Radyonun Gelişim Aşamaları

'Zaman Tüneli' forumunda Masal tarafından 6 Temmuz 2012 tarihinde açılan konu


  1. Radyonun Gelişimi Nasıl Olmuştur


    Radyonun Tarihi, Gelişimi


    Bir Alman fizikçi olan Heinrich Rudolf Hertz, 1888 yılında Maxwell’in elektromanyetik kuramıyla, titreşen elektrik yükünün ortaya çıkardığı radyasyon tezini birleştirir ve radyo dalgalarını keşfeder. Hertz’in 36 yıllık kısa yaşamına sığdırdığı buluşlar, lambalı radyoların ilk adımlarıdır. Hatta günümüzde radyo dalgalarının ölçüm birimi olarak onun adı, yani Hertz birimi kullanılmaktadır. Ardından David Hughes’un, sesleri elektromanyetik akıma dönüştürmeye yarayan mikrofonu bulması, radyo tarihinde önemli rol oynamıştır.

    [​IMG]

    Radyonun ortaya çıkışında son noktayı koyan kişi ise, bir İtalyan fizikçisi olan Guglielmo Marconi’dir. Marconi, kendinden önceki deneylerin belki de en önemli ve son adımını gerçekleştiren, kontrollü olarak radyo sinyalini göndermeyi başaran ilk bilim adamıdır. 1895 yılında, basit bir radyo vericisi ve alıcısıyla, çatı katındaki odasından bir kilometre uzaklıktaki tarlada bulunan erkek kardeşine bir sinyal yollamayı başarır. Radyo dalgalarının dünyanın çevresinde dolaşabileceğine inanan Marconi, 1901 yılında Atlas Okyanusu üzerinden radyo sinyalleri göndererek tüm dünyayı şaşırtır. İngiltere’den yolladığı radyo sinyali, 3520 kilometre uzaktaki Kanada’nın New Foundland bölgesinden alınır. Marconi’nin sistemini, kısa süre sonra, İtalyan ve İngiliz donanmaları kullanmaya başlar. Bu gelişmelerle Marconi, haberleşme sistemlerinin dünya çapındaki üreticisi olur ve büyük bir ticari başarı kazanır. 1937 yılında yaşama gözlerini yumarken, kendi servetinden çok daha önemli bir mirası, yani radyoyu uygarlık tarihine bırakmıştır.

    Marconi, en büyük atılımını İngiliz Donanması ve denizcilik sektörü ile yaptığı ticari anlaşmalarla gerçekleştirir. O dönemin koşulları düşünüldüğünde, denizcilik iletişim sistemleri açısından radyo iyi bir çözüm olarak ortaya çıkmıştır. Donanmaya ait gemilerin eşgüdümlü olarak manevra yapabilmeleri, anakaradan uzak seferlerde hareket kabiliyetleri için radyo, dönemin en avantajlı seçeneği olarak görülmüştür. Yine aynı şekilde, ticari denizcilik işletmelerinin de radyoya en az askeri gemiler kadar ihtiyacı vardır. Ticari açıdan en uygun yol olarak görünen Kuzey AtlantikKte bulunan ve dönemin denizcilerinin korkulu rüyası olan buzdağları, ayrıca sert hava koşulları, kablosuz iletişime olan talebi arttırmıştır. Bir anlamda, ulaşım teknolojisinin gelişmesi, iletişim araçlarındaki ilerlemeyi zorunlu kılmıştır. Tıpkı, demiryolu ağında gerçekleşen gelişmelere paralel olarak kablolu telgraf sistemine ihtiyaç duyulması gibi, bu kez kablosuz bir iletişim ortamı, yine farklı bir ulaşım aracıyla gelişme imkanı bulmuştur.

    Önceleri telsiz olarak adlandırılan radyonun bir kitle iletişim aracına dönüşmesi ise, halka radyo sinyalleri aracılığıyla iletiler gönderme düşüncesiyle başlar. Radyo alıcılarının satılması için radyo yayınlarının yapılması ve halkın ilgisini çekecek programların üretilmesi gerekmektedir. Bu noktada iki olgu öne çıkmaktadır. Bunlardan ilki, bir kitle yaratabilecek kadar çok radyo alıcısı üretmek ve bu radyoları tüketicilerin alabilmelerini sağlamaktır. İkincisi ise, radyo iletilerini düzenli ve sürekli bir biçime sokarak, radyo yayınları haline dönüştürebilmektir.

    [​IMG]

    Amerika Birleşik Devletleri’nde daha çok ticari radyoların gelişimi gözlenirken, bazı Avrupa ülkeleri ise radyonun ticari yapılanmasını sınırlayacak yaptırımlar uygulamıştır. Örneğin İngiltere’de BBC istasyonu, devlete bağlı bir özerk bir yapılanmada yayın yapmasına rağmen, demokrasiyi koruma ve kamu yararını gözetme amacıyla tam bağımsızlığı hedef edinmiştir. Günümüzde bağımsız ve tarafsız yayıncılığın örnek medya kuruluşu olarak BBC’nin gösterilmesinin nedeni, aslında bu kanalın radyo çağındaki genel tutumuna dayanır. Lüksemburg radyosu ise dönemin diğer radyolarına göre faklı bir çizgi yakalamıştır. Radyo yayınlarını önce vergi yoluyla finanse eden bu ülke, daha sonra reklama izin verildiğinde gizli reklamı yasaklayarak, sadece ücretli ilanlara izin vermiştir.

    Fransa ve Belçika’da ise kamusal ve özel radyo yayıncılığını bir araya getiren bir yasal düzenleme gerçekleştirilmiştir. Ticari olarak en hızlı büyüyen radyo sektörü Amerika Birleşik Devletlerinde gözlenmiştir. Bu ülkede, radyo istasyonları sadece sayısal olarak artmakla kalmamış, aynı zamanda radyo alıcılarının üretimi ve pazarlanmasında da önemli gelişmeler sergilenmiştir. Türkiye’de ise 90’lı yılların ortalarına kadar radyo ve televizyon yayını yapma hakkı sadece devlet tekelindedir. Ancak 1994 yılında gerçekleştirilen düzenlemelerle özel radyo ve televizyon yayıncılığı yasal bir konuma oturmuştur.