Sevgiyle ibadet edebilmek

'Dini Konular' forumunda Semerkand tarafından 10 Aralık 2011 tarihinde açılan konu


  1. Sevgiyle İbadet Edebilmek
    İçimizde Saklı Muhabbet

    Kalp Nasıl Arınır?

    Sevmek, insanın en önemli özelliklerinden biridir. Öyle ki, insan sevdiği için her şeyi yapar, dağı bile delmek ona zor gelmez. İbadetlerimize de birazcık sevgi katabilsek Rabbimize daha yakın olacağız. Peki acaba bunun yolu ne?

    Alemlerin Rabbi Yüce Allah’a ibadet etmek herkes için bir yükümlülük, bir farzdır. Aynı şekilde her kişinin ibadetini güzelleştirmesi, elinden gelenin iyisini yapması da gerekir. Yeterince güzel ibadet edemiyorum diye kulluk vazifesini terk etmek şeytanın bir oyunudur ve yasaklanmıştır.

    Bununla birlikte, ibadet muhabbetullah yani Allah sevgisi ağacının meyvesi gibidir. Ağaç nasılsa meyve de öyle olur. Kul ne kadar muhabbetli ise ibadeti de o kadar gönülden ve sahici olur. Bu nedenle muhabbetullahı artırmak için çaba göstermek lazımdır.

    İçimizde Saklı Muhabbet

    Dünyaya gönderilişimizin sebebi kulluktur. Yani Cenab-ı Hakk’ın emir ve yasaklarına itaat etmektir. Allah Tealâ’nın rızasına ermenin bundan başka da yolu yok. İtaat ilâhi rızaya, rıza cennet ve Cemalullah’a vesiledir.

    Kalbi uyanık, tefekkür sahibi bir insanın Cenab-ı Hakk’a itaati sevgiyle boyun eğiştir. Zaten sevgi olmadan itaat tatsız ve ağır gelir insana. Kılınan namaz, tutulan oruç, verilen sadaka, sevgi varsa zevk verir, adeta kalbi kanatlandırır. Değilse zahmet ve meşakkate dönüşür.

    Aslında Allah sevgisi her insanın fıtratında mevcuttur. Fakat bu fıtrî özellik hakkı verilmediği, beslenmediği için bozulmuş, bu da itaati etkilemiştir. Ancak arınmış kalpler bu sevgiyi yeniden kazanmıştır. Bu yüzden kalbin durumuna bağlı olarak insanların sevgisi ve itaati de farklılık gösterir.

    İmam Gazali rh.a. “Bilmiş ol ki, diyor, ahirette en çok mesut olanlar (dünyadayken) Allah’ı en çok sevenlerdir. Çünkü ahiret demek, Allah Tealâ’ya yönelmek, O’na kavuşma saadetine ermek demektir. Uzun bir bekleyişten sonra gelen ebedi vuslattan daha güzel ne olabilir? Ancak bu nimetler, sevginin derecesiyle ölçülür. Sevgi ne kadar kuvvetli olursa, saadet de o nispette artar. Kul, Allah sevgisini ancak dünyada kazanır.” (İhya, 4/568)

    Kendimize Söz Geçirebilsek

    Ne var ki dünyalık arzu ve ihtiraslarının esiri olan azgın nefse bu durumu anlatmak, onu Allah Tealâ’ya gereği gibi itaat etmesi hususunda ikna etmek hayli çetin bir iştir. Zira o sanki başını toprağa gömmüş, heva ve hevesine neredeyse tapacak kadar düşkünleşmiş ve ahmaklaşmıştır. Onun gerçeği görmesini beklemek, ağustos sıcağında kar yağmasını beklemek olur.

    Mademki nefs hakikate böyle göz yumup kulak tıkamaktadır, o halde ilâhi tecellilerin yeri olan kalbe yönelerek onu nefsin elinden kurtarmak, arındırmaya çalışmak lazımdır. Kalp nefsin tozundan toprağından temizlendiğinde, nefse söz geçirmek mümkün hale gelir. Bir başka ifadeyle, kalp teslim alınırsa, tasavvuf erbabının söylediği gibi nefs mecazi anlamda ölür.

    Nefsin ölmesi demek onun ortadan kalkması değildir; tezkiye olması, yani hor ve hakir görülen kötü sıfatlarından arınıp, övülen ve istenilen sıfatlarla donanmasıdır. Gavs-ı Hizanî k.s. Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Nefsin ölümü ve öldürülmesi, ilâhi emirlere boyun eğerek sıfatlarının değişmesinden ibarettir.” (Minah)

    Kur’an-ı Kerim’de de “Gerçek kurtuluş bulmuştur onu temizleyip parlatan, ziyan etmiştir onu kirleten ve gömen…” (Şems, 9-10) diye nefsin arındırılmasına işaret buyrulur.

    Bütün bunlar büyük nimetlerdir ve büyük nimetler her zaman büyük külfetlerden sonra elde edilir. Dünyevî bir aşk için onlarca zorluğa katlanan insanın, aşkların en büyüğü olan Allah aşkına ermek adına bu kadar külfeti göze alması çok değildir.

    Kalp Nasıl Arınır?

    Tasavvuf yolunun büyükleri, kalbin arındırılıp saf hale getirilmesine büyük önem verirler. Çünkü kalp bunca zaman nefse tâbi olmakla gaflet karanlığına gömülmüş ve basiret gözünü kaybetmiştir. Eğer tedavi edilirse ilâhi nur ve feyzleri müşahade şerefine erecektir.

    Maneviyat büyüklerinin bu tedavi için önerdikleri en önemli üç işlem şöyledir: Mâsivâyı kalpten gidermek, zikre sarılmak ve rabıta. Bu üç işlemde asıl olan mâsivâyı gidermektir. Diğerleri mâsivâdan rahatça kurtulmaya vesiledir.

    Mâsivâyı kalpten gidermek:

    Kalbi asıl sahibinin yani Cenab-ı Hakk’ın feyz ve nurlarına açabilmek için, O’nun yüce varlığının dışındaki şeyleri yani mâsivâyı gönülden çıkarmak gerekir.

    İmam Rabbanî k.s. Hazretleri’nin de buyurduğu gibi, dünya ve ahiret iki kuma gibidir, biri memnun edilirse diğeri darılıp gider. Mâsivâyla dolu kalp ilâhi sevginin yerleşmesine engeldir. Sevgi kalbe yerleşmeyince de itaat zayıf olur. 19. yüzyıl şairlerimizden Şem’î şöyle söylüyor:

    “Sür çıkar gayrı gönülden tâ tecelli kıla Hak Padişah konmaz saraya hâne mâmur olmadan.”

    Zikrullaha sarılmak:

    Zikir, kalpten mâsivâyı gidererek gaflet uykusundan uyanmanın vazgeçilmez yoludur. Büyükler, kulu Yüce Allah’a bağlayan en kısa ve en kolay yolun zikirden geçtiğini söylemişlerdir.

    Gavs-ı Sâni k.s. Hazretleri bir sohbetlerinde buyurmuştur ki: “Zikir kalbin gıdasıdır; gıdasını almayan kalp zayıflar, sonra ölür. Kalp ancak zikir ile beslenir, kuvvetlenir, tatlanır, manen hayat bulur.” (Arifler Yolunun Edepleri, 98)

    “Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur” (Ra’d, 28) ayet-i kerimesi bu gerçeğe işarettir.
    Yalnız, zikrin tesirinin çabuk ve kuvvetli olması için büyüklerin tarif ettiği usule uyulmalıdır. Yani kâmil bir mürşidin rehberliğine başvurulmalıdır.

    Rabıtaya devam etmek:

    Rabıta, tasavvuf yoluna ait bir tür terbiye metodudur. Mâsivâ ile dolu kalbi, kâmil mürşide Cenab-ı Hak tarafından bahşedilmiş manevi feyzle yıkamaktır. Daha genel anlamıyla, bir Allah dostunu model olarak seçip, onun izlerinden yürümektir.

    Kâmil mürşidin kalbi Cenab-ı Hakk’ın tecelli mekânıdır. Rabıta ile Hakk’ın nazar ettiği yere bakmak, orayla irtibat kurmak, güneşin aksettiği aynaya bakmak gibidir. Faydası büyüktür.

    Rabbini Seven Kul

    Hakiki manada Allah sevgisini tatmış bir kulun kalbinde ne mâsivâya ne de gaflete yol bulunur. O Rabbinden, Rabbi de ondan razıdır. Mahlukata karşı herkesten daha halim, herkesten daha merhametli ve şefkatlidir. Yaratılana karşı sevgisi Yaratan’a olan muhabbetinden ileri gelir.

    O, halka karşı çok mütevazi, fakat halk içinde bile Hak’la beraberdir. Her anı yeni bir vuslata açılır. İbadet ve taate öylesine tutkundur ki, hadis-i kutside bildirildiği gibi bu onu Yüce Allah’ın sevgisine mahzar kılarak adeta işiten kulağı, gören gözü, konuşan dili haline getirir. (Buharî) Kurtuluş için bize gereken de bu değil mi?


    Kürşat Salih YAMAN


    semerkand dergisi

    mart 2008