Ramazan ayı ile ilgili hikayeler

'Dini Konular' forumunda EyLüL tarafından 8 Haziran 2011 tarihinde açılan konu


  1. Ramazan ayı ile ilgili hikaye
    Ramazan ayı ile ilgili yazı
    Ramazan ayı ile ilgili hikayeler
    Ramazan ve oruç hikayeleri,


    ÇOBAN VE AĞAÇ

    Yaşlı çoban sürüsünü otlatmak için yaylaya çıktığında tepeye yakın bir elma ağacının altında dinlenir ve eğer mevsimiyse, onunla konuşarak: "Hadi bakalım evladım, derdi. Bu ihtiyarın elmasını ver artık". Ve bir elma düşerdi, en güzelinden, en olgunundan. Yaşlı adam sedef kakmalı çakısını çıkartarak onu dilimlere ayırır ve küçük bir tas yoğurtla birlikte ekmeğine katık ettikten sonra, babasından kalan Kur'an'ını okumaya koyulurdu.
    Çoban, bu ağacı yirmi yıl kadar önce diktiğinde sık sık sular, bunun için de büyükçe bir güğüme doldurduğu abdest suyundan geriye kalanı kullanırdı. Elma ağacının kökleri, belki de bu sularla kuvvet bulmuş ve kısa sürede serpilip meyve vermeye başlamıştı. Çoban o zamanlar henüz genç sayıldığından şöyle bir uzandı mı en güzel elmayı şıp diye koparırdı. Fakat aradan geçen bunca yıl içinde beli bükülüp boyu kısalmış, ağacınkiyse bir çınar gibi büyüyüp göklere yükselmişti. Ama boyu ne olursa olsun, ağaç yine de yavrusu değil miydi? Onu bir evlat sevgisiyle okşarken:
    "Ver yavrum, derdi, gönder bakalım bu günkü kısmetimi." Ve bir elma düşerdi hiç nazlanmadan, yıllar boyu hiçbir gün aksamadan.
    Köylüler, uzaktan uzağa gözledikleri bu hadiseyi birbirlerine anlatıp yaşlı çobanın veli bir zât olduğunu söylerlerdi.
    Yaşlı adam, ağacın altında dinlenip namazını kıldığı bir gün, yine elmasını istedi. Ancak dallar dolu olmasına rağmen nedense bir şey düşmemişti. Sonra bir daha, bir daha tekrarladı isteğini. Beklediği şey bir türlü gelmiyordu. Gözyaşları, yeni doğmuş kuzuların tüylerini andıran beyaz sakalını ıslatırken, ağacın altından uzaklaşıp koyunların arasına attı kendini.
    Yavrusu, meyve verdiği günden bu yana ilk defa reddediyordu onu. İhtiyar çobanın beli her zamankinden fazla bükülmüş, güçsüz bacakları da vücudunu taşıyamaz olmuştu. Hayvanlarını usulca toplayıp köye doğru yöneldiğinde, aşağıdaki caminin her zamankinden daha nurlu minarelerinden yankılanan ezan sesiyle irkildi birden. Yeniden doğmuştu sanki çoban. Bir şey hatırlamıştı.
    Çocuklar gibi sevinerek ağacın yanına koştu ve ona şefkatle sarılırken :
    "Canım" dedi, hıçkırıp ağlayarak.
    "Benim güzel evladım, mis kokulum. Şu unutkan ihtiyarı üzmeden önce neden söylemedin, bu günün Ramazan'ın ilk günü olduğunu ?"
     



  2. Cevap: Ramazan ayı ile ilgili hikayeler

    Gıybet Dinledim Orucum Bozuldu

    Allah dostlarının orucu akşama kadar sadece aç kalmak değildir Onlar orucu kendini değil haram ve mekruhlara onlar kendini şüpheli olan şeylere karşı bile kendini kapatmaktır Onların derdi sadece akşama kadar aç kalmak değil, tuttukları oruçla Rıza-i ilahiye kavuşmaktır Onlar için yılın her ayı ramazan ayı gibi yaşıyorlardı Sürekli oruç tutardı


    Bir gün oruçlu iken yanında Hindistan sultanı çekiştirilip, gıybeti yapılınca;

    Dıhlevi hazretleri;

    "Eyvah orucum bozuldu" dedi

    Yanındakiler; "ama efendim gıybet yapan siz değildiniz" deyince;

    "Gıybeti yapan da dinleyende ortaktır" hadisi şerifi ile karşı*lık verdi


    Ramazan ayının ilk günlerindeydi Bir gece oturduğu evden dışarıya çıkan Nasuhi Efendi, dergahın bahçesinde dolaşıyordu Onun bahçede dolaştığını gören hanımı, bahçeye çıkarak yanına yaklaştı ve

    "Muhterem Efendim! Bu gece vakti bu bahçede niçin gezinip durursunuz?" diye sordu
    O da;

    "Allah Teala bilir ama bu bayramı burada geçireceğiz
    Şimdiden kendime yer hazırlıyorum" buyurdu
    Hanımı bunu işitince üzüldü;

    "Niçin böyle söyleyip yüreğimizi yakıyorsunuz" dedi

    Nasuhi hazretleri;

    "Takdir-i İlahi böyledir" cevabını verdi

    Aradan günler geçti Ramazan-ı Şerif ayının ortasına geldiğinde, sevenlerini etrafına toplayıp, yerine oğlu Alaeddin Efendiyi halife tayin etti ve vasiyetini bildirdi
    Muhammed Nasuhi Hazretlerinin talebelerinden Şami Ahmed Efendi, vefat edeceği gün hocasını ziyaret etti Muhammed Nasuhı Efendinin hastalığı iyice artmıştı
    Şami Ahmed Efendi ona;

    "Efendim biraz az oruç tutup ilaç kullanırsanız rahatsızlığınız iyileşebilir" deyince,

    Nasuhi Efendi;

    "Oğlum! Cenab-ı Hakk'ın inayetiyle otuz senedir farzları değil nafileleri dahi noksan yapmadım İnşallah bu gece dergah-ı iz*zete oruçlu giderim" buyurdu

    Muhammed Nasuhi hazretleri vefat ettikleri gün ikindi namazından sonra hizmetinde olan dervişlere;

    "Bu gece Cüneyt-i Bağdadi, Abdülkadir-i Geylanı, Molla Hünkar Celaleddın, Maruf-i Kerhı, Seyyid Yahya Şirvan, Sultan Şaban-ı Veli ve Hocam Ali Atvel hazretleri teşrif buyuracaklardır Onlara hizmette kusur etmeyin

    "İftar vaktinde Derviş İbrahim, Nasuhı hazretlerinin yanından odanın kapısına varıp iki lokma ekmek yedi Üçüncü lokmayı yerken Nasuhi hazretleri bir defa;

    "Hu" diye seslendi

    Derviş İbrahim ekmeği bırakıp içeri girerken tekrar; "Hu" diye Allah Teala'nın ismini zikredip ruhunu teslim etti
     



  3. Cevap: Ramazan ayı ile ilgili hikayeler

    Hoş geldin Sultanım!

    Kadı hazretleri! Bu adama geçen yıl bir mercan tesbih sattım. "Yüz kuruştan ibaret olan ücretini önümüzdeki Ramazan'da ödeyeceğim." diye taahhütte bulunmuş idi. Ama şimdi sözünde durmuyor.

    Kadı davalıya sorar:

    - Öyle mi söyledin Efendi?

    - Evet, kadı hazretleri. Sözümde de sadıkım. İllâ bu adam ücreti henüz Ramazan gelmeden istiyor.

    Davacı itiraz eder:

    - Asla kadı efendi! Hilâl görünmüş, binaenaleyh Ramazan gelmiştir?

    - İspat edebilir misin?

    - Evet! Dışarıda iki tane şahidim vardır. Müsaade olunursa içeri alıp dinleyiniz.

    Bu konuşmalar fi tarihinin bir arefe gününde, İslâm şehirlerinin Babı Meşihat denilen makamında, dinî otorite sayılan kişiler (Şeyhülislâm, müftü, imam vb.) ile kadı efendinin huzurunda cereyan eder.

    Kadı efendi iki şahidi içeriye aldırır. Bunlar o bölgede hilâli gözleyen pek çok kişiden, hilâli ilk gören ikisidir ve şahitlik ücreti olan hediyeyi almak için soluk soluğa koşup gelmişlerdir. Kadı sorar:

    - Siz hilali görmüşsünüz, öyle mi?

    - Evet!

    Kadı, hilâlin nasıl olduğunu, tam olarak nerede görüldüğünü, inceliğini ve kalınlığını vs. iyice tetkik edecek suallerden sonra huzurda bulunan heyete döner:

    - Sizler bu şahitlerin sözlerini inanılır buluyor musunuz?

    - Evet!

    - O halde Ramazan sabit oldu. Müddeinin iddia eylediği, senin de inkâr etmediğin mercan tesbih ücreti olan yüz kuruşu müddeiye eda eyle!

    İstanbul'da her yıl tekrarlanan bu mahkemenin "Evet!"i karar defterine kaydedilir ve şehirde Ramazan başlar ve bu "Evet!"in sonu bayram olur.

    Ramazanınız mübarek olsun, Allah bayrama eriştirsin!