Rabıta Ve Zikr Nedir? Nasıl Yapılır?

Konusu 'İslami Bilgiler' forumundadır ve By RiZeLi tarafından 11 Mayıs 2010 başlatılmıştır.

  1. By RiZeLi Üye

    Rabıta Ve Zikr Nedir? Nasıl Yapılır?



    Rabıtanın aslı sevgi bağıdır. Rabıta gönüldeki sevgidir. İnsanın sevdiği bir kişiyi hatırlamasıdır, şekil ve tasvir rabıtada önemli değildir. Rabıtadan kasıt ruhi beraberliktir, kalble olan hatırlamadır. Şekil ve tasvir rabıtada insanı günaha hatta şirke kadar götürür. Kalbte ise şekil mevzubahis değildir. Nasıl ki Peygamber (SAV) efendimizi resimle , tasvirle hatırımıza getirmiyoruz, ama ruhen hatırlayıp seviyoruz , rabıta da böyledir

    Rabıta ile ilgili Necip Fâzıl merhumun güzel bir kitabı vardır. Hâlid-i Bağdâdî Efendimiz'in Rabıta Risalesi’nden faydalanarak, kendisi de bir takım görgülerini katarak yazmış. Onu okumanızı tavsiye ederim.

    Allah-u Teâlâ Hazretleri, ( ve kûnû maas sâdıkîn ) ''Sadık kullarımla beraber olun!'' buyuruyor. Yâni ''Onlar gibi olun, onların yanında olun, onların cephesinde olun, onların gittiği yolda, onların safında bulunun!'' mânâsına geliyor. Onun mânevi tatbikatı, mânevi bakımdan beraber olmak, böyle rabıta ile sağlanıyor.

    İnsanın hocasıyla beraber olması, vaazını dinlemesi, nasihatını dinlemesi, dinini ondan öğrenmesi lâzım!.. Bu her zaman mümkün olmuyor. Hem insanlar muhtelif yerlerde oturuyorlar, uzak diyarlara gitmiş oluyorlar. Hem de, günün bir kısmının istirahatle geçmesi gerekiyor. Günün her saatinde insanın hizmette olması kolay olmuyor. O bakımdan rabıta yapılıyor.

    Rabıta yapıldığı zaman, mürid şeyhinin huzurunda olmuş oluyor. Onu denetleyeci olarak da düşünebilir. Sevdiği bir kimse olarak, hocası olarak onu karşısında hayal edecek, zikri beraber yatığını düşünecek.

    Rabıtanın şirk olmasının hiçbir aslı, esası, dayanağı yoktur. Çünkü, insanın gözünü kapatması serbesttir. Gözünü kapattığı zaman sevdiği bir insanı düşünmesi serbesttir. Bunun şirkle hiçbir ilgisi yoktur. Onlar her halde tasavvufu bilmiyorlar veya rabıtayı bilmiyorlar, böyle bir görüşe saplanıyorlar. Ya da ibn-i Teymiyye'ni filân kitaplarını iyi okumuyorlar.

    Ben şöyle onların kitaplarını ve o kitaplardan alınan özetleri okuyunca, baktım o da bizim gibi düşünüyor. Tasavvufa saygılı, bu gibi pekçok konuda oldukça güzel ifadeleri var... Demek ki yarım bilgili olan insanlar, meseleyi anlamadıkları için yalan yanlış konuşuyorlar.

    Şirk Allah'a ortak koşmak demektir. Allah'a ortak koşmakla ilgili herhangi bir şey burda olmadığı için, öyle bir husus yoktur. İnsanın sevdiği bir kimseyle beraber olmak istemesi, beraberliğini düşünmesi şirk değildir.

    Birçok mânevî faydaları var... Feyz almak bakımından, insanın yetişmesi bakımından fevkâlade önemli...

    Râmûzül Ehâdis'te bir hadis-i şerif var; Peygamber Efendimiz buyuruyor ki : ''Bir geniş arazide, çölde giderken hayvanınız ürktü, kaçtı. Yardım edecek bir kimse de yok... Çölde uçsuz bucaksız dağların, kum tepelerinin arasında kayboldu. Bulmanız mümkün değil... Kaldınız çaresiz... Sular orda, yiyecek orda... Kumların üstünde bata çıka sizin yürümeniz mümkün değil... Yandınız, mahvoldunuz. Böyle bir durumla karşılaştınız. Ne yapacaksınız?..
    - Deyiniz ki : ''(Yâ ricâlalah!) Ey Allah'ın erleri, Allah'ın ricâli!.. '(eğîsûnî) Bana yardım edin! (eînûnî) Bana yardımcı olun, benim imdadıma yetişin!'' diye böyle söyleyin! Çünkü Allah'ın sizin görmediğiniz maddi mânevî erleri olur. Evliyâullahı olur; onlar imdada yetişirler.'' diye Peygamber Efendimiz tavsiye ediyor.

    Onun için, Peygamber Efendimiz böyle deyin dediğin göre, Allah'ın evliyâsına da böyle selâhiyet verildiğine göre; hani ondan yardım istese bile, yine bir mahzuru yoktur. Çünkü, mahzuru olsaydı, Peygamber Efendimiz tavsiye etmezdi. Onun için bu şirk lafı taassubdan kaynaklanıyor.

    Bir takım insanlar tasavvufa düşman olmuşlar. Bu tasavvuf düşmanlığını İngilizler körüklemiş. Meselâ geçtiğimiz asırda, İngilizler Osmanlı'yla çeşitli cephelerde harb ederken, iki büyük tehlike tesbit etmişler:

    1-) Hac

    2-) Tasavvuf, tarikatlar
    Neden?.. Hacca gittiği zaman müslümanlar, dünyanın dört bir yerinden gelip, bir yerde toplanıyorlar.''İngilizler falanca yerde şöyle yaptı, böyle yaptı, ona karşı şöyle tedbir alalım, böyle tedbir alalım!..'' diyorlar. Ondan dolayı İngilizlerin başarısı veya gayrimüslimlerin, İslâm'a suikast için çalışanların oyunları bozulmuş oluyor. Onun için hacca düşmanlar...

    O zamanda başlamışlar, hac mevsimi geldiğinde haccı engellemeye... İşte, ''Salgın hastalık var!'' filân diye yalan dolan haberler yaymaya... Bu, yakın zamanlara kadar devam etti. Sonra birden salgın hastalıklar filân hepsi kalktı. Yalanmış demek ki...
    Yâni, hac mevsiminde ilk önce ''Bir salgın hastalık var!'' diyorlardır. ''Gidersen, ölürsün!'' diyorlardı. Hastaneye havale ediyorlardı, seyahat hürriyetini tehdit ediyorlardı. Doktorların keyfine kalıyordu. Rapor vermeyince, adam burda kahrından ölüyordu. Saçma sapan şeyler... Şimdi bak hiç bir şey olmuyor. Elhamdülillâh... Yalanları ortaya çıktı.

    Bir de bu tarikatlardan, tasavvuftan, has müslüman yetiştiği için çok korkmuşlar. Meselâ, Hâlâ Orta Asya'da, Türkistan'da, Rus diyarlarında bozulmadan duran insanlar, bu tarikat sayesinde, tasavvuf sayesinde korunabilmişler, Rus baskılarının karşısında durabilmişler.'' diyorlar.

    Ayrıca bir de hilâfet meselesinden çok korkuyorlardı. Müslümanların halifesi olursa ödleri patlar. Neden?.. O zaman, ''Azerbaycan’da Ruslar saldırmış, ona karşı tedbir alın!.. Bulgaristan da Bulgarlar şöyle yapmış, buna karşı tedbir alın!..'' dediği zaman, tüm Ümmet-i Muhammed ayağa kalkacağından, böyle bir merkeze bağlılığı istememişti. Halbuki, onu kurmak her müslümanın boynuna vacip!.. Çok önemli bir şey!.. Çünkü dağınık olduğun zaman, düşman tek tek yakalayıp mahvediyor. Kuzucukları birer birer kurtlar parçalıyor.
    O bakımdan böyle şeyler olduğundan, bir tasavvuf düşmanlığı almış gitmiş. Suud'da korkunç bir tasavvuf düşmanlığı var... İran'da kendine göre bir acaib tasavvuf düşmanlığı var... Radikal müslüman dediğimiz, yeni müslüman kardeşlerde bir tasavvuf düşmanlığı var...

    Kur'an-ı Kerim'de zikir emri var... Seksen doksan yerde Allah-u Teâlâ Hazretler zikri emrediyor. Nefsi terbiye etmek, tezkiye etmek vazifesi Kur'an-ı Kerim'de var:

    (Kad eflaha men zekkâhâ. Ve kad hâbe men dessâhâ.) ''Nefsini terbiye eden kimse kurtulmuş, onu fenâlıklara gömen kimse de ziyana uğramıştır.'' Ahlâkı güzelleştirme emri Kur'an-ı Kerim'de var... Nefsin oyunlarına karşı tedbir almak, şeytanla mücadele etmek meselesi var... Tasavvufun tüm konuları Kur'an-ı Kerim'in emirlerinden çıkmış, hepsi Kur'an-ı Kerim'de var... Sen bunları nasıl inkan edersin, zikri nasıl inkâr edersin?.. İslâm'ı bilip tasavvufu inkâr etmek mümkün değil... Ama cahiller tutturmuşlar, öyle gidiyorlar.

    Biz de bunların yanlışlığını belirtmek için mecmualarımızda en alim kimselerle röportajlar yaptırıp yayınlıyoruz. Büyük mezheb imamları tasavvuf hakkında ne demişler, onların sözlerin yazıyoruz. İmam-ı Azam böyle buyurmuş, İmam Şafîî böyle buyurmuş, İmam Mâlik böyle buyurmuş, Ahmed ibn-i Hanbel böyle buyurmuş... Şu zâtı medhetmiş, bu şeyhe bağlanmış filân diye onları yazıyoruz ki, millet bu oyunun tesiri altında kalmasın diye...

    Resime rabıta olmaz, uygun değil!.. Pis suyla abdest alınır mı?.. Resmin ancak bir takım meşrû sebeplerle müsaadesi var... Sen onu meşrû sebepler için kullanabilirsin. Pasaport çıkacak, tapuda lâzım, bilmem nerede lâzım; orda kullanabilirsin. Onun dışında öyle resimle rabıta yapmak bid'attir, uygun değildir. tarikatta bid'attadır, böyle bir şey olmaz!.. O hocasına, usûlüne uygun olarak rabıta edecek, resimle yapmayacak!..

    Alıntıdır.


Benzer konu başlıkları: Rabıta Zikr
Forum Başlık Tarih
İslami Bilgiler Rabıta yapmak şirk midir ? 27 Aralık 2011
İslam Tarihi Rabıta nedir ? nasıl yapılır 11 Aralık 2011
İslami Bilgiler Rabıta Yapmanın Faydaları 9 Aralık 2011
İslami Bilgiler Rabıta Yapmanın Faydaları 7 Aralık 2011
Sorularla İslamiyet Rabıta Nedir.? 23 Kasım 2010