Şiddet gören kadından komşusu da sorumlu

'Kadınca' forumunda Semerkand tarafından 11 Aralık 2011 tarihinde açılan konu



  1. Şiddet gören kadından komşusu da sorumlu
    şiddete maruz kalanın çevresindekilerin ne yapması gerekiyor
    İslamda nemelazımcılık yoktur

    Bir kadın çaresiz kaldığında, zulme uğradığında anne ve babanın, amca-dayı, abi-kardeşin sahip çıkması mecburidir.

    İslam dinine göre şiddetin her türlüsü gibi kadına karşı şiddet de büyük günah. Yine İslam’a göre şiddeti uygulayanın yaptıklarına seyirci kalmak, görmemezlikten gelmek ya da oturduğu yerden ayıplamak da büyük bir vebal. İlahiyatçılara “Eşler anlaşamıyor ve birbirlerine şiddet uyguluyorsa aile büyükleri araya girmeli. Şiddet gören kadına karşı sadece aile efradı ve güvenlik güçleri değil komşuları da sorumlu.” diyor.

    Gazetelerin üçüncü sayfaları sokak ortasında, boşanmak istediği eşi tarafından öldürülen ya da eşinden yediği dayaktan yüzü gözü mosmor olmuş kadınlarla dolu. Akşam haber bültenlerinde dakikalarca bu kadınların dramları anlatılıyor. Komşuları kameralara, yüzlerinde hüzün, ölen kadını kocasının çok dövdüğünden söz ediyor. Ya da uzaktan akrabası olan bir başka kadın; “Devlet bu işe bir el atsa, gencecik bir kadın kocası tarafından boşanmak istiyor diye öldürüldü.” feryadında bulunuyor. Her şeyi devletten beklemek, savcıların şiddet gören kadını koruma altına almasını talep etmek işin kolay tarafı. Bu haberleri televizyondan izleyip üzülmek de.

    Prof. Dr. Hayrettin Karaman, eşinden şiddet gören ya da eşi tarafından öldürülen kadının vebalinin herkesin üzerinde olduğunu söylüyor: “Bir kadın çaresiz kaldığında, zulme uğradığında anne ve babanın, amca-dayı, abi-kardeşin sahip çıkması mecburidir. Bunlardan biri sahip çıkmadıysa toplum ve devlet sahip çıkmalı.” Yani ölen kadının ardından televizyon mikrofonlarına “Eşi tarafından sık sık dövülürdü.” diyen komşuya da bu cinayetin günahında pay var. Sadece komşunun değil akrabalarının, din görevlilerinin ve devlet yetkililerinin de…

    İstanbul Müftü Yardımcısı Kadriye Avcı Erdemli’ye “İslam dinine göre şiddet uygulayan ve şiddete maruz kalana yakın çevresinin muamelesi nasıl olmalıdır?” sorusunu yönelttiğimizde son bir aydır bu konu üzerine çalıştıklarını öğreniyoruz. İstanbul Müftülüğü’nün aylık dergisi Din ve Hayat’ın önümüzdeki sayısında “kadın ve şiddet” ele alınıyormuş. Yayın Koordinatörü Erdemli de şu sıralar dergide yer alacak, İslam’ın kadına karşı şiddete bakış acısını anlatan yazıları okuyormuş. Barış ve huzur dini İslam’ın şiddetten, özellikle de kadına karşı şiddetten sakındırdığına dikkat çeken Erdemli, “Şiddetin her türlüsü gibi kadına karşı şiddet de çok çirkin ve büyük günah.” diyor ve bu sorumluluğu yalnızca devlet yetkililerinin üzerine yıkmamak gerektiğini vurguluyor. Herkes çevresindeki şiddet vakalarından sorumlu. Peygamber Efendimiz’in bir hadisinde söylediği gibi: “Bir yerde haksızlık varsa elinle düzelt, elinle düzeltemiyorsan dilinle düzelt. Bunu da yapamıyorsan kalbinle buğzet.”

    İslam’da dayak boşanma sebebidir
    Prof. Dr. Hamza Aktan (Eski Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı): “İslam’da kadına karşı şiddet yasaklanmıştır. Rahmet Peygamberi Efendimiz kadına şiddeti men etmiştir. Şiddet bir yana, zevcelerinden hiçbirine kırıcı ve incitici bir söz bile söylememiştir. “Sizin hayırlılarınız eşlerini dövmez.” buyurmuştur. İslam âlimleri eşini döven kocaya, ya benzeri bir ceza ya da talep etmesi halinde kadına boşanma hakkı tanımışlardır. Medyaya akseden haberlere göre şiddete maruz kalan kadınlar, genelde kocasından ayrılmak isteyen kadınlardır. Boşanma isteği dinen meşru bir taleptir. Kur’an’ın vazettiği hüküm ya güzellikle geçinmek, ya da güzellikle ayrılmaktır.

    Aile büyükleri devreye girmeli
    Aralarında geçimsizlik bulunan eşleri kendi hallerine bırakmamak, kadın ve erkeğin aile büyüklerine yüklenmiş bir görevdir. Nasihatleri ve otoriteleriyle aile büyüklerinin arabulucu ve barıştırıcı olarak devreye girmeleri Kur’an’da mealen şu ifadelerle emredilmektedir: “Eğer karı?kocanın birbirinden ayrılacaklarından endişe ederseniz, o vakit, kendilerine erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. İki taraf işi düzeltmek isterlerse, Allah onları uyuşmaya muvaffak buyurur.” (Nisa /35) İki taraftan aile büyüklerinin devreye girmeleri de bir sonuç vermemişse eşlerin ayrılmaları gerektiğine karar verebilirler. Bu kararları sebebiyle de eşlerin birbirlerine zarar vermelerine engel olurlar. Ne yazık ki günümüzde karı-koca ve çocuklardan oluşan çekirdek aile yapısı, ihtilafları çözmede aile büyüklerini devre dışı bırakmıştır.

    Kur’an’ın tesis ettiği aile meclisi müessesesini işletme imkânlarının kalmadığı bir toplumda, şiddete maruz kalan ve kalabilecek olan eşlerin korunması için birtakım tedbirler alınması zorunludur. Bunu sağlama yol ve yöntemleri farklı şekillerde olabilir. Kadınlar için sığınma evleri tesis etmek bu yollardan biridir. Mağdur ve mazlum olanı korumak İslam’ın öngördüğü ve amme otoritesine yüklediği bir görevdir. Koruma yöntemi zamana ve muhite göre farklı şekiller alabilir.

    İslamda nemelazımcılık yoktur
    İstanbul Müftü Yardımcısı Kadriye Avcı Erdemli, şiddete maruz kalan ve sığınacak yeri olmayan kadınların koruma altına alınması gerektiğini söylüyor. Erdemli, “Kadın sığınma evlerinin bugün için bir çözüm olduğunu düşünüyorum.” diyor.

    İslam şiddete nasıl bakıyor? Şiddeti uygulayana nasıl davranılmasını öneriyor?

    İslam, eşlerin birbirinde huzur bulacağı bir evlilik ister. Yine Kur’an-ı Kerim’de, “Kadınlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz.” (Bakara 187) buyurarak eşlerin kavga etmesini şiddet uygulamasını değil, birbirini sarıp sarmalamasını, kusurlarını kapatmalarını, elbisenin insanı süslediği gibi birbirini süslemelerini ister. Savaş gibi meşru olanlar hariç, şiddetin her türlüsü gibi kadına karşı şiddet de çok çirkin ve dinimizin sakındırdığı büyük günahlardandır. Peygamberimiz, Veda Hutbesi’nde, erkekleri eşlerine kötü davranmaktan sakındırıyor ve onları “Allah’ın emanı ile aldınız.” diye uyararak emanete hıyanet etmemelerini istiyor.

    Eşine bir kereliğine bile el kaldırmayan Efendimiz, zor durumlarda nasıl davranılacağını bize kendi davranışları ile öğretiyor. Hz. Ayşe ile girdiği bir anlaşmazlık sonucunda Peygamberimiz, ‘Ya Ayşe! Bu konuda seninle anlaşamıyoruz. Babanı yani Hz. Ebubekir’i hakem tayin edelim ne dersin?’ diye sorduğunda Hz. Ayşe kabul eder ve Hz. Ebubekir hakem olur. Peygamberimiz, Hz. Ayşe’ye ‘Sen mi başlarsın, yoksa ben mi başlayayım?’ diye sorar. ‘Sen başla!’ der Hz. Ayşe, ‘Ama doğru anlat!’ diye de ekleyiverir. Bu söz üzerine, hakem olan Hz. Ebubekir kızına çok kızar. ‘Ne yani, Peygamber yalan mı konuşur?’ diye kızına çıkışarak elini kaldırarak vurmak ister. Burada, Allah’ın Resulü müdahale eder ve, ‘Ey Ebubekir, biz seni kızını dövesin diye değil, anlaşmazlığa düştüğümüz şu konu üzerinde hakemlik yapasın diye çağırdık der.’ Peygamber Efendimiz’in gönlü, eşinin, babası tarafından bile dövülmesine razı gelmemiştir.

    Şiddeti uygulayan ve şiddete maruz kalanın çevresindekilerin ne yapması gerekiyor? Bir sorumlulukları var mı?

    Güzel dinimiz, eşlerin anlaşamamaları durumunda iki tarafın ailelerinin müdahil olmalarını ve arayı düzeltmelerini istemektedir. İyi niyet girişimleri sonuç vermezse boşanma da bir yoldur. Bana ne, nemelazımcılık İslam’da yoktur. Müslüman’ın üzerinde akrabalık ve komşuluk hakkı vardır. Ne yazık ki özellikle büyük şehirlerde sokak ortasında kadını bıçaklıyorlar da kimse kurtarmıyor. Böyle durumlarda her Müslüman kendi imkânları ve kudreti nispetinde sorumludur. Kadının şiddete uğradığını gören akraba, komşu veya hiç tanımayan biri bile olsa onu önce kurtarmakla sorumlu, emniyet güçleri bundan sonra güvenliğini sağlamakla sorumlu, hocalar bu vebalin büyüklüğünü anlatmakla sorumlu ve tabii ki şiddete uğrayan kadın şiddete boyun eğmeyip kendini savunmakla sorumludur.

    Zaman Gazetesi