sonbahar şiirleri ünlü şairlerden

'En Güzel Şiirler' forumunda Misafir tarafından 12 Aralık 2010 tarihinde açılan konu


  1. Nazım Hikmet RAN'dan "Sonbahar" Şiirleri

    20 Eylül 1945

    Bu geç vakit
    bu sonbahar gecesinde
    kelimelerinle doluyum;
    zaman gibi, madde gibi ebedî,
    göz gibi çıplak,
    el gibi ağır
    ve yıldızlar gibi pırıl pırıl
    kelimeler.
    Kelimelerin geldiler bana,
    yüreğinden, kafandan, etindendiler.
    Kelimelerin getirdiler seni,
    onlar : ana,
    onlar : kadın
    ve yoldaş olan...
    Mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar,
    kelimelerin insandılar...

    30 Eylül 1945

    Seni düşünmek güzel şey
    ümitli şey
    dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
    Fakat artık ümit yetmiyor bana,
    ben artık şarkı dinlemek değil
    şarkı söylemek istiyorum...

    2 Ekim 1945

    Rüzgâr akar gider,
    aynı kiraz dalı bir kere bile sallanmaz aynı rüzgârla.
    Ağaçta kuşlar cıvıldaşır :
    kanatlar uçmak ister.
    Kapı kapalı :
    zorlayıp açmak ister.
    Ben seni isterim :
    senin gibi güzel,
    dost
    ve sevgili olsun hayat...
    Biliyorum henüz bitmedi
    sefaletin ziyafeti...
    Bitecek fakat...

    10 Ekim 1945

    Gözlerine bakarken
    güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
    bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde kayboluyorum...

    Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
    durup dinlenmeden değişen ebedî madde gibi gözlerin :
    sırrını her gün bir parça veren
    fakat hiçbir zaman
    büsbütün teslim olmayacak olan...


    28 Ekim 1945

    Itır saksısında artan koku,
    denizlerde uğultular
    ve işte dolgun bulutları ve akıllı toprağıyla sonbahar...

    Sevgilim,
    yaş kemâlini buldu.
    Bana öyle gelir ki
    belki bin yıllık bir ömrün macerası geçti başımızdan.
    Ama biz hâlâ
    güneşin altında el ele yalnayak koşan
    hayran gözlü çocuklarız...

    8 Kasım 1945

    Uzaktaki şehrimin damları üzerinden
    ve Marmara denizinin dibinden geçip
    sonbahar topraklarını aşarak
    olgun ve ıslak
    geldi sesin.
    Bu, üç dakikalık bir zamandı.
    Sonra, telefon simsiyah kapandı...


    20 Kasım 1945


    Saksılarda hâlâ tek tük karanfil bulunursa da
    ovada güz nadasları yapıldı çoktan,
    tohum saçılıyor.
    Ve zeytin devşirilmekte.
    Bir yandan kışa girilmekte,
    bir yandan bahar fidelerine yer açılıyor.
    Bense hasretinle dolu
    ve büyük yolculukların sabırsızlığıyla yüklü
    yatıyorum demirli bir şilep gibi Bursada...