Şiddet ve Çocuk

'Bebek Bakımı' forumunda bynness tarafından 19 Ocak 2011 tarihinde açılan konu


  1. Aile İçi Şiddet ve Çocuklar
    Travma Ve Şiddet (Çocuk Ve Gençlerde)
    Şiddet, bir insanın bir başka insana, isteği dışında fiziksel, sözel ya da cinsel olarak tahrip edici güç uygulamasıdır. Şiddet, yetişkinlerin ruh sağlığını ciddi biçimde tahrip ederken, çocuğun boyutları açısından bakıldığında, baş edilebilmesi çok daha zor bir olaydır. Dünya onlar için yeterince büyük ve zor iken, şiddet onların yaşama uyumlarını daha da güçleştirir. Son günlerde basında, bebeklere, çocuklara uygulanan şiddet olayları ile çok sık yüz yüze geldik, hepimizin yüreği burkuldu. Çaresiz, küçücük varlıkların maruz kaldıkları vahşet, biz yetişkinleri dehşete düşürdü. Onları, bu hale getiren yetişkinleri nefret ile kınadık. Bir kez daha, anne baba olmanın nasıl bir olgunluk düzeyi gerektirdiği ile yüz yüze geldik. Çocuklara uygulanan şiddetin başında fiziksel şiddet, dayak gelmektedir.
    Öfke kontrolü
    Dayak çoğunlukla, yetişkinin öfkesi sonucunda çocuğa uygulanır. Çocuğun yaptığı herhangi bir davranış, yetişkini öfkelendirir ve dayak gerçekleşir. Bazı anne babalar, dayağın çocuk eğitiminde gerekli olduğunu düşünürler. Çünkü, onlar da kendi anne ve babalarından öyle görmüşlerdir. Çocuklarını dövdükleri için hiç rahatsızlık duymazlar. Bazı anne babalar da dövdükten bir süre sonra yaptıklarından pişmanlık duyar, çocuğa sarılır, öper hatta özür dilerler. Çocuk, canı yandığı, incitildiği için öfke duyar ama bunu ifade edemez; çünkü, bunu ona yapan annesi babası ya da bir biçimde bağımlı olduğu bir başka yetişkindir. Onlara duyduğu sevgi ile onların ruhunda yarattığı hasarı birbiriyle uzlaştıramaz. Bunun sonucunda da öfkeyi kendine yöneltir. Çocuğun kendine duyduğu bu öfke, onun tüm yaşam alanlarına yayılır. Hissettiği olumsuz duygular, yaşama uyumunu zorlaştırır. Okulda, arkadaş ilişkilerinde sorunlar yaşamaya başlar.
    Bir eğitim aracı olarak kullanılan dayak, kısa bir süre için etkili olabilir. Dayak yediği andan itibaren kısa bir süre içinde çocuk istenmeyen davranışı yapmaz. Ancak, bir süre sonra çocuk, kendisini o davranışı yapmaya yönelten gereksinmeleri karşılanmadığından, yeniden aynı davranışta bulunur. Dayağın, uzun vadede çocuğa kazandırdığı hiçbir eğitici yanı yoktur. Hiç mi bir şey kazandırmaz? Kazandırır, dayağı, bir yöntem olarak o da kendi yaşamına katar. Giderek, kardeşlerini, arkadaşlarını, eşini, çocuklarını hatta annesini babasını öfkelendiğinde dövebilir. “İnsan, annesini babasını döver mi? ” demeyin.
    Şiddete tanıklık
    Şiddetin, en az şiddete maruz kalmak kadar tahrip edici bir diğer çeşidi de şiddete tanıklık etmektir. Babalarının, annelerine sürekli fiziksel şiddet uyguladığına tanıklık eden çocukların hem kısa, hem de uzun vadede hem ruhsal hem de sosyal sorunları oluşmaktadır. Bu çocuklar, kavga etmeye daha eğimli, güvensiz ve saldırgan olmaktadırlar. Özellikle erkek çocuklarda, kız çocuklara ve kadınlara yönelik olumsuz davranışlar gelişmekte, giderek onlar da eşlerini döven birer birey haline gelmektedirler. Çünkü, erkek çocuk, babayı model alır, onun davranışlarını taklit eder. Babaya benzemesi de baba tarafından onaylanır.
    Yine fiziksel şiddete tanıklık etmek kadar çocuğu örseleyici bir başka şiddet biçimi de, annenin babayı, çoğunlukla da babanın anneyi sözel olarak aşağılaması, incitici sözlerle taciz etmesidir. Bu duruma tanıklık eden çocuklarda da kaygılar, korkular gelişmekte, kız çocuk ise ezilen, aşağılanan anneyi model almakta, erkek çocuk ise, o da ezen, aşağılayan babayı model almakta, giderek o da annesine, kız kardeşlerine aynı şekilde davranmaya başlamaktadır.
    Anne babanın sürekli çatışmasına tanık olan çocuklar da bir tür şiddete maruz kalmaktadır. Onlar için, kocaman dünyada kendilerini güvende hissetmelerini sağlayacak iki insanın birbirlerini üzmeleri ve mutsuz görünmeleri, onların kendilerini güvensiz ve dayanaksız hissetmelerine yol açacaktır. Bu ailelerin çocuklarında, ileriki yaşamlarında depresyon görülme olasılığı oldukça yüksektir.
    Çocukların uğradıkları bir başka şiddet de, aile içi veya aile dışı cinsel şiddettir. Her iki şiddet türü de çocukların ruhsal, sosyal ve zihinsel gelişimini çok olumsuz etkiler. Çocuklar, hem bu şiddete maruz kaldıkları anda hem de uzun vadede çeşitli sorunlar yaşarlar. Bu sorunlar, sosyal ve yakın ilişkilerde güvensizlikler, cinsel ve duygusal ilişkilerde güçlükler, saldırganlık olabilir. Çocukları, cinsel şiddetten korumak için, öncelikle anne babaların bu konuda gerekli bilgileri çocuklarına zamanında vermeleri gerekmektedir.
    Görüldüğü gibi, şiddetin her türü çocukta ciddi tahribatlara yol açmaktadır. Bu tahribat, sadece şiddetin yaşandığı dönem ile sınırlı kalmamakta, belki de bir ömre damgasını vurmaktadır.


    Aile içi şiddet mağduru kadınlar arasında yapılan bir araştırma, evde yaşanan şiddete çocukların büyük oranda tanık olduğu ve bundan olumsuz olarak etkilendiğini ortaya çıkardı.

    Kütahya il merkezinde yürütülen aile içi şiddet ve kadının şiddetten korunması konulu ''Mutlu Aileler, Gülen Yüzler'' projesinin ilk etabında, Dumlupınar Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nida Bayındır tarafından şiddet mağduru 88 kadın ile görüşülerek, ''Aile İçinde Yaşanan Şiddete Karşı Çocuğun Gösterdiği Tepkiler'' konusunda araştırma yapıldı.

    Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi'nde yayınlanan araştırmada, 88 kadına evdeki şiddete tanık olan çocuklarının davranışları soruldu.

    Evde yaşanan şiddete çocukların büyük oranda tanık olduğu ve bundan olumsuz olarak etkilendiğinin saptandığı araştırmada, çocukların sıklıkla gösterdikleri tepkilerin ansal olarak, belirgin ağlama, ne yapacağını bilememe, şoka girme, anne-babanın kavga etmesini önlemeye çalışma, anneyi destekleme ve korumaya çalışma olduğu belirlendi.

    Uzun vadede ise çocuklarda saldırgan davranışların arttığı, sürekli sinirlilik, tedirginlik hali olduğu ve anneye aşırı bir bağlılık geliştirdikleri tespit edildi.

    -KADINLARIN YÜZDE 8'İ HER GÜN ŞİDDET GÖRÜYOR-

    Kadınlardan yüzde 30.7'sinin 6 ayda bir, yüzde 8'inin ise hemen hemen her gün şiddet gördüğünün belirtildiği araştırmada, evde yaşanan şiddete her zaman tanık olan çocukların oranının yüzde 31.8, çoğu zaman tanık olan çocukların oranının ise yüzde 36.4 olduğu ortaya çıktı. Çocukların şiddete her zaman ve çoğu zaman tanık olma durumlarının da yüzde 68.2 olduğu belirlendi.

    Çocukların evde yaşanan şiddetin yüzde 68.2 oranında farkında olduklarının belirlendiği araştırmada, elde edilen bulgulara göre eşler arasında yaşanan şiddette çocukların yüzde 20.5 oranında şiddet gördüğü, yüzde 60.2 oranında şiddet görmediği, yüzde 19.3 oranında da bazen şiddet gördüğü saptandı.

    Çocukların evde yaşanan şiddetten yüzde 60.2 oranında olumsuz etkilendiğinin tespit edildiği araştırma bulgularına göre, şiddet anında çocukların belirgin düzeyde ağladığı (her zaman yüzde 37.5-çoğu zaman yüzde 37.5), araya girerek anne-babayı sakinleştirmeye çalıştığı (38.6-25.0), evde oradan oraya koşturarak ne yapacağını bilemediği (36.4-10.2), şok yaşadığı (36.4-23.9), anneyi desteklediği (43.2-5.7) ve annesini korumaya çalıştıkları (44.3-15.9) ortaya çıktı.

    Araştırma bulgularına göre evde yaşanan şiddet sonrasında çocuklarda sıklaşan ağlamalar (yüzde 47.7-29.5), yerli-yersiz gerçekleşen ağlamalar (33.0-19.3), sürekli sızlanmalar, mazeretler (34.1-20.5), anneye aşırı bağlılık (55.7-5.7), insanlardan kaçma ve güvensizlik (38.6-26.1), saldırganlaşma (33.0-28.4), dikkat ve yoğunlaşma bozuklukları (34.1-30.7), okul başarısında düşme ve okula gitmeyi istememe (46.6-22.7) durumlarının gözlendiği belirlendi.

    -ÖNERİLER-

    Çeşitli önerilere de yer verilen araştırmada, aile içinde çocuğun şiddetten nasıl etkilendiğinin ebeveynler tarafından bilinmesi, şiddetin tek olumsuz sonucunun eşler üzerinde olmadığının farkına varılması gerektiği vurgulandı.

    Özellikle, evde yaşanan şiddetten çocukların etkilenmeme olasılığı olmadığı, bunun göz ardı edilmemesi gerektiği kaydedilen araştırmada, şu ifadeler kullanıldı:

    ''Bunun için sorunlu çiftlerin aile terapistlerine ailece gitmeleri, çocuklarının yanında tartışmayı ertelemeye çalışmaları, bu konuda farkındalıklarını arttırmaya yönelik bilgi ve becerilerini arttırmaları gerekir. Ayrıca, çocukların gelişimi konusunda ailelere planlı bir eğitim verilmeli, öfke yönetimi gibi önleyici hizmetler desteklenmelidir. Öğretmenler de, aile içi şiddete tanık olan çocukların davranışları konusunda bilgi sahibi olmalı, çocuk tepkilerini bu bağlamda yorumlayabilmelidirler. Öğretmenlerin bu tespitleri ile çocuk ve ailesinin yardım almasını sağlamaları gerekir. Eğer çocuk konuşmak isterse, ona duygu ve düşüncelerini sözlerle, resimlerle, hareketlerle ifade etme fırsatı tanınmalıdır.''
     



  2. Cevap: Şiddet ve Çocuk

    Çocuklar, travma ya da şiddet içeren bir olay yaşadıklarında ya da buna tanıklık ettiklerinde, hemen tepki vermeyebilirler. Gerçekten de bazı vakalarda, korku, depresyon ya da içe kapanma gibi duygusal tepkiler ancak günler, hatta haftalar sonra ortaya çıkabilir. Bazı çocuklar duygusal destekle zaman içinde kaygılarının ve kötü anılarının üstesinden gelebilir.

    Bazılarında ise duygusal travmaya bağlı uzun dönemli etkiler yaşanabilir. Duygusal travma, şiddet içeren bir olayın ya da doğal afetin yaşanması, bir arkadaşın ya da aile üyesinin kaybı ya da erken yaşta annebabadan ayrılma gibi nedenler sonucu oluşan ciddi duygusal sıkıntı olarak tarif edilir.


    TRAVMAYA VERİLEN TEPKİLER:


    Travmaya tepki, travmatik olaydan hemen sonra görülebildiği gibi, günler ya da haftalar sonra da ortaya çıkabilir. Çocuklar ve ergenler dahil, her insanın stres karşısında farklı tepkileri vardır. Aşağıdakiler, olası tepkilerin sadece birkaçını kapsamaktadır:


    5 ve daha küçük yaştaki çocuklarda:


    Sürekli olarak annebabadan ya da bakıcılardan ayrılma korkusu duyma, aşırı sarılma


    Ağlama, sızlanma ya da çığlık atma


    Uyku sorunları ya da kabus görme


    Yaşları için uygun olmayan, daha küçük yaşta görülebilecek davranışlar gösterme (örneğin yatağını ıslatma, parmak emme ya da karanlıktan korkma)


    6-11 yaşlarındaki çocuklarda yukarıda belirtilen tepkilere ek olarak aşağıdaki durumlar görülebilir:


    Başka insanlardan ve günlük etkinliklerden kaçınma


    Okulda ve evde normalde yapmadığı yıkıcı davranışlarda bulunma


    Konsantrasyon ve dikkat zorluğu


    Mantıksız korkular


    Sinirlilik


    Öfke patlamaları, kavga etme


    Depresyon, kaygı, suçluluk duyguları ya da duygusal küntleşme


    Okulda notların düşmesi


    12-17 yaşlarındaki ergenlerde yukarıda belirtilen tepkilere ek olarak aşağıdaki durumlar görülebilir:


    Eski olayların yeniden yaşanır gibi olması


    Travma olayını anımsatan durumlardan


    Alkol gibi maddelerin kötüye kullanımı


    İntihar düşünceleri


    ÇOCUKLARIN BAŞ ETMELERİNE YARDIMCI OLMA YOLLARI:


    Elinizden geldiğince travmatik olayla ilgili açıklama yapın ve çocuğun size soru sormasına olanak tanıyın


    Çocuğunuzu sakinleştirin ve onu sevdiğinizi anlamasını sağlayın


    Çocuğunuza travmatik olay ve bununla ilişkili duyguları hakkında konuşma fırsatı verin; dile getirdiği tepkileri, yargılamadan dinleyin


    Çocuğunuzu duygularını ve zaaflarını ifade etmeye teşvik edin; cesur ya da "sert" olmasını beklemeyin


    Yaşına uygun olmayan davranışları eleştirmeyin ya da travmayla baş etmek için yeniden ortaya çıkardığı bu tür davranışları nedeniyle onu mahçup etmeyin


    Travmatik olayın kendi suçu olmadığını ona anlatın


    Kendisini güvencede hissetmesini sağlıyorsa, ışık açık olarak, kardeşinin odasında ya da sınırlı bir süre için sizin yanınızda yatmasına izin verin


    Yavaş yavaş günlük rutine geri dönün; bu birçok çocuk için rahatlatıcı olacaktır.