Soluk Yolu Açma Solutma Yöntemleri

'Sağlık Rehberi' forumunda CalviN tarafından 29 Eylül 2009 tarihinde açılan konu


  1. Soluk Yolu Açma Solutma Yöntemleri
    Temel ve ileri soluk yolu açma ve solutma yöntemleri


    AMAÇ, hastayı olabildiğince fazla solutarak, oksijenin kana karışmasını sağlamak ve karbondioksiti (C02) vücuttan uzaklaştırmaktır.



    Soluk yoluna acil müdahale ne demektir?

    Kişinin soluk alıp vermesini engelleyen bir sorun varsa ya da solunumu yetersizse bir süre sonra kişi hayatını kaybedebilir. Var olan sorunu ortadan kaldırmak ya da yetersizliği destekle yeterli hale getirmek “soluk yoluna acil müdahaledir”.

    Hastane öncesi acil bakımın en önemli işlemlerinden birisi, soluk yolunun açık olmasını ve sürekli açık kalmasını sağlamaktır. Şuuru açık olan hastaların pek çoğunda soluk yolunun tıkanması söz konusu değildir; çünkü çeşitli bilinçli – bilinçsiz (refleks) çabalarla soluk yolu açık tutulur. AABT bu gibi hastalara oksijen desteği sağlar, durumlarındaki herhangi bir değişime karşı sürekli izlerler.

    Bilinci kapalı hastalarda, oral airway veya nazal airway denilen, soluk yolunun kapanmasını önleyen araçlar hastanın ağzına ya da burnuna yerleştirilebilir. Ayrıca soluk yolunda salgı(sekresyon, tükürük, balgam), kanama gibi soluk yolunu tıkayan durumlarda aspirasyon (vakumlu aletle dışarıçekme işlemi) yapılır. Bilinci kapanan kişilerde soluk yolunun kapatan en önemli etkenin dil olduğu çeşitli defalarca vurgulanmıştır, işte bu gibi durumlarda başın duruşunu değiştirerek geriye yatırmak (pozisyon vermek) suretiyle soluk yolu açılmış olur. Bu yöntemlerin tümü temel yaşam desteği (TYD) dediğimiz uygulamaların bir parçasıdır.

    TYD uygulamalarının yetersiz kaldığı durumlarda hastanın soluk alıp vermesini (solunumunu) sağlamak üzere daha ileri yöntemler kullanılır. İleri yaşam desteği (İYD) uygulamalarının bir parçası olan bu uygulamalara ileri soluk yolu açma yöntemleri denilmektedir.

    Solunum/solutma neden bu kadar önemlidir ?

    Çünkü oksijensiz kalan beyin çok çabuk ölür; diğer dokularda onu takip eder.

    Kalbin devamlı perfüzyona ihtiyacı vardır, yoksa iyi çalışamaz. Beyin ve medulla spinalis (merkezi sinir sistemi) 4-6 dakikadan fazla kansız kalmaya tahammül edemez. Böbreklerde perfüzyon bozukluğu 45 dakikadan fazla sürerse kalıcı hasar gelişir.iskelet kaslarına 2 saatten fazla kan gitmezse kalıcı hasar gelişir. Gastrointestinal sistem az miktarda perfüzyon ile saatlerce dayanabilir. Elbetteki, perfüzyon (oksijen) olmadan dayanılabilecek bu süreler normal vücut ısısı (37°C) için geçerlidir, daha düşük ısılarda dayanma süreleri de uzar, örnek: soğuk suda boğulan kişinin yarım saat sonrasında bile tekrar yaşatılması gibi.

    Görüldüğü gibi, vücudun herhangi bir bölgesi yeterli perfüzyon(kanlanma ve oksijenlenme) olmadan varlığını uzun süre sürdüremez. Oksijensiz kalmaya en dayanıksız organlar sırasıyla kalp, merkezi sinir sistemi, akciğerler ve böbreklerdir, bunlarda oluşan hasarlar kalıcı olmaktadır.