Risale-i Nur Külliyatı, ikinci söz

'İslami Bilgiler' forumunda Semerkand tarafından 18 Ocak 2012 tarihinde açılan konu


  1. İkinci Söz
    Risale-i Nur Külliyatı, ikinci söz
    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
    اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ 1

    İMANDA ne kadar büyük bir saadet ve nimet ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle:

    Bir vakit iki adam hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler. Biri hodbin talihsiz bir tarafa, diğeri hüdâbin bahtiyar diğer tarafa sülûk eder, giderler.

    Hodbin adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbin olduğundan, bedbinlik cezası olarak nazarında pek fena bir memlekete düşer. Bakar ki, her yerde âciz bîçâreler, zorba müthiş adamların ellerinden ve tahribatlarından vâveylâ ediyorlar. Bütün gezdiği yerlerde böyle hazin, elîm bir hali görür. Bütün memleket bir matemhane-i umumî şeklini almış. Kendisi şu elîm ve muzlim haleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz. Çünkü herkes ona düşman ve ecnebî görünüyor. Ve ortalıkta dahi müthiş cenazeleri ve meyusâne ağlayan yetimleri görür. Vicdanı azap içinde kalır.

    Diğeri hüdâbin, hüdâperest ve hakendiş, güzel ahlâklı idi ki, nazarında pek güzel bir memlekete düştü. İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumî şenlik görüyor: her tarafta bir sürur, bir şehrâyin, bir cezbe ve neş’e içinde zikirhaneler... Herkes ona dost ve akraba görünür. Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisât-ı umumiye şenliği görüyor. Hem tekbir ve tehlil ile mesrurâne ahz-ı asker için bir davul, bir musiki sesi işitiyor. Evvelki bedbahtın hem kendi, hem umum halkın elemiyle müteellim olmasına bedel, şu bahtiyar, hem kendi, hem umum halkın süruruyla mesrur ve müferrah olur. Hem güzelce bir ticaret eline geçer, Allah’a şükreder.

    kelime manaları
    Lügatler :
    ahz-ı asker : asker alımı
    bahtiyar : talihli
    bedbaht : talihsiz, kötü talihli
    bedbin : ümitsiz, karamsar
    bîçâre : çaresiz
    cezbe : Allah aşkıyla kendinden geçme
    ecnebî : yabancı
    elem : acı, üzüntü
    elîm : üzücü, acı verici
    evvelki : önceki
    fena : kötü
    hakendiş : hak taraftarı
    halet : hal, durum
    hazin : hüzünlü
    hodbin : kendini beğenmiş, bencil
    hodendiş : yalnız kendini düşünen
    hodgâm : keyfine düşkün
    hüdâbin : Allah’ı tanıyan
    hüdâperest : Allah’a ibadet eden
    matemhane-i umumî : genel yas evi
    mesrurâne : sevinçli olarak
    meyusâne : ümitsizcesine
    muzlim : karanlıklı
    müferrah : ferahlamış, huzurlu
    müteellim olmak : üzülmek, acı duymak
    nazar : bakış
    saadet : mutluluk
    sülûk etmek : yönelmek, yola girmek
    sürur : mutluluk
    şehrâyin : şenlik
    tahribat : yıkıp bozmalar
    tehlil : “Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur” mânâsındaki “lâ ilâhe illallah” sözünü söylemek
    tekbir : “Allah en büyüktür” mânâsında “Allahu Ekber” demek
    temsîlî : kıyaslamalı benzetme şeklinde, analojik
    terhisât-ı umumiye : genel izin, salıverilme
    umumî : genel
    vâveylâ : feryat
    zikirhane : Allah’ın anıldığı yer
    [​IMG]