Şehitler haftası için şiirler

'Karışık Şiirler' forumunda YAREN tarafından 19 Mart 2010 tarihinde açılan konu


  1. Şehitler haftası şiirleri
    Şehitler haftası ile ilgili şiirler
    Şehitler haftasıyla ilgili şiirler

    Şehit Şiirleri


    [​IMG]

    Şehitler Ölmedi, Şehitler Ölmez

    Duydum Mehmetçik gene şehit olmuş,
    Acı haber her bir yanda duyulmuş,
    Üzüntüden damarlarda kan donmuş,
    Şehitler ölmedi, şehitler ölmez.

    Hain kurşuna hedef yiğitlerim,
    Kara toprak ta yatan erenlerim,
    Yerde kanınız kalmaz, şehitlerim,
    Şehitler ölmedi, şehitler ölmez.

    Vatan, millet, bayrak, namus uğruna,
    Göğsün siper oldu, hain kurşuna,
    Dalgalandı sancak, diktin burcuna,
    Şehitler ölmedi, şehitler ölmez.

    Hep derler ki; Şehitlik ucuz değil,
    Askerlik, yan gel yat yeri hiç değil,
    Şehitler cennette, kabirde değil
    Şehitler ölmedi, şehitler ölmez.

    Teröristler her yerde aranmalı,
    İzine bakıp, inini bulmalı,
    Yaltaklık edeni yurttan atmalı,
    Şehitler ölmedi, şehitler ölmez.

    Şehit kanı yerde kalır mı? Sandın,
    Avrupa’nın hep maskesine kandın,
    Geçmişte dünyayı titreten candın,
    Şehitler ölmedi, şehitler ölmez.

    Analar feryat eder, duyar mısın?
    Yürekleri hep yanar, anlar mısın?
    Helalleşip, selamı alır mısın?
    Şehitler ölmedi, şehitler ölmez..



    Şehit Anam


    Bu topraklara kem gözle bakma!
    Bu topraklara hain hain yanaşma!
    İlmek, ilmek Şehit anaların
    Cumhuriyetle sarıp sarmaladığı
    Vatanım var...

    Bu toprakların temelin de
    Çoluk, çocuk Şehit anaların
    Damar, damar
    Kanla işlediği Yurdum var
    Bu topraklara yan bakılmaz...

    Kurtuluş savaşın da
    Yurdun dört bir yanın da
    Cephede askerinin yanın da
    Yoktan var ettiği
    Azık, Su, Cephaneyi taşıyan
    Yurdu ilmik, ilmik dokuyan
    Şehit analarım var...

    Bir elinde yokluk
    Bir elinde mermi
    Yurdu için,
    Canını hiçe sayan
    Askerine aş, su cephane yetiştirmek için
    Kendini, kurşuna siper yapan
    Şehit analarım var...
    Bu topraklara yan bakılmaz...

    Bu topraklar da
    Şehit Analarımın
    Kanla bedelini ödediği
    Canla yetiştirdiği, can verdiği
    Asker, Polis, Öğretmen,
    Sanatçı,memur, işci
    Can can torunları var
    Bu topraklara kem gözle bakma

    Orhan Eren UNCU

    [​IMG]

    Çanakkale Şehitleri Şiiri


    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,
    O ne müthiş tipidir, savrulur enkazı beşer.

    Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
    Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak
    Vurulup, tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilal uğruna yarap ne güneşler batıyor.

    Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
    Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.
    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
    Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.

    Mehmet Akif ERSOY



    Şehidi uğurlarken


    Yine bugün…
    Alabildiğine sevdalı esiyor rüzgar,
    Esebildiğince deli.
    Yağmur bardaktan boşalırcasına yağıyor;
    Dolu,dolu...
    Buram,buram kokuyor toprak.
    Hüzünler yaprak yaprak açıyor.
    Bugün;
    Bütün çiçekler mahzun,
    Yapraklar yeşilliğince ürkek şimdi.

    Artık bulutlar özlem yüklü,
    Yürek yeni hasretlere gebe.
    Eritmedi Mehmed’im,
    Eritemedi hasreti,üşüyen yüreğinde.
    Belki bu son çıkışıydı evden,
    Anacığını son öpüşüydü;
    Son sarılışıydı babasına belkide.

    Bir damla düştü toprağa
    Bir kan aktı inceden ince
    Bir kan aktı sıcakmı sıcak.
    Bir el sarıldı bayrağa
    Şehit, şehit koktu topraklar,
    Çiçekler şehit, şehit açtı
    Şehit,şehit yeşillendi yapraklar.

    O...Ölümün en kutsalını seçmişti
    En delikanlısını sevdanın.
    En güzeli için dövüşmüştü bayrağın
    En şereflisi için davanın.

    Dedim ya...
    Düğünü var Mehmed’imin birazdan
    Görür gibiyim saf,saf olduklarını Meleklerin
    Görür gibiyim...
    Ümraniye

    Salih ÇELİK

     



  2. Cevap: Şehitler haftası için şiirler

    [​IMG]


    ŞEHİT ASKER

    Albayrağa sarılı tabutun önünde
    Durmuştu bir imam kıblemizin yönünde
    Saf saf oldu insanlar hocanın arkasında
    Şehidin resmi vardı herkesin yakasında

    Büyük bir boy resimle kortejin önlerinde
    Özenle taşınıyor asker ellerinde
    Gençliğin baharında henüz yirmi yaşında
    Mavi bir bere vardı o tertemiz başında

    Tüm cemaat ağlıyordu yaşları sel gibiydi
    Esen meltem rüzgarı kara bir yel gibiydi
    Seni uğurlarken içimiz yasla doldu
    Tüm analar babalar ak saçlarını yoldu

    Omuzlarda yükseldin göklere erdi başın
    Olmasa da dünyada bir tek taşın
    Öteki yaşamında makamın cennet oldu
    Sen gidince yurdumun tüm çiçekleri soldu

    Benim şehit askerim sen ölmedin asla
    Vatanın dağlarına ismin yazıldı kanla
    Sana silah çeken el kırılacaktır bir gün
    Bu dünyadan edilecektir sürgün

    Bunu asla unutma ey kahraman şehit
    Her şeyi bilen Tanrı bize olsun ki şahit
    Seni toprağa değil yüreğimize gömdük
    Yanıyor çiğerimiz sanki ateşe döndük

    Emekli Kıdemli Albay
    Celaleddin Alıcı



    MEHMETÇİK

    Esaret zincirini kanlarla kıran Mehmet,
    Hürmetle eğilmede huzurunda bu millet,
    Kan verdin şu toprağa ebedi şan aldın sen.

    Öldünde savaşlarda yaşatmak için yurdunu,
    Çoştunda savaşlarda azgın düşmanlar durdu.
    Bütün dünya milleti o azgın düşmanlar ki,
    Memleketi istila edeceklerdi sanki.

    Düşündüler mi onlar üç kıtanın fethini,
    Düşündüler mi onlar şanlı tarihini.
    Çoştun da bir zamanlar atlamıştın Tuna'yı,
    Ezmiştin hasımları sarmıştın Viyana'yı.

    Avrupa ortasında yıllarca at oynattın,
    Dillere destan olan kahramanlar yarattın.
    Saçtın oralarda binbir dehşetle korku,
    Sinerek düşmanların Türk geliyor diyordu.

    Unutulmuştu demek o istila günleri,
    Tarihe nam saldığı Türk'ün şanlı günleri.
    Hatırladın sen o şerefli anları,
    Çanakkale önünde boğarak düşmanları.

    Çarpışarak orada bulmak için hakkını,
    Durdurdun imanınla,çoşup gelen akını.
    Bir kere daha geçti şanlı tarihe ismin,
    Sen bizim kalbimizde ölmez ve ebedisin.


    Yarının Türküsü

    Arkadaşlar, haydi artık saflar dizilsin!
    Uzak, yakın ufuklardan koşup gelerek
    Belde çelik kılıç, içte çelikten yürek
    Taşıyanlar saflardaki yerini bilsin!

    Bir çığ gibi yürüyelim gözler ilerde;
    Keder, elem her ne varsa geride kalsın!
    Tehlikeler duman gibi tüterken yerde
    Arkadaki her düşünce sönüp ufalsın.

    Kahramanlar yürük gider ölüme karşı,
    Bir sevgili gibi onu basar bağrına!
    Bak, uzaktan çalınıyor bir zafer marşı,
    Yürüyelim şu doğmakta olan yarına...

    Sen ne kadar güzel şeysin, ey şanlı ölüm!
    Bizim bütün talihimiz sende saklıdır.
    Ey dünyada her yiğite nişanlı ölüm,
    Zevki sende arayanlar elbet haklıdır.

    Köprüköy'den, Pilevne'den gelen ses nedir?
    Çanakkale şehitleri dirildiler mi?
    Çocuklarda yeni doğan bu heves nedir?
    Kocamışlar bir sır için gençlik diler mi?

    Saflarımız seylerse de yine ileri!..
    Düşenlerin kanlarından doğar bir şafak!
    Haydi sarssın yeri, göğü cenk türküleri;
    Kanımızla burda yarın güller açacak.

    Hüseyin Nihal Atsız Annelere Şehit Hediye

    Bugün anneler günü mayısın on dördü
    Dört şehit verdik üzeri ay yıldızla örtüldü
    Şehit annesi olmak onlara en büyük ödüldü
    Hediyeler annelere tabutlarda götürüldü

    Bu hediyeyi size gönderen Allah’tır
    Cennet ayağınızın altında anahtarı evladınızdır
    Evladınızın yeri peygamberler yanıdır
    Kefeni ise rengini alan ay yıldızlı bayraktır

    Annesi evladından bir hediye beklerken
    Evladı annesine hediye edilirken
    Gözlerinden damla damla yaş dökülürken
    Hediyeler omuzda tekbirler getirildi arşı inleten

    Şehit annesi olmak her Türk annesinin hayali
    Sen merak etme evladının mekanı cennet bahçesi
    Şehitler ölmez onlar yaşar ama zordur görmesi
    İnşallah bu son hediye olur gelmez artık gerisi

    Arikurt
    Çanakkale Şehitlerine
    Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?
    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
    -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
    Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”
    Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
    Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
    Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.
    Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
    Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!
    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
    Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.
    Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...
    Hani tauna da zuldür bu rezil istila...
    Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
    Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,
    Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,
    Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...
    Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.
    Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
    Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
    Öteden saikalar parçalıyor afakı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.
    Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
    Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
    O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,
    Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
    Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?
    Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.
    Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
    Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi;
    “O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.
    Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
    Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,
    Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
    Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
    Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i...
    Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
    “Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...
    Seni ancak ebediyetler eder istiab.
    “Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;
    Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
    Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
    Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;
    Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
    Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
    Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.
    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
    Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,
    Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
    Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
    Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
    Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...
    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

    MEHMET AKİF ERSOY


    Çanakkale

    “Söyle arkadaşım “dedi Anadolulu Mehmet
    Yanıbaşında ki Anzak erine
    “Nerelerden kopup gelmişin
    Neden çökmüş bu mahsunluk üzerine”
    “DÜNYANIN ÖBÜR UCUNDAN” dedi gencecik Anzak
    “Öyle yazmışlar mezar taşıma
    Doğduğum yerler öylesine uzak
    Örtündüğüm topraksa gurbet bana”


    “Dert edinme arkadaşım” dedi Mehmet
    “Değil mi ki yurdumuzun koynundasın ilelebet
    Sende artık bizdensin
    Sende bencileyin bir Mehmet”


    Çanakkale toprağının
    Üstü cennet altı mezar
    Kavga bitmiş mezarlarda
    Kaynaş olmuş yiten canlar
    “Ya sen” dedi Mehmet
    Oyun çağındaki İngiliz erine
    “Yaşın ne senin kardeş
    böylesine erken buralarda işin ne”


    “Yaşım sonsuza dek on beş”
    dedi ufak tefek İngiliz eri
    “Köyümde askercilik oynar
    coştururdum trompetle bizimkileri


    Derken kendimi cephede buldum
    Oyun muydu gerçek miydi anlamadan
    Bir sahici kurşunla vuruldum
    Sustu boynumdaki trompet


    Son verildi böylece oyundan bozma işime
    Gelibolu’da bana bir yer kazıldı
    Mezar taşıma ON BEŞİNDE TRAMPETÇİ yazıldı
    Öyküm de künyem de bundan ibaret


    Yağmur yağıyordu usul usul toprağa
    Gözyaşları düşerek üstüne sanki
    Damla damla ağlıyordu uzaktan uzağa
    Sahibini yitiren bir trompet
    “Ya sizler” dedi Mehmet
    Dünyanın dört kıtasından
    Mezar dolusu erlere
    “Hangi rüzgar savurdu sizleri
    bu bilmediğiz yerlere”


    Kimi İngiliz’di kimi İskoç
    Kimi Fransız dı kimi Senegalli
    Kimi Hintli kimi Nepall
    Kimi Avustralya’ dan Yeni Zellanda ’dan Anzak
    Gemiler dolusu asker
    Her biri niye geldiğinden habersiz
    Gelibolu’nun oya gibi koylarından sızarak
    Tırmanmışlardı dağa bayıra
    Siper siper yara gibi yarılan toprak
    Mezar olmuştu savaş ardından onlara


    Kiminin BURADA YATTIĞI SANILIR
    Kiminin ADI BİLİNSE DE MEZARI BİLİNMEZ
    Kiminin de mezar taşında
    On altı,on yedi on sekiz yaşında
    EBEDİ İSTİRAHATE ÇEKİLDİĞİ yazılı
    Çanakkale topraklarında
    Her birinin erken biten yaşam öyküsü
    Eski yazıtlar gibi taşlara böyle taşlara böyle kazılı
    “anlamaz mıyım”dedi “halinizden kardeşler”
    adına yazılı taşı bile olmayan asker
    Anadolulu Mehmet


    “Bende yüzyıllarca yaban ellerde
    Neyin uğruna bilmeden can vermişim
    Kendi yurdum uğruna can vermenin tadına
    İlk kez Çanakkale’ de ermişim


    Uğrunda can verdikçe vatanlaştı ancak
    Ekip biçtiğim padişah mülkü toprak
    Değil mi ki sizler alamazsanız bile
    Bu topraklar almış sizleri basmış bağrına
    Sizlere de vatan sayılır artık Çanakkale “


    Çanakkale toprağının
    Üstü cennet altı mezar
    Kavga bitmiş mezarlarda
    Kaynaş olmuş yiten canlar


    Bir garip savaştı Çanakkale Savaşı
    Kızıştıkça kızgınlığı dindiren
    Ara verdikçe ateşe düşmanı kardeşe
    Döndüren bir savaş
    Kıyasıya bir savaştı
    Ama saygı üreten bir savaş
    Yaklaştıkça birbirine
    Karşılıklı siperler
    Gönüllerde yakınlaştı
    Düştükçe vuruşanlar toprağa
    Dostlar gibi kaynaştı


    Savaş bitti
    Ölenler kaldı sağlar gitti
    Köylü köyüne döndü evli evine


    Kır çiçekleri geldiler akın akın
    Çekilen askerlerin yerine
    Yaban gülleri dağ laleleri papatyalar
    Kilim kilim yayıldılar toprağa
    Siper siper
    Toprağın savaş yaralarını örttüler
    Koyunlar koruganları yuva yaptı kendine
    Kuşlar döndü gökyüzüne kurşunların yerine
    Çiçeğiyle yemişiyle yeşiliyle
    Silah yerine sapan tutan elleriyle
    Geri aldı savaş alanlarını doğa
    Can geldi toprağa silindikçe kan izleri


    Yeryüzünde cennet oldu öylece
    O cehennem savaş yeri


    Şimdi Çanakkale Gelibolu
    Bahçe bahçe
    Ülke ülke
    Mezar dolu


    Üstü cennet altı mezar
    Çanakkale toprağının
    Kavga bitirmiş mezarlarda
    Kaynaş olmuş yiten canlar
    “Huzur içinde uyusun”
    Vuruştukları topraklarda
    Kavgadan kinden uzakta
    Yanyana dostça yatanlar

    BÜLENT ECEVİT


    HAVA ŞEHİTLERİ
    Kartal bile uçmadı göklerde böyle hızla,
    Buludan geçtiniz, yıldızları aştınız.
    Kurtardınız bu yurdu çelik kanadınızla,
    Dar görerek yerleri göklerde savaştınız.

    Ay yıldızın her zaman dolaşırken göklerde,
    Size durmak düşmezdi kanat varken bu yerde.
    Bir ejderdi gökler ki aşılmaz yedi katlı,
    Onu bile geçtiniz kuşlar gibi kanatlı...

    Fakat bazen düştünüz, kırıldı kanadınız,
    Tarihlere yazılı unutulmaz adınız.
    Bu yurt için yükselip, bu yurt için öldünüz.
    Siz toprağa düşmeden kalplere gömüldünüz.
    İ. Hakkı SUNAT


    [​IMG]