Süleyman Hüsnü Paşa kimdir kısaca

'Hakkında bilgi' forumunda EyLüL tarafından 27 Şubat 2012 tarihinde açılan konu


  1. Süleyman Hüsnü Paşa kimdir kısaca

    1938’de İstanbul’da, Süleymaniye civarındaki Molla Gürani mahallesinde doğmuştur.Babası, yeniçeri ağası olan Mehmed Hâlet Efendidir.

    İlk öğrenimine mahalle mektebinde başlayan Süleyman Hüsnü, Arapça ve Farsçayı, Beyazıt Camii’nde dersler veren Mudurnuluİsmail Efendiden öğrendi.Daha sonra Maçka Askerî İdadisi’ne girdi. Burayı bitirdikten sonra Mekteb-i Harbiye’ye (bugünkü Harb Okulu’na) yazıldı. Bu okuldan 1863’te mezun olarak orduya katıldı.

    Süleyman Hüsnü Paşanın ilk görevi, Karadağ harekâtına, Derviş Mehmed Paşa kuvvetleri içinde katılması oldu. Buradan İstanbul’a döndüğü zaman, Harb Okulu’na önce matematik, sonra kitabet(kompozisyon) hocası olarak tayin edildi.Bir süre sonra, aynı okulun ders nâzırlığına getirildi.

    Askerî eğitimin geliştirilmesinde büyük hizmetleri görülmüş olan Galib Paşanın ölümü üzerine, ondan boşalan Mekâtib-i Askeriye Nâzırlığına tayin edildi. Bütün askerî okullardan sorumlu olan bu makam, yalnız Harb Okulu’nu değil, daha alt kademedeki askerî okulları da bünyesine alıyordu.

    Süleyman Paşanın asıl büyük hizmeti, bu görevi sırasında başardığı işlerde görülmektedir.Öncelikle, askerî okulların ders programlarını ve müfredatlarını yeniden düzenlemiş ve bu programlara uygun tarih ve dil kitaplarını kaleme almıştır. Bu kitapları ile de Türklük şuurunun uyanmasında etkili olmuştur.

    Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesi ve yerine V. Murad’ın çıkarılması sırasındaki olaylara askerî okul öğrencileri de karışmıştı.Sultan II.Abdülhamid, bu olayı unutmamış ve hükümdar olduktan sonra Süleyman Paşa’dan sürekli kuşkulanmıştı.Bu sebeple, onu, Ahmed Muhtar Paşa’dan boşalan Bosna-Hersek kumandanlığına tayin ede-

    rekİstanbul’dan uzaklaştırdı.Süley- man Paşa bu görevdeyken 1877-1878 Türk-Rus Savaşı patlak verdi. Rumeli’deki kumandanlar başarı gösteremediler. Rus orduları, Bulgaristan içlerinde ilerleyerek şıpka Geçidi’ne kadar dayandı. Bu geçidi aşacak olurlarsa, önlerinde Edirne ve İstanbul’a kadar bir engel kalmayacaktı.Bunun üzerine,SüleymanPaşa, birliklerini deniz yoluyla Dedeağaç’a nakletti ve oradanşıpka Geçidi’ne yürüdü. Burada çok şiddetli çarpışmalar oldu.Artık müşir(mareşal) rütbesini almış bulunan Süleyman Paşa, harekâtı başarı ile yönetti.Ancak, onun gösterdiği kahramanlık, Türk ordusunun yenik düşmesini önlemeyemedi. Bu savaştan sonra, Süleyman Paşa “Şıpka Kahramanı” olarak anıldı.

    Fakat, cephe gerisindeki entrikalar, Sultan Abdülhamid üzerinde etkili oldu. Yenilginin sorumlusu olarak o gösterildi. Süleyman Paşa tutuklanıp İstanbul’a getirildi ve Taşkışla’ya hapsedildi. Buradaki yargılanması bir yıl kadar sürdü.Sonunda idama mahkûm edildi.Sultan Abdülhamid, idam cezasını sürgüne çevirdi.Bağdat’a sürülen Süleyman Paşa, hayatının son on dört yılını burada geçirdi. 8 Ağustos 1892’de Bağdat’ta ölen Paşa, Ebu Yusuf Camii’nin bahçesine gömüldü.

    * * *
    "MİLLETİMİZİN ADI TÜRKTÜR, DİLİ TÜRKÇEDİR"
    SüleymanHüsnü Paşa, eğitim ve öğretim sahasında büyük hizmetler görmüştür.Fakat, ona asıl ününü sağlayan, Türk millî şuurunun ve dolayısıyla Türkçülüğün uyanmasını sağlayan çalışmalarıdır.. Süleyman Paşa, askerî okulların programlarını millî ruha uygun şekle soktuğu zaman, bu okullarda okutulacak ders kitabı bulmakta zorluk çekmişti. Yabancı müelliflerden yapılacak çeviriler, çok kere Türkler hakkında yakışıksız ve asılsız bilgilerle doluydu. Bu kitapların ders kitabı olarak okutulması imkãnsızdı.Süleyman Paşa, bunun üzerine ders kitaplarını da kendisi yazmak zorunda kaldı.Din Bilgisi, Türkçe ve Tarih kitaplarını kaleme aldı. Bu kitapları çok açık, sade bir Türkçe ile yazdı.Meselâ “Sagir İlmihâl” adını taşıyan küçük din bilgisi kitabında Allahü Teâlâ’nın tarifini şöyle yapmaktaydı:“Birdir, kendisinin hiç ortağı ve yardımcısı ve benzeri yoktur; dünyada gördüğümüz ve bildiğimiz şeylerden hiçbirisi O’na benzemez. Anadan, babadan, oğuldan, kızdan, karıdan, uykudan, uyuklamaktan, yemeden, içmeden, gülmeden, ağlamadan, sevinmeden, yerinmeden beridir.”

    Süleyman Paşa’nın en önemli eseri Tarih-i Âlem adıyla kaleme aldığı Dünya tarihidir. Yazar, bu kitabının önsözünde şöyle demektedir:“Askerî mekteplerde okutulmakta bulunan umumî tarihin yabancı dillerden

    aynen aktarılması sebebiyle İslâm akideleri ve millî ahlâka aykırılığı ile beraber Eski Çağ kısmının da ancak birkaç faslı tercüme olduğu için şimdiye kadar maksada ulaşılamamış idi.”.

    Paşşa, bu sebeple eserini “İnanılan hususlara ve İslâm âdâbına uygun olmak ve doğu vakalarına bilinen bağları sebebiyle tamamen içinde yer almış ve karışmış bulunmak üzere” kaleme aldığını belirtmektedir.

    Süleyman Paşa, Tarih-i Âlem’de, Türklerin İslâmiyetten önceki tarihlerine geniş yer ayırmıştır.Eser için yararlanılan kaynaklar arasında De Guignes’in Hunlar Tarihi ve Raymond’un Tatar Tarihi de bulunmaktadır. Bu bakımdan, Tarih-i Âlem, batıda ortaya çıkanTürkoloji araştırmalarından istifade edilerek yazılmış ilk Türkçe eserdir.

    Kendi tarihimizi batılılardan değil kendimizden öğrenmemiz gerektiğini savunan Süleyman Paşa, bu çığırı açan bir tarihçi ve fikir adamı hüviyetindedir. Tarih-i Âlem’in ilk bölümü V. Murad zamanında basılmış, ancak Sultan Abdülhamid döneminde yasak kitaplardan sayılarak mevcut nüshaları toplatılmış ve Harbiye Matbaası evrak

    mahzenine atılmıştı. Süleyman Paşa çapında bir şahsiyetin, siyasî sebeplerle saf dışı bırakılması ve kaleme aldığı değerli eserlerin okutulmaması Türkçülük tarihimiz bakımından ciddî bir kayıp olmuştur.

    Süleyman Paşa, Türkçe dil bilgisi kitabı olarak kaleme aldığı eserinin adını da Sarf-ı Türkî koymuştur. Halbuki, o zamana kadar bu tür kitaplara Sarf-ı Osmanî, Kavâid-i Osmaniye gibi adlar veriliyor, Türkçe adı yakıştırılamıyordu.

    Süleyman Paşa, bu konudaki düşüncelerini şöyle dile getirmiştir: "Osmanlı edebiyatı demek doğru değildir. Nasıl ki, dilimize Osmanlı dili ve milletimize Osmanlı milleti demek de yanlıştır. Çünkü Osmanlı tâbiri yalnız devletimizin adıdır. Milletimizin adı ise yalnız Türk’tür. Buna göre dili de Türk dilidir, edebiyatımız da Türk edebiyatıdır."

    Dönemi için çok yeni, hattâ yadırgatıcı olan bu görüşleri, Süleyman Paşa’yı Türkçülüğün büyük şahsiyetleri arasına sokmuştur.