha 25 Kasım 1925 tarih ve 671 Sayılı Şapka Kanunu çıkmadan önce vatandaşlar şapkayı giymiş ve bu yenilik, medeni kıyafet değişimi olarak halk arasında iyi karşılanmıştı. Bundan sonra, cüppe ve sarık giymek yasaklanmış, bu kıyafetleri giyme hakkı yalnız din adamlarına tanınmıştı.

    Bunun yanında bir de Fıtri zevk her Millette farklı şekillerde gelişmiş bunun neticesi olarakta her Milletin tercih edecegi ölçü ayrı ayrı olmuştur. Herhangi bir Milletin hayat tarzı, Üslubu, içinde bulundugu cografi durum, iktisadi- ekonomik, medeni, fikri ve manevi şartlarda kıyafetler degişmiş, içerisinde bulundugu umumi geçim imkanları İş, sanat, zenginlik, fakirlik gibi içerisinde bulunduğu şartlarda kıyafeti etkileyici sebeplerden sayılmıştır. Ayrıca toplumlara göre degişen renk sembolü oldugunu da unutmamak lâzımdır. Yani kısaca elbise toplumların üzerindeki önemli bir işarettir. Ve bu işaretimiz muhatabınıza-karşımızdaki kişiye hangi gruba ait oldugumuzun görüntülü mesajını verir. Kıyafetimiz , evimizle, barkımızla birlikte bizlerin ait oldugu grubu açıkça ortaya koyar. Kıyafet devriminden sonra, Avrupa'daki erkek giyim modelleri Türkiye'ye girmeye başlamış ve tekstil sanayisinde de hamleler yapılmıştır. Şimdi ise Türkiye tekstil sanayisi bakımından dünyada sayılı ülkelerden birisi durumundadır.