Sarıkamış Dramı Ve Enver Paşa

'Osmanlı Tarihi' forumunda Wish tarafından 28 Kasım 2009 tarihinde açılan konu


  1. Sarikamiş Drami Ve Enver Paşa


    20.yy’a girerken artık Osmanlı Padişahlarının dedeleri Yavuz Kanuni gibi devlet yönetiminde hakim değillerdi. Kendilerine hangi bilgi verilirse onunla yetinmek ve her sunulan belgeleri imzalamak zorunda idiler. 13 Nisan 1909 tarihinden sonra İttihat ve Terakki Partisi hızla yükselişe geçti ve bir süre sonra iktidarın sahibi oldu. İttihatçıların ilk yaptıkları iş orduyu genç kadrolardan oluşturmak ve memleketi eski günlerine döndürmek için çalışmalara başlamak oldu. Fakat devir 16. yy değildi. Artık Osmanlı Devleti son günlerini yaşamaktaydı. Toprakları gizli anlaşmalarla paylaşılmıştı. Dünyaya yön veren günleri artık geride kalmıştı. Avrupa Devletleri itilaf ve ittifak devletleri olmak üzere iki gruba ayrılmıştı. Enver Paşa’nın başını çektiği İttihatçı grubun kendilerine isnad edilen Alman hayranlığına rağmen İngiltere Fransa, Rusya ve Bulgaristan ile anlaşmak istediler. Fakat anlaşmaları mümkün değildi. Nasıl anlaşsınlardı ki? Osmanlı topraklarını paylaşmak için aralarında gizli anlaşmalar çoktan yapılmıştı. Hiç kendini savunmak isteyen kuzu ile onu yemek isteyen kurdun anlaştıkları görülmüş müdür? Sonunda düşmanımızın düşmanı olan Almanya ile İttifak olunmak zorunda kalınmıştır. Almanların amacı Türklerin başarı kazanması değil, Bismark’tan beri korktukları durumla karşılaştıklarından yeni batı Fransızlar değil de Ruslarla savaşmak zorunda kaldıklarından zor duruma düşmüşlerdi. Onların amacı Türklerin açılacak yeni cepheler Rusların ve İngilizleri oyalamaktı. Nitekim öyle oldu ve Osmanlı Devleti iki Alman Savaş gemisinin ve Osmanlı Donanmasının Rusya’nın Karadeniz’deki Limanlarını bombalaması sonucunda kendini savaşın içinde buldu ve birden fazla cephede savaşmak zorunda kaldı.

    II. Meşrutiyet dönemi, Osmanlı Devletinde her türlü siyasi ve ahlaki fikrin tartışıldığı bir devirdir. Bu döneme kadar Osmanlıların 1683’ten beri ulaşmaya çalıştığı Batıcılık fikri, Tanzimat döneminde Türklerden başka kimsenin inanmadığı kozmopolitik bir millet yaratmak fikri olan Osmanlıcılık ve II Abdülhamit devrinin de yayılmaya başlayan Pan-İslamcılık fikirlerine ilave olarak Pan-Türkizm ya da Turancılık fikirlerinin yayılmaya başladığı devirdir. Nasıl gelişip yayılmasın ki Osmanlıcılık fikrine Türklerden Başka hiçbir azınlık inanmamıştı. İslam ülkeleri Pan-İslamcılık fikrine rağmen İngiliz ve Fransızlar'la anlaşmışlar ve savaştan sonra bu devletlerin yardımıyla kurulacak devletlerinin sınırları bile belirlenmiştir.

    Buna rağmen Osmanlı Devleti bir oldu bitti ile savaşa girdiği anda bütün Müslümanların halifesi sıfatıyla Padişah V. Mehmet Reşat Cihad-ı Mukaddes ilan ederek dünyadaki bütün Türk ve Müslüman ahaliyi haçlılarla savaşmaya davet ediyordu. Fakat bu cihad fermanının pek etkili olduğu söylenemez.

    Almanlarla beraber yapılan savaş planlarında Süveyş Cephesinde Mısırdaki Müslümanların yapacağı yardıma, Kafkasya üçgeninden Rusya’yı sıkıştırmak için yapılacak seferde Kafkasya’daki Türk ve Müslüman ahalinin kendilerine yapacakları yardıma güvenilerek.

    İttihad ve Terakki Partisi’nin en güçlü adamı Enver Paşa önce Naciye sultan’la evlenerek Osmanlı Hanedanına damat olmuştu. Böylece kendisinin önündeki engel olan kapılar birer birer açılmaya başladı. Daha sonra Harbiye Naziri oldu ve I. Dünya Savaşı başlarken Başkumandan vekili ve Harbiye Nazırı unvanlarına sahip bulunuyordu.

    Enver paşa Almanya’da tahsilini tamamlamış ve Alman teknolojisinin hayranı olmuştu. Hiçbir zaman bu hayranlık Almanya ile hemen savaşa girmesi için bir sebep olmamıştı. Böyle olsaydı ittihatçılar niye önce İngiltere Fransa, Rusya ve Bulgaristan ile anlaşmak istesinlerdi. İttihatçılar İngiltere’nin denizlerde tek hakim olduğunu, karalarda Alman ordusunun çok güçlü olduğunu bu iki kuvveti arkalarına alırlarsa Osmanlı Devleti’nin ayakta kalabileceğini hesaplıyorlardı. Fakat iş umdukları gibi çıkmadı. İstemedikleri halde Almanlarla beraber savaşa girmek zorunda kaldılar.

    Enver Paşa, Napolyon Bonaparte hayranıydı ve çalışma masasında sürekli Napolyon’un heykelini bulundururdu. Napolyon kısa zamanda bütün Avrupa’da birlik sağlamış, Osmanlı Devleti’nin bir toprağı olan Mısır’ı işgal etmiş (1798), Osmanlılar bu işgali ancak İngiltere ve Rusya’nın yardımıyla def etmişlerdi. Napolyon’un Avrupa’daki ilerleyişine hiçbir kuvvet engel olamamıştı. Fakat 1812 yılında Moskova seferi Napolyon’un düşüşünün başlangıcıdır. Napolyon Ordusu Avrupa’nın en güçlü ordusudur. Her şey hesaplanmıştır. Fakat bir şey unutulmuştur. Napolyon’un sonunu hazırlayacak olan iklim şartlarının dikkate alınmaması. Moskova’da soğukların çok şiddetli olması. Soğuk kış şartlarına hazırlıklı olmayan Napolyon Ordusu Moskova seferini kuşatır. Ruslar sadece Moskova şehrini terk edip Napolyon Ordusunun şiddetli soğuk dolayısıyla kırılacağı günü beklemeye başlarlar. Sonuçta Tabiat şartları galip gelir ve Napolyon ordusu soğuktan kırılıp geçer ve bozulmaya başlar. Yenilmez denen Napolyon Ordusu sürekli soğuk karşısında geri çekilmeye başlar ve Avrupa’da nazla itaat ettirilmiş milletten Napolyon’a ordusunu kovalamaya başlarlar. Sonuçta Napolyon Paris’te bile tutunamaz ve Elbe adasında ömürünün geri kalan kısımlarının tamamlar.

    Enver Paşa nereden bilecekti Osmanlı ordusunun şiddetli kış şartlarında düşmana tek kurşun bile atmadan 90.000 şehit vereceğini. Onun kaderi de aynen Napolyon gibi oldu. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşında yenilince Mondros Mütarekesi imzalandı ve İttihatçılar da memleketi terk etmeye başladılar. Enver Paşa önce Almanya’ya oradan Moskova’ya gitti. Anadolu’ya gelip Milli Mücadeleye katılmak istedi fakat şartlar uygun olmadığı için Orta Asya’daki Türkleri Rus işgaline karşı korumak için Orta Asya’ya gitti. Türkistan’da Basmacılarla beraber Ruslar’a karşı savaşırken şehit düştü ve cenazesinin bulunduğu yer Türkistan Türkleri tarafından ziyaretgâh yeri oldu. Günahıyla sevabıyla, doğrusuyla yanlışıyla bir devrin bir numaralı şahin Enver Paşa’nın cenazesi İstanbul’da Abide-i Hürriyet meydanında bulunmaktadır. Ve Türk birliğine inananların ziyaretini beklemektedir.

    Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’nda savaştığı cephelerden bir tanesi Kafkasya Cephesidir. Bu cephenin açılış sebebi Almanları Avrupa’da iki cephede savaştıklarından dolayı Ruslara yeni bir cepheden savaş açılacak, Ruslar kuvvetlerinin bir kısmını Osmanlılarla savaşa ayırmak zorunda kalacaklar bu zayıflamadan dolayı Almanlar rahatlayacaklardı.

    Kafkasya’da yeni cephe açılacak Rusya güneyden çevrilecek ve Orta Asya’daki esir Türk elleri Rus zulmünden kurtulacaktı. Bu bölgedeki Azerilere ve diğer Müslüman halkların yardım edeceğine inanılarak sefere hazırlıklarına başlandı.

    Enver Paşa Kafkasya seferine hazırlanırken Anadolu’daki tabiat şartlarını kışın erkenden başladığını ve şiddetli soğukların olduğunu hiç hesaba katmamış, Türk ordusunu cesaretiyle soğuya meydan okuyacağını düşünüyordu. Aslında her şey düşünülmüştü. Osmanlı ordusu Kafkasya’dan saldırıya başlayınca orduların ihtiyacı olan kışlık giysiler Almanya ile yapılan anlaşma sonunda İstanbul’a getirilmişti fakat nedense İstanbul’daki hükümete teslim edilip Kafkasya’daki orduya bir türlü gönderilemiyordu. Almanların amacı Türklerin Ruslara karşı savaş kazanması değil Rusları oyalaması idi. Bunun için İstanbul’da bekleyen kışlık elbiseler bir türlü gönderilmiyordu. Yapılan anlaşmaya göre kışlık giysiler Osmanlılara teslim edilecek, Osmanlı ordusu doğuya ilerlerken Almanlardan alınan kışlık giysiler deniz yoluyla Trabzon’a getirilip ortan Türk ordusuna dağıtılacaktı.

    Osmanlı Devleti seferberlik ilan edip savaş için hazırlık yapılmaya başlandı. Ağustos ayı olduğu için askerlerin üzerlerinde yazlık elbiseler bulunuyordu. Kış gelip soğuklar bastırınca durumu iyi olanlar da kışlık elbise verilmesini devletten beklemişlerdir. Yani şu devlet baba anlayışı. Devletin her şeyi düşünmesi gerekir. Fakat devletin durumu 16. yy’daki durum değildir. Bu devirde şu atasözü söylenir olmuştur, “Ne istiyon bacından, bacın da ölüyor acından”.

    Kafkasya ya doğru hareket eden Türk ordusu Kars Sarıkamış bölgesine geldiği zaman kış şiddetini iyice arttırır. Askerlerin üzerinde hala yazlık elbiseler vardır. Yiyecek sıkıntısı artmıştır. İstanbul’dan bir türlü beklenen yardım gelemez. Salgın hastalıklar yayılmaya başlar. Askerlerin hepsinin amacı Kafkasya’ya geçip Ruslarla savaşmak iken karşılarındaki düşman hepsinden kuvvetli çıkar ve 90.000 kişilik ordusu Allahüekber dağlarında Ruslar’a bir tek kurşun bile atmadan donarak şahadet şerbetini içerler. Büyük amaçlarla kararlaştırılan sefer tabiat şartları düşünülmeden büyük bir hezimetle sona erer.

    Bu bölgedeki Türk Ordusunun varlığı bölgede siyasi emelleri bulunan Ermenileri korkutmaktaydı. Fakat Ordunun donarak şehit olması sonucu meydanı boş bulan Ermeniler fırsatı değerlendirip Doğu Anadolu’daki binlerce Türk’ü katletmeye başladılar. Bu durumda Osmanlı Devleti Katliama seyirci kalamazdı. Çareyi Ermenileri savaş alanı dışındaki Suriye’ye göç ettirmekte buldu. Fakat bu tehcir olayı bugün Türkiye’nin parçalanması için tekrar gündeme getirilmektedir.

    Sonuç olarak tabiat şartlarının insanlar üzerindeki etkileri hesaba katmadan yapılan işler hep fiyasko ile sonuçlanmaktadır. Napolyon hayranı olan Enver Paşa 1812 Moskova Seferinden gerekli dersi alsaydı tarih tekerrür mü ederdi? Aynı şekilde II. Dünya Savaşı’nda Almanlar yine Rusya’da askerlere değil soğuk, kış şartlarına yenilmişlerdir.

    İnsanlık geçmişten ders almadığı için bu tür felaketlere uğramıştır. Tarih okumanın anlamı geçmişten ders alıp gelecekte hata yapmamak olduğuna göre tarihimizi, dünya tarihini çok iyi incelememiz gerekir.