suçlu kim?

'Kısa Bilgiler' forumunda tsuu tarafından 15 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu





  1. Her akşam eve geldiğinde, elindeki gazete kâğıdına sarılı şişenin kapağındaydı korkularım.

    O şişenin kapağını açıncaya kadar geçen, üç beş dakika içinde gülümserdi bana.

    Baba şefkati gülümseyişini alıp, gece rüyalarıma girsin diye saklardım yastığımın altına. Sonrasında bardak bardak tüketirdi babalığın en güzel yaşanılası yanını!

    Son bardağa geldiğinde kızgın kırmızı gözlerle bakardı gözlerime. Ateşe veriyordu tüm çocukluğumu gözlerindeki bu kan kırmızılık. Minik kollarım boynuma asılı kalıyordu, baba kucağında uyumak isterken.

    Zehra da dayak yerdi babasından benim gibi. Babası akşamları eve, kâğıda sarılı şişeler getirmese de, sevmezdi kızını, döverdi en küçük bir bahanede. İki minik yürek dertleşirdik arka bahçede. Cevapsız sorularımız asılırdı çaresiz ağaçların dallarına.

    Zehra babasını anlatırken bana, bencilce bir mutluluk acılarımı örterdi usulca. Yalnız olmadığımı anlayıp sarılırdım daha bir sıkı, aynı kaderi paylaştığım arkadaşıma. Minik dünyamızda şeker pembesi özgür hayaller kurardık. Birgün gelecek, yarınlarımızı aramak için buradan kaçıp gidecektik. Yarınların sinsi pusularda beklediğini o anda nereden bilecektik?

    Her dayaktan sonra baba sevgisi gözyaşıma karışıyor, yanaklarımdan süzülüp akıyordu. Her dayak sonrasında gece yatağımdan kalkıp, minik avuçlarımda Tanrı’nın huzuruna taşıyordum babamı. Onun ölmesini diledim her gece, bildiğim tüm dualarda sessizce.

    On iki yaşımın ortalarında, bir akşamüstü haberi geldi. Ana yoldan karşıya geçerken dualarım çarpmıştı babama!

    Elindeki gazete kâğıdına sarılı o kahrolası şişe gibi, cansız bedenini örtmüşlerdi gazete kâğıtlarıyla ve yatıyordu asfaltın ortasında boylu boyunca. Gözlerindeki kızgın kan kırmızılık, üzerine örttükleri gazete kâğıtlardan bakıyordu artık. Her dayak sonrasında tüketmiştim baba sevgisi gözyaşlarımı. Bu yüzden ağlayamadım ardından.

    Çaresizliğe bağladı tüm cehaletini annem. Ayakları üzerinde duramayacak acizlikte bahaneler üretti. Şiddete bağlansa da kadınlık duyguları, gazete kâğıdına sarılı şişelerde kaybolsa da gururu, kolay yaşamı seçip insan olmanın onurundan ve değerlerinden vazgeçti. Sonunda ayyaş bir adamla yeniden evlendi.

    Babam, şiddetten öteye gitmezdi hiç, vurduğu tokatlar acıtırdı canımı ama gelen adam geldiğinin haftasına göz koydu ırzıma namusuma.

    Geceler kâbus gibi uykusuz ve korku dolu. Uykulara hasret gözlerim kızgın kan kırmızısına boyanmış. Anneme bakıyorum! Anneme anlatıyorum! Anneme sığınıyorum! Annem kızıyor ben anlattıkça. Annem öfkeye karışmış cehaletini kusuyor evin dört bir yanına ve annem “git” diyor. “Git” sözcüğünü kocasına değil bana söylüyor ve annem kolay yaşamayı, bana tercih ediyor.

    Zehra’da canından usanmış bir deli yürek!

    Babası başından atmak için kızını, ‘koca’man adamlarla pazarlıkta. O baba ki, bir taşla iki kuş vurma telâşında. Zehra ile birlikte şeker pembesi hayallerimize doğru yola çıkıyoruz.

    Daha ilk adımda yenik düşüyoruz açlığa. Sokaklarda merhamet yok! Sokaklarda sevgi yok! Sokaklarda geceler, vampir dişleri gibi sivri ve keskin! Banklarda üşüyen ne yaralanmış yüreklere rastlıyoruz. Umutlarımız karnımız açken ahlâksızlaşıyor, namus kavramıysa üşüdüğümüzde gittikçe bizden uzaklaşıyor. Karanlıkta kaldırım taşlarına takılıyor kimsesizliğimiz. Dünya mı çaresiz, yoksa bizler mi çaresiziz?

    Şimdi potansiyel bir suçluyum polis kayıtlarında. Masum düşlerime sardığım kadınlık onurumu gömdüm, parklara ve otel odalarına. Gazete kâğıdına sardığımız şişeden içiyoruz şarabı, sonra sızıp kalıyoruz, sırlarımızı paylaştığımız banklarda.

    Görseydim yarınlarımı, henüz anamın karnında. Bilseydim, bir gün yaşamım kirlenecek şehvet salyalarında. Bilseydim, insanlığım sürünecek kaldırım taşlarında. Yarınlarımı taşırdım Tanrı’nın huzuruna, doğmamış avuçlarımda.


    Nesrin Göçtürk Kaya
     



  2. Karabasan gibi bir hikaye...

    Ilk bölümünü kendimde yasadigim icin, yorumum kisa olacak, sorry. :oops: