Sait Faik Abasiyanik Hikayeleri - Dülger Balığının Ölümü

'Masallar ve Hikayeler' forumunda Ezlem tarafından 4 Mayıs 2011 tarihinde açılan konu


  1. Dülger Balığının Ölümü - Sait Faik Abasıyanık
    Dülger Balığının Ölümü hikayesi özeti
    Sait Faik Abasıyanık Dülger Balığının Ölümü Hikayesi

    Hepsinin gözleri güzeldir Hepsinin canlıyken pulları kadın elbiselerine, kadın kulaklarına, kadın göğüslerine takılmağa değer Nedir o elmaslar, yakutlar, akikler, zümrütler, şunlar bunlar?
    Mümkün olsaydı da balolara canlı balık sırtlarının yanar döner renkleriyle gidebilselerdi bayanlar; balıkçılar milyon, balıklar şan ü şeref kazanırdı Ne yazık ki soluverir ölür ölmez, öyle ki, büzülmüş böceklere döner balık sırtının pırıltıları Benim, size ölümünü hikâye edeceğim balığın öyle parıltılı, yanar döner pulları yoktur Pulu da yoktur ya zavallının Hafifçe, belirsiz bir yeşil renkle esmerdir Balıkların en çirkinidir Kocaman, dişsiz, ak ve şeffaf naylondan bir ağzı vardır: Sudan çıkar çıkmaz bir karış açılır Açılır da bir daha kapanmaz

    Vücudu kirlice, esmer renkte demiş miydim?

    Rum balıkçıların hrisopsaros -Hristos balığı- dedikleri bu balık, vaktiyle korkunç bir deniz canavarı imiş İsa doğmadan evvel, Akdeniz'de dehşet salmış Bir Finikeli denize düşmeye görsün! Devirdiği Kartacalı çektirmesinin, Beni İsrail balıkçı kayığının sayısı sayılamamış Keser, biçer; doğrar, mahmuzlar; takar, yırtar; kopararır atar; çeker, parçalarmış Akdeniz'in en gözü pek; insandan, hayvandan, fırtınadan, yıldırımdan, belâdan, işkenceden yılmaz korsanı, dülger balığının adından bembeyaz kesilirmiş

    İsa, günlerden bir gün, deniz kenarında gezinirken sandallarını büyük bir korkuyla bırakıp kaçan balıkçılar görmüş "Ne oluyorsunuz?" diye sorunca balıkçılara; "Aman" demişler balıkçılar, "elâman! Elâman bu canavardan! Sandalımızı kırdı, arkadaşlarımızı parçaladı Hepsinden kötüsü, balık tutamaz olduk, açlıktan kırılırız"

    İsa, yalınayak, başı kabak, dülger balıklarının yüzlercesinin kaynaştığı denize doğru yürümüş En kocamanını, uzun parmaklı elleriyle tutup sudan çıkarmış İki elinin başparmağı arasında sımsıkı tutmuş, eğilmiş, kulağına bir şeyler söylemiş

    O gün bu gündür dülger balığı, denizlerin görünüşü pek dehşetli, fakat huyu pek uysal, pek zavallı bir yaratığıdır Birçok yerlerinde çiviye, kesere, eğriye, kerpetene, destereye, eğeye benzer çıkıntıları, kemikle kılçık arası dikenleri vardır Dülger balığı adı ona bunlardan ötürü takılmış olmalı

    Bütün bu alat ü edavatın dört yanını, şeffaf naylondan diyebileceğimiz işlemeli bir zar çevirmiştir Kuyruğa doğru bu incecik zar azıcık kalınlaşır, rengi koyulaşır, bir balık kuyruğunun biçimini alır

    Oltaya tutuldu muydu dünyasına, sulara küsüverir Nasıl bir korku içine düşer kimbilir? Onun için dünya bomboştur artık Oltadan kurtulsa da fayda yoktur Suyun yüzüne yamyassı serilir Kocaman gözleriyle insana mahzun mahzun bakar durur Sandala aldığınız zaman dakikalarca onun sesini işitirsiniz Ya, sesini! Bir o, bir de kırlangıç balığı sandalda ölünceye kadar ikide bir feryada benzer, soluğa benzer acı bir ses çıkarır İnce zardan ağzını bir kere ağlara vurmasın, küstüğünün resmidir dülger balığının

    Bir gün, balıkçı kahvesinin önündeki; yarısı kırmızı, yarısı beyaz çiçek açan akasyanın dalına asılmış bir dülger balığı gördüm Rengi denizden çıktığı zamandı Yalnız aletlerinin etrafını çeviren incecik, ipekten bile yumuşak zarları titreyip duruyordu Böyle bir oynama hiç görmemiştim Evet, bu bir oyundu Bir görünmez iç rüzgârının oyunuydu Vücutta, görünüşte hiçbir titreme yoktu Yalnız bu zarlar zevkli bir ürperişle tatlı tatlı titriyorlardı İlk bakışta insana zevkli, eğlenceli bir şeymiş gibi gelen bu titreme, hakikatte bir ölüm dansıydı Sanki dülger balığının ruhu, rüzgâr rüzgâr, bu incecik zarlardan çıkıp gidiyordu; bir dirhem kalmamışcasına

    Hani bazı yaz günleri hiç rüzgâr yokken, deniz üstünde bir meneviş peydahlanır İşte böyle bir cazip titremeydi bu İnsanın içini zevkle, saadetle dolduruyordu Ancak, balığın ölmek üzere olduğu düşünülürse, bu titremenin anlamı hafifçe acıya yorulabilirdi Ama insan, yine de bu anlama almamağa çalışıyordu Belki de bu, harikulâde tatlı bir ölümdür Belki de balık, hâlâ suda, derinliklerde bulunduğunu sanıyordur Karnı tok, sırtı pektir Akşam olmuştur Denizin dibinin kumları gıdıklayıcıdır Altta, dişi yumurtaları, üstte erkek tohumları sallanıyor, sallanıyor, sallanıyordu Vücudunu bir şehvet anı sarmıştır Birdenbire dehşetli bir şey gördüm: Balık tuhaf bir şekilde, ağır ağır ağarmağa, rengini atmağa, hem de beyaz kesilmeğe giden bir hal almağa başlamıştı Acaba bana mı öyle geliyor? Sahiden rengini mi atıyor? Demeğe, dikkatli bakmağa lüzum kalmadan, yanılmadığımı anladım

    Kenarları süsleyen zarların oyunu çabuklaşmağa, balik da, git gide, saniyeden saniyeye pek belli bir halde beyazlaşmağa başladı İçimde dülger balığının yüreğini dolduran korkuyu duydum Bu, hepimizin bildiği bir korku idi: Ölüm korkusu

    Artık her seyi anlamıştı Denizlerin dibi âlemi bitmişti Ne akıntılara yassı vücudunu bırakmak, ne karanlık sulara, koyu yeşil yosunlara gömülmek Ne sabahları birdenbire, yukarılardan derinlere inen, serin aydınlıkta uyanıvermek, günün mavi ve yeşil oyunları içinde kuyruk oynatmak, habbeler çıkarmak, yüze doğru fırlamak Ne yosunlara, canlı yosunlara yatmak, ne akıntılarla âletlerini yakamozlara takarak yıkanmak, yıkanmak vardı Her şey bitmişti:

    Dülger balığının ölüm hali uzun sürüyor Sanki balık su hava dediğimiz gaz suya alışmağa çalışmaktadır Hani biraz dişini sıksa, alışması mümkündür gibime geldi

    Bu iki saat süren ölüm halini, dört saate, dört saati sekiz saate, sekiz saati yirmi dörde çıkardık mıydı; dülger balığını aramızda bir işle uğraşırken görüvereceğiz sanıyorum

    Onu atmosferimize, suyumuza alıştırdığımız gün, bayramlar edeceğiz Elimize görünüsü dehşetli, korkunç, çirkin ama, aslında küser huylu, pek sakin, pek korkak, pek hassas, iyi yürekli, tatlı ve korkak bakışlı bir yaratık geçirdiğimizden böbürlenerek onu üzmek için elimizden geleni yapacağız Şaşıracak, önce katlanacak Onu şair, küskün, anlaşılmayan biri yapacağız Bir gün hassaslığını, ertesi gün sevgisini, üçüncü gün korkaklığını, sükûnunu kötüleyecek, canından bezdireceğiz İçinde ne kadar güzel şey varsa hepsini, birer birer söküp atacak Acı acı sırıtarak İsanın tuttuğu belinin ortasındaki parmak izi yerlerini, mahmuzları, kerpeteni, eğesi, testeresi ve baltasıyla kazıyacak İlk çağlardaki canavar halini bulacak

    Bir kere suyumuza alışmağa görsün Onu canavar haline getirmek için hiç bir firsatı kaçırmayacağız