Splinter Cell: Double Agent

'Oyun Bölümü' forumunda ßyFeaR tarafından 16 Ağustos 2010 tarihinde açılan konu


  1. Splinter Cell: Double Agent

    Askeri kamplarda, lisan farkı olsa da, genellikle işler bu şekilde yürüyor Kubrick'in de anlattığı gibi; sert, acımasız, erkekçe. Belki biraz da vahşice. İnsanlığın tüm vahşetini kustuğu, "dark side"ın da "dark"ın da olduğu savaşa hazırlanırken vahşi bir ortamda hazırlanmak bir gereklilik aslında. "Tüfeğim, cici tüfeğim, sana Fatma diyeceğim, seni ömrümün sonuna kadar koruyacağım" derseniz şayet, ortamın vahşiliği, sizi bir gece ansızın bir tuvalette ağzınızda tüfekle yakalayıverir zira.

    Askeri kamplarda işler böyle yürüse de çarpışmanın soğuk tarafında çarkların aynı yöne döndüğü pek söylenemez. Ayın aydınlık yüzünde başkanlar televizyonda, milyonların önünde birbirlerinin ellerini sıkarken; ayın karanlık yüzünde sessizce atom bombaları patlar, uluslar içten içe yıkılır, veya yıkılmakta olan bir ulus kurtulur. Buralarda her şey sakince halledilmeli, tek bir mermi sesi duyulmamalı, aynı anda gizli bilgiler cebe, düşmanlar da yere indirilmeli; yani bir çift ajan olmalı...

    Sam Fisher hayatımıza gireli çok fazla olmadı. Öyle ki, ilk oyun çıktığında; 2006 yılında bu isim, 4 oyunluk bir seri, bir marka haline gelecek dense birçoğumuz pek kulak asmazdık. Ama o iyi eğitilmiş bir ajan olarak işini sessizce, derinden yaptı. Haliyle bu, onun kadar yetenekli bir "gölge" için yeterli değildi. Artık işini iyi yapan bir karizma abidesi olmaktan da öte, bir çift ajan olmak gerekliydi.

    Çift ajan, double agent, doble agente... Peki nedir bu çift ajan hadisesi? Sam Fisher, şimdiye kadar pek sevgili Lambert'ın dediklerini harfi harfine yerine getiren bir ajandı. Ve bakınız şu Allah'ın işine ki, Lambert'ın dedikleri her zaman Sam Fisher'ın hemen önünde duruyordu; Fisher, sağına ve soluna bakıp başka bir yol arama seçeneğinden yoksundu. Ama bunu düşünemeyecek kadar aptal değildi. Artık açık bir alanda, istediği yere saklanıp, istediği kişiyi öldürme, dilediği yere dilediği şekilde gidebilme özgürlüğüne sahip bir ajan, bir çift ajan artık Sam Fisher. Ne de olsa onları kontrol eden oyuncular gibi, onun da bir iradesi var, değil mi?

    Evet, Sam Fisher artık, neredeyse, tamamen özgür. Bunu izlediğim bir oyun içi videoyu anlatarak örneklendirmek isterim akıllarda daha iyi şekillenmesi açısından. Oyunun bir bölümü, Afrika'daki Kongo ülkesinin başkenti olan Kinshasa'da geçiyor. Nedeni bilinmeyen (daha doğrusu bizim şu aşamada bilmediğimiz) bir şekilde sivil savaş ülkede baş göstermiş durumda, herkes birbirine saldırıyor. Sam Fisher, ulaşmak istediği noktaya çalılıkların arasından saklanarak gitme, yolun ortasından "önüme gelene bir tekme" modunda ilerleme veya çeşitli kısayolları kullanarak hareket etme gibi özgürlüklere sahip. Oyunun eskisinden çok daha dinamik yapısı sayesinde, düşman askeri gördüğünüz bir noktada ikinci kez göremeyebilirsiniz. Hemen önünüzde suçsuz insanlar acımasız askerler tarafından vahşice öldürülebilir; aldırış etmeden görevi tamamlayabilir veya suçsuz insanları suçluların elinden kurtarabilirsiniz. Çünkü artık siz bir; çift ajansınız.

    Üstelik Sam, bu çift ajanlık görevini yerine getirirken oyunun dinamikliğine de ayak uydurmakta zorlanmıyor. Eski Splinter Cell oyunlarında hatırlarsanız; karanlık koridorlardan yağmurlu sokaklara, sıcak petrol boru hatlarına; nereye giderseniz gidin Sam Fisher hep aynı teçhizata, aynı kıyafete sahipti. Şimdiye kadar. Bundan böyle, gündüz görevlerinde boşu boşuna "goggle" takmak zorunda değilsiniz, veya uzun kollu simsiyah ajan kostümünüzü. Oyunun bir başka bölümü olan Okhotsk denizinde Sam Fisher, hayli kalın bir kıyafet giyerken az önce de bahsettiğim Kongo’da geçen bölümde kısa kolluyla gezmeyi tercih ediyor. Ayrıca yine aynı bölümde, gündüz gözüyle her şey görülebildiğinden dolayı, Sam Fisher "goggle" yerine, fazla aydınlık yerlerde daha rahat görebilmek için güneş gözlüğü takmayı tercih ediyor.
    Oyunun dinamik yapısı ve oyun içinde vereceğiniz kararlar, birbirinden tamamen farklı (sayısı belli olmayan) sonlara sizi götürecek. Biraz önce de bahsettiğim gibi; önünüze gelen her masumu kurtarmayı deneyebilirsiniz, veya sadece görevinizi yapmayı... ya da yapmamayı. Ne var ki, yapımcılar bu özgürlüğü de bir yerde sınırlamak istemişler mantıklı olarak. Zira halk kahramanı sıfatı altında masumları katleden, Amerika'nın tüm planlarını ele veren zalim bir kötüyü oynamak, serinin genel gidişatına fazlasıyla aykırı olurdu. Evet, ne yaparsanız yapın, Sam Fisher kötü bir adam olmayacak. Şahsi kanaatimce oyunun kontrolden çıkmaması açısından bu kesinlikle doğru bir karar.

    Yapımcıların belirttiğine göre bölümler ve hikaye, önceki SC oyunlarından daha da titizlikle ele alınıyor. Öyle ki, hikaye yazımına bir Hollywood film yazarı ve bir eski Mossad ajanı yardımcı oluyor. Belirtilene göre sivil savaş bölümünün Kongo'da geçmesinin sebebi de bu kişilerin, daha gerçekçi olması açısından, tüm dünya ülkeleri arasında nispeten daha karışık olan bu bölgeyi tavsiye etmesi. Kongo'daki bölümün yanı sıra oyunda New York'ta (teröristlerin merkezi), Okhotsk denizinde (Rusya), Şangay’da bulunabileceğiz. Önceki Splinter Cell oyunlarının aksine bu bölgelerde bulunmak, sadece manzarayı değiştirmekle kalmayacak. Örneğin Okhotsk denizinde bir "stealth kill" olarak düşmanı boynundan tutup suya sokma gibi enteresan bir seçeneğimiz var.

    Tüm bunlar bir yana, oynanışı zenginleştirmesi açısından "lock pick" tarzında mini oyunlar da Double Agent'ın marifetleri arasında. Okhotsk denizine iniş yaparken yapımcılar, önceki oyunlardan farklı bir başlangıç tasarlamışlar: paraşütle iniş! Gizliliğin mutlak surette önemli olduğu bir oyunda indiğiniz noktanın askeri toplantı salonunun masası olmadığına da haliyle dikkat etmeniz gerekiyor. Bu noktada paraşütü açarken, biraz önce de bahsettiğim gibi, kapı kilidi açarken olduğu gibi ufak bir oyun karşımıza çıkıyor. Bunların yanı sıra sahip olduğumuz teknolojik oyuncaklar da tam takım, emrimiz altında. Misal, hacking tool denen cihaz odadaki ışıkları kapatıp askerleri deli edebiliyor, bilgisayarların sıyırmasına yardımcı oluyor; hepsinden de önemlisi, yeterince uzun süre tutulabilirse paralı askerlerin ekipman ve görüş özelliklerini kilitliyor. Yani kör ediyor! Karşımıza çıkabilecek animasyonları düşünemiyorum!
    Animasyon demişken, Şangay stüdyosunda 130 kişi tarafından yapılmakta olan oyunun animasyonları, pek sevimli Fransız animasyon filmi olan The Triplets of Belleville'in animatörü tarafından gerçekleştirilmekte. Yapımcılar karakterlere sadece gerçekçi hareketler değil, derinlik kazandırmak istediklerini, yaşayan karakterler yaratmak istediklerini belirtiyorlar. Videolardan da görebileceğiniz üzere kısa ve uzun boylu, şişman ve zayıf, çeşitli ırklardan, çeşitli kıyafetlerde; kısacası yaşayan düşmanlarımız var artık. Bu belki kulağa çok da enteresan gelmese de, oyun esnasında kendini fark ettirmeden kaliteyi artıran önemli bir unsur olacak.

    Peki çoklu oyuncu modu ne alemde diyecek olursanız; Pandora Tomorrow ile Splinter Cell'e giren çoklu oyuncu kavramı, bu oyunda da zenginleşerek devam ediyor. Henüz ayrıntılar detaylı olarak açıklanmasa da nispeten daha geniş alanlarda, daha rahat şekillerde savaşacağımız söyleniyor. Ancak bunlardan da önemlisi, oyunun tüm (yazıyla; TÜM!) platformlarda çıkacak olduğu da göz önünde bulundurulursa, her platformun kendine has modları olacağı.
    Efsane olma yolunda sessiz ve derinden ilerleyen ajan, yanına özgürlüğü ve iradeyi alarak geri dönüyor. Yanda gördüğünüz görüntüler eşliğinde oyunun tadına varmak istiyorsanız sağlam bir pc ya da PS3 veya Xbox 360 almanızı tavsiye ederim. Zira artık karşımızdaki sıradan bir ajan değil; bir çift ajan; ne yapacağı belli olmaz.


    [​IMG]
     


Benzer Konular
Yükleniyor...