Şehzade Mustafa İçin Yazılan Mersiyeler

'Osmanlı Tarihi' forumunda EyLüL tarafından 16 Ağustos 2012 tarihinde açılan konu


  1. Şairlerin Şehzade Mustafa İçin Yazdıları Mersiyeler




    Osmanlı Şehzadsi Mustafa İçin Yazılan Mersiyeler

    Şehzade Mustafa'nın ölümü üzerine mersiye yazan şair sayısı on dörttür.

    Bu şairler içerisinde en tanınmış mersiyeyi yazan Taşlıcalı Yahya ön plâna çıkar. Şehzade için mersiye yazan şairler; Fünûnî, Rahmî, Edirneli Nazmî, Muînî, Mustafa, Müdâmî, Sâmî, Kara Fazlî, Nisâyî, Şeyh Ahmed Efendi(Hayalî), Selîmî, Kâdirî'dir. Elimizde bulunan mersiyelerden birinin ise şairi belli değildir.

    I.Bent
    Meded meded bu cihanım yıkıldı bir yanı
    Ecel celâlîleri aldı Mustafa Hânı
    Meded, meded! Bu dünyanın bir tarafı yıkıldı. Çünkü ecel eşkıyaları Mustafa Han'ı yakaladılar ve boğdular.

    Tohındı mihr-i cemâli bozuldı erkânı
    Vebale koydılar âl ile Al-i Osmânı
    Onun güneş gibi parlak yüzü battı ve düzen bozuldu. Osmanoğullarını hile ile günaha soktular.

    Geçerler idi geçende o merd-i meydânı
    Felek o canibe döndürdi şâh-ı devrânı
    Yalancının kuru iftirası ve gizli düşmanlığı gözümüzün yaşını akıttı, gönlümüzde ayrılık ateşi yaktı.

    Cinayet etmedi cânî gibi anıın câm
    Boguldı seyl-i belâya tagıldı erkânı
    Zavallı şehzade caniler gibi bir cinayet işlememişken, belâ seline düşüp boğuldu. Bütün yanında bulunan yakınları darmadağın oldu.

    N'olaydı görmeye idi bu macerayı gözüm
    Yazuklar ana reva görmedi bu rayı gözüm
    Keşke şu olayı gözüm görmemiş olsaydı. Doğrusu ya, şehzade hakkındaki hükmü doğru ve uygulanan cezayı adalete uygun görmedim.

    II.Bent
    Tonandı ağlar ile nurdan menâra dönüp
    Güşâde hatır idi şevk ile nehâra dönüp
    Şehzade beyaz bir elbise giymiş, bu haliyle nurdan bir minareye dönmüştü. Babasını göreceği için mutluluktan parlayan yüzü gündüzü andırıyordu.(Şehzade’nin Kanuni’nin huzuruna çıkışı anlatılıyor)

    Göründi halka dıraht-ı şükûfezâra dönüp
    Ütag u haymeleri karlu kûhsâra dönüp
    Şehzade halka çiçek açmış bir ağaç gibi göründü, otağ ve çadırları da karlı dağlara benziyordu.

    Tururdı şâh-ı cihan hiddet ile nâra dönüp
    Yürürdi kulları yamnea lâle-zara dönüp
    Cihan padişahı olan Kanunî Sultan Süleyman hiddetten ateşe dönmüştü, yanında yürüyen adamlar da bir lâle tarlasını andırıyordu.

    Müzeyyen idi bedenlerle ak hisara dönüp
    El öpmeğe yüridi mihr-i bî-karara dönüp
    Padişahın çadırları bedenlerle süslenmiş, akhisara dönmüştü. Şehzade ise sevincinden güneş gibi yerinde duramaz bir hale gelmiş ve el öpmek. İçin otağa doğru yürümüştü. (Beden: gövde, hile duvarı ve büyük çadırların etrafına çekilen bezden perde manasına gelir. )

    Tolandı gelmedi çünkim o mâh-pâre dönüp
    Görenler ağladılar ebr-i nev-bahâra dönüp
    Ay parçası gibi şehzade, babasının otağından dönüp gelmedi. Onun cenazesini görenler yağmur yağdıran bahar bulutu gibi ağladılar.

    Bir ejdehâ-yı dü-serdür bu hayme-i dünyâ
    Dehânına düşen olur hemîşe nâ-peydâ
    Bu dünya çadırı, iki başlı bir ejderhadır. Onun ağzına düşen görünmez olur.

    III.Bent
    O bedr-i kâmil ol âşinâ-yı bahr-i ulum
    Fenaya vardı telef etdi ara tâli-i şûm
    Ayın on dördü gibi bilgili ve ilim denizinin tanışı olan o şehzade yok olup gitti. Uğursuz talih zavallıyı telef etti.

    Dögündi kaldı hemân dâg-i hasret ile nücûm
    Köyündi şâm-ı firakında doldı yâş ile Rûm
    Gök yüzünde yıldızlar şehzadenin, hasret yarasıyla dövündü kaldı. Osmanlı ülkesi onun ayrılık gecesinde hasretle yandı tutuştu, ülkenin gözleri yaşlarla doldu.

    Kara geyürdi Karamana gusse etdi hücum
    O mâhı ince hayâl ile etdiler ma'dûm
    Keder, hücum etti, Konya halkına karalar giydirdi. O ay yüzlü şehzadeyi, ince hesaplar, ustaca entrikalarla yok ettiler.

    Tolandı gerdenine hâle gibi mâr-ı semûm
    Kazâ-yı Hak ne ise razı oldı ol merhum
    Zehirli bir yılan, yani cellâdın kemendi, şehzadenin boynuna hale gibi kuşandı. Rahmetli kaderi ne ise ona boyun eğdi.

    Hatâsı gayr-ı muayyen günâhı nâ-ma'lûm
    Zihî şehîd ü saîd ü zihî şeh-i mazlum
    Hatası görülmemiş ve günahı bilinmez işken öldü- öldürülen şehzâde, ne mübarek ve manen ne mutlu bir şehîd ve ne derece zulme uğramış bir sultândır!

    Yıkıldı yer yüzine aslına rücû etdi
    Saadet ile hemân kurb-ı hazrete gitdi
    Şehzâde yer yüzüne yığılıp kaldı ve aslı olan toprağa döndü. Mutlulukla Hazretin yakınlarına gitti.

    Divan şairleri hakkında, saraya yaranmak için ve saray için yazarlardı diyenlere, öyle olmadığını gösteren bir örnektir; Taşlıcalı Yahya. Eğmeden, bükmeden, fermanındaki sıfatları yedi satırı geçen Cihan padişahına yanlış yaptın, diyebilen bir adam Taşlıcalı Yahya. Daha sonra Rüstem Paşanın ölümünü görmüş ona da bir Mersiye yazmış. Mersiyeler bir üzüntü ve keder şiiridir. Bunun en güzel örneği de Kanuni’nin ölümü üzerine Baki’nin yazdığı mersiyedir.Yahya, Rüstem paşa için yazdığı mersiyede üzülmekten çok sanki sevinmiş gibidir.

    N’ola ol gitdi ise bâkî kalan sag olsun
    Yirde yatdukça babam oglı fülân sag olsun
    Çok yaşasun bunı yazan okıyan sag olsun
    Gülmez idi yüzi mahşerde dahi gülmeyesi
    Çog iş itdi bize ol saglık ile olmayası
    Rüstem için, öldüyse ne olmuş ki, geride kalanlar sağ olsun, bu dünyada yüzü gülmez idi, mahşerde de gülmesin diyerek, beddua etmektedir.

    Böyle şairleri ön plana çıkarmak hem tarihin daha iyi anlaşılmasına hem de Divan Edebiyatının daha iyi anlaşılmasına yardım edecektir.


    Alıntıdır