taif kusatması

'Bilgi Rehberi' forumunda Misafir tarafından 1 Kasım 2010 tarihinde açılan konu


  1. taif kusatmas hakkında bilgi istiyorum lütfen bilgi yoollayın bulduklarım co kkısa
     



  2. Cevap: taif kusatması

    TÂİF KUŞATMASI

    Huneyn Harbinde, Müslümanlar karşısında hezimete uğrayan Sakifliler, yurtları olan Tâif'e gidip sığınmışlardı. Şehrin kapılarını üzerlerine kapayarak, savaşmaya hazırlanmışlardı.
    Burası şirkin son sığınaklarından biriydi. Bir daha iman ve İslâma karşı koyacak cesareti kendisinde bulamayacak bir şekilde başı ezilmeliydi. Havazin ve Sakiflileri Müslümanlara karşı ayaklandıran Mâlik bin Avf da gelip buraya sığınmıştı. Onun da yakalanıp hakettiği cezaya uğratılması gerekiyordu.
    Bu sebeple Peygamber Efendimiz, mücahidlerle birlikte Tâif'e doğru yol almaya başladı. Burasını çok iyi biliyordu. Seneler önce, burada hayatının en acı ve acıklı günlerini yaşamıştı. Tâiflileri İslâma dâvet etmeye gelmişken onlar kendisini taşa tutmuşlar, kan revan içinde bırakmışlardı.
    İslâm ordusu kısa zamanda Tâif önlerine vardı. Fakat Sakifliler kuvvetli kalelerine kapanmışlar ve bütün ihtimalleri göz önünde bulundurarak bol miktarda yiyecek stoku da yapmışlardı.
    Bu surları yarıp şehre dalmak elbette mümkün değildi. Bu sebeple Resûl-i Ekrem, şehri muhasara altına aldı. Ordugâh surlara çok yakın kurulmuş olduğundan, mücahidler düşmanın yağmur gibi oklarına maruz kaldılar. Bu arada bir kaç mücahid de atılan oklarla şehid oldu.618
    Bunun üzerine Resûl-i Ekrem, ordugâhı surlardan uzaklaştırdı ve bugünkü Tâif Mescidinin yanına nakletti.619
    Bu arada yanında bulunan hanımlarından Hz. Ümmü Seleme ile Hz. Zeynep için iki çadır kuruldu. Resûl-i Ekrem, namazlarını bu iki çadır arasında kılar ve orada otururdu. Sakifliler Müslüman olduktan sonra burada bir mescid yapacaklar ve adına da "Sâriye Mescidi" diyeceklerdir.620
    Muhasara esnasında çarpışma, karşılıklı şiddetli ok atışlarıyla devam etti.

    Mancınık Kurularak, Tâiflilerin Taşa Tutulması

    Muhasaranın uzadığını ve Sakiflilerin teslim olmaya niyetli görünmediklerini anlayan Peygamber Efendimiz, bu sefer mancınık kurulup düşmanın taşa tutulması hususunda mücahidlerle istişârede bulundu. Selmân-ı Farisi Hazretleri, "Ben de bunu uygun görüyorum. Çünkü biz Fars ülkesinde düşman kalelerine mancınıklar dikerdik, onlar da bize karşı mancınıklar dikerlerdi. Böylece birbirimizi yenmemiz mümkün olurdu. Mancınık kurulmadığı zamanlarda uzun müddet beklemek zorunda kalırdık" diyerek fikrini beyân etti.
    Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, bu teklifi güzel karşıladı ve mancınık yapılmasını emretti. Emri derhal yerine getirildi. Daha önce orduda bulunanlarla birlikte mancınıkların sayısı üç oldu. İslâm ordusunda Ayrıca iki debbâbe (sığır derisinden yapılmış kuvvetli araba) vardı.
    Mücahidler bu debbâbelerin altına girerek şehir kalesine yaklaşmayı ve duvarını kazıp delmeyi denedilerse de, bunda başarılı olamadılar. Zira, düşman askerleri tarafından atılan oklar, kızgın demir parçaları ve şişler bu derileri delip ilerlemelerine mani oluyordu. Hattâ bu arada İslâm ordusu şehid de verdi.
    Muhasara uzuyor ve arzu edilen netice elde edilemiyordu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz bir başka tedbire başvurdu:Düşmanı, iktisadi baskı altına almak için, şehrin dışındaki Tâiflilerin ileri gelenlerine âit kaliteli ve nâdir üzümler yetiştiren bağ ve bahçelerin tahrip edilip, kesileceğini duyurdu ve kesilmesini mücahidlere emretti. Tek geçim kaynakları olan bağ ve bahçelerinin kesildiğini gören Sakifliler, telaşa kapıldılar ve Peygamberimize, "Ey Muhammed! Mallarımızı neden kesiyorsun? Bizi yenersen, ya onları alırsın. Yahud da dediğin gibi Allah'ın rızasını ve akrabalık* hakkını gözeterek bize bırakırsın" diye seslendiler.621
    Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz, "Ben, bağınızı, Allah rızasını ve akrabalık hakkını gözeterek yerinde bırakıyorum" dedi ve üzüm asmalarının kesilmesini menetti.622
    Bu arada kahraman Sahabî Hz. Hâlid bin Velid ortaya atılarak düşmandan çarpışacak er diledi. Fakat, düşmanda bu yolda hiç bir hareket görülmedi. İçlerinden biri, Hz. Hâlid'in er dilemesine şu cevabı verdi:
    "Bizden hiç kimse seninle çarpışmak üzere kaleden aşağı inmeyecektir. Biz kalemizde, oturmaya devam edeceğiz. Çünkü, yıllarca bize yetecek yiyecek stokumuz var. Eğer bu yiyecekler tükenir ve sen de o zamana kadar beklemeyi göze alırsan, o takdirde hepimiz kılıcımızı sıyırır, senin karşına çıkarız. Son nefesimize kadar seninle çarpışırız."623
     



  3. Cevap: taif kusatması

    Yeni Bir Taktik

    Kuşatma uzadıkça uzuyordu. Sakiflilerinse kaleden çıkıp göğüs göğüse çarpışmaya niyetleri yoktu. Teslim olmayı da düşünmüyorlardı.
    Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (a.s.m.) başka bir tedbire başvurdu:
    "Kaleden inip yanımıza gelen ve Müslüman olan köle hürdür" diye ilân ettirdi.624
    Bu ilân üzerine yirmiye yakın köle kaleden indi ve İslâm ordusuna katılıp Müslüman oldu. Peygamber Efendimizde onları azad etti. Sonra da hepsini hali vakti yerinde olan Müslümanlara teslim ederek, onlara Kur'an okutmalarını ve sünnetleri öğretmelerini emretti.
    Sakifliler Müslüman olduklarında, bu kölelerin kendilerine geri verilmesini isteyecekler, Peygamberimiz ise, "Onlar, Allah'ın azâd etmiş olduğu kimselerdir. Sizlere geri veremem!" buyurarak isteklerini reddedecektir.625
    Bir ara Uyeyne bin Hısn huzura çıkarak, "Yâ Resûlallah! İzin ver de gidip onlarla konuşayım. Onları İslâmiyete dâvet edeyim, olur ki Allah onlara hidâyet ihsan eder" dedi.
    Resûl-i Ekrem Efendimiz izin verince, Uyeyne çıkıp Tâiflilerin yanına gitti. Peygamber Efendimize söylediklerinin tam aksine onlara, "Vallahi, Muhammed hiç bir zaman sizin gibisiyle karşılaşmadı. Kaleleriniz korunmaya müsaittir. Direnmenize devam ediniz" dedi.
    Bundan sonra dönüp geldi. Resûl-i Ekrem Efendimiz, "Ey Uyeyne, onlara neler söyledin?" diye sordu.
    Uyeyne hiç bozuntuya vermeden, "Onları Müslüman olmaya dâvet ettim. Muhammed, sizi teslim almadıkça, geri çekilmeyecektir. Kendiniz için ondan eman alınız dedim" diye konuştu.
    Uyeyne sözlerini bitirince Peygamber Efendimiz hiddetle, "Yalan söylüyorsun! Sen onlara, şöyle şöyle söyledin" dedi ve onun söylemiş olduğu sözleri teker teker nakletti.
    Kızarıp bozaran Uyeyne af diledi:
    "Doğru söylüyorsun, yâ Resûlallah Söylediklerimden dolayı Allah'tan affımı dilerim. Pişmanım. Allah'a tevbe ediyorum." 626
    O sırada Hz. Ömerü'l-Faruk, "Yâ Resûlallah! Müsaade buyur da, götürüp şunun boynunu vurayım" dedi.
    Resûl-i Ekrem Efendimiz, "Hayır! Ashabımı öldürüyorum diye insanlar, hakkımda söz ederler"627 buyurdu.

    Resûl-i Ekrem'in Rüyâsı

    Bu arada Peygamber Efendimiz bir rüyâ gördü. Rüyâsında kendilerine bir kap tereyağı ikram ediliyor, bir horoz ise gagasıyla kabı devirip içindeki yağı döküyordu.
    Efendimiz rüyâsını anlatınca, Hz. Ebû Bekir, "Yâ Resûlallah! Sanırım bugünlerde Tâifliler hakkında umduğun şeye eremeyeceksin" dedi.
    Peygamber Efendimiz de aynı kanaatte idi. "Buna, ben de imkân görmüyorum" buyurdu.628

    Muhasaranın Kaldırılması

    Resûl-i Ekrem, Tâif'i fethetmenin o anda kendisine nasib olmayacağını artık anlamıştı. Bundan sonraki bekleme, vakit kaybetmekten başka bir işe yaramayacaktı.
    Bu arada Ashabına şimdilik kendilerine Tâif'i fethetme izni verilmediğini duyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer gelerek, "Göç etmeye hazırlanmaları, halka duyurulacak mıdır?" diye sordu.
    Peygamber Efendimiz, "Evet" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer, Müslümanlara Tâif'i terk etme hazırlıklarına geçmelerini ilân etti.
    Hz. Ömer, o arada bir de, "Yâ Resûlallah! Sakifler aleyhinde duâ etsen olmaz mı?" diye sordu.
    Peygamber Efendimiz, "Allah, onlar aleyhinde dua etmeye de izin vermedi" buyurdu.
    Sonra da, "Siz hemen göç etmeye bakınız" diye emretti.629
    Fakat, mücahidlerin bir kısmı, netice almadan buradan ayrılmak istemiyordu. Hattâ, "Tâif'i fethetmeden nereye gideceğiz?" dedikleri de duyuluyordu.
    Bu mücahidler gidip, Hz. Ebû Bekir'e başvurdular. Hz. Sıddık onlara, "Bu işi, Allah ve Resûlü daha iyi bilir. Emir, Resûlullaha gökten gelir" diyerek cevap verdi.
    Bunun üzerine Hz. Ömerü'l-Faruk'un yanına vardılar, onunla konuştular.
    Hz. Ömer ise onlara şu cevabı verdi:
    "Biz, Hudeybiye hâdisesini gördük. Hudeybiye'de içime, Allah'tan başkasına malûm olmayan bir şüphe girmişti. O gün, Resûlullaha (a.s.m), hiç söylemediğim sözlere başvurdum. Az kalsın ev halkım ve malım mahvolup gidecekti.
    "Resûlûllahın (a.s.m.), Allah tarafından yaptığı işte bizim için hayır vardır. Halk için, Hudeybiye Sulhundan daha hayırlı bir fetih olmamıştır. Resûlullahın (a.s.m.) Peygamber olarak gönderildiği günden, Hudeybiye'de sulh şartlarının yazıldığı güne kadar, Müslüman olanlardan daha çok kimse, kılıç kullanmadan Müslüman oldular.
    "Resûlullahın yaptığı işte bir hayır vardır. Ben, o Hudeybiye işinden sonra, hiç bir zaman, hiç bir iş hakkında ona dönüp itiraz edemem. bu iş Allah'ın işidir. O, dilediğini Peygamberine vahyeder."630
    Peygamber Efendimiz, umumî kanaatın, Tâif'te bir müddet daha kalmak olduğunu fark edince, mücahidlere, "Öyle ise, yarın sabah çarpışmaya hazır olunuz" diye buyurdu.
    Sabah olunca, çarpışmaya girdiler. Ancak, bu çarpışma yara almalarından başka bir işe yaramadı. Bundan öteye bir netice elde edemeyeceklerine artık kendileri de kanaat getirdiler. Peygamber Efendimiz tekrar "İnşallah yarın döneceğiz" deyince sevindiler. Hemen göç hazırlıklarına başladılar. Peygamberimiz onların bu haline tebessüm buyurdu.
    Resûl-i Ekrem Efendimiz ordusuyla otuz gün kadar süren bir kuşatmadan sonra Tâif'ten ayrıldı.
    Sakifliler mücahidleri fazlasıyla uğraştırmış, yormuş, yaralamış ve 14 kadar Müslümanı da şehid etmişlerdi. Bu sebeple ayrıldıkları sırada, Peygamber Efendimizden Sakifliler aleyhinde duâ etmesini istediler.
    Fakat âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (a.s.m.), ellerini açarak, "Allah'ım! Sakiflilere doğru yolu göster! onları bize getir!" diye duâ etti.631
    Kâinatın Efendisi, öylesine engin bir merhamet duygusuna, öylesine bitmez tükenmez bir şefkat deryasına sahipti ki, en azılı düşmanlarının bile mahvolmasına gönlü razı olmuyor, bilâkis onların da İslâm ve iman nuru ile mânen hayat bulmasını istiyor ve bunu Yüce Rabbinden niyaz ediyordu.
    Resûl-i Ekrem Efendimiz, kuşatmayı kaldırdıktan sonra mücahidlerle birlikte Huneyn ve Evtas'ta alınan ganimetlerin muhafaza edildiği Ci'râne mevkiine dönmek üzere Tâif'ten ayrıldı.

    Sürâka bin Cu'şum'un Müslüman Olması

    Resûl-i Ekrem Efendimiz Ashabıyla Tâif'ten Ci'râne'ye doğru yol alıyordu. Bu sırada Efendimize doğru birinin yaklaşmakta olduğu fark edildi. Müslümanlar onu tanımadıklarından buna mani oldular. Hattâ art niyetli biri olabilir düşüncesiyle, "Sen nereye gidiyor, ne yapmak istiyorsun?" diyerek üzerine yürümek bile istediler.
    Müslümanların kendisini Peygamber Efendimize yaklaştırmayacağını anlayınca, hicret esnasında Hz. Ebû Bekir'in kendisi için yazmış olduğu yazıyı iki parmağının arasına alarak kaldırdı, "Yâ Resûlallah! Bu, benim için yazdığın yazıdır. Ben, Sürâka bin Cu'şum'um!" dedi.
    Peygamber Efendimiz onu tanıdı, "Bugün, verilen sözü yerine getirme ve iyilik yapma günüdür!" buyurduktan sonra Müslümanlara, "Onu bana yaklaştırınız" diye emretti.
    Efendimizin huzuruna varan Sürâka şehâdet getirerek Müslüman oldu.
    Sürâka der ki:"Resûlullaha, 'Yâ Resûlallah! Kendi develerim için doldurduğum havuzlarımın başını yitirilmiş develer sararlar. Havuzumdan onları sulasam, bana ecir ve sevap var mıdır?' diye sordum. Resûlullah (a.s.m.), 'Evet, her ciğeri olanı sulamakta insana sevap vardır' buyurdu."
    Bundan başka bir şey sormadım. Sonra kavmimin yanına vardım. Mallarımın zekâtını ayırıp Resûlullaha gönderdim."632

    Ganimet Ve Esirler

    Yoluna devam eden Efendimiz Ci'râne mevkiine geldi. Mücahidlerin bu çarpışmalarda elde ettikleri ganimet ve esir sayısı oldukça fazlaydı. Esir alınan kadın ve çocuk sayısı altı bini buluyordu.633
    Alınan ganimet malları ise, "Yirmi dört bin deve, kırk bin davar ve dört bin ukiyye* gümüş idi.634
    Resûl-i Ekrem, Havazinlilerin gelip Müslüman olabilecekleri ihtimalini gözönünde bulundurarak, esirlerin taksimine hemen başlamadı. Bu arada, Sahabînin birini Mekke'ye göndererek, esirler için elbiseler getirtip hepsini giydirdi.635
    On geceden fazla beklediği halde, Havazinlilerin gelmediğini görünce, Müslümanlar arasında bölüştürüldü.
     



  4. Cevap: taif kusatması

    Bilgiler için teşekkürler Wish ablacım :f40: