Ramazan Ayı ile ilgili yazılar

Konusu 'İslami Bilgiler' forumundadır ve HazaN tarafından 24 Şubat 2010 başlatılmıştır.

  1. HazaN Admin Yönetici Admin


    Ramazan Ayı hakkında yazılar
    Ramazan, Kur´an ve Müslüman
    Peygamberimizin iftar sofrasında neler vardı?
    Orucun başını dik tutun ki, Oruç da sizin başınızı dik tutsun



    Ramazan, “Huden linnâs” yani insanlar için kılavuz olan Kuranın indirildiği ay. Kuran, alemlerin Rabbi, evrenin hakimi, din gününün sahibi Allahın kitabı. Müslüman, Allaha inanan ve Allahın kitabına göre hayatına yön veren insan. Yüce Rabbimiz Ramazan hakkında bakın ne buyuruyor?
    “Ramazan ayı, içinde insanlara doğru yolu gösteren, doğru ile yanlışı birbirinden ayırıp açıklayan, bir rehber olmak üzere Kuranın indirildiği aydır. Sizden kim o aya erişirse oruç tutsun. Hasta olan veya seferde bulunan, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Sayıyı tamamlamanızı ve size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allahı tekbir etmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz.”
    Bir kez daha ayet-i kerimenin ilk cümlesine dikkatlerimizi yoğunlaştırırsak: “Ramazan ayı, içinde insanlara doğru yolu gösteren, doğru ile yanlışı birbirinden ayırıp açıklayan, bir rehber olmak üzere Kuranın indirildiği aydır.” ifadesi Ramazan ayının öneminin nereden kaynaklandığını göstermektedir.
    Bizim oruç tutmamız, adeta yüce Rabbimizin bize sunduğu Kuran nimetine bir teşekkür kabilindedir. Mademki yüce Allah bizi yaratıp, başıboş bırakmamış, bize gönderdiği elçisiyle indirdiği mesajlarıyla, hayatımızı nasıl düzenleyeceğimizin yol ve yöntemlerini bildirmiş, bizi dalaletten, sapmalardan ve şaşkınlıktan kurtarmış; öyleyse biz de bu nimetin farkında olduğumuz mesajını “oruçla” Rabbimize bildirmiş oluruz. Rabbimiz! Sen indirdiğin kitabında bize iki cihanımızı aydınlatacak nurlar bahşettin, biz de sana hamd ediyor, şükrediyor ve senin için gün boyu ağzımıza tek lokma bile koymadan, bir yudum su bile içmeden sana bağlılığımızı arz ediyoruz. Ramazan Ayı, kulun Rabbini tanıdığını ve ona itaatini arz ettiği zaman dilimidir. Kulun Rabbi ile her daim iletişimde olduğu süreçtir. Ramazan Ayı, kulun sadece yemeden içmeden kendisini uzak tuttuğu değil; her dönemde olduğu gibi her türlü tutum ve davranışını da kontrol altında bulundurduğu günler ve ibadetle geçirdiği gecelerdir.
    Müslüman, yaratıcısını tanıyan ve ona teslimiyetini arz eden kimsedir.
    Peki bir Müslüman yaratıcısını nasıl tanır ve ona teslimiyetini nasıl arz eder?
    Yaratıcıyı tanımak belki her akıl sahibinin, Hz. İbrahimin (a.s.) çocukluğunda yaptığı gibi bir akıl yürütme ve kainatı gözlemlemesi ile mümkündür. Mümkün olanı, kainatın tek bir yaratıcının eseri olduğu ve bu yaratıcının her türlü noksanlıktan uzak olduğu gerçeğidir.
    Eğer O yaratıcı elçilerini gönderip, insanlara mesajlarını iletmemiş olsaydı, insanın sadece aklını kullanarak Onunla iletişime geçmesi ve Onun kendisinden ne isteyip ne istemediğini, kendisini niçin yarattığını kesin bir bilgi ile bilmek mümkün olmayacaktı.
    Onunla iletişimi sadece yarattıkları üzerinden ve nimetlerine teşekkür kabilinden bir minnet duygusunun ifadesi olarak kalacaktı. Ama yüce Allah, bunun ötesinde, insanla konuştu. Ona elçileri vasıtasıyla sözlerini vahyetti. Ona bu dünyada varoluş gayesini hatırlattı ve görevlerini tebliğ etti.
    “Ölümü ve hayatı, hanginizin daha iyi çalışacağını denemek için yaratan Odur, Güçlü ve bağışlayıcı Odur!”
    Elçisi vasıtasıyla şu mesajı bize iletti:
    ” Kullarım benden sana sorarlarsa; şüphesiz ben yakınım. Bana dua edenin, dua ettiği zaman, duasına karşılık veririm. O halde onlar da benim davetime icabet etsinler ve bana inansınlar ki doğru yolda olsunlar.”
    Bizim de yapmamız gereken:
    “Rabbimiz! Biz, “Rabbinize iman edin” diye, imana çağıran bir davetçiyi işittik ve iman ettik. Rabbimiz! Bizim günahlarımızı bağışla, suçlarımızı ört, iyilerle birlikte canımızı al!” demektir. Elçiye uymaktır. Günahlardan uzak durmak ve Rabbimizin buyruklarını yerine getirmektir.
    Eğer Yüce Rabbimiz elçilerini gönderip, bizimle konuşmasaydı, bize kendisini kendi dilinden tanıtmasaydı ne yapacaktık?
    Onu tanımayanlar ne yapıyor?
    Herhalde biz Onu yanlış tanıyacaktık, Ona yanlış bilgilerle inanmaya kalkacaktık. Ona teşekkür görevimizi nasıl yerine getireceğimizi bilemeyecektik. Nitekim çağlar boyu vahye kulaklarını tıkayan, ya hiç işitmeyen ya da “işittik ve isyan ettik.”6 diyenler, bugün de yanlış inançlar ve sapkın hayat düzenleri içinde yaşayıp, ölüp gidiyorlar. İnsanları kendilerine kulluk ettiriyorlar. Ellerinde ilahi bir kitapları olmadığı halde, kendi elleriyle yazdıkları kitapları insanlara Allahın kitabı gibi göstermeye çalışıp, Allah adına insanları aldatıyorlar.
    Bunun için Rabbimiz bizi uyarıyor:
    “Ey insanlar, Rabbinizden korkun, babanın evladı, evladın da babası için hiçbir şey ödeyemeyeceği o günden k
    endinizi koruyun. Allahın vaadi şüphesiz gerçektir. Öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın, aldatıcı da sizi Allah ile aldatmasın!”
    Hamdolsun Rabbimize ki, bize mübarek bir ayda, mübarek bir elçi ile mübarek bir kitap indirdi. Bize eğrisi büğrüsü olmayan dosdoğru yolu gösterdi. İşte Ramazan, bize ebedi kurtuluş kapılarını açan mesajların içinde çağladığı bir aydır.
    Bu ay, bu yüzden mübarektir, bu yüzden bereketlidir. Ebedi bir saadeti müjdeleyen kitabın inmeye başladığı kutlu bir başlangıçtır. İki dünyamızı da cennete çeviren hayat iksirini, yudum yudum, kana kana içtiğimiz, Allahın boyası ile hayatımızı renklendiren yüce kitabın, yüce Mevlamızın içinde bizimle konuştuğu, bize gönderdiği mektupların yer aldığı o kitabın, şerefli, hikmetli kitabın indiği ay olduğu için mübarektir.
    Peki biz o mübarek ayın, o mübarek gecelerin hakkını verebiliyor muyuz?
    Bize bahşedilen bu büyük nimetin farkında mıyız?
    Allahın kitabını, Allah ile konuşmanın, Onun huzurunda, Onun sözlerini can kulağı ile dinlemenin, Onun buyruklarını “lebbeyk Allahumme lebbeyk” Buyur, Allahım ne istiyorsan yapmaya geldim!” bilinci içinde tüm hücrelerimizin dikkat kesildiği bir hassasiyet ile okuyup, anlıyor muyuz? Ya hayatımıza uygulaması söz konusu olduğunda ne yapıyoruz?
    Allahın sözü her şeyin üzerindedir mi diyoruz; yoksa, Allahın sözünü hiç duymamışların veya duyup da “işittik ve isyan ettik” diyenlerin yaptığını mı yapıyoruz? Hiç kendimizi hesaba çektik mi?
    Bu yaşımıza gelene kadar kaç kez Kuranı anlayarak okuduk? Kuranın hangi surelerinde hangi konular anlatılıyor? Rabbimiz bize ayetlerinde ne buyuruyor?
    Allah Resulü her an yaşadığı ve ömrü boyunca inmeye devam eden Kuranı her Ramazanda Cebraille birlikte baştan sona mukabele eder (karşılıklı okurlardı) di. Biz de her Ramazan mukabele yapıyor muyuz? Yüce Rabbimiz bize Ramazanı bir bayram havasında eğitim süreci olarak takdir etti. Orucu bizden önceki Müslümanlara farz kıldığı gibi bize de farz kıldı ki Allaha karşı sorumluluklarımızı öğrenebilelim ve gerçek bir teslimiyet ile yüce Rabbimize teslimiyetimizi arz edelim.
    Bu anlamda “oruç”, Arapçasıyla “savm” bambaşka bir ibadettir.
    Bu ibadette öncelikle her insanın kendisini tutmayı öğrenmesi vardır. Biz orucu tutmuyoruz, oruç bize kendimizi tutmayı öğretiyor. Oruç bize kendimizi kontrol edebilme yeteneğimizi geliştirme imkanı sunuyor. Aşırılıklarımızı bir kenara bırakabilme, hırs ve arzularımızı frenleyebilme, başkaları tarafından yönlendirilen değil kendi kendini idare edebilen ve kendi tercihleri ile hayatına yön veren, saygı değer bir konuma yükseltiyor. Oruç sadece kendi iç dünyamızı ve bireysel olarak kendimizi kontrol etmeyi öğretmiyor aynı zamanda ihtiyaç sahiplerini görüp gözetmemizi de öğretiyor.
    Müslüman, sadece Allah rızası için oruç tutuyor. Hiç kimsenin onu görmediği yerlerde de Allahın kendisini gördüğünün farkında olarak, yemiyor, içmiyor, ağzından kötü söz çıkmıyor, her daim Allahın murakabesi altında olduğunu unutmuyor.
    Müslüman, oruçla israfın karşısında olduğu mesajını da veriyor. Gündüz saim (oruçlu) gece ibadete daim oluyor. Geceleri, aç kaldığı gündüzlerin intikamını alırcasına tıka basa karnını doyurmuyor. Böylesi bir davranışın nefis terbiyesi ve tezkiyesi/arındırması ile tezat teşkil ettiğinin farkında oluyor; olması gerekiyor.
    Ramazanla başlayan, bir değişim iklimi. İlahi vahyin, rahmet bulutları eşliğindeki tatlı esintisi ve aydınlık yolunda “bismillah” diyerek çıkılan bir yol… Ramazanla başlayan ama Ramazanla bitmeyen bir yolculuk… Ramazanla gerçeği gören gözler, huzur bulan gönüller; eğer Ramazanla birlikte tükeniyorsa bu bir yıkımdır.
    Allahın vahyine kulak veren gönüller, onu idrak eden beyinler şunu çok iyi bilir ki, Ramazanla başlayan yolculuk, son yolculuğa kadar sürer. Eğer, yarı yolda kesiliyorsa bu tükeniş ve bitiş demektir. Allaha teslimiyet Ramazanla sınırlı değildir.
    Ramazandan sonra da Müslüman kalmak ve Kuranla kalmak, Kuran yolunda olmak, Kuran yolunda ölmek Müslümanın Allaha bağlılığının gereğidir.
    Sözümüzü Rabbimizin sözü ile bitirelim.
    “Ey iman edenler! Allahtan gerektiği gibi korkup/ sakının ve yalnızca (Ona) teslim olarak can verin.
    Topluca Allahın ipine sımsıkı sarılın ve parçalanmayın! Allahın üzerinizdeki nimetini düşünün, hani siz düşman idiniz de O, kalplerinizi birleştirdi. Onun bu nimeti ile kardeşler oldunuz. Siz, bir ateş çukurunun kenarında idiniz de sizi oradan kurtardı. Doğru yola çıkasınız diye, Allah size ayetlerini işte böyle açıklıyor.

    Alıntıdır
    Şaban Piriş
    İlahiyatçı-Yazar​
     

  2. HazaN Admin Yönetici Admin

    Cevap: Ramazan Ayı ile ilgili yazılar

    Peygamberimizin iftar sofrasında neler vardı?

    Ramazan Ayı ile birlikte iftar davetleri artarak devam eder. Yakınlarımızı, tanıdıklarımızı iftara, soframıza davet ederiz. Bazen de onların davetine gideriz. Bu güzel âdet, hem birbirimize yaklaşmamızı temin eder hem yardımlaşma ve cömertlik duygularımızı canlandırır.
    Fakat iftar daveti denince, akla sofradaki yemeklerin çeşitliliği gelir. Bu yanlış düşünceye kapılarak dostlarımızı davet edeceğimiz zaman imkânlarımızı zorladığımız, bütçemizi aşan masraflara girdiğimiz oluyor.
    Maddi durumu yerinde olanlar için buna diyecek bir şeyimiz yoktur ancak dar gelirliler için aynı husus söz konusu değildir. Çünkü böyle bir hazırlık her zaman devam etmeyeceği gibi, bir yönüyle ibadet olan dost ve akraba ziyaretlerine engel olur.
    Sevgili Peygamberimizin iftar sofrasına baktığımızda meselenin hiç de bizim bildiğimiz gibi olmadığını görürüz. Peygamberimiz Ramazan Ayının özelliklerini anlatırken iftar vermeyi de teşvik ediyor: “Bu ayda her kim oruçlu bir mü’mine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş günahlarının bağışlanmasına ve Cehennemden kurtulmasına sebep olur. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevaba kavuşur.” Sahabiler sordular: “Ey Allah’ın Resulü, hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz.”
    Peygamberimiz de, “Allah bu sevabı bir tek hurma ile, bir içim su ile, bir yudum süt ile oruçlu mü’mine iftar ettirene de verir” buyurdular. Bu şekilde israfa girmeden de pekala, iftar verebiliriz. İnsanın imkânı ne kadarını kaldırabiliyorsa, ona göre bir hazırlık yapması en güzelidir.
    Bunun için, “İftar verecek imkanım yok” diyerek dost ve akraba ziyaretlerini, Ramazan içinde iftar verip sevabını ihmal etmediğimiz zaman, çok şeyler kazandığımız gibi, güzel bir sünneti de işlemiş oluruz. İftardan sonra dua yapmak da önemli bir sünnettir.
    Peygamberimiz Sa’d bin Muaz’ın evinde iftar yapmış ve onlara şöyle dua etmişti: “Yanınızda hep oruçlular iftar etsin. Yemeğinizi iyi insanlar yesin. Melekler de size dua ve istiğfarda bulunsun” 1
    Ramazan’da özel olarak verilen beş şey nedir? Cabir bin Abdullah anlatıyor. Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Ümmetime Ramazan Ayında beş şey ihsan edildi. Bunlar daha önceki peygamberlerin ümmetine verilmemişti. “Birincisi: Ramazan Ayının ilk gecesi olunca Cenab-ı Hak onlara rahmetiyle bakar.
    Allah kime rahmetiyle bakarsa, onu hiçbir zaman azaba çarptırmaz. “İkincisi: Oruç tutanların ağızlarının kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur. “Üçüncüsü: Gece ve gündüz melekler oruç tutanların bağışlanması için Allah’a yalvarırlar. “Dördüncüsü: Allah o gün Cennetine emir verir ve şöyle buyurur: ‘Ey Cennet, kullarım için hazırlan, süslen.
    Dünya sıkıntılarından kurtulup benim huzuruma ve ikramıma gelip istirahat etmeleri yaklaştı.’ ” “Beşincisi: Ramazan’ın son gecesi gelince de, Allah oruç tutan kullarının hepsini affeder.” Sahabilerden bir zat sordu: ‘Ya Resulallah, bu gece Kadir Gecesi midir?’ Peygamber Sallallâhü Aleyhi Vesellem “Hayır” dedi, “bilmez misiniz, işçiler gün boyu çalışıp da işlerini bitirdikleri zaman ücretlerini almıyorlar mı?”

    Alıntıdır
     
  3. HazaN Admin Yönetici Admin

    Cevap: Ramazan Ayı ile ilgili yazılar

    Orucun başını dik tutun ki, Oruç da sizin başınızı dik tutsun

    Şemseddin Şami, Kamus-ı Türkî’sinin “oruc” maddesinde şu malumatı verir: “Farsça ruze’den gelir. Türklerin ‘r’ ve ‘le’ ile başlayan kelimeleri olmadığından, böylelerinin başına daima kelimenin harekesiyle müteharrik bir hemze ilave etmeleriyle uruze ve badehu oruc olmuştur. (Urus, IRamazan gibi)”
    Oruç kelimesinin kökenine ilişkin bu malumattan yola çıkarak, eski Türkler’de orucun olmadığını, bu ibadetin İslamiyet yoluyla önce Farslar’a sonra da Türkler’e geçtiğini söyleyebiliriz.
    Oruç, Kur’an lisanındaki savm’ın karşılığıdır. Savm, en büyük Arap dil ansiklopedilerinin verdiği bilgiye göre terk ve ‘direnç’ manasıyla sabır anlamlarına gelmektedir. Savm’ın kök anlamlarından yola çıkarak, orucun ‘tutmak’ ve ‘bırakmak’ gibi birbirine zıt iki anlamı birden taşıyan bir ibadet olduğunu kolayca anlayabiliriz. Orucun amacı da, bu anlamın insan hayatında aktif hale gelmesini sağlamaktır: ‘tutmaya değer olanları tutmak’ ve ‘bırakılması gerekli ve yararlı olanları bırakmak’.
    Orucu emreden Kur’an ayetinin, bu emrin gerekçesi olan şu hitapla bitmesi, yukarıdaki sonuçla bire bir örtüşmektedir: “leallekum tettukûn: umulur ki sakınır/korunursunuz.”
    Sonuçta, yalnızca ’sakınanlar korunurlar’. Ancak ‘terketmeyi’ bilenler ‘direnebilirler’. Kalıcı ve iyi birşeyler ‘tutmak’ için, geçici ve kötü şeyleri ‘bırakmak’ şarttır. Bazen ‘tutabileceğiniz’ şeylerin sayısı, ‘bırakabileceğiniz’ şeylerle orantılıdır.
    Ya da, bu tesbitleri şöyle de dile getirmek mümkündür: Terketmeden elde etmeyi istemek, bedel ödemeden kazanmakla aynı anlamı taşır. Tuttuğunuzun kendi amacını sizde gerçekleştirmesi, neleri bırakabileceğinize bağlıdır. Korunmanız, sadece Allah bilinciyle sakınmalarınızın bir ödülü olacaktır.
    Şu soruyu, inandığınız değerlerin ne kadar kalıcı ve hakiki olduğunu anlamak için kendi kendinize sormalısınız: Bin tane 28 Şubat süreci olsa, topu tek bir Ramazan’ın bu toplumda oluşturduğu manevi atmosferi dağıtmaya yeter mi? Kalıcı değerlerin yerine, yönetici seçkinlerin devlet imkanlarını da seferber ederek zorla ikame etmeye çalıştığı sahte ve sentetik değerler uğruna, kaç kişi nesinden vaz geçer?
    Canından mı? Malından mı? Yemesinden, içmesinden mi? Zevkinden, sefasından mı?
    İslami değerlerle “bin yıl da olsa mücadeleyi sürdüreceğini” söyleyenlerin görmediği, ya da görmek istemediği yalın ve tokat gibi matruş suratlarında patlayan gerçek işte bu. Ve onlar, savaş açtıkları insanlığın değişmez değerlerini temsil eden hayat nizamı İslam’ın, bugünlere binyıllardır küfrün, şirkin, tuğyan ve isyanın, şeytan ve hempalarının her tür ve cinsine rağmen geldiğini unutmuş görünüyorlar.
    Ramazan ilahi bir gündem. Tüm sahte gündemlerin ortasına, karanlığın ortasına düşen bir ışık topu gibi düşüverdi. Yazık; bu ışık topunun gönüllere nur, gözlere sürur, dizlere derman, yüreklere ferman olan ışığından kalplerinin gözleri kör, kulakları sağır, ağızları dilsiz olanlar yine yararlanamayacaklar. En çok onlara acımak gerek.
    Ramazan, ruhun beslenmesi için bedenin aç bırakıldığı aydır. 11 ayın yürekte bıraktığı kiri, isi, pası temizlemek için yüreğin bakıma alınmasıdır. Yüreğinin çeperlerine tutunarak kendine doğru tırmanmak isteyenler için bulunmaz bir fırsattır Ramazan. Umutların kuşlar gibi göç ettiği, geleceğin tüm baharlarının gıyabında ölüme mahkum edildiği, gül yüzlü yarin güzel kokusuna kurşunlar sıkıldığı, aksaçlı sevdaların intihar eden yunuslar gibi kıyılara vurduğu, ihanet kasırgalarının mamur yürekleri harabeye çevirdiği, güneşe karşı uluyanların terör estirdiği bir zaman ve mekanda Ramazan sadece bir imkan değil bin imkandır.
    Ramazan’ı ‘beslenme festivaline’ dönüştürmek, bu imkanı hovardaca israf etmekten başka bir şey değildir. Ramazan’ı festivale dönüştürenler orucu diyete, ibadeti adete dönüştürürler. İbadeti adete dönüştürenlerin kaçınılmaz olarak yaptıkları ikinci yanlış ‘adeti ibadete’ dönüştürmektir.
    Toplumsal çürüme ve sosyal çözülmeden rahatsız olanlar, sorunun bir parçası olmaktan çıkıp çözümün bir parçası olmak istiyorlarsa, tıpkı Hz. Peygamber’in yaptığı gibi, önce kendileriyle tanış olacakları, biliş olacakları bir atmosfere ‘hicret’ etmek durumundadırlar. İşte Ramazan, böyle bir ‘hicret’ için bulunmaz bir ‘Hıra’dır.
    Kendi şahsiyetini yeniden yoğuracak ve doğuracak bir varlık sancısının gül yüzlü meyvelerine ne güzel ebeliği ancak bir Ramazan yapabilir.
    Oruç tutmakla iş bitmemektedir, asıl yapılması gereken orucun başını dik tutmaktır. Orucun başı, haram yiyerek beslenen haramzadelere ve haramilere inat, bu ülkede helalin, hakkın, adaletin ısrarlı temsilcisi olmakla dik tutulur. Haramilerin gasbettiği bu ülkenin öz kaynaklarının, gasıpların elinden alınarak mustaz’aflara iade etme azminin orucun tamamlayıcı bir boyutu olduğuna inanarak dik tutulur.
    Orucun başı, yüreğinizi paylaştığınız gibi, sofranızı ve ekmeğinizi, yoksullarla, yetimlerle, evsiz, işsiz ve aşsızlarla paylaşarak dik tutulur. Her gün iftarda ve sahurda yemeyi düşündüğünüz envai çeşit yiyeceğin bedelini Çeçenistan gibi iman ve özgürlük mücadelesi veren gönül coğrafyanızın sakinlerine ayırıp, sofranızda bir depremzede standardına razı olmakla dik tutulur.
    Orucun başı, yeryüzünün tüm açlarını, açıklarını, mazlumlarını, mağdurlarını yüreğinize alıp, onlara donattığınız gönül sofranızı iç geçirerek izlerken açlığınızı unuttuğunuz zaman dik tutulur.
    Siz orucun başını dik tutarsanız, elbet oruç da sizin başınızı dik tutacaktır.
    Orucun başını dik tutanların ve başını oruçla dik tutanların Ramazan’ı bereketli olsun.
    Mustafa Islamoglu
     

Sayfayı Paylaş