Şehitler Günü İle İlgili Piyesler

'Önemli Gün ve Haftalar' forumunda Ceylan tarafından 10 Mart 2013 tarihinde açılan konu


  1. Çanakkale Şehitler Günü İle İlgili Piyesler


    Çanakkale şehitleri ile ilgili tiyatro metinleri:

    Çanakkale


    Köyde düğün vardır.ÇOLAK HASAN davulla ilan yapmaktadır. Karşıdan ise üç asker gelmektedir.

    ÇOLAK HASAN: Duyduk,duymadık demeyin..herkes akşama düğün yemeğine davetlidir...

    …………..davulu çalar……………

    askerler ÇOLAK HASANın yanına gelir.

    ÇOLAK HASAN: Hoş geldiniz beyim.hayrola bir şey mi var

    Çavuş: Köyün muhtarını görecektik. Bizi yanına götürür müsün

    ÇOLAK HASAN: Ne demek beyim, emrin olur.zaten evi aha şurda,yakında.

    eve doğru giderler. Kapının önünde durunca ÇOLAK HASAN kapıyı çalar

    Muhtar: Kim o

    ÇOLAK HASAN: Muhtar emmi,benim ÇOLAK HASAN. Cenderme geldi.seni istiyo,bi bakıver hele.

    Muhtar: Dışarı çıkar- hoş geldiniz,içeri buyrun.

    Çavuş: Yok gelmeyelim muhtar.acelemiz var. Memlekette olanlardan haberin var mı.

    Muhtar: Daha geçen duydum .harp olacakmış dediler.

    Çavuş: Doğru duymuşsun.düşman Çanakkale’ye dayandı. Seferberlik var. Eli silah tutan herkesi istiyorlar. Benim birlikte de senin köyden iki kişi var.hem onları alayım dedim.hem de Sizin köylü bir Mehmet vardı. Balkanda vuruştuyduk Cepheden arkadaş. Gelmişken onu da bir göreyim dedim.

    Muhtar: Tanıdım,hele bi içeri buyrun,bi soluklanın hele.

    Çavuş: Muhtar, düşman dayandı diyom,durmak zamanı mı

    Muhtar: Haklısın çavuş,varın gidelim.Mehmet daha demin yanımdaydı. Şimdi evdedir.gitmeden Mustafa’ya da uğrarız. Allah’ın işine bak Garibin bugün düğünü var..

    Çavuş : Neylersin muhtar. Demek ki düğün Çanakkale’ye nasipmiş.

    Askere döner

    Oğlum koş,düğün evine haber ver. Biz köy çıkışında bekleyeceğiz.

    Asker: Emredersin komutanım.

    -Koşarak sahneden çıkar-Mehmet’in evine gelir,kapıyı çalarlar-

    Mehmet,elif,huriye ana, recep kayınço içerde yemek sofrasındadır.

    elif : Hayırdır inşallah.kocasına bakar,yerinden kalkıp kapıyı açar buyur muhtar emmi,

    Muhtar: Hayır ola kızım. Mehmet’e baktım. Misafiri var. evde mi.

    Elif: Haber vereyim.—içeri girer- bey dışarıda muhtar emmiyle beraber iki asker var; seni isterler.

    Mehmet: -yerinden hızla kalkar,kapıya çıkar- hoş geldiniz, -çavuşa bakar, tanır- vay çavuşum. Şükür kavuşturana – sarılırlar- içeri buyrun.

    Çavuş: Gelmeyelim Memet. Köyden asker almaya geldim. Düşman Çanakkale’ye dayandı. Seferberlik var. Gelmişken seni de bir göreyim dedim.

    Mehmet: Seferberlik mi, ben de geleyim.

    Çavuş: Ne desem ki Memedim. Ben iki asker için geldim amma, kendin bilirsin. Gitmek var,lakin belki dönmek olmaz.

    Mehmet: Şunun lafına bak. Kaç yıl balkanda vuruştuk.ölümden korkan kim, bekleyin silahımı alıp geliyorum.

    Çavuş: Gördün mü muhtar. Bu hep böyle. Balkanda da terhis ettikleri zaman illa yemene gidecem diye tutturduydu.

    Mehmet: Hanım şu silahımı getir. Çanakkale’ye düşman dayanmış, ben harbe gidiyorum.

    Elif: Gözün arkada kalmasın bey,bizi düşünme,var git düşman üstüne...

    Huriye ana: Kalır mı elbette benim oğlum. Ben onu ak sütümle büyüttüm. Durma oğul, var yetiş. Babanda Rus harbinde şehit oldu. Şehit oğluna durmak yaraşmaz.

    Mehmet: Ana hakkını helal et. Gidip de dönmemek var. Elifim sana emanet.

    Recep kayınço: Enişte ben de geleyim, ne olur beni de götürün.

    Muhtar: Ulen Recep, sen daha küçüksün oğlum.sen evde kal, evdekilere göz kulak olursun.

    Huriye ana: Sen ne diyon muhtar. Vatan yolunda savaşın küçüğü büyüğü olur mu, varsın o da gelsin. Bize göz kulak olmaya ne hacet. Daha ben ölmedim.

    Recep kayınço: Ver elini öpeyim ana, inşallah şehit olursam, benim için sakın ağlama. Bil ki şehitler ölmez.

    –huriye ananın ve yengesinin elini öper, ayrılırlar-

    ÇOLAK HASAN: Şuraya bak çavuş. Ahmet tarladan geliyor. Aramaya gerek kalmadı.

    muhtar: Ahmet .çavuş sizi almaya gelmiş. Çanakkale için sefer emri çıkmış. Lakin bekleyecek vakit yok. Tez olman lazım.

    Ahmet: Vatan için can feda muhtar. Hemen geliyom.-koşarak uzaklaşırlar.-eve gelince silahını kuşanır. Hanımının alnından öper. –Zeynep’im yavrumu sana,seni de Allah a emanet ediyorum. Hakkınızı helal edin.

    Zeynep: Helal olsun yiğidim. –ayrılırlar, Ahmet ve Mustafa koşarak arkadaşlarının yanına gelir.yola çıkarlar. Sahne kapanır, Bu esnada fondan Çanakkale türküsü söylenir.-


    2. SAHNE

    GELİNLER HEP BERABER

    Dilimiz tatlı, kınamız kutlu, şavaşımız mübarek olsun.

    Zeynep/ kına yaktım,kekil kestim a komşular,

    Gönül buruk lakin,çanakkaleyi arzular,

    Mehmedime cephane taşısam yeter,

    Vatan semasında bir dumanım tüter.

    Elif / ak duvaklar bölük,bölük büküle,

    Şehitler örtüsü,ak duvaktır geline,

    Düşman basmışken ak toprak üstüne,

    Bize durmak yaraşmaz, baş koymuşuz ölüme.

    Ayşe/ al kınadır ellerim,taze gelinim.

    Yiğitler can verirken,ben nasıl gülerim

    Baş ola yiğidim,yürüye düşman üstüne.

    Vatan sevdası bu,bin canım olsa yine veririm.

    Zeynep/ çanakkale candan öte davamdır,

    Düşman dururken,bize uyku haramdır.

    Elif/ bayrak için kan vermeye gittiler.

    Zeynep.- vatan için can vermeye gittiler.

    Ayşe/ cennet yoluna baş koymaya gittiler.

    GELİNLER BERABER

    Gittiler de,şahadete erdiler.



    Zeynep/ toprak namustur,adıdır vatan.

    Boşuna mı can verdi,binlerce kefensiz yatan.

    Ayşe/ o vatan ki,ana yurdum,ata yurdum

    Bin canım versem, yine feda olurdum.

    Elif/ bu topraklar öz be öz Türk ün yurdu verilmez,

    Türk evladı canın verir,vatanını çiğnetmez.

    sahnede askerler siper halindedir. Fondan silah sesleri gelmektedir

    Çavuş- yiğitler,biliyorum mermimiz kalmadı. Lakin düşmana geçit vermemek gerek. Süngüden başka çaremiz yok. Hep birlikte şahadete kavuşacağız. Gün bugündür arkadaşlar. Son bir hücuma geçeceğiz. Haydi ya ALLAH.

    Zeynep:

    aman deyip diz çökmeli tüm kafirler,

    Türk ordusu olmalıdır muzaffer.

    Ayşe:

    ey bu toprak için can veren asker,

    Gökten ecdad inip öpse,o pak alna değer.

    Elif

    sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın

    Gömelim gel seni tarihe desem,sığmazsın.

    Yiğitler şehit oldu. Vatan yolunda yine şehit gerek..bizim de bu uğurda verilecek bir canımız var.Bugün bizim düğünümüz kuruldu.Şehidimin kanı,elimin kınası oldu. Durmayın bacılar, haydi düşman üstüne..

    ayşe şehidinin silahını alır ,hepbirlikte hücuma geçerler.şehit olurlar.

    iki çocuk kırmızı bezi açar, iki küçük çocuktan biri ay ı, diğeri yıldız ı, karşı köşelerden getirerek fondaki bezin önünde birleştirir, Türk Bayrağı oluşturulur......

    onuncu yıl marşıyla sahne kapanır.
     



  2. Cevap: Şehitler Günü İle İlgili Piyesler

    Anzaklı Ömer

    (Sahnede bir hasta, yatağında yatmaktadır. Sahne loştur. Dış ses açıklamayı okur. Bir sure sonar sahneye doctor girer.)

    DIŞ SES: Burada canlandırılan olay, İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD'ye giden doktor Ömer Muşluoğlu’nun, Amerika’da, görev yaptığı hastahanede başından geçen bir olaydır. YIL1957. YER, AMERİKA- NİYORK HASTANESİ. Hastanede görev yapan bir Türk doctor, kan almak üzere yaşlı bir hastanın kolunu açmasını ister. Yaşlı hasta kolunu sıyırınca doctor, hayretle bakakalır. Çünkü bu kolda Türk bayrağı dövmesi vardır.

    DOKTOR:(sahneye girer, neşelidir)Ooooooooo Mr. Josef Miller idi. What are you this day ?

    ANZAKLI ÖMER :Tenk you doctor,I’m ill, I’m bed, very ill. (Doktor,Anzaklı Ömer’in kolunu iğne yapmak için açınca Türk bayrağı dövmesini görür. Dövmeyi seyircilerin göreceği şekilde işaret ederek şaşkınlık ifadesi göstererek bağırır.)

    DOKTOR :OOOOOOOOOOO my god, what is this ? Are you Turk ?

    ANZAKLI ÖMER : No no I’m austuralya. Which guesçin ?

    DOKTOR :Because I’m Turk.

    (hasta adam, Türk sözünü duyunca çok heyecanlanır. Ayağa kalkmak ister. Türkçe konuşmaya başlayarak doktora sarılır.)

    ANZAKLI ÖMER :Olamaz, olamaz ! Demek Türksün ha. İnanamıyorum, yıllar sonra yine Bir Türkle karşılaşıyorum.

    DOKTOR :(ŞAŞKINLIKLA)Mr. Josef, siz Türkçe biliyorsunuz, afedersiniz, nerede öğrendiniz Türkçeyi, merak ettim doğrusu. Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir.

    ANZAKLI ÖMER :Bak anlatayım evlat. (seyirciye bakarak derin bir iç geçirdikten sonra anlatmaya başlar. Doktor da sandalyeye oturur, dikkatle dinler.)

    “Yıl 1915. Sen hatırlamazsın o yılları. Çanakkale diye bir yer var Türkiye'de, orada savaşmak üzere bütün Hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben Anzak'tım Avustralya Anzaklarından ...İngilizler, bizi toplayıp dediler ki: Barbar Türkler Hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda . Birlik olup üzerlerine gideceğiz. Bu savaş çok önemlidir. Biz de inandık sözlerine vaadetlerine... Savaşmak isteyenler arasına katıldık

    “Bizim beynimizi yıkayan ingilizler, Türklere karşı topladığı askerlerin tamamını Çanakkale'ye sevkediyorlarmış. Bizi gemilere doldurup Mısır'a getirdiler o zaman . Mısır'da şöyle böyle birkaç ay talim gördük. Atış talimi . Ondan sonra da bizi alıp Çanakkale'ye getirdiler. Savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler suları metrelerce yukarı fışkırtıyor(eliyle havada kavis çizer), gökyüzünde havai fişekler, geceyi gündüze çeviriyordu zaman zaman... Her taaruzunda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatının baharında can veriyordu. Fakat biz Türklerdeki gayret ve cesareti uzaktan gördükçe şaşırıyorduk. Teknolojik yönünden çok çok üstün olduğumuz gibi sayı bakımından da fazlaydık. Peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi? İlk başlarda zannediyordum ki İngilizlerin bize anlattığı gibi, Türkler barbarlıktan böyle saldırıyorlar. Meğer barbarlıktan değil, kalplerind ki vatan sevgisinden kaynaklanıyormuş . Bunu nereden anladığımı söyleyeyim. Biz karaya çıktık. Taarruz edemiyoruz. Bizi püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Bizi tekrar püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Derken böyle bir taarruzda başımdan yediğim bir darbesiyle kendimden geçmişim.” “Gözlerimi açtığımda kendimin yabancı insanların arasında gördüm. Nasıl korktuğumu anlatamam. Çünkü İngilizler bize Türkleri barbar, vahşi kimseler olarak tanıttı ya...

    DOKTOR:Demek bizimkilere esir düştünüz ha. Vay be , eeeeee sonra ne oldu?

    ANZAKLI ÖMER: Baktım ki yaralarımı sarmışlar. Bana hiç de öfkeli bakmıyorlar. Kendime geldim iyice bu defa çantalarında bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana. İyi biliyorum ki onların yiyecekleri çok çok azdı. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardı. Şoke oldum doğrusu. Dedim ki kendi kendime: Bu adamlar isteseler şu anda beni öldürürler. Ama öldürmüyorlar... Halbuki beni cephenin gerisine götürdüler. Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı. Bu duygularla "Yazıklar olsun bana" dedim." Böyle asil insanlarla niye ben savaşıyorum. Niye savaşmaya gelmişim. Bu ingiliz milleti ne yalancıymış ne kadar Türk düşmanıymış" diyerek pişman oldum. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki... Bu iyiliğe karşı ne yapsam diye düşündüm durdum günlerce..... Nihayet bizi serbest bıraktılar. Memleketime döndüm. işte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu dövme Türk bayrağını yaptırdım. Bu bayrağın sebebi bu işte”

    DOKTOR:Vay be mr Josef, beni de çok duygulandırdınız ya. Hem biliyor musunuz benim dedem, bu bahsettiğiniz Çanakkale savaşında şehit olmuş.

    ANZAKLI ÖMER:Tanrı günahlarını affetsin. Talihin cilvesine bakın ki o zaman ölmek üzere iken yaralarımı iyileştirerek, sıhhate kavuşmama çaba sarf eden Türkler idi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde yıllar sonra beni iyileştirmeye çaba sarf eden yine bir Türk... Ne garip değil mi? Avustralya 'dan Amerika'ya gelirken bir Türkle karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Size minnettarım. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar... Buna bütün kalbimle inanıyorum. Sizin adınız neydi?

    DOKTOR:Ömer, efendim.

    ANZAKLI ÖMER:Niçin bu ismi vermişler size?

    DOKTOR:Biz müslümanların ikinci halifesinin ismi efendim.

    ANZAKLI ÖMER:Doktor Bey, size bir şey açıklayacağım. Benim adım şimdiye kadar Josep idi. Bundan sonra sizin adınızı alıyorum. İsmim bundan sonra Anzaklı ömer olacak.

    DOKTOR:Çok sevindim doğrusu. Bundan sonra ben de size Ömer Amca diyeyim.

    ANZAKLI ÖMER: Doktor beni Müslüman eder misin?

    DOKTOR: Tabii benim için şereftir.

    ANZAKLI ÖMER: Müslüman olmak zor mu ?

    DOKTOR: Hayır Ömer Amca, çok kolay. Buyurun birlikte şehadet getirelim. Söylediklerimi tekrar edin.

    (doktor şehadet getirir, anzaklı gözyaşları içerisinde tekrar eder, duygusal bir ortam oluşur.)

    ANZAKLI ÖMER:Ne olur ara sıra gel İslam’ı anlat bana. Ha bir de tesbih getir. Ben de çekmek istiyorum.

    DOKTOR:Buyurun, benimkini vereyim.(cebinden çıkardığı tespihi Anzaklıya verir.)

    ANZAKLI ÖMER: Beni esir alan dedeleriniz sürekli ellerinde tespih çekiyorlardı. (HEYECANLANIR) Bizim üzerimize saldırırken de (bağırarak söyler) “Allah Allah…” diye bağırıyorlardı. Bu söz bizim üzerimizde bomba etkisi yapardı Kalplerindeki iman gözlerine yansıyordu. “Allah ve Muhammet” kelimeleri için canlarını veriyorlardı. (hüzünlü bir ses tonuyla anlatmaya devam eder). Zavallıların, ne yiyecek ekmekleri ne de sırtlarında doğru dürüst elbiseleri vardı. Düşmanımız oldukları halde onların bu durumlarına acıyorduk. iyi ki onlara esir düşmüşüm. Onları tanıdıktan sonra dininize kalbim ısındı. Yıllar yılı Müslüman olmayı düşündüm. Kısmet bu anaymış. (eliyle seyircileri işaret ederek bağırır): “sizler, o şerefli, o kahraman, o insanlık abidesi insanların torunusunuz”(diyerek bir ah çektikten sonra yere yığılır)

    DOKTOR:Ömer Amca, Ömer Amcaaaaaaaa. Ambulans sirenleri çalmaya başlar. Sahneye üç beş kişi, güya hastaya müdahale için girerler. Işıklar kapatılır, sahnedekiler, sahne malzemelerini, hasta yatağını vb. alarak sahneden çıkarlar. Oyun sona erer. )
     



  3. Cevap: Şehitler Günü İle İlgili Piyesler

    Çanakkale Destanı

    Çanakkale içinde aynalı çarşı
    Ana ben gidiyoooom düşmana karşı
    Oooof gençliğim eyvah…..
    Çanakkale içinde vurdular beni
    Ölmeden mezara koydular beni
    Oooof gençliğim eyvah…..

    1.ses:
    Çanakkale,
    Asırlara uzanır yolculuğun.
    Gecenin karanlığında suları yaran sal,
    İçinde kırk yiğidi Süleyman Paşa’nın…
    Ve Sarı Saltuk,Evronos Bey,Gazi Fazıl.
    İşte senin gerçek tarihin böyle başlar.
    KORO:
    Giriş kapısı Anadolu’mun,
    Geçiş kapısı Avrupa’nın.
    Sensin tapusu yurdumun.
    İlk defa seninle tanıdı Türk’ü,
    Son defa sende öğrendi,
    Seni ve beni unutamaz Avrupa.
    2.ses:
    Mavi denizlerinde hür martıların
    Oynaşırdı uzun asılarda.
    Huzur içinde yatardı denizine karşı
    Bolayır’da Süleyman Paşa.
    Uzak iklimlerden gelen gemileri,
    Selamlardı,gemiler Bolayır’ı.
    3.ses:
    Ezine’de Ahi Yunus,
    4.ses:
    Kaşıkcı Baba Kilitbahir ‘de,
    KORO:
    Gelibolu’yu bekleyen gönül erleridir.

    5.ses:
    Huzur , sükunet ister gönül erleri.
    Yatışları denize karşı,
    Gözlemek içindir gemileri.
    KORO:
    Ey güzel toprak,bedenimsin,tenimsin.
    Seninle kucaklaşan erlerinle:
    BENİMSİN,BENİMSİN,BENİMSİN….
    6.ses:
    Giriş kapısı sensin Marmara’nın
    Sen Anadolu’sun,Rumeli’sin.
    Sana evlat bağışlayan her ilisin.
    Kastamonu,Van,Kırklareli’sin…
    Kısacası sen : Türkeli’sin
    KORO:
    Bu vatan toprağın kara bağrında
    Sıradağlar gibi yatanlarındır.
    Bir tarih boyunca onun uğrunda,
    Kendini tarihe verenlerindir.
    7.ses:
    Yıl 1914…………
    Kaynamada bütün Avrupa.
    Barut kokusu gelmede dört yandan
    Yeryüzü kaynamada;
    KORO:
    ATEŞ,ÖLÜM,KAN……….
    8.ses:
    Ülkeler sıkarken birbirine yumruğunu
    İnsanlık adına insanoğlu,
    Veriyor belki son soluğunu…
    Savaş çığlıkları yükseliyor gökyüzüne.
    Analar ,bacılar,dedeler,kan ağlamakta beride.
    9.ses:
    Hamılton karar vermiş:Şu boğazların
    Sahibi olacakmış,bugün değilse yarın…

    10.ses:
    Geçip Çanakkale’den hesapları
    İstanbul’u almak ister İngiliz cenapları…
    Sonra:Hasta Adam’ın
    Mirasını, bölüşmekmiş hülyaları…
    11.ses:
    Boşalmış beş kıtanın bütün denizleri.
    Çanakkale olmuş sanki geçit yeri…
    Karadağlı’sı,Fransız’ı,İngiliz’i…
    Kendi geldiği yetmiyormuş gibi
    Yanında bir de Hintli’si,Zelendalı’sı….
    12.ses:
    Fakat bu hesapta aldanmada hesapsızlar.
    Her hasta mutlaka ölmez.
    Türk’ü öldü sanmada soysuzlar.
    Daha dün Türk’tü efendisi
    Ne çabuk unutmada insan hafızası.
    KORO:
    Asırlarca söylenirken,
    Dillerde bizim şarkımız.
    Medeniyet bizimle doğdu.
    Hakk’a merdiven oldu ırkımız.
    Son rütbemizdi şahadet
    Ölümden yoktur korkumuz
    Birlik olur ölümüz,dirimiz
    Çelikten bir orduya
    Bedeldir ırkımız…
    13.ses:
    Ben ezelden beri hür yaşadım,hür yaşarım .
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış ?Şaşarım.
    Kükremiş sel gibiyim ,bendimi çiğner aşarım.
    Yırtarım dağları enginlere sığmam ,taşarım.
    14.ses:
    Her bucaktan mantar gibi
    Bitiyor çelik ordular.
    Denizden gökten topa tutuyordular
    Koç yiğitler,aç toprakları
    Durmadan doyuruyordular.

    KORO:
    Yurda olurken göğsümüz siper,
    Sırtlan gibi bağırıyor gemiler.
    Sanki boşaltmada içindeki ateşi,
    Bunlar mı Avrupalı,bunlar mı medeni?
    15.ses:
    Düşman sevinçle karaya tırmanıyor
    Şimdilik sessiz siperlere
    Yürürken sevinçle, azametle,
    Sahipsiz köy buldum sanıyor.
    16.ses:
    Ve birden saldırıyor , o aslan Mehmetcik…
    Fırtına yaratırken havada mermiler,
    Ok gibi fırlamada siperden her nefer.
    Bir adım gerilemiyor yerinden
    Kahraman Türk askeri.
    KORO:
    Adım atamaz siperden öteye düşman
    Ölmeden en son kahraman.
    17.ses:
    Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar
    Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
    Ulusun,korkma.Nasıl böyle bir imanı boğar
    Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.
    18.ses:
    Birbirine karıştı varlıkla yokluk.
    Çelik zırhlılarla iman dolu göğüsler.
    Ölen ölür, kalanınsa, kanı göğsünü süsler.
    Bire beş, beşe on gelmede düşman.
    Ortada zaferden eser yok, geride kalan mı?
    KORO:
    ÖLÜM!ÖLÜM!ÖLÜM!…Ölüler….Ve bir de kan
    KORO:
    Bayrakları bayrak yapan üstünde ki kandır.
    Toprak eğer uğruna ölen varsa vatandır.

    19.ses:
    Yaralı bir asker gibi saldırıyor Mehmetcik
    Bakmıyor düşmanın sayısına…
    KORO:
    O’nu siperden sipere uçuran iman var.
    20.ses:
    Hamilton haykırıyor:
    Ölün,dönmeyin geri
    “Yetişin bittik!”diye yalvarıyor telsizler.
    Tükenenin yerine yenisi yükleniyor
    Her yüklenişte düşman yeniden ümitleniyor.

    21.ses:
    Mehmetcik ise azaldıkça yeniden bileniyor
    Topları susturuyor”Allah Allah” narası.
    Kandan başı dönüyor çarpışanların.
    Durmazsa bu akın,duracak hayat yarın.
    KORO:
    Toz yerine uçuyor kollar,başlar , bacaklar.
    Son ümitle son defa saldırıyor Anzaklar…
    Uğrattık anzakları süngümüzle bozguna.
    İlk günüde mıhlandı düşman Arıburnu’na
    22.ses:
    Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın.
    Siper et gövdeni dursun bu hayasızca akın
    Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,
    Kim bilir belki yarın , belki yarından da yakın
    23.ses:
    Durur mu düşman,
    Bir daha , bir daha deneyecek şansını.
    Kendi ateşe dokunmuyor nasıl olsa,
    Taa Hint’ten , Kanada’dan getirmiş maşasını.

    24.ses:
    Bir er patlamamış bir bombayı geri sallıyor.
    Kendi silahıyla düşmanından öç alıyor.
    Son harpteki ölüler kalkmamışken ortadan,
    Yeni bir akın yaptı düşman Anafartalar’dan
    Elden ele geçiyor bazı tepeler,
    Otlar gibi süngüden geçiriliyor askerler.
    KORO:
    Harp şiddetlendi,yeniden saldırıyor,gök,deniz…
    Sağlar yetişmeyecek, ölüler!diriliniz…
    ATATÜRK:
    BEN SİZE TAARRUZU DEĞİL,ÖLMEYİ EMREDİYORUM.
    26.ses:
    Böyle emrediyordu Mustafa Kemal , erlerine
    Hepsi gülerek koştu ölüm siperlerine.
    27.ses:
    Başka hangi milletin komutanı askerine,
    Ölmeyi emreder savaşmak yerine.
    Aslında ölmek esarettir Türk askerine,
    Yaşamaksa , destanlar yaratmaktır kaderine.
    28.ses:
    Ezineli Yahya Çavuş derlerdi ona.
    Çiftini, çubuğunu vatan,namus bilir,
    Bir de Allah’ı tanırdı.
    O’na Fransız,İngiliz dendi mi
    Kendi gibi insanoğlu sanırdı.
    29.ses:
    İşte 25 Nisan 1915,
    Seddülbahir Köyü’ndeyiz
    Altı taburla çıktı kıyıya İngiliz…
    30.ses:
    Ezineli Yahya Çavuşa bir siper verdiler.
    Etten kemikten bir hisar oldu düşmana.
    Altı düşman taburunu on saat
    Kıyıda tuttu altmışüç adsız kahramanla
    31.ses:
    “Dur bakalım!”dedi Yahya Çavuş.
    Ne öyle aceleniz?
    Ordumuza zaman gerek…
    Ne kadar geç düşersek toprağa,
    O kadar pahalı olur canımız…
    32.ses:
    Bugün aynı siperde bir abide…
    Altmışüç şehitten on sekizi
    Yazılı bir yüzünde.
    Öbür yüzünde de:
    KORO:
    Bir kahraman takım ve Yahya Çavuş’tular,
    Tam üç alayla burada gönülden vuruştular.
    Düşman ,tümen sanırdı bu şahane erleri.
    Allah’ı arzu ettiler,akşama kavuştular.
    33.ses:
    Bu kahramanlık destanından kalan,
    İşte hepsi bu kadar…
    KORO:
    Bastığın yerleri toprak diyerek geçme ,tanı!
    Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
    Sen şehit oğlusun,incitme yazıktır atanı.
    Verme , dünyaları alsanda bu cennet vatanı.
    34.ses:
    Ben Mehmet oğlu Seyit’im.
    Namus borcumu ödemektir niyetim.
    Canımdır bu borçta en son diyetim.
    Denizden kuduran ateş cehenneminde
    Ödedi diyetini arkadaşlarım , sıra bende.
    Daha ne olduğunu anlamadan topun dibinde
    İlişti gözüme ikiyüzonbeş okkalık mermi
    Canı çıkmadan koçyiğidin
    Vatana borcu biter mi?
    “Bismillah “ dedim ta yürekten
    Sürdüm namluya birincisini.
    Sıyırdı geçti Ocean’ı direkten.
    Peşinden ikinci mermiyi gönderdim hedefe,
    Hakk için atış üçtür diye.
    Üçüncü mermi elimde, namlu da hedefte.
    KORO:ŞİMDİ OCEAN SULARIN DİBİNDE BEKLEMEKTE…
    35.ses:
    Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
    Şüheda fışkıracak ,toprağı sıksan, şüheda.
    Canı,cananı, bütün varımı alsında Hüda.
    Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
    36.ses:
    Sevinçle tırmanıyor düşman Conkbayır’ını,
    Sanır ki kimse durduramaz bu akını.
    Uçarak bir hamlede fundalıklı sırtlardan,
    Tam vaktinde yetişti,
    “MUSTAFA KEMAL” adlı yüce kahraman.
    Yıldırım sedasıyla dedi: – Eşsiz çocuklar!
    Önünüzde, biliniz mutlak ölüm var.
    Doymayan topraklara akıtıp temiz kanımızı,
    Mutlaka kurtaracağız vatanımızı.-
    37.ses:
    Üstünlüğü vermeyiz hiçbir savaşımızda.
    Öndeyiz, Mustafa Kemal durdukça başımızda.
    Gözleri ufku kollar, parmakları enginde,
    Arzın göğsü kabarır, O varken üstünde.
    Güneş daha kaç kere aydınlatsa cihanı,
    Bir kahraman millet ki bu, yazılmaz destanı.
    KORO:
    “Boğaz’da ölenlerin torunuyum.” Demek yeter.
    Rabbim, bu kıyıma sebep olanlara tufanlar gönder.
    38.ses:
    SUSUN!….. DİNLEYİN, KONUŞUYOR ÖLÜLER:
    KORO:
    -Niçin, kim için öldük?…
    39.ses:
    Zulmün topu var, güllesi var, kalesi varsa,
    Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır.
    Göz yumma güneşten, ne kadar nuru kararsa,
    Sönmez ebedi her gecenin gündüzü vardır.

    KORO:
    -Millet yoludur, Hak yoludur, tuttuğumuz yol;
    Ey hak yaşa, ey sevgili millet yaşa……. Var ol!
    40.ses:
    ÇANAKKALE GEÇİLMEZ ÖNÜNDE EĞİLMEDEN.
    41.ses:
    Heybetli ordulara mezar oldu bu toprak.
    Artık Çanakkale’ye kimse saldırmayacak.
    42.ses:
    İnsanlığı koruduk biz Çanakkale önünde.
    Göğsümüz bir iman kayasıdır.
    Dün de bugün de……
    KORO:
    Çanakkale , şehitler toprağı!
    Son savaşta vatanın,
    İkiyüzellibini koynundadır.
    Gencecik fidanları,dalı,yaprağı…
    Sana destanlar gerek,tarihin görmediği
    Destanlar gerek,yakılmaz ağıt.
    Destanına ancak denizler olmalı kağıt.
    Çanakkale,ey aziz vatan!
    Erlerinin nöbetinde…
    Sonsuza kadar Türk yurdu kalacaksın.
    Nesilden nesile hep sen anlatılacaksın.
    Bizimle birlikte zafer türkülerine katılacaksın
    43.ses:
    Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
    Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal;
    Ebediyyen sana yok ırkıma yok izmihlal.
    HAKKIDIR HÜR YAŞAMIŞ BAYRAĞIMIN HÜRRİYET,
    HAKKIDIR HAKK’A TAPAN MİLLETİMİN İSTİKLAL.
    (Çanakkale Şehitlerine adlı şiirin okunması ile orotoryo bitirilir.)