Radiohead

'Biyografi' forumunda Ezlem tarafından 4 Ocak 2009 tarihinde açılan konu


  1. Radiohead
    [​IMG]


    Radiohead, U2′nun önceki albümlerini şekillendiren, muazzam arena-rock türünden kendini soyutlayabilen birkaç az ve öz alternatif gruplardan biriydi 90′ların başlarında. Ama grup, bu destansı savruluşu benimseyip, bize acı ve uzaklaşmanın azaplı, buruk hikayelerini anlatmak için ters-yüz ettiler. Vokalist Thom Yorke’un acıyla bürünmüş lirikleri, solo ve virtiözitim olmadan grubun işleme üzerine kurulu 3-gitar birleşiminden hayata gözlerini açıyordu (My Bloody Valentine, Pink Floyd, R.E.M., Pixies gibi gruplardan esinlenerek). Radiohead’in kendi sound’unu bulması biraz zaman almıştı. 93′ debutları Pablo Honey, ki bu albüm sadece onların potansiyelinin göstergesiydi, albümünün bir şarkısı “Creep”, hiç beklenilmeyen uluslararası bir hit oldu, ötesinde şarkının acıyla yazılmış sözleri şarkıyı bir rock marşı yaptı. Çoğu kritikler Radiohead’i bir şarkı çıkışlı averaj gruplardan saydılar ama grubun ikinci albümü The Bends, ‘95 yılının başlarında kendi vatanları İngiltere’den müthiş eleştiriler alarak piyasaya sürüldü, ki bu olay Radiohead’in daha sabit bir fan kitlesi oluşturmasına yardımcı oldu. Gösterişli, umulmayan yerleşme gücüyle ve başarıyı arttırarak Radiohead ilerleyici ve elektronikle hafif renklendirilmiş bir başyapıt olup, 90′ların çok alkış almış albümlerinden OK Computer’i piyasaya sürdü.

    Thom Yorke (vokal, gitar), Ed O’Brien (gitar, vokal), Jonny Greenwood (gitar), Colin Greenwood (bass) ve Phil Selway (davul), Oxford’daki öğrenciler olarak kurdular Radiohead’i. Önceleri On A Friday olarak adlandırılan grup, ‘92′de The Drill Ep’sini piyasaya sürerek müzikal kariyerlerine başlamış oldular ‘90′ların başında. Akabinde, grup EMI/Capitol ile anlaşma yapıp, Nirvana ve R.E.M. karışımı olan ve gürültülü taşkınlıklara sahip olup, nakaratla parlayan “Creep” single’ını piyasaya sürdü. “Creep” fazlasıyla büyük bir hit oldu, fakat “Creep” ‘ten sonra gelen iki single’ları “Anyone Can Play Guitar” ve “Pop Is Dead” küçük bir gelişme kaydetti, o kadar ki İngiliz eleştirmenler dahi Radiohead’e sırtlarını döndüler. Pablo Honey, ki bu Radiohead’in debut albümü olur, ilkbahar 93′te çelişkili eleştirilerle piyasaya sürüldü. Grup, Avrupa’da destekleme konserlerine giriştiği zaman “Creep” birden Amerika’da büyük sükse yarattı, bununla birlikte MTV ve modern rock istasyonlarında fazlaca çalınmaya başlandı. Single’ın başarısının akabininde, Radiohead Amerika’yı Belly ve Tears for Fears’ın alt grubu olaraktan baya turladılar. Bu kadar teşhir Pablo Honey’in altın plak almasına yardımcı oldu ve Creep ‘93 sonunda Britanya’da yeniden piyasaya sürüldü. Bu sefer, single bir Top Ten hiti oldu ve grup ‘94 yazını dünyada konserler vererek geçirdi.

    Creep Radiohead’i başarıya götürmesine rağmen, bu başarı çok sayıda eleştirmeni grubun sadece bir şarkılıktan ibaret olabileceği yanılgısına düşürdü. Bu kadar düşündükten sonra bilinçlenen grup, 2. albümleri The Bends için John Leckie ile stüdyoya kapandılar. İlkbahar ‘95′teki piyasaya sürülüşünde, coşkun eleştirilerle karşılandı, bütün eleştirmenler daha derin ve olgun olan grup sound’una övgüler yağdırıyordu. Velhasıl, pozitif eleştiriler albüm satmıyordu, ki Radiohead Britanya’nın Brit-pop yazında duyulmakta güçlük çekti, artı Amerikan radyoları, akabinde MTV albümü görmezden gelmişti. Grup turnelerine R.E.M’in ünlü Monster turnesinde ön grup olarak yer almakla devam etti. Yılın sonunda, The Bends tutulmaya başladı, tabii ki bu sadece turnelerden dolayı değildi, mükemmel “Just” videosuna da bağlıydı. Albüm, Britanya’da epey yıl sonu best of listelerine girdi ve ‘96′nın başında British Top Ten’e girip, biraz da “Fake Plastic Trees” videosu sayesinde de Amerika’da altın plak almayı başardı.

    96′nın ilk yarısı boyunca, Radiohead o senenin güzünde yapacakları albüm Ok Computer için stüdyoya girmeden önce turnelere devam etti. Ok Computer yaz ‘97′de piyasaya sürüldü. Bağlı bir hayran kitlesi ve bir avuç dolusu coşkun kritik adamı albümün progressive-rock türünde, post-punk misali nefreti, tüyler ürpertici elektroniksel işlemesi ve sağlama alınmış söz yazarlılığının heybetli ve bağımsız olan bu karışımını derhal kucakladılar. Maharetli bir şekilde rock klasizmi ve fütürizmi arasında sendelemekte olan bir albüm olduğundan, yılın geri kalan kısmında bazen gereksiz fakat genelde popüler bir destek alan ve yüzyılın son iki yılında zaptedilemeyen tapınmanın ortasında kalan albüm, bütün bunlara rağmen satış grafiğinde altın plak statüsünün üstüne çıkamamıştı.
     



  2. Cevap: Radiohead

    Grubun 4. albümü stratejik anlamda bir albüm olarak bekleniyordu, bu zaten mükemmeliyetçi olan grubun önüne sayısız engel koyuyordu. Gergin, gürültülü ancak haz veren ve çığ gibi büyüyen tebrikler bir de İnternet’te mp3 formu olarak dağıtılan piyasa-öncesi çoğu şarkıların arasında grup, genellikle minimalist elektronika müzikal şeklini kullanarak cazibeli:”-abi bunlar da kafayı yedi” rotasını deniyorlardı şimdi de. Kid A olarak adlandırılmış olan albüm en sonunda Ekim 2000′de piyasaya sürüldü ve çoğu kritiği şaşırtarak Amerika albüm listelerine 1. sıradan giriş yaptı. Single çıkartmayan ve klasik turne aşamalarına dahil edilmeyen albüm “uzak ve radyo-karşıtı bir albüm gibi” çok farklı ve karışık yorumlarla karşılaştı, her nasılsa bir fan gözdesi oldu.

    Haziran 2001′de Radiohead, Kid A hazırlanırken yapılanan ve aynı müzikal materyale sahip olan Amnesiac’ı piyasaya sürdü. Çok satış yapacak bir albüm olmamasının pek bir götürüsünün olmayacağı konusunda açıklama yapan grup, ayrıca Amnesiac’ın çok ayrı ve açık bir konsepti olduğunun söylediler inatla. Pek “takılmayan” albüm yine şaşırtarak listelere Britanya’da 1. ve Amerika’da ise 2. sıradan giriş yaptı(yerini sağlama almış Staind’in arkasından) ki bu arada Kid A bir haftada 25.000 kopya sattı. Pyramid Song ve Knives Out Amnesiac’dan ayrıştırıldı ve ayrımın akabininde de bir dünya turu vardı. Bu arada 3. single için düşünülen I Might Be Wrong, düşüncenin geliştirilmiş hali olarak bir live “mini-albüm” şeklinde Kasım 2001′de piyasaya sürüldü. 13 ayda 3. piyasaya sürüşünü yapan grup, son mini-albüm için şarkıları Avrupa’da dört farklı mekanda yapılan şovlardan topladı ve bonus olarak “True Love Waits” adında piyasaya sürülmemiş bir şarkı daha içerdi. Amnesiac albümünden sonra kusursuz olarak Hail To the Thief albümü onu takip etti. Bu albüm nispeten daha anlaşılır bir yapıya sahipti ve Amerika’da popüler müzik listesinde 3.lüğe yükselmişti. 2005′in başlarında ara sırada olsa yapılan kayıt işlerine devam edildi fakat Temmuz 2006′da piyasaya çıkarılması beklenen 7. albüm olmadı. Bu arada Thom Yorke tarafından hazırlanan solo albüm The Eraser ‘da Ağustos 2006 yılında piyasaya sürüldü.

    1 Ekim 2007′de 7. stüdyo albümleri In Rainbows’u bitirdiklerini ve 10 gün içerisinde bir problem olmazsa piyasaya çıkaracaklarını duyurdular. Emi ile olan sözleşmeleri bittiğinden ve başka bir plak şirketiylede henüz anlaşmadıklarından dolayı kısa bir süreliğine In Rainbows’da yer alacak olan parçaları insanların istedikleri fiyatı ödeyerek download edebileceği bir sistemle Mp3 olarak internet üzerinden yayınladılar. Daha sonra grup XL Recordings ile anlaşarak, 31 Aralık 2007 itibariyle yeni albümü piyasaya cd ve kaset olarak sürdü.