Sezai Karakoç Şiirleri

Konusu 'Karışık Şiirler' forumundadır ve ZeuS tarafından 25 Ekim 2009 başlatılmıştır.

  1. ZeuS Üye

    Sezai Karakoç Şiirleri

    Anneler ve Çocuklar

    Anne öldü mü çocuk
    Bahçenin en yalnız köşesinde
    Elinde siyah bir çubuk
    Ağzında küçük bir leke

    Çocuk öldü mü güneş
    Simsiyah görünüyor gözüne
    Elinde bir ip nereye
    Bilmez bağlayacağını anne

    Kaçar herkesten
    Durmaz bir yerde
    Anne ölünce çocuk
    Çocuk ölünce anne



    Balkon


    Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
    Ölümün cesur körfezidir evlerde
    Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
    Anneler anneler elleri balkonların demirinde

    İçimde ve evlerde balkon
    Bir tabut kadar yer tutar
    Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
    Şezlongunuza uzanın ölü

    Gelecek zamanlarda
    Ölüleri balkonlara gömecekler
    İnsan rahat etmeyecek
    Öldükten sonra da

    Bana sormayın böyle nereye
    Koşa koşa gidiyorum
    Alnından öpmeye gidiyorum
    Evleri balkonsuz yapan mimarları


    Batış

    Güneştir düşen turuncusunda menekşeler sunarım
    Gece artık hiç dönülmeyecek yerlerdeki o sevgiliye
    Çocuklara kekik toplıyan o sevgiliye
    Bir kekik uzatan çocuk anne deyince
    Deniz dibinden çatı çeken
    Çocuk üstüne arkadaş üstüne

    Güneştir düşen yeşilinde bir yüz döner
    Değişmiyen o gençliğiyle sevgili
    Ölümden sonraki kurtulma gibi
    Döner döner de gelir karşıma
    Deniz dibinden çıkan ahtapot ölüleri
    Eski utanmaları çeker su yüzüne

    Güneştir kırmızı ve ben en çömezi bir rengin
    Altın hâtıralar hükümetinin
    Bitmeyen sultanı o sevgiliye adanmış
    Soy utanç soy anış soy sevgi
    Gel artmaz azalmaz ey sevgi


    Denizin Kentini Yaktım
    Denizin kentini yaktım
    Vızıldayıp duran kafamın ortasında
    Denizin kentini yaktım
    Hurma şırıltılarıyla

    Denizin kentini yaktım
    Beni çocukluğumdan koparan
    Denizin kentini yaktım
    Bir kent kadın kabuklarından

    Denizin kentini yaktım
    Miras kalmış bir alevle
    Denizin kentini yaktım
    Veli ağaçlarla kalbi atan mermerle

    Tanrıyı anarak kalbi atan
    Cami sütunları boğdu
    Sararmış gözyaşlarıyla
    Kararmış denizin kentini

    İstanbul ey sevgili şehir
    Dön dön karadan gelen sesime
    Son veren zaman yatırında
    Denizden getirilen biçimine


    İnci Dakikaları

    Sen bana yeni yılsın her dakika
    Her dakika bir yaşıma daha giriyorum

    Sen benim üstüne titrediğim güzel ve yeni
    Saatim kadar saadetimin gözbebeği zamansın
    Ben bin parçaya bölündüm her parçasında
    Her parçasındayım kırkayak sesli boğuk arkadaşlığın
    Çalkantısız Üniversitenin yalnızlığın ve ağlamanın
    Erkek ağlar mı diyeceksin
    Hayber'in kapısı ağlar mı erkek ağlar mı
    Ben yel gibi erkekler ağlar diyorum
    Bir dakika ağlar yılbaşı dakikasında
    Daha gözlerimin gerçek yaşları belirmeden
    Ağlamak diye bir şey yoktur diye bir şey
    Yüzme bilmeyen bir uyurgezer yüzer ya
    Çürük ve havada asılı tahtalar üstünde
    Hafif kedi ayaklarıyla yürür gerçekten yürür ya
    Sen benim ağlamamı erkekliğime
    Uyanan ölmeyen yenilenen
    Azgın kışlar içinde keskin baharlar bulan
    Seni bulan yeniden bulan tekrar tekrar bulan erkekliğime say

    Bütün bir yıl bütün bir yaşama boyu
    Gizli heybelere binbir gece eşyası doldurduğuma say

    Ben otomobilleri böylesine yankısız sağır komam
    Öyle bir isyan şiiri var ki ben onu yakalayacağım
    Bu yunan şehrinin düzenini öper ve yalvarırım
    Şehrin ölümünü yanlış anlama
    Gözleri kör oldu doğrudur ama o kadar
    Ve şehrin gözlerini geri verme dakikalarıdır bu yılgın çanlar

    Senin odan günışığı en güzel müzik bana
    Farklılıklar odası
    Giden tren buharları içinde örümcek ağı
    Sen güzel örümcek ağı yaşamakla yaşamamak
    Doğduğumuz şüpheyle öldüğümüz şüphe arasına gerilmiş
    Garip bulut farklı müzik güzel örümcek ağı

    Ben bir yabancı buğunun kokusunu alıyorum
    Bu kokuyu alıyorsam onulmaz kıskançlık yaramdandır
    Benim garipliğime bakma benim kıskançlığıma bakma benim
    İncilerin ilk gerçek ve yeni yorumunu bulur gibi oluyorum
    Bu inciler denizlerin en karanlık noktalarında bile yoktur
    Benim ak ve kara kayalar içinde bulduğum inciler
    Bu inciler sen olmasan bende bile yoktur
    Oldukları yerde bile

    Kapalı Çarşı

    Kendi yastıklarına gölge salmasın
    Çocuklarının öpüşleri onlara anlat
    Onlara anlat yağmur karşılıklı yağar
    Ruhların içindeki müzikle karşılıklı
    Kapalı çarşı içinde bir sigara
    Bir keman kılıfı senin saçlarına sürünen yağ
    Onlara anlat kadınların gözlerinin içinden geçer
    Kapalı çarşı ve kapalı çarşıyı götüren saat

    Bir inci gerdanlık dumanları içinde kapkara
    Anlamağa başladığı ağır ve çekilmez kelimeler içinde dağ
    Senin resmin ince gerdanlığın siyah parlaklığı içinde ışıklı
    Işıklı ışıksız yandan ve önden ışıksız arkadan ve içten ışıklı
    Onlara anlat ki insan kelimelerden ve şiirden yaratılmadı
    Tüyler içinde gelen yeni dünya
    Bir sandalye kadar hür olduğu gün
    Sen cuma gününün hürriyet kadar kutsal olduğunu onlara anlat

    Benim aynamı küçültüp büyülten onlar
    Benim aynamı aynalıktan çıkaran
    Kapalı çarşılar içinde fikre ve gerçeğe
    Neler neler etti anlarsın onlar
    Şemsiyeler gibi
    Felaketlerin en şakacısına açılıveren onlar
    Kendi yastıklarına düşmesin
    Dostlarının kadınları üstündeki gölgesi onlara anlat
    Kapalı çarşılar içinde
    Aslanların ağaç kabuğuna yazdığı şiir
    Kapalı çarşı içerisinde
    Açık ve keskin yumuşak ve güzel Kur'ân sesleri
    Kapalı çarşı içinde kapalı rüya çarşıları
    Kapalı çarşı içinde öfke ve af çarşıları

    Kapalı çarşıya gittiğin zaman
    Bir yangın sonrasının gazetelerini okudun
    Bir gazete uzun ve kul olmuş bir gazeteydi kapalı çarşı
    Mavi gözlü bir gazete
    Kapalı çarşı içinde bulutların en senin olanı
    Sen bana kapalı çarşı
    Şüphesiz o kadar satılan ve alınanlar var ki
    Şüphesiz bir harita kırığı
    Bir yapma deniz parçasıyla kapalı kapalı çarşı

    Sen kapalı çarşılar üstüne yağmur yağanı
    Yağmurun iyi ve doğru yağmadığını onlara anlat​
  2. ZeuS Üye

    Cevap: Sezai Karakoç Şiirleri

    Kar Şiiri

    Karın yağdığını görünce
    Kar tutan toprağı anlayacaksın
    Toprakta bir karış karı görünce
    Kar içinde yanan karı anlayacaksın

    Allah kar gibi gökten yağınca
    Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
    Başını önüne eğince
    Benim bu şiirimi anlayacaksın

    Bu adam o adam gelip gider
    Senin ellerinde rüyam gelip geçer
    Her affın içinde bir intikam gelir gider
    Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın

    Ben bu şiiri yazdım aşık çeşidi
    Öyle kar yağdı ki elim üşüdü
    Ruhum seni düşününce ışıdı
    Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın

    Kara Yılan

    Güneşin yeni doğduğunu sana haber veriyorum
    Yağmurun hafifliğini toprağın ağırlığını
    Ve bütün varlığımla kara yılan seni çağırıyorum
    Seni çağırıyorum parmaklarımdan süt içmeye
    Pamuğun ağırlığını yapan dağın hafifliğini
    Sana haber veriyorum yeni doğduğunu güneşin

    Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
    Günahlarım kadar ömrüm vardır
    Ağarmayan saçımı güneşe tutuyorum
    Saçlarımı acının elinde unutuyorum
    Parmaklarımdan süt içemeye çağırıyorum seni
    Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk

    Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
    Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
    Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
    Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
    Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum

    Seni süt içmeye çağırıyorum parmaklarımdan
    Kara yılan kara yılan kara yılan kara yılan


    Liliyar

    Bu kuklaların kukla olmadığı besbelli
    Ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli
    Altın saçlarını yana atışı yok mu Lilinin
    Lilinin yağdan kıl çekercesine inanışı
    Lilinin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu
    Kuklalar titremesin ne yapsın
    Kuklaların kukla olmadığı besbelli
    Lilinin çekip gideceği besbelli
    Lilinin dönüp geleceği besbelli

    Ekmek ha bakkalın olmuş ha Cabaret de Paris'nin
    Sen herhangi bir ekmek yiyeceksin işte Lili
    Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar Allahın Lili
    Yüzün ruhun kadar aydınlık ya Lili
    Gönlün soğuk sular güzel aynalar gibi ya Lili
    Anladın ya kutunun içinden çıkan mendil
    Olamaz Üsküdadan geçeriken bulduğun mendil

    - Bizi bırakıp nereye gidiyorsun Lili
    Demek bizi bırakıp gidiyorsun Lili
    Sen daima güzeller güzelini bulursun Lili
    Sen istesen de taş yürekli olamazsın
    Sen daima güzeller güzeli olursun Lili
    Demek gideceksin arkana dönüp bakmayacaksın
    Hangi kuş hangi şafakta ölecek görmeyeceksin
    Öyleyse al bu kürkü bu veda kürkünü Lili
    Tüyleri şiirler olan bu mahçup kürkü
    Sen daima Sultanlar Sultanı olursun Lili
    Demek sen gidiyorsun Lili
    Bizi öpmeden mi gideceksin Lili

    Lilinin güneşin altında duruşu yok mu
    Perdeleri sıyırıp çirkin adamı burnundan yakalayışı yok mu
    Eline bavulunu alışı yollara koyuluşu yok mu
    Çirkin adamın güzel adam oluşu yok mu
    Yaklaşıp onu saçlarından yakalayışı
    Uzaklaşıp yollarda yol oluşu yok mu
    Lilinin bir tavşan gibi koşuşu
    Keklik gibi dönüp bakışı ve yıldırım gibi koşuşu yok mu
    Adam da tam o zaman kapıdan çıkmaz mı dışarı
    Lilinin adamın boynuna çocukça ve çılgınca atılışı yok mu

    Ben konuşmasını bilmem Lili


    Monna Rosa

    Monna Rosa, siyah güller, ak güller.
    Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
    Kanadı kırık kuş merhamet ister;
    Ah senin yüzünden kana batacak.
    Monna Rosa, siyah güller, ak güller!

    Ulur aya karşı kirli çakallar,
    Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa.
    Monna Rosa bugün bende bir hal var.
    Yağmur iğri iğri düşer toprağa,
    Ulur aya karşı kirli çakallar.

    Açma pencereni perdeleri çek,
    Monna Rosa seni görmemeliyim.
    Bir bakışın ölmem için yetecek.
    Anla Monna Rosa ben bir deliyim.
    Açma pencereni perdeleri çek.

    Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi,
    Bende çıkar güneş aydınlığına.
    Bir nişan yüzüğü bir kapı sesi.
    Seni hatırlatır her zaman bana.
    Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.

    Zambaklar en ıssız yerlerde açar
    Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
    Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
    Işıksız ruhumu sallar da durur.
    Zambaklar en ıssız yerlerde açar.

    Ellerin, ellerin ve parmakların
    Bir nar çiçeğini eziyor gibi..
    Ellerinden belli olur bir kadın,
    Denizin dibinde geziyor gibi.
    Ellerin, ellerin ve parmakların.

    Zaman ne de çabuk geçiyor Monna.
    Saat on ikidir söndü lambalar
    Uyu da turnalar girsin rüyana,
    Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
    Zaman ne de çabuk geçiyor Monna.

    Akşamları gelir incir kuşları,
    Konarlar bahçemin incirlerine.
    Kiminin rengi ak kiminin sarı.
    Ah beni vursalar bir kuş yerine.
    Akşamları gelir incir kuşları.

    Ki ben Monna Rosa bulurum seni
    İncir kuşlarının bakışlarında.
    Hayatla doldurur bu boş yelkeni.
    O masum bakışların su kenarında.
    Ki ben Monna Rosa bulurum seni.

    Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
    Henüz dinlemedin benden türküler.
    Benim aşkım uymaz öyle her saza.
    En güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

    Artık inan bana muhacir kızı,
    Dinle ve kabul et itirafımı.
    Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı
    Alev alev sardı her tarafımı.
    Artık inan bana muhacir kızı.

    Yağmurdan sonra büyürmüş başak,
    Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
    Bir gün gözlerimin ta içine bak
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
    Yağmurdan sonra büyürmüş başak.

    Altın bilezikler o kokulu ten
    Cevap versin bu kuş tüyüne.
    Bir tüy ki can verir gülümsesen,
    Bir tüy ki kapalı geceye güne.
    Altın bilezikler o kokulu ten.

    Monna Rosa, siyah güller, ak güller.
    Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
    Kanadı kırık kuş merhamet ister;
    Ah senin yüzünden kana batacak.
    Monna Rosa, siyah güller, ak güller.​
  3. ZeuS Üye

    Cevap: Sezai Karakoç Şiirleri

    Sessiz Müzik

    Sen kış güneşi misin
    Yakarsın ısıtmazsın

    Bir ırmağın ortası yoksa
    Seni mi hatırlayacağım

    Bu dünyada olup bitenlerin
    Olup bitmemiş olması için
    Ne yapıyorsun

    Sizin evin duvarları taştan
    Dumanı da mı taştan

    Seni kız arkadaşlarından
    Sevinç gözyaşları içinde
    Öpen olmayacak mı

    Ezberlediğin şiir
    Beklediğin adam



    Sürgün Ülkeden Başkentler Ülkesine

    II
    Gelin gülle başlayalım atalara uyarak
    Baharı kollayarak girelim kelimeler ülkesine
    Bir anda yükselen bir bülbül sesi
    -Erken erken karlar ortasında
    Güneş dönmüş ışık saçan bir yumurta-
    Bana geri getirir eski günleri
    ...Paslanmış demir bir kapı açılır
    Küf tutmuş kilitler gıcırdarken
    Ta karanlıklar içinde birden
    Bir türkü gibi yükselirsin sen
    Fısıldarım sana yıllarca içimde biriken
    Söyleyemediğim ateşten kelimeleri
    Şuuraltım patlamış bir bomba gibi
    Saçar ortalığa zamanın
    Ağaran saçın toz toprağını
    Bana ne Paris'ten
    Newyork'tan Londra'dan
    Moskova'dan Pekin'den
    Senin yanında
    Bütün türedi uygarlıklar umurumda mı
    Sen bir uygarlık oldun bir ömür boyu
    Geceme gündüzüme
    Gözlerin
    Lale Devrinden bir pencere
    Ellerin
    Baki'den Nefi'den Şeyh Galib'den
    Kucağıma dökülen
    Altın leylak

    III

    Ölüler gelmiş çitlembikler sarmaşıklarla
    Tırmanmışlar surlarıma burçlarıma
    Kimi ırmaklardan yansıma
    Kimi kayalardan kırpılma
    Kimi öteki dünyadan bir çarpılma
    İçi ölümle dolu
    Dönen bir huni
    Doğarken güneş
    Kesilmiş ölü yüzlerden
    Bir mozayik minyatürlerden
    Dokunur tenimize
    Soğuk bir azrail ürpertisiyle ay
    Ve birden senin sesin gelir dört yandan
    Menekşe kokulu sütunlardan
    Komşu dağlardaki nergislerden leylaklardan
    Gözlerine ait belgeler sunulur
    Ey aşkın kutlu kitabı
    Uçarı hayallere yataklık eden
    Peri bacalarının yasağı
    Gönlümün celladı acı mezmur
    Bana bıraktığın yazıt bu mudur
    Ölüm geldi bana düğün armağanın gibi
    Senden bir gök
    Senden yıldızlar ördüler
    Ateş böcekleri
    O gece dört yanıma
    Ey bitmeyen kalbimin samanyolu destanı
    Sen bir anne gibi tuttun ufukları
    Ve çocuklar gülle anne arasında
    Seninle güller arasında
    Tuhaf bir ışık bulup eridiler
    Çocuklar dağ hücrelerinde erdiler
    Aramızdaki sırra
    Bir de ay ışığında büyüyen fısıltılar
    Gençlik monologları
    Seni alıp kaybolmuş zamanın çağıltısından
    Bana getiren
    Yasamız vardı
    Öfkeyle yazardın sen bir yüzüne
    Ölür ölür okurdum öbür yüzünde ben

    IV

    Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
    Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
    Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
    Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
    Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
    Uzatma dünya sürgünümü benim
    Güneşi bahardan koparıp
    Aşkın bu en onulmazından koparıp
    Bir tuz bulutu gibi
    Savuran yüreğime
    Ah uzatma dünya sürgünümü benim
    Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
    Ayaklarımdan belli
    Lambalar eğri
    Aynalar akrep meleği
    Zaman çarpılmış atın son hayali
    Ev miras değil mirasın hayaleti
    Ey gönlümün doğurduğu
    Büyüttüğü emzirdiği
    Kuş tüyünden
    Ve kuş sütünden
    Geceler ve gündüzlerde
    İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim

    Bütün şiirlerde söylediğim sensin
    Şuna dedimse sen Leyla dedimse sensin
    Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın
    Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
    Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
    Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
    Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
    Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim

    Yıllar geçti sapan olumsuz iz bıraktı toprakta
    Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
    Çatı katlarında bodrum katlarında
    Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
    Hep Kanlıca'da Emirgân'da
    Kandilli'nin kurşunî şafaklarında
    Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
    Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
    Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
    Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
    Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
    Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
    Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim

    Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
    Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
    Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
    Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
    Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
    Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
    Verilmemiş hesapların korkusuyla
    Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
    Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim

    Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
    Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
    Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
    Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
    Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
    O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
    Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
    Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
    Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
    Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
    Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
    Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
    Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
    Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili​
  4. ZeuS Üye

    Cevap: Sezai Karakoç Şiirleri

    Şahdamar

    Siz hürsünüz; siz şartsız ve kayıtsızsınız
    Bir balığın, bir siyah, bir kara balığın
    İncecik kılçığı üzerine yemin edersiniz;
    (K) harfi üzerine yemin edersiniz.
    Rakı içen kadınların, çiçek yiyen kızların
    İyilikleri, günahları ve çeyizleri üzerine yemin edersiniz.
    İstakozların, kırmızı ve mavi istakozların
    Bir mavzerlik peygamberlikleri üzerine,
    Küçük ve büyük, acılı ve acısız
    Yeminler yeminler yeminler edersiniz.
    Siz siz üzre yeminler edersiniz.

    Biz hayret eder, kuvvet eder, dudağımızı bükeriz;
    Dudağımızı kör makaslarla dilim dilim ederiz
    İki tane elimiz var deriz;
    Bin tane elimiz olsaydı
    Bini birbirinin aynı olurdu deriz.
    999 elimiz kağıt gibi yansın,
    Bir elimiz güneş gibi dursun..
    Biz elbette dudak büker, hayret ederiz.

    Biz inkar eder, inkarı severiz;
    Bayram hediyenizi iade ederiz
    Biz mahcup ve onurlu çocuklarız
    Başımızı kaldırıp bir bakmayız
    Siz rüyalarınızda yaşayıp durursunuz
    Siz güvercinleri gözlerinden vurursunuz
    Siz ekmeğin hamurunu, aşkın hamurunu samandan yoğurursunuz
    Siz rüyalarınızda yaşayıp durursunuz

    Toprağı zindana koyduk biz
    Üzerine yedi kilit vurduk biz
    Kaç gelinin alnında kaç yumurta kırdık biz
    Varsın yarın takılsın benim çene kemiğim
    Bir köpeğin ön dişlerine
    Ve Fahriye'nin kürek kemiği tam ortasından kırılsın
    Biz inkar eder, şah inkârlar severiz.

    Kafamızı kaldırıp bir bakmayız
    ...........................................
    Ruhumuzun içinde kar yağar
    Anamızdan doğduğumuz geceden beri
    Heybemizi emektar makinelere yükleriz
    Fikirlerimizi tıfıl vinçlere
    İri buğday tanelerinin trenleri yürüttüğünü bilmeyiz
    Biz yangında koşuyu kaybeden atlarız
    Biz kirli ve temiz çamaşırları
    Aynı zaman aynı minval üzere katlarız
    Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız

    Siz kalbe hançer gibi giren
    Siz kalpten ağaç gibi çıkan
    Siz bize şahdamarımızdan yakın
    Siz yüzükler içindeki kan
    Siz inançların sedef kabuğunu
    Ebabil kuşlarının gagalarıyla kıran

    Bununla beraber üzülmediğinizi biliyoruz
    Gün gelecek toprağın altına uzanacağız
    Her gece saat beş sularında sizi
    Toplardamarlarımızın içinde bekliyeceğiz


    Şehrazat

    Sen gecenin gündüzün dışında
    Sen kalbin atışında kanın akışında
    Sen Şehrazat bir lamba bir hükümdar bakışında
    Bir ölüm kuşunun feryadını duyarsın

    Sen bir rüya geceleyin gündüzün
    Sen bir yağmur ince hazin
    Sen şarkılarca büyük hüzün
    Sen yolunu kaybeden yolcuların üstüne
    Bir ömür boyu yağan bir ömür boyu karşın

    Sen merhamet sen şefkat sen tiril tiril kadın
    Sen bir mahşer içinde en aziz yalnızlığı yaşadın
    Sen başını çeviren cellatbaşının günü
    Sen öyle ki sen diye diye seni anlayamayız
    Şehrazat ah Şehrazat Şehrazat
    Sen sevgili sen can sen yarsın



    Veda

    Silahlara veda
    Geceye rüyaya ve sana
    Yalnızlığın geyik gözlü köşesinden
    Düzenlerin çıkmazına

    Çizdiğim resmin
    Saat kulesi ağlıyor
    Ağzım o çeşit yok
    Şişe bu çeşit var

    Sen bir gece gelsen
    Güneş doğmasa
    Gitmeden yine gelsen
    Bu yeni geleni
    Bu bize bakanı
    Sana bir anlatsam
    Güneş doğmasa
    Sandıkların içini göstersem sana
    Çizdiğim resmin
    Yalnızlığın geyik gözlü köşesinde
    Bir rafa koyabilsen
    Olup biteni ve onları
    Sabaha kadar konuşsak
    O ürkek ürkek bakanı sana bir anlatsam
    Ateşi karı tüfeği çeksem
    Ocağa pencereye kapıya

    Kemana veda

    Yağmurda şeytan ve şapkası
    Silahın ölümünü kutluyorum

    Tren kaçırmış gibiyim


    Yağmur Duası

    Ben geldim geleli açmadı gökler
    Ya ben bulutları anlamıyorum
    Ya bulutlar benden bir şey bekler
    Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
    Ben geldim geleli açmadı gökler

    Bir yağmur bilirim bir de kaldırım
    Biri damla damla alnıma düşer
    Diğerinde durup göğe bakarım
    Ne şehir ne deniz kokan gemiler
    Bir yağmur bilirim bir de kaldırım

    Nedense aldanmış bir gece annem
    Bir kadın gömleği giydirmiş bana
    İşte vuramadı gökler bana gem
    Dinmedi içimde kopan fırtına
    Nedense aldanmış ilk gece annem

    Biri çıkmış gibi boş bir mezardan
    Ortalıkta ölüm sessizliği var
    Bana ne geldiyse geldi yukardan
    Bana ne yaptıysa yaptı bulutlar
    Biri çıkmış gibi boş bir mezardan

    İyi ki bilmiyor kalabalıklar
    Yağmura bakmayı cam arkasından
    İnsandan insana şükür ki fark var
    Birine cennetse birine zindan
    İyi ki bilmiyor kalabalıklar

    Yağmur duasına çıksaydık dostlar
    Bulutlar yarılır gökler açardı
    Şimdi ne ihtimal ne imkan var
    Göğe hükmetmekten kolay ne vardı
    Yağmur duasına çıksaydık dostlar

    Ben geldim geleli açmadı gökler
    Ya ben bulutları anlamıyorum
    Ya bulutlar benden bir şey bekler
    Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
    Ben geldim geleli açmadı gökler



    Yoktur Gölgesi Türkiye'de
    Sabahları gün doğmadan uyanır
    Dilini yutacak olur içi kanlanır
    Gün boyu çalışır aydınlanır
    Kederini anlarsanız size ne mutlu
    Acır fakir çalışan kadınlara
    Titrer bir gönül kıracak diye hanım dizi

    İncedir billurdandır yoktur gölgesi Türkiye'de
    Bir meçhul Meryem mermerden değil ama kutlu
    Gözlerine baksanız erirsiniz kar gibi
    Elinizi sallasanız rüzgârından sallanır
    Bir geyik olur sizi arar melûl ve bakır
    Görür gibi uyur konuşur gibi susar güler ağlar gibi​