Şiir Nasıl Yazılmalı?

'Etüt Merkezi' forumunda SümbüL tarafından 8 Mayıs 2010 tarihinde açılan konu


  1. Şiir yazmanın ipuçları
    Şiir nasıl yazılmalı ve neden yazılmalı :f40:


    Büyükler buyurmuştur ki “ bu yolda (Allah yolunda ) kim bir kez aşk ile ALLAH ! dese yüz elli yıllık amele bedeldir.” Bilinmelidir ki aşka ile ALLAH demede kişinin kendi iradesi yoktur. O kalbin derinliklerinden gelen ince bir aşk feryadıdır. Mevlana Mesnevi’ yi yazmamış, söylemiştir. Yazmak ile söylemek arasında çok büyük bir fark vardır. Yazan elinde kalem aklına gelini yazar, söyleyen aşık ise gönlüne düşeni söyler. Mübarek veli mescitte, yolda, bağda ,bahçede gönlüne düşeni söylemiş durmuş. Yanında bulunan kıymetli sofileri onun dilinden dökülen inci misali sözleri yazıya geçmişler. Söyleyecek söz bitince şöyle demiş: “Oku bakalım , ne demişiz!..” Ben Yunus ‘un ve diğer Hakk aşıklarının ellerine kalem alarak yazdıklarını sanmıyorum. Şu bir gerçek ki, o mübarekler zikir esnasında , gönülleri cezbe nuru ile Allah Teala tarafından çekilince kendilerinden geçmişler ve o unutulmaz güzel sözler dillerinden dökülüvermiştir.

    Sadece şiirde böyle olmamış, Mübarek Allah velilerinin öyle sohbetleri olmuş ki, o zaman kadar hiç kimse o sözleri söyleme kabiliyetini gösterememiştir. Bugünde mübarek Gavs-ı Sani hazretlerinin sofilerinden öyle sohbetler zuhur ediyor ki; dinleyenler kendilerini başka bir alemin eşiğinde sanıyorlar. Hiç kitap okumamış , zahiri ilimden hiç nasiplenmemiş birinin dilenden zuhur eden bunca güzel sözün kaynağı ne ola ki...

    Piri Reis in haritasındaki sırları yeni yeni çözmeye gayret eden batılı bilim adamaları , uzaydan çekilmiş gibi resmedilmiş bunca ayrıntıyı ; o devrin imkanları ile nasıl çizildiğini merak etmektedirler. Belli ki, bedeni değil ruhu semaları dolaşan bir velilin müşahedesi bu harita. Gördüğünü resmetmesi. Ancak batılı bilmez, bilemez.

    Bunun gibi nice bilgi ve güzellik Allah Tealanın velilerine ikram edilmiştir.

    Bize gelelim , bizim halimize, ahvalimize…

    Yine büyükler yukarda ki sözün devamında buyurmuşlar ki; “Bir kişi cezbeli olmadığı halde riya ile bir kez ALLAH dese yüz elli yıllık ameli götürür, yani siler atar.” Allah Teala riyadan muhafaza buyursun.

    Günümüzde Müslümanlar din gayreti ile imanlarındaki ufak tefek kıpırtıları şiire ve yazıya döküyorlar. Güzel de yapıyorlar. Hani bu şiir ve yazılar kültürümüzü zenginleştirmekle kalmıyor bazen gönül telimize de dokunuyor. Bu gönül telimize dokunması sözün samimiyeti ölçüsünde ,derecesinde oluyor. Allah velileri , hani az ve öz konuşurlar da – hani herkesin söyledikleri sıradan sözleri daha da basitleştirerek , sırlar yükleyerek söylerler de- insanın kalbinin içine işler , yakar kavurur yürekleri..

    Ben de gönlümün güzellerine şiirler yazmayı çok isterdim.

    “Aşkın ile aşıklar yansın ya Rasulallah ,

    “İçip aşkın şarabın kansın ya Rasulallah.” demeyi çok arzu ederdim. Benim gönlümün güzellikleri , diğer Müslümanların da güzellikleri ,sevdaları olsun. Onların içindeki ilahi cezbenin benim sözlerimle kıpır kıpır etmesini, hatta patlamasını arzu ederdim. Bak bu sözde ne kadar kalın bir Nefis var. Benim sözlerim. Benim şiirim. Benim bestem. Benim hep benim.. İçine “Ben” sızmış sözlerin hiç biri aşkı , muhabbeti hareke geçirmez. Hiç biri ilahi cezbeyi etkilemez. Zira bunca güzel sözün sahibi hiçbir zaman bu sözler benim dememişler. Bizden kaynaklandı ,biz söyledik dememişler. Yunus’ un şiirleri kendisinden asırlar sonra kitap olmuş.

    “Yunus sen bu sözü eğri büğrü söyleme,

    “Seni sigaya çeker bir Molla Kasım gelir.”

    Kendisinden üç yüzyıl sonra bir Molla Kasım gelmiş , Yunus ‘un şiirlerini okumuş , beğenmediklerini suya atmış, ateşte yakmış ve gözünü bu mübarek beyit ilişmiş. Kimi sigaya çektiğinin farkına varmış. Nedendir bilinmez, bel ki suya atılanlar, ateşte yakılanlar Yunus’ un Allah katındaki makamının sözleridir, bel ki avam o mübarek sözleri anlamayacak Koca Yunus’ a muhabbet beslemeyecek ti. Bilinmez tabi. Biz de fazla karıştırmayalım.

    Daha kendimize gelemedik. Gelsek ne olacak. Sözün özü sözde , muhabbette , aşkta riyadan Allah Telaya sığınırım. Gönlümün gülleri için şiir yazmıyorsam riyadan korktuğum içindir. Yazdığım satırların YALANCI diye mahşer günü yüzüme çarpılmasından korktuğum içindir. Ne zaman ki dilimden dökülen sözler benim olmaz, o zaman yazarım.. yok yazmam, söylerim. Söyleyince de tam söylerim. O günün sevdasının özlemini çekmeye başlarsam bir Lütfi ilahi olarak kalbimin çeperlerine sızıverir muhabbet. Ve dilim çözülür , düşümde veya Yakaza halinde bir mübarek sorar: Er dolusu mu, Pîr dolusu mu?

    Bu kadar da değil , bu hayatın içine hayal doldurmak gibi bir şey. İşin doğrusu şu: Önce yaşa , sonra söyle. Dilde yalan olmaz. Muhabbette , sevgide , aşkta ise asla yalan olmaz. Olmamalı. Yazdığımız bir satır mısrada duymadığımız , yaşamadığımız bir sevginin ifadesi varsa vay halimize…