Sevim Emre'nin Yazısı

'Güncel Bilgiler' forumunda EyLüL tarafından 16 Eylül 2012 tarihinde açılan konu


  1. Sevim Emrenin Yazdığı Yazı




    Sevim Emre'den Yeni Bir Yazı

    TOPLUMSAL TRAVMALAR VE KADINA ŞİDDET

    Şiddet gören şiddet uygular, kinle büyüyen ise kindar olur. Bence öfkeyi kaybolmuş ruhlar taşır, yani iradesini kontrol edemeyen kişiler öfke kullanır.

    Halbuki Tanrı bizlere akıl vermiş. Daha evvel de belirttiğim gibi; insanın en büyük zenginliği akıldır; hele akılla irade birleşirse zenginliğin en büyüğüne sahip olunur. Bunları doğru bir sekilde kullanmak varken, insan neden şiddete başvurur, en sevdiklerine bile zalimleşir? Gün geçmiyor ki, basında kadına yapılan iskence, şiddet, zorla tecavüz haberleri yer almasın! Karnındaki bebeğe rağmen kadınlar, yuvasında ya da sokakta, insanların ailesinin gözleri önünde, canice katlediliyor. Bu nasıl bir zalimliktir? Bunu yapanlara insan bile diyemiyorum.

    Büyük Atamız der ki ;"Ey efendiler! Sorgulamayan insan cahildir, sorgulatmayan ise zalim"... Bence cahillik eğitimle çözülebilecek bir problemken, zalimliğin hiç bir çözümü yoktur... Dayak yiyen kişi, cahilliğinden, muhtaçlığından, korkusundan ve sorgulamamasından susar, kabullenir. Bunun çözümü vardır ama dayak atan kişinin, şiddet uygulayanın kısacası zalimliğin hiç bir şekilde bir çözümü yoktur. Çünkü yazının başında dediğim gibi, ancak şiddet gören şiddet uygular. Hiç bir çocuk zalim doğmaz.

    Can acıtan, kadını kıran, yaralayan adam, eve geldiği zaman ailesinin gözlerinde gördüğü korku yerine, aslında şefkatli, sevgi dolu bakışlar görse... Oğlunun, kızının dehşet dolu bakan yaşlı gözlerini fark etse... Onları yarınlarında öfke tohumları ekerek yetiştirmese... O zaman belki zalimliğe bir çözüm getirilebilir.

    Bir gün onun çocukları da anne baba olacak! Anılarında ıstırap, çile yüklü bir anne; kin kusan, hırsla vuran bir baba; ürkerek kaçtıkları yatak altları, kapı arkaları, komşu evleri yer alırken... Annelerinin çığlıkları, çaresiz bakan gözleri, çocuklarını babasız bırakmamak için katlandığı işkenceler hafızasına kazınmışken... Kim ondan sevgiye şefkate inanan bir anne, bir baba olmasını bekler ki?

    Kadın kimdir, soruyorum! Bir kadını sahiplenen erkeğin vebali değil midir kadın? Kocasına itaat etmediği ya da gördüğü zulümden dolayı boşanmak istediği için öldürülüyor kadınlar... Kadının öz güveninin olmasını neden istemiyoruz? Neden güçlü kadından bu kadar korkuyoruz? Onlar sustukça ve bizler şiddet karşısında sustukça, böyle haberleri daha çok okumaya başlayacağız. Kadının suskun kalmasını isteyen zihniyete acıyorum.

    Bence kadın hem çok güçlü hem çok zayıf bir varlık. Fiziksel olarak şiddete karşı koyamayacak kadar zayıf fakat dayak yemeyi göze alabilecek ve çocukları uğruna bu azaba katlanacak kadar güçlü varlık... Sevgisinden pişmanlık duysa da vazgeçemez. Çünkü bu ıstırap ve işkence dolu dört duvar, bir zamanlar ona cehennem azabı çektiren insanla mutlu olmak için geldiği, umut taşıdığı yuvasıdır. Telli duvağıyla geldikleri bu evlerden zaman zaman cenazeleri çıkmıyor mu bu çileli kadınların?

    Ne kötü Tanrım! Kendi gücünü karşısındakini ezerek, onun nefretle bakan bakışlarından, sel gibi göz yaşlarından, yaralı bedeninden, kalbinden, kırılan gururundan zevk alan bir insan, insan olabilir mi?

    Efendimiz hazretleri 'Cennet annelerin ayakları altında' derken anneliğin ne kadar önemli olduğunu vurgulamış... Ana olmak, kanıyla canıyla bir insana can vermek, ne büyük haslet... İşte kadına kaldırılan el, bence insanın kendisini doğuran anaya attığı bir tokattır aslında. Şiddet göstereni de bir anne, bir kadın dünyaya getirmedi mi? Ne büyük bir utanç, ne büyük bir iradesizliktir bu... Acizi ezmek, gücünü, belki de hayata olan öfkesini kendisine sığınmış bir insandan çıkarmak nasıl bir adalettir? Tecavüze uğrayan, katledilen, işkence gören kadınların korunması ve hakları için adaletin takipçisi olmalıyız. Kadını aşağılayan, kadının uğradığı fiziksel, cinsel ve ruhsal travmaların hesabını sormalıyız. Sessiz kalmamalıyız.

    Aman diyene el kalmaz. Günahı bilen kişi kalp kırmaz. Her ne sebebi olursa olsun, bir insanın canını almak, Tanrı'nın verdiği ömrü sona erdirmek nasıl bir vahşet ve inançsızlıktır? Şiddeti yaratan toplumsal koşulların değiştirilmesinin gerektiğini hepimizin kabul etmesi gerekiyor. Şiddet gören de, şiddeti uygulayan da bu toplumun bireyleri değil midir?

    Çocuk yaşta bir insan da şiddet suçu işleyebiliyor. Bunun nedeni aile içinde yaşanan travmalar mı, yoksa toplumda ve televizyonlarda şahit olduğu yanlış değerler mi? Yoksa her ikisi de mi? Masum ve günahsız doğan bir yavru, bir caniye dönebiliyor. Onun beyninde oluşan bu kötülük yapma duygusunun tohumları, aile içinde veya toplumdan gördüğü acımasızlıkla atılıyor. Hz. Ali demiş ki; Her derde bir deva bulunur, lakin ahlaksızlık illetini iyi edecek bir ilaç yoktur.

    Hepimiz toplumsal bir travma yaşıyoruz ve bunun farkında değiliz.

    Hayat ağacının kuruyan kökleri varsa, bunun bir sebebi de bizleriz...

    Sevim Emre

    [​IMG]