Seni de Vururlar Bir Gün Ey Acı !

'Karışık Şiirler' forumunda Pardus tarafından 11 Mayıs 2009 tarihinde açılan konu


  1. seni de vururlar bir gün ey acı
    uçuşup durduğun kanatlarından
    sazın sözün türkülerin tükenir
    ellerin koynunda kalakalırsın

    şakaklarına kar yağıyor bilesin ey acı
    gül açan yüzlerimizde
    göğeriyor rengin senin de

    biz seni
    tâ eskiden tanırız
    hanigöğüslerimize taş olur inerdİn
    avuçlarımızda hira dağıydın

    al atların tan yerine ayarlanmış yelelerinde
    akdeniz rüzgarlarına karışan sendin

    biliyorum
    hiçbir tarıh yazmayacak
    ve birsır gibi kalacak yakılan kitaplarda
    göbek bağı anasından henüz çözülmemiş
    bebelerimize mitralyözlerin okyanus ötesinden
    ayarlandığını

    seni de yakarlar bir gün ey acı
    bir taptuk kul gözlerinden vurursa
    parmakların eğri ağaç tutmaz
    çığlıkların çağlar aşar duymazsın

    ve ben biliyorum
    örümceği, mağarayı, güvercini, asâyı

    ve ibrahim’in baltasını
    biliyorum

    nereden başladı bu kesik dans
    ve bu dansa karşı afyonlanmış hecin yüzlü
    insanlar kim?

    kim kimin yanında
    kim kimin karşısında

    meclis kürsüsünden konuşan bu adam kim

    üsküdür kız lisesinde okuyan genç kız
    çantasında kimin fotoğrafını taşıyor

    kadıköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar
    neden gülüyorlar ki

    seni de vururlar bir gün ey acı
    filistin’de sapan taşlı çocuklar
    dalın, kolun, fidelerin, budanır
    kuru bir kütükle kalakalırsın

    öyle bakmayın balkonlarınızdan
    fırat nehri ayrılık çıbanına tutuldu,
    damarlarımızı yırtıyor
    tuna nehri, onulmaz boşnak sızıları
    pompalıyor yüreğimize

    pilevne türküleri ağıtlara dönüşürken,
    çeçenya’da yiğitler
    inancın emeğin/ve aşk’ın
    kılcal damarlarına ulanıp sustular…
    ve ne bağdat’tan
    ne şam’dan
    ne mekke’den
    ne diyarıbekir’den
    ne istanbul’dan
    ne buhara’dan
    bunca telefon direğine rağmen kimse kimseyi
    duymuyor

    seni de vururlar bir gün ey acı
    halepçe’de soldurulmuş gül gibi
    bu sevdaya düşsen, sen de yanarsın
    suskun, sıcak, uzun yaz geceleri

    ve siz
    ey analar,
    hani siz, gecelerinizi böler, çocuklarınıza ninniler
    söylerdiniz

    hani siz, fatihler doğururdunuz…

    gelin-kızların giysileri kirletildi
    çocuklar hep yetim kaldı

    ‘'elem yecidke yetimen feava’'

    ve ben biliyorum
    ben biliyorum
    istanbul’un
    bağdat’ın
    diyarıbekir’in
    mekke’nin
    buhara’nın
    birbirine nasıl bağlandığını, nasıl çözüldüğünü/sonra
    ey insan
    ey insanlık
    ayağa kalk

    kolları ve bacakları budanmış delikanlıları
    boyunları gövdelerinden ayrılmış insanları
    gözleri uyur gibi kapanmış,
    kan pıhtıları içindeki bu
    çocukları
    gelişmiş laboratuarlarınızda dikkatle inceleyin
    ve bir gün
    bu dünya
    gül bahçesine dönecek
    bunu böylece bilin/
    ve
    unutmayın…


    Ferman Karaçam