Selçuklu döneminin Anadolu ticaret yolları nerelerdir?

'Ders notları' forumunda ßyFeaR tarafından 17 Haziran 2010 tarihinde açılan konu


  1. SELÇUKLULARDA TİCARET VE TİCARET YOLLARI

    Selçuklularda Ticaret, Ticaret Yolları ve Kervansaraylar Anadolu Selçuklu sultanları ticaretin ülkenin iktisadi hayatında ne derece önemli rol oynadıklarını idrak ettikleri için hem iç hem de dış ticaretin gelişmesi için gereken ortamı hazırlamış, yollarda emniyeti, şehirlerde ve pazaryerlerinde asayişi ve huzuru sağlamışlardır. Başlangıçta mübadele yoluyla yapılan ticari faaliyetlerde zamanla para kullanılmaya başlanmıştır. Şehir dışında kurulan pazarlar yerleşik hayat sürenlerle, köylüler ve göçebeler arasında ticaret mallarının karşılıklı olarak mübadele edildiği yerlerdi. Şehirlerin gelişmesiyle çarşılar, pazarlar ve hanlar iç ticaretin canlandığı yerler oldu. Hem yerli hem yabancı tüccarlar buralarda alışveriş yapıyorlardı.

    Pazarlardan alınan vergiden başka şehre getirilen ve dışarı çıkarılan her çeşit eşyadan vergi alınıyordu. İlhanlılar zamanında tamga adı verilen bu vergi sahneler tarafından tahsil edilirdi. Esnaf ve zanaat erbabı XIII. Yüzyılda ahilik adı verilen bir teşkilatın bünyesinde toplanmışlardı. Bu teşkilat şehirlerde ekonomik, siyasi ve ahlaki kuralları tanzim ettikleri gibi siyasi buhran ve sıkıntıların giderilmesinde de önemli hizmetleri ifa ediyorlardı.

    Anadolu’da ahilik teşkilatının kurucusu olarak kabul edilen Ahi Evran I. Alaeddin Keykubat’ın destek ve yardımı ile İslami tasavvufi düşünceye bağlı kalarak şeyh-mürid, usta-çırak münasebetlerini tanzim etmiş ve buna bağlı olarak iktisadi hayatı düzenlemiştir. Büyük bir süratle yayılan bu teşkilatın mensupları sadece şehirlerde değil aynı zamanda köyler ve uç boylarında da büyük nüfus kazanmışlardır. Özellikle XIII. Yüzyılda devlet otoritesinin zayıfladığı sıralarda siyasi ve askeri güçlerini kullanarak önemli hizmetlerde bulunmuşlardır.

    Anadolu Selçukluları zamanında ahiler çeşitli mesleklere ait problemleri halletmekte ve onların devlet ile olan münasebetlerini düzenlemekteydiler. Çarşı ve pazarlarda satıla malların hem kalite hem de fiyat yönünden kontrolü ahilik teşkilatının başlıca görevleriydi. Çok geniş bir alanda faaliyet gösteren ahilik pek çok devlet adamı, tarikat mensupları ve alimleri bünyesinde toplamış, XIV. Yüzyıldan itibaren de organize esnaf birlikleri halini alarak iktisadi sahadaki faaliyetlerini ön plana çıkarmıştır. XII. Yüzyıldan itibaren Anadolu’ya yerleşen Türkmenler hem kendi aralarında hem de Rumlar ve Ermenilerle dahilde alışveriş yapmışlardır.

    1071 Malazgirt zaferinden sonra, Oğuz boyundan Türklerin büyük yığınlar halinde Anadolu’ya akmasıyla, önce Selçuklular, sonra Osmanlılar olmak üzere, Anadolu’da Türk devletleri kuruldu. Gerek Selçuklu, gerek Osmanlı Devleti, çağına göre ileri bir toplum düzeyine dayanmaktaydı. O tarihlerde biz Batı’ya değil, Batı bize el açmaktaydı. Fransa Kralı François I, Osman Devletinden 2 milyon düka altın borç ile cephane, at ve savaş gemisi istemekteydi. Akdeniz adaları ve İtalya, açlıktan ölmemek için Türk buğdayına muhtaçtı. Kraliçe Elizabeth, Türklerin yün boyama tekniğini çalmak ve İngiltere’ye Türk işçileri kaçırmak amacıyla İstanbul’a ajanlar gönderiyordu. İngiltere kralı Henry VIII, Kanunî Süleyman zamanında, Türk Hukuk Sistemi’ni incelemek üzere İstanbul’a heyet yolluyordu.

    Doğu Avrupa’nın hattâ Almanya’nın iyice serfleştirilmiş köylü halk kitleleri, Osmanlı’yı bir kurtarıcı olarak bekliyordu. Yavuz Sultan Selim, Süveyş Kanalı’nı açarak denizden Hindistan’ın fethini planlıyordu. Başka bir Sultan, filo ve top yollayarak, bir Endonezya prensine askerî yardım yapıyordu.

    Köyler, çok büyük ve birbirine yakındı. Suları zapt u rapta almışlar, küçük ve kesif ziraat yapıyorlardı. Toprağı iyi işliyorlar ve muhtelif iklimlere mahsus çeşitli mahsullerin hepsini alabiliyorlardı. Evliya Çelebi, Anadolu’nun her tarafında 500 haneli, bağlı bahçeli köylerden bahseder. Köyler, camili, medreseli ve hamamlı idi. Hemen hepsi, küçük ölçüde birer site idiler. Her sitenin bir kervansarayı, bir arastası vardı. Bu arastalar, kervan teçhiz yeri idi. Sipahi pazarlarında biniciliğe müteallik malzeme satılırdı. Büyük kervan yollarının dışında ve uzağında kalan köyler, kasabalar bu yollara amut birer akın halinde durmadan meyve, sebze, hububat ve mamûl eşya taşırlardı. Kendilerine lâzım olandan çok fazla istihsalleri vardı. Zengin, mamur ve fazlasıyla müstahsil büyük Türk köyleri, Ege sahillerine kadar bu yollar (İpek Yolu) üzerinde kurulmuştu.

    Daha Selçuklular zamanından başlayarak hanlar ve kervansaraylarla donatılmış geniş bir yol şebekesi, yaygın bir posta ve güvenlik sistemi Anadolu’yu kaplamaktaydı. Bu coğrafî durum ve geniş ticarî yatırımlar, Anadolu’yu “bir nakliyeci ve tüccar memleket” haline getirmişti.
    Nakliyatçılık ve kervancılık, özellikle Doğu ve Orta Anadolu’da büyük yığınlar halinde yaşamakta olan göçebe unsurlara belli başlı geçim imkânlarından birini sağlamış ve bu sayede geniş ölçüde yük hayvanı yetiştirmeyi de teşvik etmişti.

    Anadolu’daki kervansaraylarda yolcular hayvanları ile birlikte 3 gün parasız olarak kalabiliyor ve yemek yiyebiliyorlardı. Her 18 milde (33 km) ticaret yolları üzerinde ya bir han ya da bir kervansaray yapılmıştı. Böylece, yolcuların yolculuk ettikleri her günün akşamı geceleyip, ihtiyaçlarını giderebilecekleri bir yer sağlanmış oluyordu.

    Bu devrin en mühim ticaret merkezleri olan Konya, Aksaray, Kayseri, Sivas, Erzurum, Diyarbekir, Harput, Malatya, Kırşehir ve Ankara şehirleri, Batı ve Doğu tüccarlarının uğrak yerleriydi ve Bizans ile Doğu, Mısır ile kuzey arasındaki ticaret münasebetlerini temin eden yollar da buralardan geçiyordu. 14’üncü asırda Ege ile birlikte bütün Yakın Doğu ve Akdeniz’in dünya ticareti bakımından en hakim elemanı Türklerdi.
    Maden ve madenî eşya ihracatı yapılıyordu. Deri sanayi, Batı’dakinden çok önde idi. Konya’dan başlamak üzere bütün Batı Anadolu’da muazzam bir dokuma sanayii gelişiyordu.
    Demek ki, daha Selçuklular zamanından başlayarak, Anadolu Türk toplumu, coğrafî mevkii gereğince, milletlerarası ticarete bağlı olarak, a) zanaatın tarımdan ayrılması ve b) şehirlerarası ticaret aracılığıyla zanaat ve ticaretin birbirinden kopması gibi, ortaçağ düzeninden modern çağa geçişte önemli rol oynayan iki evrimi gerçekleştirme yolunda büyük mesafe almıştı. Ticaretin büyük önemini kavrayan Türk devletleri, çağına göre mükemmel bir ticaret örgütü kurmuşlardı.Derbent örgütü, yol ve köprülerin iyi halde bulundurulması kadar, tüccarın can ve mal güvenliğini de sağlamaktaydı. “Derbentçiler, bulundukları yerlerde hiç kimsenin canına ve malına zarar gelmeyeceğini, aksi halde zararı tazmin edeceklerini” taahhüt ediyorlardı.

    Alıntıdır...