Sezaryeni Kim Buldu

'Bunları biliyormusunuz' forumunda Meryem tarafından 20 Şubat 2012 tarihinde açılan konu


  1. Sezaryen nedir
    Sezaryeni hakkında bilgi


    Sezaryen kelimesinin gerçek kaynağı ve ilk kez ne zaman ve nerede yapıldıığı konusunda kesin bir bilgi mevcut değildir. Sezaryen kelimesinin orta çağda Latince kesmek anlamına gelen caedare'den geldiği ve bu şekilde doğan bebeklerin caesones olarak adlandırıldığı tahmin edilmektedir. Bir başka iddia da kelimenin kökeninin milattan önce 8. yüzyıla kadar uzandığıdır. Bu yıllarda Roma'da geçerlil olan lex regis adı verilen yasanın zamanla lex cesarea olarak değiştiği rivayet edilir. Yasa hamile bir kadın öldüğünde karnının açılarak bebeğin çıkartılmasını ve bu sayede anne ve bebeğin ayrı ayrı gömülmesini emretmekteydi. Konu ile ilgili pekçok spekülasyon yapılmasına rağmen Galen, Hipokrat ve Soranus gibi antik dönem hekimleri karın yolu ile doğum konusunda günümüze herhangi bir bilgi ulaştırmamışlar ve bu tür bir işlem tarif etmemişleridir. 1581 yılında François Rousset ilk kez sezaryen doğumlar ile ilgili yazılar yazmış ve kendisine ulaşan mektupların ışığında 14 tane sezaryen tanımlamıştır.Bununla birlikte kendisi ne bir sezaryen gerçekleştirmiş ne de buna tanıklık etmiştir.17. yüzyılın ortalarından başlayarak doğum hekimleri tarafından abdominal doğumlar daha sık bildirilmeye başlanmıştır. O dönemlerde hekimlerin abdominal doğum yaptırmalarının karşısındaki en büyük engel anestezi ve enfeksiyonlardı. 1846'da dietil eter adı verilen anestezik maddenin kullanıma girmesi dönüm noktalarından biri olarak kabul edilebilir. Kraliçe Viktorya'nın 1853 ve 1857'de iki çocuğunu bu şekilde dünyaya getirdiği bilinmektedir. Anestezi alanındaki bu devrime rağmen enfeksiyon kontrolünün sağlanamaması ve işlem sonrası anne ölüm oranlarının çok yüskek seyretmesi sezaryenin sadece çok özel durumlarda yapılması gereken bir ameliyat konumundan kurtulmasına engel olmuştur. Sezaryenin kısıtlayıcı faktörlerinden biri de cerrahi teknik yetersizliklerdi. İlk başlarda cerrahlar kestikleri rahimi tekrar dikmekten çekindikleri için fazla miktarda kanama olmakta ve bu kan kaybı nedeniyle anne ölümleri sıkça görülmekteydi. Hatta bazı cerrahlar sezaryen sonrasında kanama ve enfeksiyonu kontrol altına alabilmek için rahimin tümüyle alınmasını önermekteydiler. 1882 yılında Max Sanger sezaryende kesilen rahimin gümüş ya da ipek ipliklerle dikilmesinin başarılı olabileceğini ileri sürdü ve kendisinin 17 hastasından 8'inin bu şekilde hayatta kaldığını bildirdi. Rahim duvarlarının dikilmesi ile kanamaya bağlı ölümler azaltılmasına rağmen karın zarı iltihabının önüne geçmekte çok büyük güçlükler vardı. 1907'de karın zarını açmadan sezaryen yapılabileceği fikri ileri atıldı. Bu yaklaşım karın zarı iltihabı riskini daha azaltmaktaydı. 1912 yılında König rahimi diklemesine kestiği klasik insizyonunu tanımladı. Bu sayede uterusun alt kısımları karın zarı ile örtülebiliyordu. 1926'de Kerr uterusun alt kısmından enlemesine kesilmesinin daha az risk taşıdığını ileri sürdü Günümüzde yapılan hemen hemen tüm sezaryen amaliyatlarında Kerr'in 1926 yılında tanımladığı ve kendi adı ile anılan kesi kullanılmaktadır. 1928'de Alexander Fleming'in penisilini keşfetmesi ile enfeksiyonlar ile mücadelede de önemli aşamalar kaydedildi ve sezaryen operasyonları daha güvenli hale geldi. Zaman içerisinde hem cerrahi hem de anestezi tekniklerindeki değişimler, ilaç sektöründeki buluşlar ve dikiş malzemeleri gibi pekçok faktörün etkisi ile sezaryen günümüzde son derece güvenli ve kolay bir ameliyat haline gelmiştir.