Sen Gitmeden...

'Kısa Bilgiler' forumunda Aderito tarafından 2 Ocak 2013 tarihinde açılan konu


  1. Sen giderken;


    Ben boşluğunu dolduruyordum avuçlarımın. Kanadı kırık geçmişin gelip geçmesini seyrediyordum gözlerimin önünden ve sana adanmış her resmin üzerini çizerek, nefesini tutuyordum. Dudaklarımdan düşen gelmişin geçmişin sözlerime yığdığı küfürleri ısırırken yakasından, belki de; senin payına düşenlerden kendi canımı acıtıyordum bilmeden.

    Sen giderken;
    Issızlığımın kenarına oturup düşür diye yalvarıyordum Allah'a... Henüz ömrümün orta yerinde hiçe sayarak yarını ve sana gelen yolun kapalı olduğunu bilirken bile çığ oluyordun içimde büyüyen. Önümün ardımın günün güneşin gölgeme yığdığı silüetini tutarken sessizliğinden, senden bana kalanları şehrin en kuytusuna gömerek kendimi kandırıyordum yeniden... Oysa, güne başlarken takvim yaprağına düşüyorsa hala ilk hayal,
    kalp kalbe karşıdır başka dünyalarda olsa da. Sonrasında herkese bakıp benziyor mu diye zorlarken ve kendine sığınacak bir yer ararken aşk ve akıl, körelmiş donuk kimsesiz göz ucuyla süzülecektir gelip geçenler...

    Ve sen giderken;
    Ben ışığı eksik boynu bükük sokak lambası edasıyla odamın en kuytu köşesinde durup, maziyi çiziyorum eflatun bir kalemin ucunda. Olur ya; karanlığa düşer diye belki yolun. Bil ki; aslında bende, sana geliyorum...

    Biliyor musun ?
    Sen bir kitapsın ve henüz ve hep ilk sayfasındayım... İsmin düşerken sözlerime, seyrine düşkünlüğüm, aklıma küskünlüğüm açlığım susuzluğum tutunup duruyor iki yakamdan. Bir sayfanın ucunda tık nefesin karışıyor nefesime, yokluğuna dizilmiş kelimelerden bihaber! Saçlarında dolaşırken ellerim, tel tel dökülüyorlar avuçlarıma, bende düşüyorum. Ve bilmiyorsun içinden seninle geçilmiş kaç şehir, kaç sokak var, kaç dilim ekmeği paylaşıp, kaç yudum aldım dudaklarından. Ben sayıyorum sayıyorum bitmiyor... Her sabah sırf sen uyandın diye derin bir nefes çekiyorum hayattan, suratına üflüyorum geçmişimin. Biliyor musun? Yatağım dağılıp duruyor her sabah nefesini duymayacağım korkusundan, oysa ben hep koltuğun bir köşesinde kıvrılıyorum, o da bilmiyor...

    Oysa hep aklımdadır içinden düşülmüş kaç rüya, kaç kabus gece var yaşadığım. Kaç kez yığılmışım gözlerine özlemle say say bitmiyor... Bilmiyorsun hep sen geçiyorsun ömrümden, huysuzluğun tutunup duruyor kalp kapağıma sayfanın bir ucundan, karışıyor özleme. Yokluğuna dizilmiş kelimelerden bihaber ve sevgilim ben korkuyorum. Sen, usul usul avuçlarımdan kayıp giderken...

    Ve sen gidersen;
    Ben hep boşluğunu dolduracağım avuçlarıma kokusu sinmiş ellerini öperken...



    ! AYN